(AİHS m. 3, 5, 6, 7, 13, 35, 41) (5271 S. K. m. 100) (765 S. K. m. 125) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 54625/09)
KARAR
STRAZBURG
31 Temmuz 2012
Bu karar kesinleşmiştir. Sadece şeklen düzeltmelere tabi olabilir.
Durmuş ve Tanşancık v. Türkiye davasında,
Başkan,
Dragoljub Popovic,
Yargıçlar
András Sajó,
Paulo Pinto de Albuquerque
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Françoise Elens-Passosun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) gerçekleştirdiği kapalı müzakereler neticesinde 10 Temmuz 2012 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no. 54625/09) davada, T.C. vatandaşları Nihat Durmuş ve Azmi Tanşancık (Başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca 23 Eylül 2004 tarihinde yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
1. Başvuran, Diyarbakırda görev yapan Avukat S. Yurtdaş tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir
3. AİHM, 29 Kasım 2010 tarihinde başvuruyu Hükümete iletmiş ve herhangi bir görüşe ihtiyaç duyulmadığını belirtmiştir. Ancak, AİHM, Hükümete şayet isterse görüşlerini sunabileceğini belirtmiştir. Hükümet, herhangi bir görüş sunmamıştır.
OLAYLAR VE OLGULAR
4. Başvuranlar, sırayla 1971 ve 1975 doğumludurlar.
5. Başvuranlar, 12 Kasım 1999 tarihinde, güvenlik güçleriyle girdikleri silahlı çatışma sonucu yakalanmışlardır.
6. Başvuranlar, sırasıyla 17 Kasım 1999 ve 23 Kasım 1999 tarihlerinde tutuklanmışlardır.
7. Başvuranların aleyhlerine, 2000 yılında silahlı yasadışı bir örgüt adına eylemde bulunmaktan dolayı haklarında ceza davası açılmıştır.
8. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Eylül 2009 tarihinde, 51. duruşması sırasında başvuranların tahliye taleplerini reddetmiş ve haklarındaki suçlama ile ilgili atılı suça ilişkin kuvvetli suç şüphelerinin var olduğu ve söz konusu suçlamaların Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 100. maddesinin 3. paragrafı kapsamına (Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar) girmesi nedeniyle tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
9. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Ekim 2009 tarihli bir kararla, başvuranları bölücü faaliyetlerden suçlu bularak eski Türk Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca ömür boyu ağır hapis cezasına mahkûm etmiştir.
10. Dosyadaki delillerden, bu kararın alındığı gün itibarıyla, ceza davasının halen Yargıtayda derdest olduğu görülmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK İLE İLGİLİ OLARAK
A. Sözleşmenin 3. maddesinden alınan şikâyet ile ilgili olarak
11. Başvuranlar, gözaltı sırasında Sözleşmenin 3. maddesine aykırı biçimde kötü muameleye maruz kaldıklarından şikâyet etmektedirler.
12. AİHM, başvuranların tüm iç hukuk yollarını tükettiği ve altı ay süre kuralını yerine getirdikleri varsayılsa dahi, bu şikâyetin aşağıdaki gerekçelerden dolayı dayanaksız olduğunu değerlendirmektedir.
13. AİHM, öncelikle Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak kötü muamele iddiaları ile ilgili her türlü kuvvetli şüphenin ötesinde delil bulunması kriterini benimsediğini, bu nedenle bu tür iddiaların uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini, bu delillerin kuvvetli, net ve uyumlu bir manzume teşkil etmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Dikme v. Türkiye, no. 20869/92, par. 73, AİHM 2000-VIII).
14. AİHM, mevcut davada başvuranların iddialarını delille desteklemeksizin ya da prima facie bir delil sunmaksızın çok genel şekillendirdiklerini saptamaktadır. Bu yüzden AUHMnin önünde, başvuranlara karşı Sözleşmenin 3. maddesine aykırı biçimde kötü muamelede bulunulduğu konusunda kuvvetli şüphe doğuracak hiçbir delil bulunmamaktadır.
15. Dolayısıyla, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmiştir.
B. Gözaltı süresine ilişkin şikâyet ile ilgili olarak
16. Başvuranlar, Sözleşmenin herhangi bir maddesine atıfta bulunmaksızın, gözaltı sürelerinden şikâyet etmektedirler. AİHM, bu şikâyeti Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafı açısından inceleyecektir.
17. AİHM, somut olayda başvuranların gözaltı sürelerinin 17 ve 23 Kasım 1999 tarihlerinde, yani bu başvurunun sunulmasından altı aydan fazla bir süre önce son bulduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyetin sunulmasında geç kalınmıştır. Sonuç olarak, bu şikâyet Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmiştir.
C. Sözleşmenin 7 ve 13. maddelerinden alınan şikâyetler ile ilgili olarak
18. Başvuranlar, genel olarak Sözleşmenin 7. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini savunmaktadırlar.
19. AİHM, elindeki tüm deliller ışığında, Sözleşmenin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklerin hiçbir şekilde ihlal edilmediğini tespit etmiştir; dolayısıyla bu şikâyetler açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmiştir.
D. Diğer şikâyetler ile ilgili olarak
20. AİHM, geriye kalan şikâyetlerin Sözleşmenin 35. maddesi 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabul edilemezlik nedeni görmediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun geri kalan kısmı kabul edilebilir ilan edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI İLE İLGİLİ OLARAK
21. Başvuranlar, Sözleşmenin 5. maddesine atıfla, tutukluluk sürelerinden şikâyet etmektedirler.
22. AHM, başvuranların toplam tutukluluk sürelerinin yaklaşık dokuz yıl on bir ay on beş gün olduğunu kaydetmektedir. AİHM, benzer durumları daha önce incelediğini ve birçok kez Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlaline hükmettiğini hatırlatmaktadır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Dereci v. Türkiye, no. 77845/01, par. 34-41, 24 Mayıs 2005, Taciroğlu v. Türkiye, no. 25324/02, par. 18-24, 2 Şubat 2006). AHM bu davada ulusal makamların karşılaştıkları zorlukları göz önünde tutmakla birlikte, yerleşik içtihadı ışığında somut olayda da aynı karara varmaktadır. Dolayısıyla Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafı ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLALİ EDİLDİĞİ İDDİASI İLE İLGİLİ OLARAK
23. Başvuranlar, davada makul süre ilkesinin göz ardı edildiğini iddia etmektedirler.
24. AİHM, değerlendirmeye konu sürenin 12 Kasım 1999 tarihinde başladığını ve dosyadaki bilgilere göre halen derdest olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla söz konusu dava, iki yargı aşamasında, bu karar alındığı gün itibarıyla on iki yıl beş aydan fazla sürmüştür.
25. AİHM, bir dava ile ilgili makul sürenin davanın koşullarına ve AİHMnin yerleşik içtihadı bağlamında, özellikle davanın karmaşıklığına, başvuranın ve yetkili makamların tutum ve davranışına göre değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Pélissier ve Sassi v. Fransa (BD), no. 25444/94, par. 67, AİHM 1999-II).
26. AİHM, bu davada konu edilenlere benzer sorunlara ilişkin pek çok davaya bakmış ve Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir (bkz. Daneshpayeh v. Türkiye, no. 21086/04, 16 Temmuz 2009).
27. AİHM, eldeki bütün deliller ve konuya ilişkin içtihadı ışığında, ihtilaf konusu dava süresinin aşırı olduğunu ve makul süre gerekliliğine uygun olmadığını değerlendirmektedir.
28. Dolayısıyla, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmiştir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI KONUSUNDA
29. Sözleşmenin 41. maddesine göre:
«AİHM işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder. »
30. Başvuranlar, hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamışlardır. Dolayısıyla, AİHM kendilerine bu bağlamda herhangi bir ödeme yapılmasına gerek olmadığını değerlendirmektedir. Ancak AİHM, mevcut davanın özel koşulları kapsamında sorumlu devletin adaletin hakkıyla yerine getirilmesini de gözeterek davanın ivedilikle sonlandırılması için gerekli tüm tedbirleri alması gerektiği kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, tutukluluk ve dava süresine ilişkin şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğuna, geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 31 Temmuz 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy