(AİHS m. 3, 13, 29, 34, 35, 44) (TANRIKULU VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE) (AVŞAR - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (TOMASI - FRANSA DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (AYSU - TÜRKİYE DAVASI) (COŞAR V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 6042/09)
KARAR
STRAZBURG
5 Kasım 2013
İşbu karar AİHSnin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Nezir Adıyaman / Türkiye davasında, Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque, ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Vekili Lawrence Earlynin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 15 Ekim 2013 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Bay Nezir Adıyaman (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 3 Aralık 2008 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesine uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (Mahkeme) yapılmış olan 6042/09 no.lu başvuru yer almaktadır.
2. Başvuran, İstanbulda görev yapan avukat Bay M. Erbil tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesine dayanarak, polis gözaltısında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını ve bu konuyla ilgili yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını iddia etmiştir.
4. Başvuru, 10 Aralık 2010 tarihinde Hükümete iletilmiştir. Sözleşmenin 29/1 hükmü gereğince, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında aynı anda hüküm verilmesine karar verilmiştir.
OLAYLAR
5. Başvuran 1978 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir.
6. Başvuran, bir gösteri esnasında patlayıcı madde kullandığı şüphesiyle 4 Eylül 2005 tarihinde saat 22.30da yakalanmış ve Beyazıt Polis Karakoluna götürülmüştür.
7. Yakalama ve el koyma tutanağına göre, polis, saat 22.00 sularında, denetlenmesi gereken bir kalabalığın toplandığına ilişkin olarak bilgilendirilmiştir. Bildirilen yere varılması üzerine polis, caddenin ortasında toplanmış ve Molotof kokteyli tutan bir grup insan olduğunu fark etmiştir. Grup, polis memurlarını görünce dağılmıştır. Tutanakta ayrıca, söz konusu grubun arasında yer alan başvuranın kaçmaya başladığı, polis memurlarına Molotof kokteyli atmakla tehdit ettiği ve kendisini yakalamaya çalıştıklarında polise direniş gösterdiği belirtilmiştir. Tutanağa göre, polis, başvuranın kontrol altında tutulması amacıyla yasal sınırlar içerisinde aşamalı olarak güç kullanmış ve sonunda başvuranı kelepçelemiştir. Polis ayrıca, patlamaya hazır olan Molotof kokteyline de el koymuş ve başvuranın cebinde Molotof kokteyli için fitil olarak kullanılabilecek bir kumaş parçası bulmuştur.
8. Başvuran saat 23.50de, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tıbbi muayeneden geçirilmiştir. Muayene sonrası düzenlenen tıbbi rapor, başvuranın vücudunda fiziksel şiddete ilişkin herhangi bir bulgunun saptanmadığını kaydetmiştir.
9. Başvuran, tıbbi muayenenin ardından Beyazıt Polis Karakoluna geri götürülmüştür. Bu arada, İstanbul Cumhuriyet Savcısı, başvuranın İstanbul
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine teslim edilmesi gerektiği emrini vermiştir.
10. Başvuran, Terörle Mücadele Şubesine götürülmeden önce Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ikinci bir muayeneden geçirilmiştir. Burada 5 Eylül 2005 tarihinde saat 01.14te düzenlenen ikinci tıbbi raporda, bir kez daha, başvuranın vücudunda kötü muameleye ilişkin herhangi bir bulgunun saptanmadığı belirtilmiştir.
11. Başvuran, Terörle Mücadele Şubesine getirilmesi sonrasında, İstanbul Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiş ve saat 02.25te bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Başvuran, muayene edilmeden önce, Beyazıt Polis Karakolunda kendisine küfredildiğini, soyularak çıplak bırakıldığını ve çenesine ve omuzlarına yumruk atıldığını iddia etmiştir. Sonrasında hazırlanan geçici adli tıp raporunda, başvuranın genel sağlık durumunun iyi ve bilincinin yerinde olduğu belirtilmiştir. Raporda, başvuranın sol elinin üzerinde başvuranın yakalanmasından önce meydana geldiğini belirttiği kanayan bir sıyrığın yanı sıra 1.2x0.8 cm ve 2.5x1.2 cmlik iki adet sıyrığın bulunduğu ve sağ dirseğinde 2.5x0.8 cm büyüklüğünde hafif kanayan bir yaranın bulunduğu, her iki bileğinde de muhtemelen kelepçe takılmasının sebep olduğu kan toplanmasının olduğu ve dirseklerinde, göğsünde ve omuzlarında diğer bazı küçük sıyrıkların bulunduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca, başvuranın çene hareketlerinin normal olduğu kaydedilmiştir. Raporda, başvuran için hayati bir risk teşkil etmeyen birkaç yumuşak doku lezyonunun meydana gelmiş olduğu ve bu lezyonların basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebileceği sonucuna varılmıştır.
12. Aynı gün saat 20.00 sularında düzenlenen başka bir tıbbi rapor, başvuranın her iki dirseğinde de 3x0.7 cm büyüklüğünde iki sıyrığın bulunduğunu, başvuranın çenesini açmakta zorlandığını ve başının ön bölgesinde ağrı olduğunu belirtmiştir. Bu raporda, daha kesin sonuçların elde edilmesi için başvuranın bir hastanenin ortopedik cerrahi ve beyin cerrahisi bölümlerince muayene edilmesinin gerektiği sonucuna varılmıştır.
13. Bunun ardından, başvuran saat 21.30da Bakırköy Devlet Hastanesinin ortopedik cerrahi ve genel cerrahi bölümlerindeki doktorlar tarafından muayene edilmiştir. Doktorlar, başvuranın sol omzunda ve sağ dirseğinde 1x1 cm büyüklüğünde üç sıyrık ile sol tarafında 0.5x0.5 cm büyüklüğünde bir sıyrık bulunduğunu bildirmişlerdir. Doktorlar ayrıca, herhangi bir acil ortopedik patoloji ya da kemik patolojisinin saptanamadığını ifade etmişlerdir.
14. İstanbul Adli Tıp Kurumu söz konusu muayene sonrasında, ortopedik patoloji ya da beyin cerrahisi patolojisi saptanmadığından, başvuranın vücudundaki yüzeysel sıyrıkların ve yaraların hayati tehlike arz etmediklerini ve basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebileceklerini kaydeden nihai bir rapor düzenlemiştir.
15. Son olarak, başvuran 6 Eylül 2005 tarihinde, Adli Tıp Kurumunun Beşiktaş Şubesinde iki tıbbi muayeneden geçirilmiştir. Tıbbi raporda, İstanbul Adli Tıp Kurumunda yapılan ilk muayenede saptanan bulgular tekrar edilmiştir. Bu raporda ayrıca, başvuranın çenesine yumruk atıldığı yönündeki iddialarına ilişkin olarak aynı gün düzenlenen ve başvuranın ağzına bu tür bir dış kuvvetin uygulandığına dair bir bulgu olmadığını belirten dental rapora da atıfta bulunulmuştur. Sonuç olarak, başvurana, basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebilecek bir yumuşak doku lezyonu meydana gelmiş olduğu teşhisi konmuştur.
16. Aynı gün, başvuran, tıbbi muayenelerin ardından, İstanbul Cumhuriyet Savcısı önünde savunmasını yapmış ve polis gözaltısında tutulurken kötü muameleye maruz bırakıldığından şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, yakalama ve el koyma tutanağının içerdiği ifadeleri reddetmiş ve polis tarafından yakalandığı esnada, çalışanlarının gece geç saate kadar çalışacaklarını ailelerine bildirmeye gitmekte olduğunu ileri sürmüştür.
17. Daha sonra, başvuran, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde nöbetçi hakim tarafından sorgulanmıştır. Başvuran, Cumhuriyet savcısı önünde vermiş olduğu ifadeleri tekrar edip, kendisinin üç çalışanıyla birlikte yürümekte iken polisin kendisini yere ittiğini ve kelepçelediğini ileri sürmüştür. Polisin fitil olduğunu iddia ettiği cebinde bulunan kumaş parçasının yalnızca bir sipariş için yanında taşıdığı bir örnek olduğunu, zira kendisinin tekstil sektöründe çalıştığını eklemiştir. Nöbetçi hakim, başvuranın yasadışı bir örgüt olan PKKya (Kürdistan İşçi Partisi) üye olduğu ve korku ve panik yaratmak amacıyla tehditte bulunduğu şüphesiyle tutuklanmasına karar vermiştir.
18. İstanbul Cumhuriyet Savcısı 15 Eylül 2005 tarihinde, başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı iddiasına ilişkin soruşturmayı, başvuran hakkındaki soruşturmadan ayırmıştır.
19. İstanbul Cumhuriyet Savcısı 6 Ekim 2005 tarihinde, Beyazıt Polis Karakolundan on üç polis memurunu konuya ilişkin ifade vermeleri için on beş gün içerisinde savcılığa gelmeye davet etmiştir.
20. İstanbul Cumhuriyet Savcısı 12 Ekim 2005 tarihinde, başvuranı bir kez daha sorgulamıştır. Başvuran, Beyazıt Polis Karakolunda geçirdiği süre esnasında on ila on beş polis memuru tarafından yaklaşık yirmi dakika boyunca kendisine yumruk ve tokat atıldığını ve duvara itildiğini ileri sürmüştür. Başvuran, yakalanması esnasında ve Terörle Mücadele Şubesinde bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kalmamış olduğunu da eklemiştir.
21. Başvuranın yakalanması işlemini gerçekleştiren beş polis memuru sırasıyla 1 Aralık ve 2 Aralık 2005 tarihlerinde İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmıştır. Sorgulanan polis memurları başvuranın iddialarını reddedip, başvuranı aşamalı güç kullanarak yakaladıklarını ve yakalama tutanağı hazırlamak amacıyla polis karakoluna götürdüklerini ifade etmişlerdir. Polis memurları ayrıca, sonrasında, başvuranı tıbbi muayeneden geçirilmesi için götürdüklerini, polis karakoluna geri getirdiklerini ve oradan ayrıldıklarını eklemişlerdir. Başvuranın karakolda bulunduğu esnada orada olan diğer polis memurları da iddiaları reddetmişler ve polis karakolundaki hiç kimsenin başvurana karşı fiziksel şiddet uygulamadığını ifade etmişlerdir. Söz konusu polis memurlarından ikisi ayrıca, başvuranın Terörle Mücadele Şubesine gönderilmesinin hemen öncesinde gerçekleştirilmiş olan ikinci tıbbi muayeneye atıfta bulunmuş ve ikinci tıbbi raporda da başvuranın vücudunda kötü muameleye maruz kaldığına dair herhangi bir bulgunun saptanmadığının kaydedildiğini belirtmiştir. Polis memurları, son olarak, başvuranın yaralarının, yakalanması sırasında polis memurlarına direniş göstermesi sebebiyle meydana gelmiş olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
22. Başvuran 29 Haziran 2006 tarihinde, Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı önünde bazı polis memurlarının fotoğraflarını incelemiştir. Başvuran, kendisine gösterilen fotoğraflardan kendisini döven polis memurlarını teşhis edemediğini ifade etmiştir. Ayrıca, maruz kalmış olduğu kötü muamelenin sonucu olarak hala kulağının acımakta olduğunu eklemiştir.
23. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı 31 Mayıs 2007 tarihinde, Beyazıt Polis Karakolu amirinden polis karakolunda 4 Eylül 2005 tarihinde saat 20.00 ile 00.00 arasında nöbetçi olan tüm polis memurlarının isimlerini ve fotoğraflarını savcılığa göndermesini istemiştir. Savcılık ayrıca, polis memurlarından bazılarının atanmış oldukları diğer şehirlerdeki çeşitli polis merkezlerine yazılar göndermiş ve bu polis memurlarının fotoğraflarını göndermelerini talep etmiştir.
24. Daha sonra, başvuran sırasıyla, belirtilmemiş bir tarihte ve 5 Kasım 2007 tarihinde, iddia edilen olay esnasında nöbetçi olan tüm polis memurlarının fotoğraflarını teşhis etmesi için iki kez Tekirdağ Cumhuriyet Savcılığına götürülmüştür. Başvuran, üzerinden zaman geçtiği gerekçesiyle, gösterilen fotoğraflardan kendisine kötü muamelede bulunan polis memurlarını teşhis edemediğini, ancak yakalanması öncesinde aşina olduğu polis memurlarının bazılarının, gösterilen fotoğraflar arasında yer almadığından emin olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, kendisini darp eden polis memurlarını teşhis için yüzleştirme yoluyla şahsi olarak teşhis edebileceğini de eklemiştir.
25. İstanbul Terörle Mücadele Şubesinden iki polis memuru, sırasıyla 3 Ekim ve 13 Aralık 2007 tarihlerinde Cumhuriyet savcısı önünde ifade vermişlerdir. İfade veren memurlar, başvuranın kendilerine teslim edilmesinden önce, Beyazıt Polis Karakolundaki polis memurlarından tıbbi bir rapor düzenletmelerini istediklerini ve yalnızca rapor düzenlendikten sonra başvuranı gözaltına aldıklarını ileri sürmüşlerdir.
26. İstanbul Terörle Mücadele Şubesinden başka bir polis memuru 17 Ocak 2008 tarihinde, Cumhuriyet savcısı tarafından, başvuranın iki gün içerisinde neden birkaç kez tıbbi muayeneden geçirildiğini açıklığa kavuşturmak amacıyla sorgulanmıştır. Sorgulanan polis memuru, doktora götürülmenin başvuranın kendi isteği olduğunu ve bu nedenle birkaç kez doktora götürülmüş olması gerektiğini iddia etmiştir.
27. İstanbul Cumhuriyet Savcısı 5 Şubat 2008 tarihinde, İstanbul Adli Tıp Kurumundan, başvuranın yaralarının yakalanması esnasında kelepçe kullanılması sonucunda meydana gelebilip gelemeyeceğini ve yaraların yalnızca daha sonra görünür hale geldikleri için ilk tıbbi muayeneleri yapan Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki doktorların bu yaraları fark edememelerinin mümkün olup olmadığını açıklamasını talep etmiştir.
28. İstanbul Adli Tıp Kurumu, Cumhuriyet savcısının talebine yanıt olarak 7 Şubat 2008 tarihinde tüm tıbbi raporları değerlendirmiş ve başvuranın vücudundaki lezyonların yalnızca kelepçe takılması sonucu meydana gelemeyeceği ve başvuranın travmaya maruz kaldığı sonuçlarına varmıştır. Raporda ayrıca, bu türden lezyonların ilk tıbbi muayeneler esnasında fark edilemez olabileceği, zira söz konusu türden lezyonların sadece yirmi dört saat sonrasında görünür hale gelmelerinin normal olduğu kaydedilmiştir.
29. Son tıbbi raporun incelenmesinin ardından, İstanbul Cumhuriyet Savcısı, İstanbul Adli Tıp Kurumunun travmaya ilişkin olarak vardığı kanaatin, başvuranın vücudundaki lezyonların yalnızca basit tıbbi müdahale gerektirdiğini belirten önceki bulgular ile çeliştiğini belirterek bu kurumun konuya ilişkin olarak daha fazla açıklama sunmasını talep etmiştir. Bunun ardından, Adli Tıp Kurumu 10 Mart 2008 tarihinde, lezyonların başvuranın polis tarafından gözaltına alınmadan önce meydana gelen yaralanmalar sonucu oluşmuş olması gerektiğini ve bu tür lezyonların hemen görünür hale gelemeyebileceğini bildirmiştir. Adli Tıp Kurumu ayrıca, başvuran hakkından düzenlenmiş olan son tıbbi raporlarda lezyon sayısında azalma olduğunun kaydedildiğini eklemiştir.
30. İstanbul Cumhuriyet Savcısı 11 Mart 2008 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcı, polis memurlarının suçlamaları reddettiklerini ve başvuranın kendisine Beyazıt Polis Karakolundaki diğer birçok polis memurunun yanı sıra tüm şüphelilerin fotoğraflarının gösterilmiş olmasına rağmen olaylara karışan polis memurlarının hiçbirini teşhis edemediğini belirtmiştir. Savcı ayrıca, başvuranın yarasına, yakalanması esnasında polis memurlarının kanuna uygun şekilde kullandıkları, görevleri kapsamında yer alan ve başvuranın polis memurlarına Molotof kokteyli fırlatmakla tehdit etmesi nedeniyle teşkil ettiği tehlikeye karşı orantılı olan gücün sebep olmuş olması gerektiğini kaydetmiştir. Cumhuriyet savcısı elde edilen delillerin, güvenlik güçleri mensuplarının başvuranı kötü muameleye maruz bıraktıkları sonucuna varılması için yeterli olmadıkları kararına varmıştır.
31. Başvuran, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesinde Cumhuriyet savcısının kararına itiraz etmiştir.
32. Ağır Ceza Mahkemesi 28 Mayıs 2008 tarihinde, bu itirazı reddetmiştir. Nihai karar 8 Eylül 2008 tarihinde, başvurana tebliğ edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
33. Başvuran, Sözleşmenin 3. ve 13. maddelerine dayanarak, 4 Eylül 2005 tarihinde Beyazıt Polis Karakolunda kötü muameleye maruz kaldığından ve kötü muamele iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmanın etkin olmadığından şikayet etmiştir. Mahkeme, bu şikayetlerin Sözleşmenin 3. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye veya cezaya tabi tutulamaz.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
34. Mahkeme, başvurunun Sözleşmenin 35/3 (a) hükmünün anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığına karar vermektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun başka hiçbir gerekçe ile kabul edilemez nitelikte olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Esas Hakkında
35. Hükümet, iddia edilen kötü muamelenin asgari bir ciddiyet düzeyine ulaşmamış olduğundan Sözleşmenin 3. maddesinin kapsamına girmediğini ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, başvuranın geçirildiği tıbbi muayenelerin ardından düzenlenen raporların, başvuranın, yakalanmasına ilişkin olarak yalnızca kanuni yetkilerini kullanmakta olan polis memurları tarafından fiziksel şiddete maruz bırakılıp bırakılmadığını makul şüphenin ötesinde tespit edemediğini belirtmiştir. Hükümet, İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın etkinliğine ilişkin olarak ise, Cumhuriyet savcısının soruşturmayı zamanında başlattığını, başvuran hakkında düzenlenen tıbbi raporları incelediğini, başvuranın kendisini kötü muameleye maruz bırakan polis memurlarını teşhis etmesi amacıyla ilgili tüm polis memurlarının fotoğraflarını temin ettiğini ve meselenin netleştirilmesi için söz konusu polis memurlarının ifadelerini aldığını ifade etmiştir.
36. Başvuran, kendisine uygulanan kötü muamelenin, olay sonrasında düzenlenen tıbbi raporlar ile kanıtlanmış olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, İstanbul Cumhuriyet Savcısının tıbbi muayenelerde saptanan bulguları göz ardı etmiş olması ve başvuranın ilgili polis memurlarını teşhis edememesine odaklanması bakımından etkin bir soruşturma yürütmediğini belirtmiştir. Bu bağlamda, başvuran, kendisine polis memurlarının olay zamanındaki görünüşlerini yansıtmayan eksi fotoğraflarının gösterilmiş olması sebebiyle polis memurlarını teşhis edememiş olduğunu iddia etmiştir. Başvuran, Cumhuriyet savcısının başvuranın söz konusu polis memurlarını tanıyabilmesini sağlayacak bir teşhis için yüzleştirme gerçekleştirmemiş olduğunu eklemiştir.
37. Mahkeme, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini yinelemektedir (Bk. özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), 45907/99, 22 Ekim 2002). Delillerin değerlendirilmesi hususunda Mahkeme genellikle, makul şüphenin ötesinde ispat standardını uygulamaktadır (Bk. Avşar / Türkiye, no. 25657/94, prg. 282, AİHM 2001-VII (alıntılar)). Ancak, bu tür bir ispat yeterli derecede güçlü, açık ve uyumlu çıkarımların ya da gerçeğe ilişkin olarak çürütülemez benzer varsayımların bir arada bulunmasının ardından yapılabilir (Bk. İrlanda / Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, prg. 161, Seri A no. 25). Olayların tamamının ya da büyük bir kısmının, gözaltında kendi denetimleri altında tutulan kişilerde olduğu gibi, yalnızca yetkililerin bilgisi dahilinde olması durumunda, kişinin tutulması sırasında gerçekleşen yaralanmalar ile ilgili güçlü bir karine ortaya çıkacaktır. Nitekim tatmin edici ve ikna edici bir açıklama sunmak suretiyle ispat yükümlülüğü makamlara ait olarak değerlendirilir (Bk. Salman / Türkiye (BD), no. 21986/93, prg. 100, AİHM 2000-VII).
38. Bu bağlamda, bir kimsenin gözaltına alındığında sağlık durumunun iyi olduğu ancak serbest bırakıldığı zaman yaralanmış olduğu hallerde, bu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine ilişkin makul bir açıklamanın yapılması ve mağdurun iddialarına, özellikle söz konusu iddialar tıbbi raporlarla destekleniyorsa, şüphe düşürür nitelikte delil toplanması sorumluluğu Devlete aittir ve Devletin bunu yerine getirememesi halinde Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına giren bir husus ortaya çıkacaktır (Bk. Tomasi / Fransa, 27 Ağustos 1992, prg. 108-11, Seri A no. 241-A, Ribitsch / Avusturya, 4 Aralık 1995, prg. 34, Seri A no. 336, Aksoy / Türkiye, 18 Aralık 1996, prg. 62, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996-VI ve Selmouni / Fransa (BD), no. 25803/94, prg. 87, AİHM 1999-V).
39. Ayrıca, Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin, kötü muamele iddialarının belli delillerle savunulabilir ve makul bir şüphe uyandıran nitelikte olması halinde, yetkililerin kötü muameleye ilişkin iddialara dair soruşturma yürütmesini gerektirdiğini kaydetmektedir (Bk. özellikle, Assenov ve Diğerleri / Bulgaristan, 28 Ekim 1998, prg. 101-2, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-VIII).
40. Mevcut davada, Mahkeme, başvuranın saat 22.30da Beyazıt Polis Karakoluna götürülmesi öncesinde herhangi bir tıbbi rapor alınmamış olduğunu gözlemlemektedir. Başvuranın yakalanması işlemini gerçekleştiren polis memurlarının ifadelerine göre, başvuran, polis memurlarının yakalama ve el koyma tutanağını hazırlamalarının hemen sonrasında tıbbi bir muayeneden geçirilmiştir. Söz konusu ilk muayenenin saatini 23.50 olarak kaydeden tıbbi raporda, başvuranın vücudunda fiziksel şiddete dair herhangi bir bulguya rastlanmadığı belirtilmiştir (Bk. yukarıda paragraf 8). Başvuran, polis karakoluna geri götürülmüş ancak hemen sonrasında, Terörle Mücadele Şubesinden polis memurlarına teslim edilmeden önce ikinci bir tıbbi muayeneden geçirilmesi için tekrar hastaneye sevk edilmiştir. Aynı gece saat 01.14te düzenlenen ikinci tıbbi raporda da, başvuranın vücudunda kötü muameleye ilişkin hiçbir bulguya rastlanmadığı kaydedilmiştir. O zamandan itibaren, sonraki iki gün boyunca, başvuran dört kez tıbbi muayeneden geçirilmiştir. İlk iki rapordakinin aksine olacak şekilde, birincisi saat 02.25te yapılmış olan sonraki muayeneleri gerçekleştiren doktorlar başvuranın vücudunda aralarında hafif kanayan yaraların ve sıyrıkların da yer aldığı çok sayıda yara bulunduğunu bildirmişlerdir. Ancak, ilk düzenlenen raporlar ile diğerleri arasındaki uyuşmazlık daha sonra, başvuranın vücudunda tespit edilenler gibi yumuşak doku lezyonlarının olay sonrasında hemen görünür hale gelemeyebileceği sonucuna varmış olan İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından açıklığa kavuşturulmuştur (Bk. yukarıda prg. 27). Bu bağlamda, Mahkeme ayrıca, başvuranın yerel mahkeme yargılamalarının hiçbir aşamasında ya da Strazburgdaki yargılamalar esnasında, ilk tıbbi raporların doğruluğuna itiraz etmemiş olduğunu ya da raporları hazırlayan doktorların kendisinin yaralarını muayene etmediği yönünde bir iddiada bulunmadığını kaydetmektedir (Bk. Coşar / Türkiye, no. 22568/05, prg. 33, 26 Mart 2013). Dahası, dava dosyasında, başvuranın başka bir doktor tarafından muayene edilmeyi talep ettiğine veya böyle bir talebin reddedildiğine ilişkin herhangi bir ibare yer almamaktadır (Bk. Aysu / Türkiye, no. 44021/07, prg. 35, 13 Mart 2012).
41. Başvuranın yakalanması esnasında ya da Terörle Mücadele Şubesindeyken değil de, Beyazıt Polis Karakolunda dayak yemiş olduğunu iddia etmesine rağmen Mahkeme, başvuranın polis karakolunda gözaltında tutulmuş olduğu yaklaşık üç saatlik süre esnasında ve sonrasında alınan iki tıbbi raporun başvuranın vücudunda kötü muameleye dair herhangi bir bulguya rastlanmadığını belirtmesi sebebiyle, başvuranın iddialarına büyük önem atfedememektedir. Ayrıca, Mahkeme, başvuranın on ila on beş polis memuru tarafından yaklaşık yirmi dakika boyunca darp edildiği iddiasına göre, bu darp sonucunda kolayca tedavi edilebilir yumuşak doku lezyonlarının başvuranın vücudunda daha farklı izler bırakmış olması gerektiği kanaatindedir (Bk. Milan / Fransa, no. 7549/03, prg. 61, 24 Ocak 2008, ve İz / Türkiye (k.k.), no. 9830/07, 5 Temmuz 2011). Mahkeme, başvuranın ayrıca çenesine birçok kez yumruk atıldığı yönündeki iddialarının daha sonra, başvuranın ağzına bu tür bir dış kuvvetin uygulandığına dair bir bulgu olmadığını belirten dental rapor ile çürütüldüğünü gözlemlemektedir (Bk. yukarıda paragraf 15).
42. Mahkeme, İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından konuya ilişkin açılan soruşturma ile ilgili olarak, başvuranın Beyazıt Polis Karakolundaki polis memurları hakkındaki şikayetinden kısa süre sonra bir soruşturmanın başlatılmış olduğu gerçeğini dikkate almaktadır. Cumhuriyet savcısı, iki yıl altı ay süren söz konusu soruşturma esnasında, olayın meydana geldiğinin iddia edildiği gece nöbetçi olan ve bazıları, belirtilmiş olan tarihte ülkenin çeşitli yerlerine atanmış olan tüm polis memurlarının ifadelerini almıştır. Savcı ayrıca, Terörle Mücadele Şubesinden üç polis memurunun ifadelerini almış, başvuranın kendisine kötü muamelede bulunan kişileri teşhis etmesi amacıyla tüm polis memurlarının fotoğraflarını temin etmiş ve başvuranın ilk oturum esnasında ilgili polis memurlarını teşhis edememesinin ardından daha fazla fotoğraf gönderilmesini talep etmiştir (Bk. yukarıda paragraflar 22-26). Başvuranın ilgili polis memurlarını yüz yüze görmesi ya da kendisine daha yakın zamana ait fotoğraflarının gösterilmesi halinde onları teşhis edebileceğini iddia etmesine rağmen, Mahkeme, başvuranın üç oturum boyunca polis memurlarının fotoğraflarını incelediği halde iddia ettiği üzere kendisine karşı fiziksel şiddet kullanan on beş polis memurunun hiçbirini teşhis edememiş olması nedeniyle, başvuranın bu iddiasını şüpheli bulmaktadır.
43. Yukarıdakiler göz önünde bulundurulduğunda, Mahkemenin bu hususta Hükümetin başvuranın vücudunda saptanan yaraların yakalanması esnasında başvurana karşı orantılı ve direniş gösterdiği için gerekli olan aşamalı güç kullanılması sonucunda meydana geldiği yönündeki iddialarını dikkate almaktan başka yapabileceği bir şey yoktur. Bu nedenle Mahkeme, ne başvuranın Beyazıt Polis Karakolunda polis gözaltısında tutulduğu esnada kötü muameleye maruz kaldığı hususunu makul şüphenin ötesinde kanıtlanmış olarak değerlendirebilmekte ne de yetkililerin başvuranın iddialarına ilişkin etkin bir soruşturma yürütmemiş olduğu sonucuna varabilmektedir.
44. Bu nedenle, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali söz konusu değildir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlalinin söz konusu olmadığına karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 5 Kasım 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy