(AİHS m. 35, 1 NOLU PROTOKOL) (TURGUT VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (TURABOĞLU USTA V. - TÜRKİYE DAVASI) (RİMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (VAN DER MUSSELE - BELÇİKA DAVASI) (BOZCAADA KİMİSİS TEODOKU RUM ORTODOKS KİLİSESİ VAKFI - TÜRKİYE DAVASI) (BÖLÜKBAŞ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 17934/10)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Dragoljub Popovic,
Yargıçlar
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Seçkin Erelin katılımıyla 15 Ekim 2013 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 16 Mart 2010 tarihinde yapılan söz konusu başvuru üzerinde görüşüldükten sonra aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran Halil DOĞANCAN, Türk vatandaşı olup 1928 doğumludur ve Erzurumda ikamet etmektedir.
A. Davanın koşulları
1. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
2. Başvuran, 27 Mayıs 1974 tarihinde, Erzurum ili, Tortum ilçesinde bulunan 16344 m2 yüzölçümüne sahip taşınmazın mülkiyetini elde etmiştir.
3. Bu işlem, muhtar tarafından düzenlenen mülkiyet devri belgesi ile gerçekleştirilmiştir.
4. 2008 yılında, Kadastro Komisyonu tarafından bölgede kadastro çalışması yapılmıştır.
5. Kadastro Komisyonu, taşınmazı, orman arazisi olarak nitelendirmiştir.
6. Başvuran, 24 Temmuz 2008 tarihinde, Tortum Kadastro Mahkemesine, Kadastro Komisyonunun kararının iptali için dava açmıştır.
7. Başvuran, söz konusu taşınmazın orman arazisi olmadığını ve kazandırıcı zamanaşımına ilişkin yasal şartların oluştuğunu ifade etmiştir.
8. Kadastro Mahkemesi 1 Haziran 2009 tarihinde, taraflar ve bilirkişiler refakatinde keşif yapmıştır.
9. Mahkeme tarafından mahallinde yapılan keşif sırasında, mahalli bilirkişiler, başvuranın aşağı yukarı otuz yıldır ihtilaf konusu taşınmaza zilyet olduğunu ve bu taşınmazı kullandığını /ekip biçtiğini ifade etmişlerdir.
10. Farklı bilirkişiler, raporlarını dosyaya koymuşlardır.
11. Üç orman mühendisinden oluşan bilirkişi komitesi, teknik bilirkişi raporlarını 18 Haziran 2009 tarihinde mahkemeye sunmuşlardır. Bu raporda, ihtilaf konusu taşınmazın devlet ormanları içinde yer alan ağaçsız alan vasfında olduğu sonucuna varılmıştır. Bilirkişiler bu sonuca ulaşmak için özellikle, dosyaya konulan farklı tarihli memleket haritalarına dayanmışlardır.
12. Ziraat bilirkişisi 24 Haziran 2009 tarihinde mahkemeye raporunu sunmuştur. Bilirkişi raporunda, söz konusu taşınmazın çayır olduğuna dair kanaatini belirtmiştir.
13. Kadastro Mahkemesi 25 Haziran 2009 tarihinde başvuranın kadastro planının iptaline ilişkin talebini reddetmiştir. Mahkeme, ormanlık alana ait olduğu gerekçesiyle taşınmazın kamu hazinesi adına tescil edilmesine karar vermiştir. Bu kararını alırken, özellikle orman bilirkişisinin raporlarına dayanmıştır.
14. Başvuran, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur.
15. Yargıtay 20 Ocak 2010 tarihinde temyiz edilen kararı onamıştır. Yargıtay, mevzuata göre, ağaçsız bir alanın orman ekosisteminin ayrılmaz bir unsuru olduğu ve ormanın bütünlüğünün parçası olduğunu belirtmiştir. Yargıtay, dosyada yer alan unsurlara ve özellikle çeşitli bölge haritalarına dayanarak, ihtilaf konusu taşınmazın orman sınırları içinde yer aldığı ve bu nedenle özel mülkiyet konusu olmasına yasal olarak olanak bulunmadığı kanaatine varmıştır.
B. İlgili iç hukuk kuralları
16. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulamaları Turgut ve diğerleri / Türkiye (No.1411/03, p. 41-67, 8 Temmuz 2008), Altunay / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42936/07, p. 20-23, 17 Nisan 2012) ile Usta / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 32212/11, 27 Kasım 2012) kararlarında belirtilmiştir.
ŞİKAYETLER
17. Başvuran, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında, mülkiyet dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edilmesinden şikayet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
18. Başvuran, ulusal makamların, muhtar huzurunda satın aldığı ve otuz yıldan beri kendisinin işgal ettiği taşınmazın, kadastro planına kaydedilmesini reddetmeleri sebebiyle mülkiyet dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
19. Mahkeme, ihtilafın, 16344 m2 yüzölçümündeki taşınmazın kadastro planına başvuran adına kaydedilmesini reddeden iç hukukta kesinlik kazanmış kararla ilgili olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme kararının temel gerekçesi, söz konusu taşınmazın orman sınırları içinde yer almasıdır.
20. Mahkeme, ulusal makamların orman alanlarını korumak için alınacak tedbir konusunda karar verme konusunda yetkili olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkemeye göre, bu tedbirler, çevre ve şehircilik politikalarına bağlı olup daha geniş bir tabirle, Devletin müdahale hakkının bulunduğu alanlarla ilgilidir.
21. Mahkeme, tabiatın ve ormanların ve daha genel anlamda çevrenin korunmasının, kamuoyunda ve dolayısıyla kamu makamları nezdinde sürekli ve desteklenen bir ilgiyle savunulan bir değer olduğunun altını çizmektir. Mahkeme, çevrenin korunmasına ilişkin mülahazalar söz konusu olduğunda, özellikle de Devlet konuyla ilgili olarak yasal düzenlemeye gitmişse, ekonomik zorunluluklar ve hatta mülkiyet hakkı gibi bazı temel hakların öncelik arz etmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Hamer / Belçika, No. 216817/03, p. 79, AİHM 2007-V, Taşkın ve diğerleri / Türkiye, No. 46117/99, AİHM 2004-X, Moreno Gomez / İspanya, No. 4143/02, AİHM 2004-X, Fadeıeva / Rusya, No. 55723/00, AİHM 2005-IV ve Giacomelli / İtalya, No. 59909/00, AİHM 2006-XII).
22. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın 27 Mayıs 1974 tarihinde ihtilaf konusu taşınmazın mülkiyetini elde ettiğini saptamaktadır. Bu edinim, daha önce, muhtar tarafından düzenlenen mülkiyet devri belgesine konu olmuştur. Yerel uzmanların beyanları (bkz. yukarıdaki 9. paragraf), ilgilinin, malik gibi davrandığını anlamaya imkan vermektedir. Başvuran, söz konusu taşınmazı uzun yıllardır işgal etmiş ve kullanmıştır/ekip biçmiştir. Bununla birlikte, Mahkeme, başvuranın söz konusu taşınmazın yine de maliki olmadığını kaydetmektedir. Başvuranın, mülkiyet hakkının tartışılmaz kanıtı olan tapusu bulunmamaktadır (Rimer ve diğerleri / Türkiye, No. 18257/04, p. 36, 10 Mart 2009).
23. Bu bağlamda Mahkeme, 1 nolu Ek Protokolün 1. maddesinin mülk edinme hakkını güvence altına almadığını hatırlatmak istemektedir (Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı / Türkiye, No. 34478/97, p. 52, 9 Ocak 2007, Kopecky / Slovakya (BD), No. 44912/98, AİHM 2004-IX, Van der Mussele / Belçika, 23 Kasım 1983, p. 48, A serisi no 70, Slivenko ve diğerleri / Letonya (kabul edilebilirlik hakkında karar) (BD), No. 48321/99, p. 121, AİHM 2002-II).
24. Bir başvuran, sadece, şikayet ettiği karar 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi bağlamında sahip oluğu mülklere ilişkin olduğu takdirde, bu maddenin ihlal edildiğini iddia edebilmektedir.
25. Mahkeme, mülk kavramının mevcut mülkler ile sınırlı olmadığını ve başvuranın, üzerinde mülkiyet hakkını fiilen kullanabilmeye yönelik makul ve meşru bir beklentiye sahip olduğunu iddia edebileceği alacaklar da dahil olmak üzere tüm mal varlığı değerlerini kapsayabileceğini de hatırlatmaktadır (Hamer, yukarıda anılan, p. 75).
26. Mahkeme, mevcut davada başvuranın, muhtar tarafından düzenlenen mülkiyet devri belgesi ile yerel uzmanların tanık ifadeleri bakımından, mülkiyet hakkını fiilen ve etkili olarak kullanabilmeye yönelik meşru bir beklentiye sahip olduğunu iddia edebileceğini kaydetmektedir.
27. Bununla beraber, kazandırıcı zamanaşımının rol oynaması ve başvuranın sonuç olarak mülkiyetin tapu siciline kendi adına kaydedilmesini talep edebilmesi için yasal olarak gereken şart olan, ilgilinin tapuyu elde edip etmediği sorununun tespit edilmesi gerekmektedir.
28. Bu noktada Mahkeme, ulusal yargı organları tarafından, başvuranın davasında kabul edilecek/belirlenecek hukuki çözümün seçimini belirlemek için kullanılan malik sıfatıyla zilyetlik kavramının doktrinal analizini yapmayı uygun ve hatta gerekli görmemektedir. (Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı/Türkiye, No. 37639/03, 37655/03, 26736/04 ve 42670/04, p. 46, 3 Mart 2009).
29. Mahkeme, başvuranın ihtilaf konusu taşınmazın mülkiyetine sahip olsa bile, söz konusu mülkten yararlanmaya devam etme konusundaki meşru beklentisinin iç hukukta yeterli bir yasal temele dayanmadığını tespit etmedir (Kopecky, yukarıda anılan, § 52).
30. Mahkeme, bu bağlamda taşınmazın iadesine ilişkin basit beklenti -her ne kadar anlaşılabilir olsa da- ile daha somut nitelikte olması ve yasal bir düzenlemeye ya da iç hukukta sağlam bir yargı kararına dayanması gereken meşru beklenti arasında fark olduğunu hatırlatmaktadır (Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 22522/03, 9 Aralık 2008).
31. Mahkeme esasen, davanın koşullarında, Mahkemenin Kadastro Komisyonunun kararına ilişkin itirazını karara bağlayan ulusal yargı organlarının vurguladığı gibi, konuya uygulanabilir mevzuatta, orman alanına ait olan taşınmazların hiçbir şekilde kazandırıcı zamanaşımına konu olamayacağını kesin ve açık olarak belirttiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 15. paragraf).
32. Orman vasfındaki arazinin ediniminin kazandırıcı zamanaşımını yoluyla mümkün olmaması, başvuranın bu hususta ileri sürdüğü işgal süresi iddiasını etkisiz kılmıştır.
33. Ulusal mevzuata göre devlet orman arazilerinin devredilemez niteliği ve zamanaşımına konu olmaması nedeniyle bu denli uzun bir sürenin geçmesi iç hukukta hiçbir hukuki sonuç doğurmamaktadır.
34. Bundan dolayı başvuran, ormanlık bölgede bulunan taşınmazın mülkiyetini kazandırıcı zamanaşımı yoluyla elde etme hakkından yararlanamamıştır.
35. Sonuç olarak iç hukukta yeterli bir yasal dayanak bulunmadığından, başvuranın mülkiyeti kullanmaya devam etmesi ve mülkiyet hakkını iktisap etmesini sağlayabilecek herhangi bir meşru beklentide bulunması hukuken mümkün değildir (Kadir Gündüz / Türkiye, No. 50253/99 (kabul edilebilirlik hakkında karar), 18 Ekim 2007, Nane ve diğerleri / Türkiye, No. 41192/04, p. 25-28, 24 Kasım 2009, Bölükbaş ve diğerleri / Türkiye, No. 29799/02, p. 26, 9 Şubat 2010 ve Usta, yukarıda anılan, p. 44).
36. Bundan dolayı Mahkeme, başvuranın, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin birinci cümlesi anlamında bir mülkiyetinin bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla bu hükmün güvenceleri somut olayda uygulanamaz.
37. Başvuranın şikayeti Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında Sözleşmenin hükümleriyle ratione materiae konu yönünden aykırı olup, 35. maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy