(AİHS. m. 6, 10, 35) (3713 S. K. m. 7) (HASAN UZUN V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 64999/09)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Mehmet KARAHAN/Türkiye davasında,
Başkan,
Peer Lorenzen,
Yargıçlar,
András Sajó, Neboja Vucinic,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Seçkin Erelin katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 20 Kasım 2009 tarihli başvuruyu dikkate alarak, 1 Ekim 2013 tarihinde yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran Mehmet KARAHAN Türk vatandaşı olup, 1966 doğumludur.
A. Davanın Koşulları
Başvuran tarafından ibraz edildiği şekliyle davaya konu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, Denizli İnfaz Mahkemesine bir dilekçe sunmuş ve PKKnın (Kürdistan İşçi Partisi) tutuklu liderini övmüştür.
İzmir Cumhuriyet Savcısı tarafından, 2 Nisan 2007 tarihinde, başvuran aleyhine ceza yargılaması başlatılmıştır.
İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Nisan 2008 tarihinde, Terörle Mücadele Kanununun 7/2 maddesi uyarınca, başvuranın yasadışı örgüt adına terör örgütü propagandası yapma suçunu sabit görmüş ve kendisine bir yıl hapis cezası vermiştir.
Yargıtay, 1 Mart 2011 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
Dava halen ulusal mahkeme önünde derdesttir.
B. İlgili İç Hukuk
İlgili iç hukuka ilişkin tüm bilgiler Hasan Uzun/Türkiye ((k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013) kararında bulunabilir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, Sözleşmenin 10. maddesi uyarınca, dilekçe sunmasından dolayı aleyhine ceza yargılaması başlatılmasının ifade özgürlüğü hakkına haksız bir müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir.
Başvuran ayrıca Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca, yerel adli mercilerin delil değerlendirmesinde ve olayların belirlenmesinde yanılgıya düşmesinden ötürü adil bir şekilde yargılanmamasından şikayet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mahkeme somut davada başvuran aleyhine yargılamaların, ulusal mahkeme önünde halen derdest olduğunu gözlemlemektedir.
Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunun ana yönlerini incelemiş olan Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, kural olarak 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen tüm kararlara ilişkin olarak, Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerinin doğrudan ve hızlı bir şekilde telafi edilmesinin sağlanması için söz konusu mahkemeye yetkiler verdiğini saptamış ve bu hukuk yolunun başvurulabilecek yeni bir hukuk yolu olduğunu beyan etmiştir (Bk. yukarıda anılan, Hasan Uzun/Türkiye, §§68-71).
Dolayısıyla, başvuranın 6216 sayılı kanunda öngörülen Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yoluna başvurması gerekmektedir (ibidem).
Buna uygun olarak, Sözleşmenin 35//1 ve 4 maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesinden ötürü söz konusu şikayetin reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle Mahkeme, oybirliğiyle;
Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy