(AİHS. m. 5, 34, 35, 41) (5271 S. K. m. 141, 142) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (KÜRÜM - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 58231/09)
KARAR
STRAZBURG
24 Eylül 2013
İşbu karar nihaidir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
İsmail Yılmaz / Türkiye davasında,
Başkan
Dragoljub Popovic,
Yargıçlar
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller
ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Atilla Nalbantın katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi) heyeti yapılan müzakereler sonrasında 3 Eylül 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (58231/09) başvuru numaralı dava, Türk vatandaşı İsmail Yılmazın (başvuran) 24 Ekim 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, İstanbulda görev yapan avukatlar H. Karakuş ile G. Altay tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuru, 12 Nisan 2010 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1954 doğumlu olup, Tekirdağ Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
5. Başvuran 28 Aralık 2004 tarihinde, aşırı sol yasadışı bir örgüte karşı yürütülen operasyonlar çerçevesinde yakalanarak gözaltına alınmıştır.
6. Başvuran 1 Ocak 2005 tarihinde tutuklanmıştır.
7. Cumhuriyet savcısı 24 Mart 2005 tarihinde düzenlenen iddianame ile başvuranı yasadışı örgüt üyesi olmakla suçlamıştır.
8. 10. Ağır Ceza Mahkemesi 4 Ekim 2005 tarihinde 14. Ağır Ceza Mahkemesi lehine görevsiz olduğunu açıklamıştır. Dava, bu mahkemede görülmeye devam etmiştir.
9. Yargılama boyunca, başvuranın tutukluluğu hakkında karar vermekle görevli hakimler, atılı suçun türü ve niteliği, kaçma riski, öngörülen cezayı ve ilgili hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanarak bu tedbirin uzatılmasına karar vermişlerdir.
10. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Kasım 2011 tarihinde, başvuranı müebbet hapis cezasına mahkum etmiştir.
11. Yargılama 7 Ocak 2013 tarihinde halen Yargıtayda derdestti.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
12. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması için, Altınok / Türkiye davasına (No. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011) bakınız
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 3. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, tutukluluk süresinden şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürmektedir. Bu maddenin ilgili bölümleri şu şekildedir:
3. İşbu maddenin 1c) fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkes (
) makul bir süre içinde yargılanma (
) hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
14. AİHM, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi bağlamında bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığı ve öte yandan herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığı sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla bu şikayet, kabul edilebilir olarak ilan edilmelidir.
15. AİHM, somut olayda, öncelikle ulusal yargı organlarının, sanığın tutukluluk süresinin makul sınırı aşmamasına özen göstermekle yükümlü olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, yargı organları, masumiyet karinesini göz önünde bulundurarak, kişi özgürlüğü kuralına karşı gelmeyi haklı gösteren gerçek bir kamu yararının bulunup bulunmadığına dair bütün koşulları incelemeli ve tahliye taleplerini reddettikleri kararlarda, bu hususları dikkate almalıdırlar. Öncelikle söz konusu kararlarda yer alan gerekçelere ve başvurularında ilgililer tarafından belirtilen, tartışma götürmeyen olay ve olgulara dayanarak, AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edilip edilmediğini tespit etmelidir (Assenov ve diğerleri / Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 154, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-VIII). Yakalanan kişinin suç işlediğine kanaat getirmek için inandırıcı nedenlerin mevcudiyetinin devam etmesi,
tutukluluğun devamının meşruluğu için olmazsa olmaz (sine qua non) koşuldur. Ancak belirli bir süre sonra bu yeterli olmamaktadır. AİHM, bu hususta, adli yargı organları tarafından sunulan diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye devam edip-etmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler uygun ve yeterli olduğu takdirde, AİHM, yetkili ulusal makamların yargılama aşamasında özel bir ihtimam gösterip göstermediğini de tespit etmelidir (Labita / İtalya (BD), No. 26772/95, § 153, AİHM 2000-IV).
16. Somut olayda, değerlendirilecek süre 3 Nisan 2001 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başlamış ve 6 Nisan 2011 tarihinde tahliye edilmesiyle sona ermiştir. Dolayısıyla, söz konusu süre on yıl sürmüştür.
17. AİHM, benzer durumları daha önce incelediğini ve birçok kez Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine hükmettiğini hatırlatmaktadır (bkz. diğer birçok karar arasından, Dereci / Türkiye, No. 77845/01, §§ 34-41, 24 Mayıs 2005, ve Taciroğlu / Türkiye, No. 25324/02, §§ 18-24, 2 Şubat 2006). AİHM bu davada ulusal makamların karşılaştıkları zorlukları göz önünde tutarak, yerleşik içtihadı ışığında somut olayda da aynı karara varmaktadır.
18. Dolayısıyla, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
19. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanarak, Ağır Ceza Mahkemesinin, tutukluluk sorununun resen incelenmesi sırasında ve ayrıca başvuranın tahliye taleplerinin de incelenmesi sırasında duruşma yapılmamasından şikayet etmektedir.
20. Tutukluluğun resen incelenmesi sırasında duruşma yapılmaması bağlamındaki şikayetle ilgili olarak, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası bakımından, ex offıco kabul edilen ve tutukluluğun uzatılmasıyla ilgili verilen kararlar hakkında karar bildirme görevi AİHMe ait değildir (Bk. Altınok, yukarıda anılan, § 40). Dolayısyla, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası somut olayda uygulanamaz.
21. Şikayetin bu kısmı Sözleşme hükümleriyle, 35. maddenin 3. fıkrası anlamında, ratione materiae bakımından uyumsuz olup, 35. maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
22. Bununla birlikte, başvuran, Ağır Ceza Mahkemesinin, tahliye taleplerini incelemesi sırasında duruşma düzenlemediğinden şikayet etmektedir. Ancak, AİHM, dava dosyasında, davanın esası hakkında düzenlenen duruşmalar boyunca başvuran tarafından sunulan belgeler dışında, kendisi tarafından dile getirilen tahliye talebine ilişkin herhangi bir belge yer almadığını saptamaktadır.
23. Bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarında reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 5. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuran, tazminat elde edebileceği etkin bir hukuk yolundan yararlanamadığından şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu madde şu şekildedir:
Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır."
25. AİHM, bu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi bağlamında dayanaktan yoksun değildir ve öte yandan herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla bu şikayet, kabul edilebilir olarak ilan edilmelidir.
26. Bu maddenin 5. fıkrasında belirtilen tazminat hakkı, ulusal bir makam veya AİHM tarafından, aynı maddenin müteakip fıkralardan birinin ihlal edildiğinin tespit edilmesini gerektirmektedir (N.C / İtalya (BD), No. 24952/94, § 49, AİHM 2002-X). AİHM, somut olayda, tutuklulukta makul sürenin aşılması nedeniyle Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Başvuranın maruz kaldığı zarar için tazminat talep etme imkanına sahip olup olmadığını tespit etmek gerekmektedir.
27. AİHM, Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesi uyarınca tutuklu olarak yargılanan ve makul süre içinde hakkında bir karar verilmeyen yargılanabilir bir kişiye yetkili mahkemeye tazminat talebiyle başvurma imkanı verildiğini gözlemlemektedir. Ancak AİHM, Ceza Muhakemesi Kanununun 142. maddesinin yargılanabilir kişiye, aleyhine açılan dava boyunca böyle bir hukuk yoluna başvurma imkanı vermektedir;
zira ulusal düzeyde tazminata ilişkin başvuru yolu ancak nihai kararın elde edilmesinden sonra kabul edilebilir olmaktadır (bkz. Kürüm / Türkiye, No. 56493/07, § 20, 26 Ocak 2010). Somut olayda, dava ulusal mahkemelerde halen derdest olduğundan, başvuranın şimdilik söz konusu hukuk yolunu kullanma imkanı bulunmamaktadır (Bk. Altınok, yukarıda anılan, § 68)
28. Dolayısıyla AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiği sonucu varmaktadır.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
29. Sözleşmenin 41. maddesi şu şekildedir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyet uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
30. Başvuran, uğradığı manevi zarar için 30 000 Avro (EUR) talep etmektedir.
31. Hükümet, bu meblağa itiraz etmektedir.
32. Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, manevi tazminat olarak 9 100 EUR ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
B. Masraf ve Harcamalar
33. Başvuran aynı zamanda, Mahkeme önünde yapılan masraf ve harcamalar için 4 300 Avro (EUR) talep etmektedir. Bu talebini desteklemek amacıyla avukatlık ücretlerine ilişkin bir fatura ile harcama dekontu ibraz etmektedir.
34. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
35. AİHM, içtihadı uyarınca başvuranın yapmış olduğu masraf ve giderlerin, bu miktarların gerçek, zorunlu ve makul oranda olması halinde geri ödenebileceğine hükmetmiştir. AİHM, somut olaya ilişkin elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvurana tüm masraflar için 500 EUR (beş yüz Avro) ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.
C. Gecikme faizleri
80. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. ve 5. fıkraları bağlamındaki şikayetlerle ilgili kısmının kabul edilebilir, geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğine;
4. a) Davalı devletin başvurana kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 9 100 Avro (dokuz bin yüz Avro);
ii) Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, Mahkeme masraf ve giderleri için 500 Avro (beş yüz Avro) ödenmesine; b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 24 Eylül 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy