(AİHS m. 3, 5, 6, 34, 41, 44) (5271 S. K. m. 94, 98, 141, 142)
(Başvuru no. 22077/10)
KARAR
STRASBOURG
5 Mart 2013
İşbu karar AİHSnin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Salih Salman Kılıç v. Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque,
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), 5 Şubat 2013 tarihinde müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no. 22077/10) dava, Türk vatandaşı Salih Salman Kılıçın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AHHM) 20 Şubat 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, Ardahanda görev yapan avukat A.Y. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir
3. Başvuru, 10 Ocak 2012 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca Sözleşmenin 29. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, Dairenin başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte karar vereceği bildirilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1984 doğumludur.
5. Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi, 16 Aralık 2009 tarihinde Ardahan Cumhuriyet Savcısının talebini karara bağlayarak, yasadışı silahlı örgüte mensup olduğu şüphesiyle başvuran hakkında yakalama emri çıkartmıştır.
6. Başvuran, 5 Ocak 2010 tarihinde Ardahana yaklaşık 1 600 km uzaklıkta bulunan Denizlide yakalanarak Denizli Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Hakim, bu vesileyle başvuranın, hakkında yakalama emri çıkarılan kişi olduğunu teyit etmiş ve ilgiliye bu kararı yazılı ve sözlü olarak tebliğ etmiştir. Ardından, ilgilinin mümkün olan en kısa süre içinde Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi huzuruna çıkarılmasını sağlamak amacıyla, Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 94. maddesi uyarınca ilgilinin tutuklanmasına karar vermiştir.
7. Başvuranın avukatı 4 Şubat 2010 tarihinde yakalama emrine itiraz etmiştir. Aynı gün Ardahan Asliye Ceza Mahkemesi, delillerin toplanmamış olmasını ileri sürerek, delilleri karartma ve kaçma risklerinin bulunduğu gerekçesiyle bu itirazı reddetmiştir.
8. Başvuranın avukatı, 16 Şubat 2010 tarihinde Adalet Bakanlığına başvuruda bulunmuştur. Bu bağlamda, müvekkilinin Denizlide 5 Ocak tarihinden beri tutuklu bulunduğunun altını çizerek en kısa sürede Ardahana sevk edilmesini talep etmiştir.
9. Başvuran, 19 Şubat 2010 tarihinde Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi huzuruna çıkarılmış ve aleyhine yöneltilen suçlamaları dinlemiştir. Duruşma sonunda, PKK mensubu olduğuna ilişkin hakkında kuvvetli şüphelerin bulunmasını, atfedilen suçun türü ve niteliğini, mevcut delil durumu ile öngörülen cezayı göz önünde bulunduran hakim ilgilinin tutuklanmasına karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMALARI
A. Ceza Muhakemesi Kanunu
10. Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili hükümleri (CMK) aşağıdaki gibi ifade edilmektedir:
94. madde
Hakim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hakim veya mahkeme önüne çıkarılmıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hakimi önüne çıkarılır; serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hakim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanır.
98. madde
Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hakimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir. (
)
141. maddenin 1. fıkrasının d) bendi
1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; (
)
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
(
)
Kişiler, maddi ve manevi her türlü zararını Devletten isteyebilirler.
142. maddenin 1. fıkrası
Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.
B. İçtihadi gelişmeler
11. T.C. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, kısa bir süre önce, şüphelinin hakkında yakalama emri çıkartan hakim huzuruna çıkarılması amacıyla CMKnın 94. maddesi uyarınca tutuklanmasına ilişkin iki karar vermiştir (4 Nisan 2012 (E. 2011/15700 - K. 2012/9187) tarihli karar ile 15 Mayıs 2012 (E. 2011/20114 - K. 2012/12138) tarihli karar). Söz konusu kararlarda, ilgililer CMKnın 94. maddesi gereğince en kısa zamanda yetkili yargılama mercii önünde çıkarılmaları amacıyla tutuklanmışlardır. Bununla birlikte, tutuklandıkları tarihten itibaren sırasıyla on ve on iki gün sonra yetkili mahkemeye gönderilmişlerdir. Dolayısıyla, ilgililerin makul sürede yetkili mahkemeye çıkarılmamaları nedeniyle 141. maddenin 1. fıkrasının d) bendinin ilk bölümüne dayanarak ileri sürdükleri tazminat talepleri, söz konusu davanın iç hukukta verilen kararın kesinleşmesinden önce açıldığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesince reddedilmiştir.
Yargıtay, bu kararları bozmuştur. Yargıtay, CMKnın 141. maddesine dayanan bazı tazminat taleplerinin karara bağlanması için iç hukukta alınan kararın kesinleşmesinin beklenmesine gerek olmadığına ilişkin ilkesine dayanmış ve bu ilkenin somut olaya uygulanabileceği kanaatine varmıştır. Ayrıca, ilgililerin yetkili mahkeme önüne makul sürede çıkarılıp çıkarılmadıklarına ilişkin sorunun davanın esasının incelenmesi sırasında ileri sürülenlerden farklı olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla, Yargıtay ilk derece mahkemesinin tazminat talebinin zamanından önce sunulduğuna ilişkin kanısının yersiz olduğu sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay, davaların esasına ilişkin olarak, ilgililerin CMKnın 94. Maddesinin gerektirdiği üzere en kısa sürede yetkili mahkeme önüne çıkarılmadıkları kanaatine varmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuran, Sözleşmenin 5. ve 6. maddelerine dayanarak yakalama emri üzerine savunma yapma imkanı bulamadan yakalanarak Denizli Cezaevine konulduğundan şikayet etmektedir. Başvuran, Denizlide yakalanmasının ardından yalnızca kırk beş gün sonra Ardahana götürüldüğünü ve burada aleyhine yöneltilen suçlamaları dinlediğini belirtmiştir.
13. AİHM, bu şikayetleri Sözleşmenin 5. maddesinin 1. ve 3. fıkraları açısından incelenmesinin uygun olacağı kanısındadır. Söz konusu fıkralar şu şekilde ifade edilmektedir:
1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz: (
)
3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
14. AİHM, bu şikayetlerin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanaatine varmıştır. Diğer taraftan Mahkeme, herhangi bir kabul edilemezlik unsuru bulunmadığını tespit ederek şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir
B. Esas Bakımından
1. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası
15. Hükümet, başvuranın Denizlide yakalanması ile Ardahana sevk edilmesi arasında geçen süre zarfında özgürlüğünden mahrum bırakılmasının iç hukuka uygun olduğunu ileri sürmektedir. İlgilinin CMKnın 94. maddesinin gerektirdiği üzere en kısa sürede Ardahana sevk edildiğini belirtmektedir.
16. AİHM, bir tutukluluğun hem yasanın öngördüğü usule uygunluğu hem de yasaya uygunluğu konusunda, Sözleşmenin esasen ulusal mevzuata atıfta bulunduğunu hatırlatmaktadır. Her halükarda Sözleşme, esas ve usul kurallarına riayet etme yükümlülüğünü getirmektedir. Ancak, özgürlükten yoksun bırakmanın 5. maddede belirtilen bireyi keyfiliğe karşı koruma amacına uygun olmasını da gerektirmektedir (bkz, diğer birçoğu arasında, McKay v. Birleşik-Krallık (BD), n° 543/03, § 30, AİHM 2006-X, Mooren v. Almanya (BD), n° 11364/03, § 76, 9 Temmuz 2009 ve Medvedyev ve diğerleri v. Fransa (BD), n° 3394/03, § 79, AİHM 2010). Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası uyarınca iç hukuk kurallarına uyulmaması nedeniyle Sözleşmenin ihlaline neden olan davalar konu olduğunda, iç hukuku yorumlama ve uygulama görevi öncelikle ulusal makamlara özellikle de mahkemelere aittir. Benzer durumlarda Mahkeme, iç hukuk kurallarına riayet edilip edilmediğini denetleyebilir ya da denetlemelidir (Baranowski v. Polonya, n° 28358/95, § 50, AİHM 2000-III ve Douiyeb v. Hollanda (BD), n° 31464/96, § 44-45, 4 Ağustos 1999).
17. AİHM, 16 Aralık 2009 tarihinde, Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi Hakiminin, yasadışı silahlı örgüt üyesi olduğu şüphesiyle başvuran hakkında yakalama emri çıkartılmasına karar verdiğini kaydetmektedir. Başvuran, 5 Ocak 2010 tarihinde Ardahana yaklaşık 1 600 km uzaklıkta bulunan Denizlide yakalanmıştır. İlgili, hakkında yakalama emri çıkartan hakim huzuruna yirmi dört saat içerisinde çıkarılamaması nedeniyle Denizli Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Bunun üzerine, hakim ilgilinin Ardahana sevk edilmesi amacıyla tutuklanmasına karar vermiştir. Ancak, ilgili Ardahana kırk beş gün sonra sevk edilebilmiştir.
18. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası açısından somut olayda ortaya konulan sorunun, başvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasaya uygun olup olmadığından ibaret olduğu kanısındadır. Bu husus, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ile ilgidir; zira başvuran, hakkında suç işlediğine dair şüphelerin bulunduğu gerekçesiyle yetkili adli makam huzuruna çıkarılması amacıyla yakalanmış ve tutuklanmıştır. Bu durumda, ilgilinin Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında yasanın öngördüğü usule uygun olarak özgürlüğünden mahrum bırakılıp bırakılmadığını incelemek gerekmektedir.
19. Mahkeme, CMKnın 94. maddesinde belirtilen koşullar altında, yakalama emri üzerine yakalanan kişinin yirmi dört saat içerisinde yetkili hakim ya da mahkeme huzuruna çıkarılamaması halinde, aynı süre zarfında en yakın sulh ceza hakimi huzuruna çıkarılması gerektiğini gözlemlemektedir. Yakalanan kişi serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hakim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanmalıdır.
20. AİHM, bu hükmün en kısa sürede yetkili mahkeme veya hakim önüne çıkarılmayı gerektirdiğini kaydetmektedir. Oysa somut olayda, başvuranın Denizli Mahkemesi Hakimi tarafından tutuklandıktan kırk beş gün sonra Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi Hakimliğine sevk edildiği tespit edilmiştir. AİHMe göre, açıkça böyle bir sürenin CMKnın 94. maddesinin gerektirdiği üzere en kısa zamanda sevk edilme gerekliliğini yerine getirdiği kanaatine varılamamaktadır. Diğer yandan, AİHM, davanın olay ve olgularıyla ilgili daha sonra ortaya konulan ve bu soruna ilişkin son içtihadi gelişmeleri dikkate almaktadır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, yetkili mahkeme önüne çıkarılmak için on ve on iki günlük sürelerin CMKnın 94. maddesi uyarınca en kısa zamanda mahkeme önüne çıkarılma gerekliliğine uygun olmadığı kanısına varmıştır.
21. Dolayısıyla, AİHM başvuranın Denizlide yakalanması ile Ardahana sevk edilmesi arasında geçen süre zarfında özgürlüğünden mahrum bırakılmasının iç hukuka uygun olmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, başvuran Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında yasanın öngördüğü usule uygun olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmamıştır.
22. Bu nedenle, söz konusu maddenin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası
23. Hükümet, başvuranın Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının gerektirdiği üzere gecikmeden hakim huzuruna çıkarıldığını ileri sürmektedir. Başvuranın Ardahana gönderilmesi amacıyla tutuklanmasına karar veren Denizli Sulh Ceza Mahkemesi Hakiminin, ilgilinin serbest bırakılmasına karar verme yetkisine de sahip olduğunu belirtmektedir. Bu yetki, CMKnın 94. maddesinin 2. cümlesinden kaynaklanmaktadır.
24. Hükümet, iddialarına dayanak olarak, yakalama emri üzerine yakalanarak tutuklanan bir kişinin tahliyesine ilişkin örnek bir karar ibraz etmiştir. Söz konusu davada, ilgili, İskenderun Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi tarafından 19 Ocak tarihinde çıkarılan yakalama emri üzerine 15 Temmuz 2010 tarihinde Ankarada yakalanmıştır. İlgili, yirmi dört saat içerisinde yetkili mahkeme huzuruna çıkarılamaması nedeniyle Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Duruşma sonunda, hakim ilgilinin serbest bırakılmasına karar vermiş; yakalama emrinin herhangi bir delil unsuruna dayanmadığını tespit etmiş ve CMKnın 94. maddesi uyarınca ilgilinin tutuklanmasına karar verdiği takdirde uzun süre tutuklu kalma tehlikesiyle karşılaşabileceği, bu durumun da ilgiliye zarar verebileceği kanaatine varmıştır.
25. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, suç işledikleri şüphesiyle yakalanan veya tutuklanan kişilere keyfi ya da haksız biçimde özgürlükten yoksun bırakmaya karşı güvenceler sunulduğunu hatırlatmaktadır. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendiyle bir bütün oluşturan 5. maddenin 3. fıkrası, esasen kişinin tutukluluğunun yasal olmaması halinde serbest bırakılmasını öngörmektedir. 5. maddenin 3. fıkrasının ilk ifadelerinde, yalnızca tutuklu bir kimsenin adli bir makam önüne çıkarılması hususuna yer verilmemektedir. Bu madde, aynı zamanda yakalanan kişinin huzuruna çıkarıldığı hakime, tutukluluğu haklı gösterecek nedenlerin varlığı hakkında hukuki/yasal kriterlere göre karar verme, bu nedenler mevcut olmadığında kişinin serbest bırakılmasına karar verme ve tutukluluğu haklı kılan ya da kılmayan koşulları inceleme yükümlülüğünü de getirmektedir. Diğer bir deyişle, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası, hakim tarafından tutukluluğun hukuk kurallarına uygunluğunun incelenmesini gerektirmektedir (Aquilina v. Malta (BD), no 25642/94, § 47, AİHM 1999-III).
26. Öncelikle başvuranın Ardahana sevk edilmesi amacıyla tutuklanmasına karar veren Denizli Sulh Ceza Mahkemesi Hakiminin yetki alanı konusunda, dosya incelendiğinde Hükümetin bu hakimin başvuranın serbest bırakılmasına karar verme yetkisine sahip olduğu yönündeki iddiasına itiraz mümkün olmamaktadır. CMKnın 94. maddesinin ikinci cümlesinde serbest bırakılma imkanından açıkça söz edilmektedir ve Hükümet tarafından ibraz edilen karar, yakalanan kişiyi serbest bırakma yetkisinin hakim tarafından kullanıldığını göstermektedir.
27. Denizli Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi tarafından başvuranın tutukluluğunun hukuk kurallarına uygunluğunun gerçekten incelenip incelenmediğini araştırmak gerekmektedir. AİHM, söz konusu hakimin ilgilinin hakkında yakalama emri çıkarılan kişi olduğundan emin olmak için kendisinin kimliğini incelemekle ve bu emri ilgiliye yazılı ve sözlü olarak tebliğ etmekle yetindiğini gözlemlemektedir. Hakim, başvuranın beyanlarını almamış ve tutululuğu haklı kılan ya da kılmayan koşulları da incelememiştir. Dolayısıyla başvuranın tutukluluğunun hukuk kurallarına uygunluğunu hiçbir şekilde incelenmemiştir. Bu nedenle başvuranın bu hakim huzuruna çıkarılma biçimi, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fırkasına riayet edilmesini sağlayacak nitelikte değildir.
28. Başvuranın tutukluluğunun hukuk kurallarına uygunluğu, yakalanmasının ardından kırk beş gün sonra, yani 19 Şubat 2010 tarihinde Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi tarafından incelenmiştir. Sonuç olarak, başvuran 5. maddenin 3. fıkrası anlamında hakim huzuruna derhal çıkarılmamıştır.
29. AİHM, sonuç olarak Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği kanaatine varmıştır.
II. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
30. Başvuran, Denizli Cezaevinde tutuklu kaldığı ilk yedi gün boyunca tek kişilik hücrede tutulmasından şikayet ederek, kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir. Bu bağlamda, Sözleşmenin 3. maddesini ileri sürmektedir.
31. Mahkeme, ilgilinin iddialarını destekleyici nitelikte herhangi bir belge sunamadığını kaydetmektedir. Ayrıca, başvuranın ulusal makamlar önünde şikayette bulunduğu kanıtlanamamış, üstelik iddia bile edilmemiştir.
32. Bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
33. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Manevi zarar
34. Başvuran uğradığı manevi zarar için 100 000 Avro (EUR) talep etmektedir.
35. Hükümet ise bu meblağa itiraz etmektedir.
36. Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, başvurana maruz kaldığı zarar için 9 750 Avro (EUR) ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
B. Masraf ve Harcamalar
37. Başvuran, masraf ve harcamalara ilişkin herhangi bir talepte bulunmamıştır. Dolayısıyla, Mahkeme başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanısındadır.
A. Gecikme faizi
38. AİHM, gecikme faizi oranı olarak Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal kredilere uygulanan faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına ilişkin şikayetler hususunda başvurunun kabul edilebilir ve başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar verir;
3. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine karar verir;
4. (a) Davalı Hükümetin başvurana Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Davalı Hükümetin ulusal para birimine çevrilmek üzere ve ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere manevi tazminat olarak 9 750 EUR (dokuz bin yedi yüz elli Avro) ödemesine,
(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, gecikme süresi boyunca, yukarıda belirtilen miktara Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal kredilere uygulanan faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz işletileceğine karar verir.
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddeder.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 5 Mart 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy