(AİHS. m. 5, 34, 35, 41) (5271 S. K. m. 100, 141, 142) (LABITA - İTALYA DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (KÜRÜM - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 53214/09)
KARAR
STRASBOURG
28 Mayıs 2013
Bu karar kesinleşmiş olup sekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Yaşar Eriş v. Türkiye davasında,
Başkan
Peer Lorenzen,
Yargıçlar
Andras Sajo,
Nebojsa Vucinic,
ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Elens-Passosun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) gerçekleştirdiği kapalı müzakereler neticesinde 7 Mayıs 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no. 53214/09) dava, Türk vatandaşı Yaşar Eriş (Başvuran ) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 28 Eylül 2009 tarihinde 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, İstanbulda görev yapan Avukat Kırdök tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 6 Eylül 2010 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1971 doğumludur.
5. Başvuran, 3 Nisan 2001 tarihinde, yasadışı bir örgüt olan TKP/MLye karşı yürütülen operasyon çerçevesinde yakalanmıştır. Başvuran, 9 Nisan 2001 tarihinde tutuklanmıştır.
6. Başvuran, 11 Nisan 2001 tarihinde, yasadışı bir örgüt mensubu olma iddiasıyla suçlanmış ve yargılanması İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde başlamıştır. 2004 yılında Devlet Güvenlik Mahkemesinin kapatılmasının ardından, başvuranın davası bu ilin Özel Ağır Ceza Mahkemesinde (Özel Ağır Ceza Mahkemesi) görülmüştür.
7. Yargılama boyunca, mevcut mahkemeler önünde gerçekleşen duruşmalar sonucunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi ile Özel Ağır Ceza Mahkemesi, atılı suçun niteliği ile delil durumunu dikkate alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Yeni CMKnın yürürlüğe girmesinden itibaren, Özel Ağır Ceza Mahkemesi de atılı suça ilişkin kuvvetli suç şüphesinin bulunması ile Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 100. maddesinin 3. fıkrası tarafından öngörülen bir suçla ilgili olmasına dayanmıştır.
8. Başvuran, 6 Nisan 2011 tarihinde, en fazla maruz kalınacak tutukluluk süresini düzenleyen CMK nın 102.maddesi uyarınca serbest bırakılmıştır.
9. Özel Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Kasım 2011 tarihinde, başvuranı atılı suçu işlediği gerekçesiyle müebbet hapse mahkûm etmiştir.
10. Taraflarca toplanan son bilgilere göre, dava, Yargıtay önünde halen derdesttir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
11. İlgili iç hukuk ve uygulaması için, bkz. Altınok v. Türkiye davası no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 3. VE 5. FIKRALARININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası
12. Başvuran, tutukluluk süresinden şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürmektedir. Bu maddenin ilgili bölümleri şu şekildedir:
3. İşbu maddenin 1c) fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkes (
) makul bir süre içinde yargılanma (
) hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
13. AİHM, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi bağlamında bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığı ve öte yandan herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığı sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla bu şikayet, kabul edilebilir olarak ilan edilmelidir.
14. AİHM, somut olayda, öncelikle ulusal yargı organlarının, sanığın tutukluluk süresinin makul sınırı aşmamasına özen göstermekle yükümlü olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, yargı organları, masumiyet karinesini göz önünde bulundurarak, kişi özgürlüğü kuralına karşı gelmeyi haklı gösteren gerçek bir kamu yararının bulunup bulunmadığına dair bütün koşulları incelemeli ve tahliye taleplerini reddettikleri kararlarda, bu hususları dikkate almalıdırlar. Öncelikle söz konusu kararlarda yer alan gerekçelere ve başvurularında ilgililer tarafından belirtilen, tartışma götürmeyen olay ve olgulara dayanarak, AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edilip edilmediğini tespit etmelidir (Assenov ve diğerleri v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 154, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-VIII). Yakalanan kişinin suç işlediğine kanaat getirmek için inandırıcı nedenlerin mevcudiyetinin devam etmesi, tutukluluğun devamının meşruluğu için (sine qua non) olmazsa olmaz koşuldur. Ancak belirli bir süre sonra bu yeterli olmamaktadır. AİHM, bu hususta, adli yargı organları tarafından sunulan diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye devam edip-etmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler uygun ve yeterli olduğu takdirde, AİHM, yetkili ulusal makamların yargılama aşamasında özel bir ihtimam gösterip göstermediğini de tespit etmelidir (Labita v. İtalya (BD), n° 26772/95, § 153, AİHM 2000-IV).
15. Somut olayda, değerlendirilecek süre 3 Nisan 2001 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başlamış ve 6 Nisan 2011 tarihinde tahliye edilmesiyle sona ermiştir. Dolayısıyla, söz konusu süre on yıl sürmüştür.
16. AİHM, benzer durumları daha önce incelediğini ve birçok kez Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine hükmettiğini hatırlatmaktadır (bkz. diğer birçok karar arasından, Dereci v. Türkiye, no. 77845/01, §§ 34-41, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu v. Türkiye, no. 25324/02, §§ 18-24, 2 Şubat 2006). AİHM bu davada ulusal makamların karşılaştıkları zorlukları göz önünde tutarak, yerleşik içtihadı ışığında somut olayda da aynı karara varmaktadır.
17. Dolayısıyla, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası ihlal edilmiştir.
B. Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrası
18. Başvuran, tazminat elde edebileceği etkin bir hukuk yolundan yararlanamadığından şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu madde şu şekildedir:
Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır."
19. AİHM, bu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi bağlamında dayanaktan yoksun değildir ve öte yandan herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla bu şikayet, kabul edilebilir olarak ilan edilmelidir.
20. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. fıkralarına aykırı koşullarda gerçekleşen özgürlükten yoksun bırakılma durumuna ilişkin tazminat talep edilebildiği takdirde bu maddenin 5. fıkrasına riayet edilebileceğini hatırlatmaktadır (Wassink v. Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185-A). Bu maddenin 5. fıkrasında belirtilen tazminat hakkı, ulusal bir makam veya AİHM tarafından, aynı maddenin müteakip fıkralardan birinin ihlal edildiğinin tespit edilmesini gerektirmektedir (N.C v. İtalya (BD), no. 24952/94, § 49, AİHM 2002-X).
21. AİHM, somut olayda, tutuklulukta makul sürenin aşılması nedeniyle Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Başvuranın maruz kaldığı zarar için tazminat talep etme imkanına sahip olup olmadığını tespit etmek gerekmektedir.
22. AİHM, CMKnın 141. maddesi uyarınca tutuklu olarak yargılanan ve makul süre içinde hakkında bir karar verilmeyen yargılanabilir bir kişiye yetkili mahkemeye tazminat talebiyle başvurma imkanı verildiğini gözlemlemektedir. Ancak AİHM CMKnın 142. maddesinin yargılanabilir kişiye, aleyhine açılan dava boyunca böyle bir hukuk yoluna başvurma imkanı vermektedir; zira ulusal düzeyde tazminata ilişkin başvuru yolu ancak nihai kararın elde edilmesinden sonra kabul edilebilir olmaktadır (bkz. Kürüm v. Türkiye, no. 56493/07, § 20, 26 Ocak 2010).
23. Somut olayda, dava ulusal mahkemelerde halen derdest olduğundan (yukarıdaki 10. paragraf) AİHM, başvuranın CMKnın 141. maddesi ile bunu izleyen maddelerince öngörülen başvuru yapma imkanına sahip olmadığını ve bununla birlikte başvuranın daha önce de Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına aykırı olarak tutuklandığını tespit etmektedir.
24. Dolayısıyla AİHM, CMK tarafından öngörülen başvuru yolunun, yasaya aykırı tutukluluk için tazminat hakkının gereklerini yerine getirmediğini değerlendirmektedir. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiği sonucu varmaktadır.
II SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
25. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyet uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
26. AİHM, başvuranın tanınan süre içerisinde adil tazmin talebi sunmadığını dikkate almaktadır. Dolayısıyla AİHM, bu bağlamda bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 28 Mayıs 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy