(AİHS m. 2, 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 452) (EKİNCİ - TÜRKİYE DAVASI) (AVŞAR - TÜRKİYE DAVASI) (TANRIKULU - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAKICI - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 15762/10)
KARAR
STRAZBURG
3 Eylül 2013
İşbu karar AİHSnin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşulları çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Çadıroğlu v. Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi
Yargıçlar
Danute Jociene
Peer Lorenzen
Dragoljub Popovic
Işıl Karakaş
Nebojsa Vucinic
Paulo Pinto de Albuquerque ve
Daire Yazı İşleri Müdürü
Stanley Naismithin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) (Mahkeme), 9 Temmuz 2013 tarihinde gizli oturumda yapılan müzakereler sonucu aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi kapsamında, beş Türk vatandaşı, Bay Süleyman Çadıroğlu, Bayan Asiye Çadıroğlu, Bay Şemsettin Çadıroğlu, Bay Enver Çadıroğlu ve Bay İrfan Çadıroğlu tarafından (başvuranlar) Mahkeme nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine 1 Mart 2010 tarihinde yapılan başvurudan (no. 15762/10) ibarettir.
2. Başvuranlar, Vanda görev yapmakta olan avukat Bay A. Kıran tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 12 Eylül 2011 tarihinde Hükümete iletilmiştir. Ayrıca başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte hüküm verilmesine karar verilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar sırasıyla 1955, 1957, 1977, 1982 ve 1989 doğumlu olup Vanda ikamet etmektedirler. İlk iki sırada isimleri yazılı başvuranlar 1999 yılında on altı yaşındayken hayatını kaybeden Şaban Çadıroğlunun (Ş.Ç.) anne ve babası, diğer başvuranlar ise erkek kardeşleridir.
5. Ş.Ç., Vanda seyyar satıcı olarak çalışmaktaydı. 16 Ağustos 1999 tarihinde iki zabıta, M.S. ve S.D., seyyar satıcıları engellemek amacıyla sokakta devriye görevini yapmaktaydılar. Taraflar arasında, olaya ilişkin gerçeklikler konusunda ihtilaf mevcuttur. Başvuranlara göre, Ş.Ç. zabıta memurlarını gördüğünde kaçmaya başlamıştır, ancak yere düşürdüğü gözlüğü almak için geri dönmek zorunda kalmıştır. Zabıtalardan biri Ş.Ç.yi tekmeleyerek yere düşmesine neden olmuştur. Ş.Ç. başını kaldırımın kenarına çarpmış ve anında hayatını kaybetmiştir. Hükümetin beyanlarına göre Ş.Ç. zabıtalardan kaçmaya başlamış ancak bayılıp yere yığıldığı sırada hayatını kaybetmiştir.
6. Aynı gün içerisinde, Van Devlet Hastanesinde görevli bir doktor, Van Cumhuriyet savcısının huzurunda Ş.Ç.nin cesedini incelemiştir. Bu inceleme raporunda, vücutta kötü muameleye dair herhangi bir işaret bulunmadığı belirtilmiş ve kesin ölüm sebebinin belirlenmesi için klasik otopsi yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle ceset, otopsi işleminin gerçekleştirilmesi amacıyla Diyarbakıra gönderilmiştir.
7. 17 Ağustos 1999 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet savcısının huzurunda Diyarbakır Devlet Hastanesinde otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir. Otopsi raporunda, Ş.Ç.nin vücudunda travmatik bir yaralanma bulunmadığı belirtilmiştir. Organlarından alınan numuneler incelenmek üzere ilgili birimlere gönderilmiştir. Raporda, ölüm sebebinin belirlenemeyeceği sonucuna varılmış ve otopsi işleminin Adli Tıp Kurumuna devredilmesine karar verilmiştir.
8. Adli Tıp Kurumu 4 Nisan 2000 tarihinde raporunu sunmuştur. Hazırlanan raporda, önceki raporlardaki bulgular yinelenmiş ve kesin ölüm sebebinin belirlenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca olağandışı(birleşik) herhangi bir (durumun olmadığını belirten) histopatoloji ve toksikoloji raporlarına atıfta bulunulmuştur.
9. 1 Eylül 1999 tarihinde Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca; Van Cumhuriyet savcısı, Van Valiliğine müracaat ederek şüpheli zabıta memurları hakkında soruşturma izni verilmesini talep etmiştir. Bu sırada 5 Ekim 1999 tarihinde olayla alakalı olarak bir polis müfettişi görevlendirilmiştir. Polis müfettişi soruşturma kapsamında on tanığın ifadesini almıştır. Tanıklardan altısı, Ş.Ç.nin zabıtalardan kaçarken kendiliğinden yere düştüğünü beyan etmişlerdir. Diğer dört tanık ise, zabıtalardan birinin Ş.Ç.yi arkadan tekmelediğini gördüklerini ve böylelikle Ş.Ç.nin tekmenin etkisiyle düşerek başını kaldırımın kenarına çarptığını doğrulamışlardır. 19 Haziran 2000 tarihinde, müfettiş, raporunu Van İl İdare Kuruluna sunmuştur ve zanlı zabıtaların Ş.Ç.nin ölümünden sorumlu olduğunu öne sürecek yeterli delil bulunmadığını rapor etmiştir. Bu nedenle, zabıtalar aleyhine soruşturma açılmasına gerek olmadığını beyan etmiştir.
10. Van II idare Kurulu 29 Haziran 2000 tarihinde, dikkatsizlik ve ihmal sebebiyle ölüme sebebiyet verme suçlamasıyla iki zabıta aleyhine ceza davası açılması gerektiğine karar vererek; müfettişin kanaatinin aksi yönünde kanaat bildirmiştir.. 8 Mayıs 2003 tarihinde Bölge İdare Mahkemesi bu kararı onamıştır.
11. Böylelikle, Van Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde zanlı iki zabıta aleyhine ceza yargılaması başlatılmış ve ilk iki başvuran davaya müdahil olmuştur.
12. Van Asliye Ceza Mahkemesi 1 Şubat 2005 tarihinde, konuyla ilgili görevsizlik kararı vererek dosyayı Van Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. Ayrıca sanık zabıtaların, Eski Ceza Kanununun taksirle adam öldürme suçunu düzenleyen 452. maddesi kapsamında yargılanması gerektiğine karar vermiştir.
13. Yargılamalar Van Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde devam etmiştir. Yargılamalar sırasında, sanık zabıtaların ifadeleri talimat yoluyla alınmıştır. Her ikisi de olay günü sokaklarda devriye gezdiklerini ancak herhangi bir kişiyi kovalamadıklarını beyan ederek suçlamaları reddetmişlerdir. Ş.Ç.yi hiç görmediklerini ve nasıl öldüğüne dair herhangi bir bilgileri olmadığını ileri sürmüşlerdir.
14. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca olayın görgü tanığı olan on iki kişinin ifadelerini almıştır. Kendileri de seyyar satıcı olan dokuz tanık, olay günü iki zabıtanın tezgahlarını devirdiklerini ve onları kovaladıklarını belirtmişlerdir. Hatırladıklarına göre, Ş.Ç. ilk başta koşmaya başlamış ancak bu esnada yere düşürdüğü gözlüğünü almak için geri dönmüştür. Bütün tanıklar zabıtalardan birinin S.Ç.yi tekmelediğini, yere düşürdüğünü ve S.Ç.nin başını kaldırımın kenarına çarptığını beyan etmişlerdir. Tanıklardan ikisi, Ş.Ç.yi tekmeleyen zabıtanın sarışın olduğunu bildirmişlerdir. Tanıklardan biri ise gördüğü takdirde sarışın zabıtayı teşhis edebileceğini söylemiştir.
15. Van Ağır Ceza Mahkemesi 3 Mayıs 2007 tarihli kararıyla delil yetersizliği sebebiyle sanık zabıtaların atılı tüm suçlardan beraatine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi kararında, zabıtanın Ş.Ç.yi tekmelerken gördüklerini doğrulayan tanıkların ifadelerini dikkate almamıştır.
16. Yargıtay 14 Aralık 2009 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
17. Başvuranlar, yakınları S.Ç.nin Devletin sorumluluğu kapsamına giren koşullarda hayatını kaybettiğini iddia etmişlerdir. Ayrıca, S.Ç.nin ölümüne ilişkin soruşturmanın etkin olmadığı ve yetersiz olduğu hususunda şikayette bulunmuşlardır. Özellikle, Sözleşmenin 2. ve 6. maddelerine dayanarak; sanık zabıtalar aleyhine yürütülen ceza yargılamalarının makul yargılama süresiyle uyumlu olmadığını ileri sürmüşlerdir.
18. Mahkeme bu şikayetlerin sadece 2. madde açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir. 2. madde aşağıdaki gibidir
1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezasıyla cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;
b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;
c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
19. Hükümet başvurunun, Bay Şemsettin Çadıroğlu, Bay Enver Çadıroğlu ve Bay İrfan Çadıroğlu açısından, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda Hükümet, bu başvuranların zabıtalar aleyhine yürütülen ceza yargılamalarına müdahil olmadıklarını öne sürmüştür.
20. Başvuranlar, Ş.Ç.nin ölümünün ardından soruşturma açıldığını ve zabıtalar aleyhine ceza yargılamalarının yürütüldüğünü beyan etmişlerdir. Ayrıca diğer başvuranların ebeveynleri olan birinci ve ikinci sırada isimleri yazılı başvuranların davaya müdahil olduklarını bildirmişlerdir.
21. Mahkeme bu itirazın, Hükümetin etkin bir soruşturma yürütme amacıyla 2. madde kapsamındaki pozitif yükümlülüğü ile yakından ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle esasa ilişkin incelemeyle birleştirmeye karar vermiştir. Ayrıca başvurunun Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabul edilemezliğe ilişkin herhangi bir gerekçenin bulunmadığını kaydetmiştir. Bu nedenle başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. Başvuranların yakınının ölümü
(a) Tarafların beyanları
22. Başvuranlar, zabıtaların Ş.Ç.nin ölümüne neden olduklarını iddia etmişlerdir. Başvuranların beyanlarına göre, reşit olmayan ve seyyar satıcı olarak çalışan Ş.Ç., bazı tezgahlan devirmiş olan iki zabıta tarafından kovalanmıştır. Kaçmaya çalıştığı sırada zabıtalardan biri onu tekmelemiş ve yere düşmesine sebep olmuştur. Hemen ardından da Ş.Ç. başını kaldırımın kenarına çarpmıştır.
23. Hükümet iddiaları yalanlamıştır. Başvuranların yakınının zabıtalardan kaçmaya çalışırken bayıldığını ve olay yerinde hayatını kaybettiğini beyan etmiştir.
(b) Mahkemenin değerlendirmesi
24. Mahkeme, Sözleşmenin amaçlan doğrultusundaki gerekli kanıt standartlarının "makul şüphenin ötesinde" kanıt standardı olduğunu ve bu tür bir kanıtın yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığıyla ortaya konabileceğini yineler (bk. Ireland v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 161, Seri A no. 25). Delillerin değerlendirilmesi hususunda Mahkeme, ikincil bir role sahip olduğunu ve belirli bir davanın zorunlu koşulları dışında, olguları ele almakla yetkili olan ilk derece mahkemesinin rolünü üstlenemeyeceğini yineler (bk. Ülkü Ekinci v. Türkiye, no. 27602/95, § 142, 16 Temmuz 2012 ve McKerr v. Birleşik Krallık, (k.k.), no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Genellikle, yerel organlarca yürütülen yargılamalarda, olaylara ilişkin kendi yorumunu katıp toplanan delillere dayanarak olayları değerlendiren yerel mahkemelerin yerini almak Mahkemenin görevi değildir (bk. Klaas v. Almanya, 22 Eylül 1993, § 29, Seri A no. 269). Mahkeme, yerel mahkemelerin elde ettiği bulgularla sınırlandırılamamasına rağmen; normal koşullar altında Mahkemenin, bu mahkemelerin elde ettiği bulgulardan ayrılması için ikna edici delillere sahip olması gerekir (bk. yukarıda alıntılanan Klaas, § 30). Ancak iddiaların, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri kapsamında ileri sürülmesi durumunda Mahkeme; iç hukukta belirli yargılamaların ve soruşturmaların gerçekleştirilmesine karşın, ayrıntılı bir inceleme yapmak durumundadır (bk. Avşar v. Türkiye, no. 25657/94, § 283, AİHM 2001-VII).
25. Mahkeme öncelikle mevcut davadaki durumun; yeterli ve makul bir açıklama sağlama yükümlülüğünün Hükümete ait olduğu gözaltında ölüm olayıyla karşılaştırılamayacağını belirtir. Bu bağlamda Mahkeme, Ş.Ç.nin ölümüne sebebiyet veren koşullara ilişkin olarak farklı anlatımlar bulunduğunu gözlemlemektedir. Bu kapsamda başvuranlara göre, seyyar satıcı olarak çalışan ve reşit olmayan Ş.Ç.nin iki zabıta tarafından kovalandığını kaydetmektedir. Zabıtalardan biri onu tekmeleyerek yere düşürmüş ve bunun sonucu olarak Ş.Ç. başını kaldırımın kenarına çarpmıştır. Ancak Hükümet, Ş.Ç.nin zabıtalardan kaçmaya çalıştığı esnada aniden bayıldığını ve bu sırada hayatını kaybettiğini beyan ederek iddiaları yalanlamıştır. Ayrıca Mahkeme, ceza yargılamalarının sonuçlanmasının ardından; iki zabıtanın, delil yetersizliği sebebiyle atılı tüm suçlardan beraat ettiklerini kaydetmektedir.
26. Mahkeme ikincil rolünü dikkate alarak; mevcut davayı incelerken, Ş.Ç.nin ölümünden kimin sorumlu olduğu konusunda bir sonuca ulaşmak adına, taraflarca sunulan belgelere dayanmalıdır. Bu kapsamda Ş.Ç.nin vücudunda herhangi bir travmatik yaralanma bulgusu olmadığını belirten otopsi raporunu dikkate almaktadır. Ayrıca raporda, toksikoloji ve histopatoloji raporlarına göre sıra dışı (birleşik yazılmalı) bir durumun varlığından söz edilemeyeceği de bildirilmiştir. Bu gelişmelerin yaşanmasına karşın, kesin ölüm sebebi belirlenememiştir. Mahkeme ayrıca, Ş.Ç.nin bir zabıta tarafından tekmelendiğini gördüklerini beyan eden dokuz ayrı tanık bulunduğunu kaydetmektedir. Ancak yargılamayı yürüten mahkemenin, beraat kararını verirken, bu ifadeleri dikkate almadığı da açıktır. Mahkemeye göre, aşağıda açıklanan gerekçelerden dolayı olaya ilişkin yürütülen soruşturmada bazı aksaklıklar mevcuttur. Bu aksaklıklardan dolayı, başvuranların yakını olan Ş.Ç.nin hayatını kaybettiği gerçek koşullar, yoruma ve varsayıma dayalıdır. Ayrıca kişinin, makul şüphenin ötesinde, Devletin sorumluluğuna dayalı koşullar içerisinde hayatını kaybettiği sonucuna varmak için yeterli delil bulunmamaktadır.
27. Yukarıdakiler dikkate alındığında Mahkeme, bu sebeplerden dolayı, Sözleşmenin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
2. Soruşturmanın yetersiz olduğu iddiası hakkında
(a) Tarafların beyanları
28. Başvuranlar, yakınlarının ölümüne ilişkin olarak yerel makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın ve zanlı zabıtalar aleyhine yürütülen ceza yargılamalarının hızlı ve etkin olmadığını iddia etmişlerdir.
29. Hükümet; herhangi bir aksaklık bulunmadığını ve makamların, etkin bir soruşturma yürütmek amacıyla gerekli tüm adımları attığını ileri sürmektedir.
(b) Mahkemenin değerlendirmesi
30. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca yaşam hakkının güvence altına alınması yükümlülüğü, Devletin, 1. madde uyarınca Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri kendi egemenlik alanı içinde bulunan herkes için güvence altına almak görevi ile birlikte düşünüldüğünde, bir kimsenin şüpheli koşullar altında hayatını kaybetmesi durumunda, etkili bir resmi soruşturma yapılmasını zımnen gerektirmektedir. Bu zorunluluk sadece bir devlet memurunun ölüme sebebiyet verdiğinin tespit edildiği durumlarda geçerli değildir. Ayrıca maktulün ailesinin veya başkalarının yetkili soruşturma merciine resmi olarak şikayette bulunup bulunmadığı hususunda da belirleyici değildir. Yetkililerin ölümden haberdar edilmesi dahi, 2. maddeden doğan ve olayın vuku bulduğu şartların derinlemesine incelenmesi mecburiyetini ipso facto gündeme getirir (bk. Tanrıkulu v. Türkiye (BD), no. 23763/94, §§ 101 ve 103, AİHM 1999-IV; Al Fayed v. Fransa (k.k.), no. 38501/02, § 73, 27 Eylül 2007). Bir soruşturmanın asgari düzeyde etkili olmasını sağlayan incelemenin niteliği ve derecesi her davanın kendi koşullarına bağlı olup ilgili tüm delillerin temelinde ve soruşturma görevinin pratik gerçekleri göz önünde tutularak değerlendirilmelidir (bk. Velikova v. Bulgaristan, no 41488/98, § 80, AİHM 2000-VI). Bu amaçların gerçekleştirilmesine olanak tanıyan hangi soruşturma yöntemi olursa olsun, yetkililer dikkatlerine sunulan bir durumu resen incelemek durumundadır ve bunu mağdur yakınlarının inisiyatifine bırakamaz (bk. Paul ve Audrey Edwards v. Birleşik Krallık, no. 46477/99, § 69, AİHM 2002-II; Al Fayed, yukarıda alıntılanan, § 74).
31. Bu hususta, zımni olarak çabukluk ve makul bir hızlılık şartı vardır (bk. Çakıcı v. Türkiye (BD), no. 23657/94, §§ 80, 87 ve 106, AİHM 1999-IV ve Mahmut Kaya v. Türkiye, no. 22535/93, §§ 106-07, AİHM 2000-III). Belirli bir durumda soruşturmadaki ilerlemeyi engelleyen manilerin veya güçlüklerin ortaya çıkabildiği kabul edilmelidir. Ancak, ölümcül güç kullanımı veya kaybolma olaylarını soruştururken yetkililerin ivedilikle harekete geçmesi, hukukun üstünlüğünü korumalarında ve kanunsuz fiillerde bir karartma veya müsamahayı önlemede halkın güveninin sağlanması için genellikle zaruri olarak değerlendirilmektedir (bk. McKerr, yukarıda alıntılanan, §§ 108-15, ve Avşar, yukarıda alıntılanan, §§ 390-395).
32. Mahkeme yetkililerin, olayın ardından Ş.Ç.nin ölümüne neden olan koşullan açığa çıkarmak amacıyla soruşturma başlattığını kaydetmektedir. Ancak, soruşturmanın yürütülmesi ve zabıtalar aleyhine açılan ceza davasında büyük aksaklıklar bulunmaktadır.
33. İlk olarak, iddiaların ciddiyetine rağmen, adli makamlar soruşturmayı hızlı bir şekilde yürütememiştir. Bu bağlamda, Van İl İdare Kurulunun 29 Haziran 2000 tarihinde zabıtalar aleyhine ceza davası açılmasına karar vermesine karşın, Bölge İdare Mahkemesinin kararı onamasının yaklaşık üç yıl sürdüğü görülmüştür. Ayrıca Van Asliye Ceza Mahkemesi, yargı yetkisinin olmadığını beyan etmeden önce 1 Şubat 2005 tarihine kadar, yaklaşık iki yıl beklemiştir. Bu gecikmenin bir sonucu olarak zanlı zabıtalar aleyhine yürütülen ceza yargılamaları, Ş.Ç.nin ölümünün ardından altı yıl geçmesine kadar başlayamamıştır.
34. Ayrıca ceza yargılamaları süresince, dokuz ayrı tanık mahkemede zabıtalardan birinin Ş.Ç.yi tekmelediğini gördüklerini doğrulamışlardır. Bu tanıklardan biri, sürekli olarak, yüzleştirilme durumunda Ş.Ç.yi tekmeleyen sarışın zabıtayı teşhis edebileceğini ifade etmiştir. Ancak yerel mahkemeler, tanıkların sanık zabıta ile karşı karşıya gelmesi için gerekli adımları atmamıştır. Yargılamayı yürüten mahkemenin verdiği beraat kararında, zabıtanın Ş.Ç.yi tekmelerken gördüklerini ileri süren tanıkların ifadelerine atıfta bulunmaması Mahkemenin dikkatini çekmiştir. Bu ifadelerin neden dikkate alınmadığı hususunda da herhangi bir açıklama yapılmamıştır.
35. Mahkeme, yukarıdaki hususları ve özellikle yetkililerin soruşturmayı gereken hızlılıkla yürütmediğini göz önünde bulundurarak; soruşturmanın, Sözleşmenin 2. maddesinin gerektirdiği şekilde etkin olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna varmıştır. 36. Son olarak Mahkeme, 30. paragrafta belirtilen ilkelere atıfta bulunarak ve özellikle yetkililerin ölüm olayından haberdar edilmesinin, ölümün gerçekleştiği koşullara ilişkin olarak, Sözleşmenin 2. maddesi kapsamında etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğü doğurduğunu dikkate alarak; Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin ilk itirazını reddeder ve Sözleşmenin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine karar verir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
37. Başvuranlar maddi tazminat olarak 126.000 Avro, manevi tazminat olarak ise 163.000 Avro talep etmişlerdir.
38. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
39. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı tespit edememiştir; bu nedenle bu talebi reddeder. Mahkeme, manevi tazminat talebine ilişkin olarak, yerel makamların yakınlarının ölümüne yönelik hızlı ve etkin bir soruşturma yürütememesi sebebiyle, başvuranların keder ve sıkıntı yaşadıkları kanısındadır. Mahkeme hakkaniyet temeline dayanarak, başvuranlara manevi tazminat olarak müştereken 20.000 Avro ödenmesine hükmeder.
B. Masraf ve Harcamalar
40. Başvuranların avukatı, masraf ve harcamalara ilişkin olarak belirli bir talepte bulunmamıştır. Ancak Mahkemenin yargılamalar sırasında gerçekleşen masraf ve harcamalara ilişkin olarak toplu bir miktara hükmetmesini talep etmiştir. Miktarı Mahkemenin takdir yetkisine bırakan avukat, 1999dan bu yana başvuranlar için aktif olarak görev yaptığını, ancak herhangi bir ödeme almadığını ifade etmiştir.
41. Mahkemenin içtihatlarına göre, başvuran masraf ve harcamaları, sadece fiilen ve zorunlu olarak ortaya çıktığının gösterildiği ve miktar olarak makul olduğu kadarıyla tazmin etme hakkına sahiptir. Mevcut davada, başvuranlar taleplerine ilişkin olarak herhangi destekleyici bir belge sunmadıklarından dolayı; Mahkeme, yasal ücretlere ilişkin herhangi bir miktara hükmedemez.
C. Gecikme Faizi
42. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
İŞBU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin ilk itirazını esasa ilişkin incelemeyle birleştirerek reddeder;
2. Başvurunun kabul edilebilir olduğunu beyan eder;
3. Sözleşmenin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine karar verir;
4. Başvuranların yakınının hayatını kaybettiği koşullara-olaylara yönelik yetkililerin etkin ve hızlı bir soruşturma yürütmemeleri sebebiyle, Sözleşmenin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar verir;
5. (a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, manevi tazminat olarak miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmak üzere, 20,000 Avro (yirmi bin Avro) manevi tazminat ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen miktara basit faiz uygulanmasına karar verir;
6. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddeder.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 23 Temmuz 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy