(AİHS m. 3, 6, 35) (765 S. K. m. 243) (SEHER KARATAŞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 14040/10)
KARAR
STRAZBURG
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Dragoljub Popovic,
Andras Sajö,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller,
Egidijus Küris,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla, 5 Kasım 2013 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (İkinci Bölüm), davalı Hükümetin sunduğu görüşleri dikkate alarak, yukarıda belirtilen 22 Şubat 2010 tarihli başvuruya ilişkin olarak gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran Olcay OĞUZ, 1970 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbulda ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İstanbulda görev yapan Avukat H. ÖLÇER tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (Hükümet), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Dava konusu olaylar, başvuran tarafından ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, yasadışı bir örgüt olan İBDA-C (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi) örgütüne üye olduğu şüphesiyle, 28 Ekim 1994 tarihinde yakalanarak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine götürülmüştür.
5. Başvuran, 9 Kasım 1994 tarihinde tutuklanmıştır.
6. Başvuran, ertesi gün, Bakırköy Adli Tıp Kurumunda, doktor tarafından muayene edilmiştir. 14 Kasım 1994 tarihinde hazırlanan sağlık raporunda, başvuranın vücudunun çeşitli yerlerinde kızarıklıklar (eritem) (sırtında 5 x 30 cmlik dört adet kızarıklık, boynunda daha büyük bir kızarıklık ve her iki üst bacağının da arka tarafında yaklaşık yirmi adet kızarıklık), bacaklarında yara izleri ve ayak bileklerinde ağrı ve hissizlik olduğu belirtilmiştir. Raporda, başvuranın vücudundaki yaralanmaların hayati tehlike arz etmediği, ancak başvuranın bir hafta boyunca gündelik işlerini yapmasına engel teşkil ettiği bildirilmiştir.
1. Başvuranın şikayette bulunduğu polis memurları hakkındaki ceza yargılamaları
7. Başvuran, bazı polis memurları tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığı iddiasıyla, belirtilmemiş bir tarihte, İstanbul Cumhuriyet Savcısına suç duyurusunda bulunmuştur.
8. Savcı, söz konusu tarihte yürürlükte olan Ceza Kanununun (765 sayılı) 243. maddesine dayanarak, olayda adı geçen polis memurlarından 4ü hakkında hazırladığı ve onları işkence yapmakla itham ettiği iddianameyi, 31 Ocak 1996 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur. Savcı, diğer polis memurlarının, başvuranın gözaltında olduğu sırada Terörle Mücadele Şubesinde görev yapmadıklarını belirterek, söz konusu memurlar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvuran, bu karara itiraz etmemiştir.
9. Başvuran, dört polis memuru hakkındaki ceza yargılamaları devan ederken, 20 Mart 1996 tarihinde ifade vermiş ve ifadesinde, gözaltındayken üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu, dövüldüğünü, cinsel tacize maruz bırakıldığını, kollarından asıldığını ve elektrik verildiğini beyan etmiştir.
10. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 1996 tarihinde, söz konusu polis memurlarının beraatlerine karar vermiştir.
11. Başvuran, bu karara itiraz etmemiş ve söz konusu karar 13 Kasım 1996 tarihinde kesinleşmiştir.
2. Başvuran hakkındaki ceza yargılamaları
12. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranı ve onunla birlikte üç kişiyi Devletin anayasal düzenini bozan faaliyetlerde bulunmakla suçladığı iddianameyi 8 Aralık 1994 tarihinde mahkemeye sunmuştur.
13. Başvuran, hakkındaki ceza yargılamaları devam ederken, sırasıyla 20 Mart 1995 ve 24 Ocak 1996 tarihlerinde, gözaltındayken kötü muameleye maruz bırakıldığını ve söz konusu suçlardan bazılarını işlediğini itiraf etmeye zorlandığını dile getirmiştir.
14. Başvuran, 13 Aralık 1996 tarihinde, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 6 Şubat 2002 tarihinde, başvuranı, yasadışı bir örgüte üye olmaktan, 12 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
15. Yargıtay, söz konusu kararı, 17 Haziran 2003 tarihinde bozmuştur. Ancak, ilk derece mahkemesi ve Yargıtay, başvuranın kötü muamele iddiaları hakkında herhangi bir hüküm vermemiştir.
16. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Haziran 2004 tarihinde kaldırılmasıyla birlikte, dava dosyası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
17. Başvuran, 3 Ekim 2005 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesinde, kötü muameleye uğradığı ve polise verdiği ifadelerin baskı altında alındığı şeklindeki iddialarını tekrar dile getirmiştir.
18. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Nisan 2006 tarihinde, başvuranı hapis cezasına mahkûm etmiştir. Söz konusu karar, 18 Aralık 2006 tarihinde bozulmuştur.
19. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Mart 2008 tarihinde, başvuranı, yasadışı bir örgüte üye olmaktan, 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Başvuran, bu karara itiraz etmiş ve kötü muameleye uğradığına ve ifadesinin baskı altında alındığına dair iddiaları bir kez daha dile getirmiştir.
20. Yargıtay, 30 Mart 2009 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
21. Nihai karar, 25 Mayıs 2009 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğüne tebliğ edilmiştir.
ŞİKAYETLER
22. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesine dayanarak, gözaltındayken kötü muameleye maruz bırakıldığını ve bu hususla ilgili şikayetlerinin ulusal makamlar tarafından dikkate alınmadığını ileri sürmüştür.
23. Başvuran, Sözleşmenin 6/1 maddesine dayanarak, hakkındaki ceza yargılamalarının uzunluğundan şikayetçi olmuştur. Ayrıca, başvuran, kanuna aykırı şekilde alındığını iddia ettiği polisteki ifadesinin, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kararına dayanak teşkil etmiş olması sebebiyle, adil bir şekilde yargılanmadığını öne sürmüştür. Son olarak, başvuran, Sözleşmenin 6/1 maddesi ve bununla bağlantılı olarak Sözleşmenin 6/3(d) maddesi kapsamında, lehine ifade veren tanıkların beyanlarının, ulusal mahkeme tarafından dikkate alınmadığını ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 3. maddesi kapsamındaki şikayet hakkında
24. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesine dayanarak, gözaltındayken fiziksel şiddete maruz bırakıldığını ve iddialarına ilişkin olarak, ulusal makamlar tarafından etkin bir soruşturma yürütülmediğini ileri sürmüştür.
25. Hükümet, başvurana fiziksel şiddet uygulamakla suçlanan polis memurlarının beraatlerine ilişkin olarak verilen İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kararına, başvuran tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığını belirtmiştir. Ayrıca, Hükümet, söz konusu kararın 13 Kasım 1996 tarihinde kesinleşmiş olması sebebiyle, her halükarda, başvurunun altı aylık süre geçtikten sonra yapıldığını bildirmiştir. Hükümet, son olarak, başvuranın, hakkındaki ceza yargılamaları devam ederken, söz konusu şikayetlerini tekrar tekrar dile getirmiş olmasının, altı aylık sürenin işlemesini engellemediğini, zira başvuranın, iddialarının yeniden incelenmesini gerektirecek yeni deliller sunmadığını ifade etmiştir.
26. Mahkeme, başvuranın şikayeti üzerine, İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından soruşturma başlatıldığını ve bu soruşturma neticesinde, başvuranın kötü muamele iddiasıyla şikayette bulunduğu polis memurlarından 4ü hakkında bir iddianame hazırlandığını kaydetmektedir. Ayrıca, Mahkemenin gözlemlerine göre, diğer polis memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvuran, bu karara itiraz etmemiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu dört polis memuru hakkındaki ceza yargılamaları sonucunda beraat kararı vermiştir. Başvuran, bu karara da herhangi bir itirazda bulunmamıştır.
27. Mahkeme, aynı zamanda, başvuranın, hakkındaki ceza yargılamaları esnasında dile getirdiği, gözaltındayken kötü muameleye uğradığına ilişkin beyanlarının, mevcut iç hukuk yollarının tüketilmediği gerçeğini değiştirmediği, zira başvuranın, söz konusu polis memurları hakkındaki ceza yargılamalarını takip etmediği ve neticede verilen kararlara da herhangi bir itirazda bulunmadığı sonucuna varmıştır.
28. Dolayısıyla, Sözleşmenin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları kapsamında, iç hukuk yollan tüketilmediği gerekçesiyle, başvurunun bu bölümünün reddedilmesi gerekmektedir.
B. Sözleşmenin 6. maddesinin 1 ve 3(d) fıkraları kapsamındaki şikayetler hakkında
29. Başvuran, Sözleşmenin 6/1 maddesine dayanarak, hakkındaki ceza yargılamalarının çok uzun sürdüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuran, ulusal mahkemenin, kararını verirken, kanuna aykırı olarak elde edilen delillere dayandığını ve lehine ifade veren tanıkların beyanlarını dikkate almadığını öne sürmüştür.
30. Hükümet, nihai kararın, 25 Mayıs 2009 tarihinde ilk derece mahkemesinin yazı işleri müdürlüğüne tebliğ edilmiş olması sebebiyle, başvurunun, altı aylık süre geçtikten sonra yapıldığını belirtmiştir.
31. Mahkeme, nihai mahkeme kararının yazılı bir nüshasının başvurana resen tebliğ edilmesinin öngörüldüğü durumlarda, altı aylık sürenin, yazılı kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren başlatılması suretiyle Sözleşmenin 35/1 maddesinin hedef ve amacına en iyi şekilde hizmet edileceğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkeme, iç hukukta kararın tebliğinin öngörülmediği hallerde, altı aylık sürenin başlangıcı olarak, tarafların kararın içeriği hakkında tam olarak bilgi sahibi olabilecekleri nihai karar tarihin esas alınmasının uygun olacağı kanaatindedir (bk. diğerleri arasında, Seher Karataş / Türkiye, No. 33179/96, prg. 27, 9 Temmuz 2002 ve Çınar / Türkiye (k.k.), No. 8345/04, 2 Kasım 2010).
32. Somut davada, Mahkeme, başvuran hakkındaki ceza yargılamalarının 30 Mart 2009 tarihinde Yargıtayın nihai kararıyla sona erdiğini gözlemlemektedir. Ayrıca, Mahkeme, başvuranın, temyiz aşaması da dahil olmak üzere, hakkındaki ceza yargılamaları esnasında, avukat tarafından temsil edildiğini kaydetmektedir. Nihai kararın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğüne tebliğ edildiği tarih olan 25 Mayıs 2009 tarihi itibariyle, başvuran ve avukatı, söz konusu karardan haberdar olmuşlardır. Ancak, başvuran, 22 Şubat 2010 tarihinde, yani nihai kararın kendisine bildirilmesinin üzerinden altı aydan daha uzun bir süre geçtikten sonra Mahkemeye başvurmuştur (bk. diğerleri arasında, Ertuğrul Kılıç / Türkiye (k.k.), No. 38667/02, 4 Ekim 2005 ve Aydın ve Şengül / Türkiye, No. 75845/01, prg. 15, 3 Mayıs 2007).
33. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşmenin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle, başvurunun bu bölümünün kabul edilemez olduğu sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy