(AİHS m. 35, 44) (5237 S. K. m. 314) (3713 S. K. m. 7) (HASAN UZUN V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 58756/09)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Peer Lorenzen
Yargıçlar
Andras Sajö,
NebojaVucinic
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Seçkin Erelin katılımıyla 1 Ekim 2013 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 6 Ekim 2009 tarihinde yapılmış yukarıdaki başvuruya ilişkin olarak yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
Başvuran, Leyla ZANA, 1961 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Diyarbakırda ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Diyarbakırda görev yapan avukatlar M. Beştaş ve M. Danış Beştaş tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
Dava konusu olaylar, başvuran tarafından ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, muhtelif tarihlerde birçok gösteri ve konferansa katılmış ve ayrıca, Kürt halkının sorunlarına ilişkin olarak belli konuşmalar yapmış ve yüksek sesle basın açıklamaları okumuştur.
Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı 7 Mayıs 2008 tarihinde, başvuran hakkında ceza davası açmıştır.
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 4 Kasım 2008 tarihinde, başvuranı Ceza/Kanununun 314. maddesi ve Terörle Mücadele Kanununun 7/2 hükmü uyarınca suçlu bulmuş ve başvuran hakkında on bir yıl üç ay hapis cezasına hükmetmiştir.
Dava, ulusal mahkemeler önünde halen derdesttir.
B. İlgili İç Hukuk
İlgili iç hukuka dair açıklamalar, Hasan Uzun / Türkiye ((k.k.), no. 10755/13, prg. 68-71, 30 Nisan 2013) davasında verilen kararda yer almaktadır.
ŞİKAYETLER
Başvuran, Sözleşmenin 10. maddesine dayanarak, bir konuşma yapması gerekçe gösterilerek hakkında ceza yargılamaları başlatılmasının kendisinin ifade özgürlüğü hakkına yönelik haksız bir müdahale oluşturduğunu iddia etmektedir.
Başvuran ayrıca, Sözleşmenin 6/1 hükmüne dayanarak, Türk ceza sisteminde iddianamelerin hazırlanmasının ve ilgili mahkemece kabul edilmesinin davalı tarafın sürece katılmadan gerçekleştirilmesinin silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu ve iddianamenin yerel mahkeme tarafından kabul edilmesinin, başvuranın suçlu olduğuna ilişkin peşin hüküm vermesi nedeniyle, bu mahkemenin yanlılığını gösterdiği gerekçeleriyle kendisinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mahkeme, somut davada, başvuran hakkındaki yargılamaların Yargıtay önünde halen derdest olduğunu gözlemlemektedir.
Mahkeme, Türkiye Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunun temel yönlerini incelemesinin ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen tüm kararlara ilişkin olarak ilgili mahkemeye, ilke olarak, Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerine yönelik dolaysız ve hızlı bir şekilde tazmin sağlamasına olanak veren yetkiler vermiş olduğunu kaydetmiş ve bunun başvurulması gereken bir hukuk yolu olduğunu beyan etmiştir (Bk. yukarıda anılan Hasan Uzun / Türkiye, prg. 68-71).
Buna göre, başvuran, 6216 sayılı Kanun ile getirilmiş olan, Türkiye Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yoluna başvurmalıdır (aynı yerde geçen).
Mahkeme, Sözleşmenin 35/1 ve 4 hükümleri uyarınca, bu şikayetin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme oybirliğiyle
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy