(AİHS m. 2, 5, 6, 8, 35) (5237 S. K. m. 102) (MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (HÜSEYİN İLHAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GÜLBAHAR GÜNDÜZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 60139/09)
KARAR
Başkan
Neboja Vucinic
Yargıçlar
Paul Lemmens
Egidijus Küris
ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 3 Kasım 2009 tarihli başvuruyu dikkate alarak, 3 Haziran 2014 tarihinde yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Ayrıntıları ekte belirtilmiş olan başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Mahkeme) önünde Mersinde görev yapan avukat Mustafa Göncü tarafından temsil edilmişlerdir.
Davanın Koşulları
Dava konusu olaylar, başvuranların ibraz etmiş oldukları belgelerde görüleceği gibi ve başvuranlar tarafından ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4 Haziran 2004 tarihinde başvuranların bazılarının oğlu ve bazılarının erkek kardeşi olan İbrahim Şenlikin (bundan sonra İ.Ş.) bedeni, Silifke yakınlarında bir kuyunun içinde bulunmuştur. Kafası bedeninden ayrı olmakla beraber hiçbir zaman bulunamamıştır. Bedeni üzerinde başka bir yaralanma izi yoktur. Bu durumda, ölüm nedenini tespit etmek mümkün olmamıştır. Bedeninin birkaç aydır kuyuda kaldığı düşünülmüştür.
Başvuranlardan biri olan Ali Rıza Şenlik soruşturma yürüten makamlara, kardeşi İ.Ş.nin evli olduğunu ancak 2004 yılının Ocak ayında başka bir kadınla gizlice kaçtığını bildirmiştir. Ailesi, İ.Ş.nin ya eşinin ailesi tarafından ya da gizlice kaçırdığı kadının ailesi tarafından öldürüldüğü düşüncesindedirler.
Yerel savcılar tarafından başvuranların belirttiği birkaç kişinin sorguya alındığı bir soruşturma yürütülmüştür. Savcılar soruşturmanın her aşamasına dahil olmuşlardır ve delillerin toplanmasını denetlemişlerdir. İ.Ş.nin yaptıklarını anlayabilmek için telefon kayıtları kontrol edilmiştir. İ.Ş. ile birlikte gizlice kaçan ve o zamandan beri Almanyada yaşayan kadın makamlar tarafından bulunmuştur ve sorguya alınmıştır.
Silifke Savcısı 22 Mayıs 2009 tarihinde, başvuranlar tarafından belirtilen şüphelileri soruşturmaya yönelik yeterli delil bulunmadığına karar vermiştir ve soruşturmayı sonlandırmıştır.
Başvuranlar savcının kararına itirazda bulunmuşlardır ancak itirazları 22 Haziran 2009 tarihinde Mersin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
Suçun işlenmiş olduğu zamanda yürürlükte olan Türk Ceza Kanununun 102. maddesine göre, başvuranın akrabasının ölümünden itibaren 20 yıl boyunca ölümle ilgili soruşturma zaman aşımına uğramaz.
ŞİKÂYETLER
Başvuranlar Sözleşmenin 5, 6 ve 8. maddelerine dayanarak, İ.Ş.nin ölümüyle ilgili yerel makamlar tarafından etkin bir soruşturmanın yürütülmediğinden şikâyetçi olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mahkeme, başvuranların, akrabalarının ölümüyle ilgili yerel makamlarca hatalı yürütüldüğünü düşündükleri soruşturma hakkında şikâyetçi olduklarını gözlemlemiştir. Aynı şekilde, Mahkeme şikâyetlerin yalnızca Sözleşmenin 2. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
Öncelikle belirtilmesi gerekir ki, başvuranlar Devletin herhangi bir görevlisinin öldürme olayına dahil olduğunu iddia etmemiştir. Bu nedenle Mahkemenin aşağıda sunulan görüşleri, makamların etkili bir şekilde soruşturulması için makamların usul yükümlülüklerine uygun olarak hareket etmelerinin Sözleşmenin 2. maddesini ihlal edip etmediğini tespit etmekle sınırlı olacaktır.
Bu bağlamda, Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesi kapsamındaki yaşam hakkının korunması yükümlülüğü ile Devletin 1. madde kapsamındaki yargı yetkisi alanındaki herkesin Sözleşmede belirtilen haklarını ve özgürlüklerini koruma yükümlülüğü birlikte yorumlandığında, zımni olarak, kişilerin güç kullanımı sonucunda öldürüldüğü durumlarda etkin ve resmi bir soruşturma yürütülmesini şart koştuğunu vurgulamaktadır (bk. McCann ve Diğerleri / Birleşik Krallık, 27 Ekim 1995, § 161, A Serisi no. 324 ve Kaya / Türkiye, 19 Şubat 1998, § 105, Derlemeler 1998-I). Bu bağlamda Mahkeme, bu yükümlülüğün bir Devlet görevlisinin ölüme sebebiyet verdiğinin aşikâr olduğu davalarla sınırlı olmadığına dikkat çekmektedir (bk. Salman / Türkiye (BD), no. 21986/93, § 105, AİHM 2000-VII).
Mahkeme ayrıca, başvuranların etkili bir soruşturmanın olmazsa olmaz ilkelerinden -gerekli özen gösterilmesi ve çabukluk; soruşturmayı yürüten kişilerin bağımsız ve tarafsız olması; ya da ailenin soruşturma evraklarına erişimi gibi- herhangi birinin makamlarca ihlal edildiğine dair şikâyette bulunmadıklarını belirtmiştir. Ancak başvuranlar makamlarca sorgulanmış olan bazı tanıkların yeniden dinlenmesi talebinin kabul edilmemesinden özellikle şikâyetçi olmuşlardır. Ayrıca, tanıkların makamlara yalan söylediklerini ve bu nedenle tekrardan sorgulanmaları gerektiğine ve failleri bulmak için gizli soruşturmanın yerel makamlarca yürütülmesi gerektiğine dair şikâyetçi olmuşlardır.
Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin etkin bir soruşturma yürütmeye yönelik yüklediği usuli yükümlülüğün, somut olayda varılan sonuçla ilgili değil, bu sonucu doğuran araçlarla ilgili bir yükümlülük olduğunu; her soruşturmanın başarılı bir şekilde neticelenmesini gerektirmediğini hatırlatır (bk. McKerr/Birleşik Krallık, no. 28883/95, § 113, AİHM 2001-III). Bu yükümlülük, yetkililerin somut olaya ilişkin delillerin toplanabilmesi için kendilerinden beklenen bütün makul önlemleri almalarını gerektirir (Ramsahai ve Diğerleri/Hollanda (BD), no. 52391/99, § 324, AİHM 2007-II).
Mahkeme, başvuranların etkin bir şekilde dâhil edildikleri soruşturmanın bütünlüğünü ve başvuranların soruşturmaya ilişkin kusurlu buldukları belirli bir yönüne atıfta bulunmadıklarını dikkate alarak ulusal yetkililerin faili bulmak amacıyla kendilerinden makul olarak beklenebilen her şeyi yapmış oldukları sonucuna varmaktadır ve ulusal yetkililerin failleri bulamamaları ya da tanıkların tekrardan sorguya alınmasını reddetmeleri sebebiyle suçlanamayacaklarına karar vermiştir (bk. İlhan ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 23856/07, 27 Ağustos 2013; Gündüz/Türkiye, no. 19628/05, 10 Temmuz 2012).
Bu bağlamda, Mahkeme, 20 yıl süre zarfında ortaya çıkabilecek (bk. yukarıda davanın koşulları) ve olaylar üzerine ışık tutabilecek potansiyelde bir delilin yerel soruşturma makamlarınca incelenebileceğini ve gerekli olduğu durumda yeni bir soruşturma açılabileceğini ayrıca bildirmiştir.
Yukarıdakilerin ışığında, Mahkeme başvuranın iddialarına yönelik etkin bir soruşturma yürütüldüğü görüşündedir ve başvuranın şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35 § 3 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme oybirliğiyle
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder.
EKLER
1. Mehmet Emin ŞENLİK, 1952 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Malatyada ikamet etmektedir.
2. Ali Rıza ŞENLİK, 1969 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Malatyada ikamet etmektedir.
3. Fidan ŞENLİK, 1983 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Malatyada ikamet etmektedir.
4. Hasan ŞENLİK, 1974 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Malatyada ikamet etmektedir.
5. Sultan ŞENLİK, 1950 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Malatyada ikamet etmektedir.
6. Mesudiye TOSUN 1975 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Malatyada ikamet etmektedir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy