(AİHS m. 5, 6, 35) (5271 S. K. m. 100, 250) (LUKANOV - BULGARİSTAN DAVASI) (FOX, CAMPBELL VE HARTLEY - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (CAHİT SOLMAZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 2118/10)
KARAR
Mahfuz Talu v. Türkiye davasında,
04 Aralık 2012 tarihinde,
Başkan
Guido Raimondi
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque
ve Daire yazı işleri müdürü Stanley Naismith'in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi (İkinci Dairesi), 15 Aralık 2009 tarihinde yapılan başvuru hakkında yapılan gizli
müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
1. Başvuran Mahfuz Talu 1959 doğumlu Türk vatandaşıdır ve Siirt'te ikamet etmektedir. Başvuran Diyarbakır'da görev yapan avukatlar M. Danış Beştaş ve M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.
2. Davanın olay ve olguları başvuran tarafından belirtildiği ve dava dosyasından anlaşıldığı üzere aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
3. Söz konusu zamanda başvuran SIYDER isimli Siirt Yoksullukla Mücadele Derneğinin başkanıdır. Derneğin merkezi bir iş hanının ikinci katındadır. "Azadiye Welat" isimli gazetenin, DIHA haber ajansının ve Demokratik Toplum Partisinin "DTP" büroları da aynı katta yer almaktadır.
4. Polise gelen isimsiz bir ihbarın ardından 9 Ocak 2009 tarihinde derneğin bürosu ve derneğe komşu bürolarda arama yapılmıştır.
5. Başvuran ve beraberinde bir grup insan terör örgütüne üye olmak ve terör örgütü propagandası yapmak şüphesi ile tutuklanmıştır. Başvuran 13 Ocak 2009 tarihinde önce Cumhuriyet Savcısı sonra da Siirt Sulh Ceza Mahkemesi huzurunda ifade vermiştir. Aramada elde edilen bir liste derneğin silahlı çatışmalara katılan aktif PKK üyelerinin ailelerine yardım etme amacı taşıdığına işaret etmektedir. Başvuran yapılan aramada iki gazete ve CD'ye el konulduğunu ve derneğin kişilere yeşil kart almaları konusunda yardım ettiğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca binanın ikinci katında iki büro daha kiraladıklarını ancak henüz orada faaliyete geçmediklerini ve Azadiya Welat gazetesinin dernek çalışanları tarafından okunmuş olabileceğini söylemiştir. Başvuran yerel seçimlerde DTP'den aday olmak üzere gerekli başvuruyu yaptığını ve PKK terör örgütüne üye olmaktan daha önce hüküm giymiş olmasının tüm suçlamaların ardında yatan gerekçe olduğunu ileri sürmüştür.
7. Başvuran aynı gün terör örgütüne üye olmak ve terör örgütü propagandası yapmak suçlamaları ile tutuklanmıştır. Mahkeme, kararını temel olarak başvurana isnat edilen suçların başvuran tarafından işlenmiş olduğu yönündeki kuWetli şüpheye dayandırmıştır. Mahkeme, başvurana isnat edilen suçların Ceza Muhakemeleri Kanununun 100. maddesi kapsamında yer aldığına ve söz konusu suç için öngörülen azami ceza dikkate alındığında, tutuklama yerine seçenek tedbirlerin kullanılmasının mümkün olmadığına işaret etmektedir.
8. 21 Mayıs 2009 tarihinde başvuran hakkında yürütülen soruşturma dosyası Ceza Muhakemesi Kanununun 250. maddesi ile yetkili Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına devredilmiştir. Davayı devrederken Siirt Cumhuriyet Savcısı fezlekesinde soruşturmayı aşağıdaki şekilde özetlemiştir: Derneğe ait bürolarda yapılan aramada el konulan belgelerde Abdullah Öcalan ve PKK terör örgütünü öven ifadelere rastlanmıştır. Derneğin bürolarından bir tanesi DTP Siirt teşkilatı tarafından kullanılmaktadır. El konulan belgeler arasında bazıları sanıklar tarafından doldurulmuş olan DTP'den yerel ve genel seçimlerde aday olunması için gerekli olan başvuru formları ve seçim adaylığı kapsamında yapılan mülakatların kayıtları tespit edilmiştir. Büroda el konulan gazete makaleleri ve yazıların içeriği suç unsurları barındırmaktadır. Sanıklardan bir tanesi Azadiya Welat gazetesini dağıtmaktadır.
9. 3 Ağustos 2009 tarihinde başvuran serbest bırakılmasını talep etmiştir.
10. 7 Ağustos 2009 tarihinde başvuran aleyhine terör örgütü propagandası yapma ve terör örgütüne yardım ve yataklık etme suçlarıyla Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır. İddianamenin ilgili bölümleri aşağıda verilmiştir:
"....dernekten yardım alan kişiler "Aile Durumu ve Genel Durumu" başlığı altında "çok yoksul, yoksul, iyi, normal" olarak tanımlanmaktadır. Listede "aile üyeleri arasında ölen bir kişi var", "merhumun oğlu", "merhumun eşi", "ailede kendisinden haber alınamayan bir kişi var" ya da "ailede kendisinden haber alınamayan iki kişi var" gibi ibareler yer almaktadır. Listede 4., 13 ve 16. sırada yer alan kişiler bir suçla bağlantılı olarak polis tarafından aranmaktadır.
Listede yer alan kişilere yardım etmenin/karşılıksız yardımda bulunmanın temel amacı silahlı kuWetler ile PKK arasında yaşanan silahlı çatışmalara karışan, bu çatışmalarda ölen ve terör örgütüne üyelikten gözaltında bulunan kişilerin akrabalarına yardım etmektir. Yardımların tek amacı terör örgütünün eylemlerine hizmet etmektir.
Bir yardım derneğinin faaliyetleri ile tutarlı olmayan belgelere rastlanmıştır. Örneğin, özgür seçim platformuna ait el ilanları, Edi beşe, Ora basta, koalisyon politikası, genel seçim aday adayları için mülakat soruları, meclis üyeleri için mülakat soruları ve "Sayın Öcalan" ifadesini içeren dilekçeler binada yapılan arama sırasında ele geçirilmiştir.
Derneğin yöneticileri olan sanıklar terör örgütü ile ilgili sayısız belgenin ele geçirildiği ofislerini DTP'nin, DİHA haber ajansının ve Azadiya Welat'ın kullanmasına izin vermiştir.
Sanık Mahfuz Talu Diyarbakır 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 10 Mart 1995 tarihli kararı ile terör örgütüne üyelikte hüküm giymiş ve 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştır......"
11. Dava dosyası uyarınca başvuranın tutukluluk süresi 10 Ağustos 2009'da uzatılmıştır.
12. Dava dosyası uyarınca Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi kendi iradesiyle yaptığı incelemenin ardından başvuranın tutukluluk süresini son kez 8 Eylül 2009 tarihinde uzatmıştır. Mahkeme bu kararını suçların niteliği, deliller ve Ceza Muhakemesi Kanunun 100. maddesi 3. paragrafına dayandırmıştır.
13. 1 Ekim 2009 tarihinde yapılan ilk duruşmada mahkeme delillerin ışığı altında ve başvuranın savunmasını yapmış olmasından hareketle başvuranı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmıştır.
14. 5 Eylül 2012 tarihli yazı ile başvuran Mahkemeyi daha önce kendisi aleyhine başlatılan ceza yargılamasının ağır ceza mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ile 31 Aralık 2009 tarihinde sonuçlandığı hakkında bilgilendirmiştir. Sözü edilen kararda iddialara ilişkin makul şüphenin ötesinde kati delil bulunmadığı tespit edilmiştir. Yine kararda derneğin faaliyetlerinin mutlak kesinlikle tespit edilemeyeceği ve toplanan delillerin derneğin faaliyetlerinin terör örgütüne yardım etme amacını taşıdığını göstermediği belirtilmiştir.
15. Başvuran temyize başvurmamış ve karar 8 Ocak 2010 tarihinde kesinleşmiştir.
ŞİKÂYETLER
16. Başvuran Sözleşmenin 5. maddesi 1. paragrafı kapsamında kendisine isnat edilen iddiaların terör örgütüne yardım ve yataklık suçu ya da herhangi başka bir terör suçu teşkil etmediğinden ve bu nedenle de tutukluluk halinin suç işlemesinin önlenmesi ya da suç işledikten sonra kaçmasının önlenmesi gerekçeleriyle gerekli olduğunun düşünülemeyeceğinden şikâyet etmektedir. Başvuran Sözleşmenin 5. maddesi 1. paragrafı kapsamında suç işlemiş olduğuna işaret eden makul şüphenin yokluğundan şikâyet etmektedir.
17. Başvuran Sözleşmenin 5.maddesinin 3. paragrafı uyarınca yargılama öncesi tutukluluk süresinin delillerin ışığı altında uzunluğu bakımından haklı gösterilemeyeceğinden ve içinde bulunulan koşullar altında gözaltı süresinin haddinden fazla uzun olduğundan şikâyet etmektedir.
18. Başvuran Sözleşmenin 5. maddesinin 4. paragrafı kapsamında tutukluluk süresinin hukuka uygunluğunun değerlendirildiği adli incelemelerin usulüne uygun olarak değil, yapmış olmak için yapıldığından, zira kendisinin dokuz ay süreyle mahkeme huzuruna çıkartılmadığından şikâyet etmektedir.
19. Başvuran Sözleşmenin 5. maddesinin 1. 3. ve 4. paragrafları ile bağlantılı olarak Sözleşmenin 5. maddesinin 5. paragrafının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
20. Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak başvuran savcı tarafından dava açıldığında sanığın buna itiraz etme hakkının olması gerektiğini ve iddianameyi alan hâkimlerin dava hakkında sanığın itirazlarını dinlemeden karar vermemeleri gerektiğini iddia etmektedir. Buna ek olarak başvuran mahkeme nezdindeki delillere itiraz etmekte ve kendisine orantısız olarak ağır bir ceza verildiğinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Sözleşmenin 5. maddesinin 1. paragrafı
21. Başvuran Sözleşmenin 5. maddesi 1. paragrafı uyarınca yargılama öncesi gözaltı/tutuklama süresinin haklılığının kanıtlanamadığından şikâyet etmektedir.
22. AİHM mevcut davada ilk olarak cevaplandırılması gereken sorunun başvuranın tutuklama süresinin kanunda açıklanmış bir usule uygun olup olmadığı da dâhil olmak üzere, Sözleşmenin 5. maddesi 1. paragrafı kapsamında "hukuka uygun" olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği kanaatindedir. AİHM, Sözleşmenin temel olarak ulusal kanunları işaret ettiğini, ancak bir bireyin özgürlüğünden yoksun bırakılması ile sonuçlanacak herhangi bir tedbirin bireyi keyfilikten korumak amacıyla Sözleşmenin 5. maddesinin amaçlarına uygun olması gerektiğini hatırlatır.
23. 5. maddede olduğu gibi, Sözleşmenin doğrudan ulusal kanunlara atıfta bulunduğu durumlarda, bahsi geçen kanunlara uygun hareket etmek Sözleşemeye Taraf olan Devletlerin asli yükümlülüğüdür. AİHM, uygun koşullar altında, söz konusu hukukiliğin yerine getirildiğinden emin olma yetkisine sahiptir. Bu kapsamda AİHM'in görevi Avrupa koruma sisteminin mantıksal çerçevesi ile sınırlıdır. Bunun sebebi de iç hukuku yorumlama ve uygulama görevinin birincil olarak ulusal makamlara ve özellikle de mahkemelere ait olmasıdır (bkz., diğerleri ile birlikte, Lukanov v. Bulgaristan, 20 Mart 1997, §§ 41-46, Hüküm ve Karar Raporları, 1997-II).
24. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. paragrafının bireyin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına izin verilen hallerin sınırlı bir listesini içerdiğini ve bu maddenin sıkı sıkıya yorumlanması gerektiğini hatırlatır. Bir birey Sözleşmenin 5. maddesi 1(c) paragrafı uyarınca yalnızca ceza yargılaması kapsamında suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere özgürlüğünden yoksun bırakılabilir (bkz., diğerleri ile birlikte, Jecius v. Litvanya, no. 34578/97, § 50, AİHM 2000-IX). Sözleşmenin 5. maddesinin 1 (c) paragrafında atıfta bulunulmuş olan bir suç işlendiğine dair "makul şüphenin" varlığı, tarafsız bir gözlemcinin bireyin suçu işlediğini düşünmesine sebep olacak olgu ve bilgilerin varlığına işaret eder (bkz., Fox, Campbell ve Hartley v. İngiltere, 30 Ağustos 1990, §§ 32, Seri A no. 182)
25. "Şüphe" seviyesi açısından AİHM, ilk olarak Sözleşmenin 5. maddesinin 1(c) paragrafının, soruşturma makamlarının tutuklama anında ya da tutuklanan kişi gözaltında tutulurken suçlamada bulunmak için yeterli delillere sahip oldukları anlamına gelmediğine işaret eder. Sözleşmenin 5. maddesi 1 (c) paragrafı kapsamında gözaltında sorgulamanın amacı tutuklamaya gerekçe teşkil eden somut şüphenin varlığının ya da yokluğunun teyit edilmesi yoluyla ceza soruşturmasında ilerleme sağlamaktır. Şüpheye sebep olan olguların, ceza soruşturmasının bir sonraki aşamasında gerçekleşen hüküm ve cezanın haklılığının kanıtlanması için gereken düzey ile aynı düzeyde olması gerekli değildir (bkz, diğer yetkileri ile birlikte, Murray v. İngiltere, 28 Ekim 1994, §§ 55, Seri A, no. 300-A).
26. AİHM'in görevi meşru amaç da dâhil olmak üzere, Sözleşmenin 5. maddesinin 1(c) paragrafında belirtilen koşulların mevcut davanın şartları altında yerine getirilip getirilmediğini tespit etmektir. Ancak bu bağlamda AİHM'in kendi tespitini huzurlarına sunulan delilleri değerlendirmede daha yetkili ve muktedir olan ulusal mahkemelerin tespitinin yerine koyması AİHM'in görev alanı içine girmez (bkz., yukarıda atıfta bulunulan Murray, § 66).
27. Mevcut davanın koşullarına dönülecek olursa, AİHM, başvuranın ilgili derneğin yöneticilerin bir tanesi olduğuna ve başvurana isnat edilen temel suçlamanın derneğin asıl kuruluş amacının terör örgütü üyelerinin akrabalarına yardım etmek olduğuna işaret eder. Bu suçlama kanıtlanması halinde terör eylemlerine yardım ve yataklık etme suçu olarak tanımlanacaktır. Bu bağlamda AİHM terör örgütüne yardım ve yataklık etme suçunun hem Ceza Kanunu hem de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren ceza gerektiren suç olduğunu tespit eder. Ulusal makamlar başvuranın yargılama öncesi tutukluluk halinin gerekçesi olarak da bahsi geçen kanunlara dayanmaktadır. Bu bağlamda AİHM, başvurana isnat edilen suçun ceza gerektiren bir suç olmadığına ikna olmamıştır.
28. Makul şüphenin varlığı açısından AİHM kimliği belirsiz bir kişi tarafından yapılan telefon ihbarını takiben dernek binasında yapılan aramanın ardından başlatılan soruşturmanın ilk aşamasında elde edilen deliller kapsamında başvuranın terör eylemlerine yardım etme şüphesi ile yargılama öncesinde gözaltında tutulduğunu hatırlatır. Başvurana isnat edilen suçlara işaret eden ana delil dernek tarafından yardımda bulunulacak kişilerin listesidir. Bu bağlamda AİHM yardıma ihtiyacı olan kişileri gösteren şüpheli liste ile diğer belgelerin bir yardım derneğinin faaliyetleri ile tutarlı olmama olasılığını göz ardı edemez. Bu durum yasadışı olup olmamalarına bakılmaksızın derneğin faaliyetleri ve amacı açısından şüphe oluşturmaktadır. Başvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının amacının dernek ve başvuranın terör eylemlerine katıldıkları şüphesinin doğru olup olmadığının kanıtlanması olduğu dikkate alındığında, AİHM, başvuranın tutukluluk halinin geçerli gerekçelerden yoksun olmadığı kanaatindedir. Şüphe aşamasında gerekli olan fiili gerekçe ve terör suçu soruşturmasının özel zaruriyetleri göz önüne alındığında, yukarıdaki bilgilerin ışığı altında AİHM başvuranın terör örgütüne yardım ve yataklık suçu işlemiş olabileceğine dair makul ve nesnel şüphenin varlığını ortaya koyacak yeterli bilgi ve olgunun var olduğuna karar verir. Bu nedenle mevcut dava kapsamında AİHM başvuranın Sözleşmenin 5. maddesi 1(c) paragrafı uyarınca suç işlemiş olma "makul şüphesi" ile gözaltında tutulduğu sonucuna varılabileceği kanaatindedir.
29. Sonuç olarak AİHM başvuranın tutukluluk halinde herhangi bir keyfilik unsuruna rastlamamış ve başvuranın tutukluluk halinin Sözleşmenin 5. maddesi 1(c) paragrafında belirtilen şartları yerine getirdiği sonucuna varmıştır. Bu bağlamda AİHM başvuranın şikâyetinin bu kısmının Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları anlamında dayanaktan yoksun olduğundan kabul edilemez olduğunu kaydeder.
Sözleşmenin 5. maddenin 3. paragrafı
30. Başvuran Sözleşmenin 5. maddesi 3. paragrafı kapsamında yargılama öncesi tutukluluk süresinin açıklanan gerekçeler kapsamında uzunluğu bakımından haklı gösterilemeyeceğinden ve içinde bulunulan koşullar altında tutukluluk süresinin haddinden fazla uzun olduğundan şikâyet etmektedir.
31. AİHM tutuklanan kişinin suç işlediğine dair makul şüphenin varlığının devam etmesinin tutukluluk süresinin uzatılmasının hukuka uygunluğu açısından vazgeçilmez bir koşul olduğunu hatırlatır. Ancak bu şüphenin varlığı da belli bir zaman geçtikten sonra yeterli olma özelliğini kaybeder. AİHM bundan sonra adli makamlar tarafından sunulan ve başvuranı özgürlüğünden yoksun bırakmayı haklı kılacak diğer gerekçelerin varlığını değerlendirmelidir. Söz konusu gerekçelerin ilgili ve yeterli olması durumunda, AİHM ulusal makamların sürecin işletilmesi sırasında gerekli özeni gösterdiklerinden emin olmalıdır. Sözleşmenin karmaşıklığı ve özel zaruriyetleri bu bağlamda dikkate alınması gereken hususlardır (bkz., örneğin, Solmaz v. Türkiye, no.27561/02, §40, 16 Ocak 2007).
32. Mevcut davada başvuranın tutukluluk süresi 13 Ocak 2009 ile 1 Ekim 2009 tarihleri arasında yaklaşık olarak sekiz buçuk ay sürmüştür. Bu süre zarfında başvuranın iddialarından anlaşıldığı üzere, başvuranın yargılama öncesi tutukluluk süresi Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin kendi iradesiyle yaptığı incelemelerin ardından suçlamaların niteliği ve delillerin ışığı altında birçok kez uzatılmıştır. Bu bağlamda AİHM, suçlamaların niteliğini, sanıkların sayısını ve karmaşık ilişkiler ağının titizlikle soruşturulması gerekliliğini dikkate almaktadır. AİHM ayrıca başvuranın tutuklulukta geçirdiği sürenin nispeten kısa olduğuna ve mahkeme başlar başlamaz ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığına işaret etmektedir.
33. Dava dosyası içerisinde "delillerin niteliği" ile başvuranın uzatılan tutukluluk süresini haklı gösterecek suçluluğa işaret eden ciddi emarelerin mevcudiyetinin birbiriyle bağdaşmadığı savını destekler nitelikte herhangi bir belgeye rastlanmadığı belirtilmelidir.
34. AİHM ayrıca dava dosyasında soruşturmanın yürütülmesinde yetkili makamların gerekli özeni göstermediğine dair herhangi bir unsurun bulunmadığına işaret eder.
35. AİHM başvuranın şikâyetinin bu kısmının Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları anlamında dayanaktan yoksun olduğundan reddedilmesi gerektiğini kaydeder.
Sözleşmenin 5. maddesinin 4. Paragrafı
36. Başvuran tutukluluk halinin hukuka uygunluğunun incelenmesinin adli makamlarca etkili bir şekilde gerçekleştirilmediği iddiasıyla Sözleşmenin 5. maddesinin 4. paragrafının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca dokuz aydan uzun bir süre mahkeme ya da hâkim karşısına çıkartılmadığından Sözleşmenin 5. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
37. AİHM başvuranın dokuz aydan uzun bir süredir hâkim karşısına çıkmadığı yönündeki iddiasının Sözleşmenin 5. maddesinin 4. paragrafı kapsamında incelenebileceği kanaatindedir. Ancak AİHM dava dosyası esasında bu şikâyetlerin kabul edilebilirliği hakkında karar veremeyeceğinden, AİHM İç Tüzüğünün 54. maddesi 2(b) paragrafı uyarınca bu konunun davalı hükümetin dikkatine sunulması gerektiğine karar verir.
Sözleşmenin 5. maddesinin 5. paragrafı
38. Başvuran Sözleşmenin 5. maddesinin 5. paragrafının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
39. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. ve 3. paragrafları dikkate alındığında AİHM söz konusu paragraflar hakkında yukarıda belirtilen tespitleri doğrultusunda başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğuna karar verir.
40. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. paragrafı ile birlikte ele alındığında Sözleşmenin 5. maddesinin 5. paragrafının ihlal edildiği iddiaları hakkında AİHM dava dosyası esasında bu aşamada şikâyetin kabul edilebilirliği hakkında karar veremeyeceğinden, AİHM İç Tüzüğünün 54. maddesi 2(b) paragrafı uyarınca bu konunun davalı hükümetin dikkatine sunulması gerektiğine karar verir.
Sözleşmenin 6. Maddesi
41. Sözleşmenin 6. maddesi kapsamında başvuran yargılamanın adil olmadığından şüphe duymaktadır. Başvuran Cumhuriyet Savcısı tarafından dava açıldığında sanığın buna itiraz etme hakkının olması gerektiğini ve iddianameyi alan hâkimlerin dava hakkında sanığın itirazlarını dinlemeden karar vermemeleri gerektiğini iddia etmektedir. Buna ek olarak başvuran mahkeme nezdindeki delillere itiraz etmekte ve kendisine orantısız olarak ağır bir ceza verildiğinden şikâyet etmektedir.
42. AİHM genel kurallar çerçevesinde sanığın beraatinin, Sözleşmenin 6. Maddesi kapsamında teminat altına alınan yargılama hakkının ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu iddia etmesini olanaksız kıldığını hatırlatır. AİHM söz konusu ilkenin belli bazı koşullar altında detaylı ele alındığına dikkat çeker (bkz., örneğin, Heaney ve McGuiness v. İrlanda, no.34720/97, §§ 43- 44, AİHM 2000-XII), ancak bunların hiçbirisi mevcut dava ile alakalı değildir.
43. AİHM bu şikâyetlerin Sözleşmenin 35. maddesinin 3.ve 4. paragrafları anlamında kişi bakımından uygulama ile bağdaşmadığından reddedilmesi gerektiğini kaydeder.
Bu nedenlerle AİHM oy birliği ile,
Sözleşmenin 5. maddesinin 4. paragrafı dikkate alındığında, Sözleşmenin 5. Maddesinin 5. ve 4. paragrafları kapsamında başvuranın şikâyetlerinin incelenmesine son vermeye karar verir;
Başvurunun geri kalan bölümünün kabul edilemez olduğunu beyan eder. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy