(AİHS m. 3, 6, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (1412 S. K. m. 153) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (EKREM BAYTAP - TÜRKİYE DAVASI) (GASYAK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (AYSU - TÜRKİYE DAVASI) (TAŞÇIGİL - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET ZEKİ DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (HAYRETTİN DEMİR - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZCAN ÇOLAK - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 22182/10)
KARAR
STRAZBURG
17 Kasım 2015
İşbu karar, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Seyfettin Güneş/Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Kuris,
Robert Spano,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 13 Ekim 2015 tarihlerinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Seyfettin Güneşin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme) 24 Şubat 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 22182/10) bulunmaktadır.
2. Başvurana adli yardım sağlanmış olup, kendisi, Batman Barosuna kayıtlı avukat S. Ramanlı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 10 Eylül 2012 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1970 doğumludur ve Batman cezaevinde hapis cezası infaz edilmektedir.
A. Başvuranın kötü muameleye maruz bırakıldığı iddiası, aleyhindeki ceza yargılamaları ve polis memurları hakkındaki suç duyurusu
3. Başvuran, yasadışı bir örgüt olan Hizbullaha üye olduğu şüphesiyle, 2000 yılının Nisan ayında polis tarafından gözaltına alınmıştır. Yakalama tutanağında, başvuranın 7 Nisan 2000 tarihinde gözaltına alındığı belirtilirken, başvuran 4 Nisan 2000 tarihinde yakalandığını iddia etmiştir. Diğer yandan da, başvuranın yakalandıktan sonraki ilk tıbbi muayenesi 6 Nisan 2000 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
4. Söz konusu muayene, polisin talebi üzerine bir doktor tarafından gerçekleştirilmiştir. Başvuran hakkında düzenlenen tıbbi raporda, başvuranın muayenesinin polis tarafından gözaltına alınmadan önce gerçekleştirildiği kaydedilmiştir. Raporda, sağ bileğinin üst kısmında 3 cm boyutunda eski bir yara dokusunun bulunduğu belirtilmiştir. Doktor ayrıca, başvuranın bedeninde herhangi bir şiddet bulgusuna rastlanmadığını not etmiştir.
5. 9 Nisan 2000 tarihinde ikinci bir tıbbi rapor hazırlanmış olup, bu raporda, 6 Nisan 2000 tarihli tıbbi raporda bahsedilen yara dokusunun 2,5 cm boyutunda olduğu belirtilmiştir.
8. 10 Nisan 2000 tarihinde polis, başvuranın ifadesini, avukatı hazır bulunmaksızın almıştır. Başvuranın polise vermiş olduğu ifadelerinin yer aldığı belgeye göre, başvuran, Hizbullah üyesi olduğunu kabul etmiştir.
9. Başvuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu sürenin sona erdiği 11 Nisan 2000 tarihinde tekrar doktor muayenesinden geçmiştir. Raporda, başvuranın bedeninde herhangi bir şiddet bulgusuna rastlanmadığı belirtilmiştir.
10. Başvuran, aynı tarihte önce Cumhuriyet savcısının, sonra da hâkimin karşısına çıkarılmış ve ifadesi alınarak tutanağa geçirilmiştir. Başvuran her iki ifadesinde de, polise vermiş olduğu ifadelerin doğru olmadığını beyan etmiş ve söz konusu ifadeleri baskı altında imzaladığını ileri sürmüştür. Hâkim, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına hükmetmiştir.
6. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı 3 Mayıs 2000 tarihinde, başvuran ve diğer birkaç kişi hakkında iddianame düzenlemiştir. İddianame kapsamında ilgili şahıslar, mülga Ceza Kanununun 168. maddesi uyarınca, Hizbullah üyesi olmakla suçlanmışlardır.
7. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 27 Haziran 2000 tarihinde, davanın esaslarına ilişkin ilk duruşmayı gerçekleştirmiştir. Söz konusu duruşmada başvuranın beyanları dinlenmiştir. Başvuran, diğer iddialarının yanı sıra, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada şiddete maruz bırakıldığını ve cinsel organına elektrik verildiğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, polis tarafından gözaltına alındığı tarihin 6 Nisan 2000 olduğunu ifade etmiştir.
8. Başvuran, 2 Temmuz 2001 tarihinde ilk derece mahkemesi önünde tekrar, polise vermiş olduğu ifadelerinin işkence uygulanmak suretiyle alındığını öne sürmüştür.
9. Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 2004 yılında kaldırılmıştır. Bu nedenle, başvuran aleyhindeki dava, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine nakledilmiştir.
10. Başvuran, 11 Ekim 2004 tarihinde, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
11. Başvuran ve müşterek sanıklar aleyhindeki dava, Hizbullah üyesi olmakla suçlanan birtakım başka insan aleyhinde açılmış olan bir dava ile 25 Ekim 2005 tarihinde birleştirilmiştir.
12. Başvuran, 11 Ekim 2004 ve 13 Şubat 2008 tarihleri arasında gerçekleştirilen duruşmalara bizzat katılmamış olup, avukatları bu duruşmalardan bazılarına katılmıştır.
13. Dava kapsamında 13 Şubat 2008 tarihinde gerçekleştirilen son duruşmada, başvuranın avukatı, mahkemenin karar verirken başvuranın polise vermiş olduğu ifadelerine dayanmaması gerektiğini, zira söz konusu ifadelerin baskı altında alındığını ileri sürmüştür.
14. Aynı gün, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın yasadışı bir örgüte üye olduğu gerekçesiyle mahkûmiyetine hükmederek, kendisine on yıl hapis cezası vermiştir. Mahkeme, başvuranın, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada işkence gördüğü iddiasında bulunduğunu kaydetmekle birlikte, kararını yine de, başvuranın ve diğer birtakım sanığın polise vermiş oldukları ifadelere ve başvuranın yakalandığı esnada evinde ele geçirilen belgelere dayandırarak vermiştir.
15. 24 Haziran 2009 tarihinde, başvuranın avukatı, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz bırakıldığına dair iddialarından hiçbirine yer vermeyen 13 Şubat 2008 tarihli kararı temyize götürmüştür.
16. Yargıtay, 30 Eylül 2009 tarihinde kararı onamıştır.
22. Başvuranın cezası 1 Aralık 2009 tarihinde infaz edilmeye başlamıştır.
17. Başvuran, 25 Ekim 2010 tarihinde, Batman Cumhuriyet Savcılığına dilekçe yazarak, 2000 yılının Nisan ayında polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada görmüş olduğu kötü muameleye ilişkin bir soruşturma başlatılması talebinde bulunmuştur.
18. Başvuran, 1 Aralık 2010 tarihinde, Batman Cumhuriyet savcısına ifade vermiştir. İfadesi kapsamında, polis tarafından gözaltına alındığı tarihin 6 Nisan 2000 değil, 4 Nisan 2000 olduğunu ve gözaltı sırasında işkence gördüğünü ileri sürmüştür. Başvuran, ilgili zamanda nöbetçi olan polis memurlarının ve tıbbi raporları düzenleyen doktorların yargılanmasını talep etmiştir.
19. Batman Cumhuriyet savcısı belirtilmeyen bir tarihte, Diyarbakır Adli Tıp Kurumundan, başvuranı muayene etmelerini ve başvuranın işkence iddialarının dayanağının bulunup bulunmadığı konusunda görüş bildirmelerini talep etmiştir.
20. Diyarbakır Adli Tıp Kurumu doktoru başvuranı, 2 Aralık 2010 tarihinde muayene etmiştir. Başvuran, gözaltı sırasında bileklerinden asıldığını ve söz konusu zamanda bileklerinin morardığını anlatmıştır. Doktor, 2000 yılının Nisan ayında düzenlenmiş olan üç tıbbi raporun sonuçlarını karşılaştırmak ve kendi görüşünü de eklemek suretiyle, detaylı bir rapor hazırlamıştır. Doktor, eski yara dokusu ifadesinin 2000 yılında hazırlamış olan raporlarda kullanılamayacağını, zira bu tür yaraların uzun süre kaybolmayacak türden olduğunu değerlendirmiştir. Doktor bu bağlamda, başvuranın 2010 yılındaki muayenesinde böyle bir yara izine rastlanmadığını kaydetmiştir. Özetle, doktor, 2000 yılında yapılan tıbbi muayenelerde gözlemlenen yara izinin eski bir yara izi olmuş olması halinde, aynı yara izine 2010 yılında yapılan muayenede de rastlanması gerektiğini değerlendirmiştir. Doktor ayrıca, 2000 yılının Nisan ayında düzenlenmiş olan raporlarda, yara izinin türünden, renginden veya başka herhangi bir özelliğinden bahsedilmediğini kaydetmiştir. Doktor son olarak başvuranın, iddia konusu işkence neticesinde herhangi bir psikiyatrik rahatsızlıktan muzdarip olup olmadığının tespit edilebilmesi için, İstanbul Adli Tıp Kurumunda bir muayeneden geçirilmesini tavsiye etmiştir.
21. Batman Cumhuriyet savcısı, 28 Kasım 2011 tarihinde, ilgili zamanda nöbetçi olan polis memurları ve 6, 9 ve 11 Nisan 2000 tarihli tıbbi raporları düzenleyen üç doktor hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Cumhuriyet savcısı, mülga Türk Ceza Kanununun 102. maddesinde (2000 yılında işkence davalarında geçerli olmuştur) öngörülen zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu ve başvuranın bu süre sona erdikten sonra başvuruda bulunduğunu kaydetmiştir. Dolayısıyla, soruşturmanın zamanaşımına uğradığı sonucuna varılmıştır.
22. Başvuran, 19 Aralık 2011 tarihinde, bu karara itiraz etmiştir.
23. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın itirazını 23 Ocak 2012 tarihinde reddetmiş ve karar onanmıştır.
B. Cezaevinde tıbbi yardımın bulunmadığı iddiası hakkında
24. 8 Ocak 2001 tarihinde, cezaevinde tutulduğu esnada başvuranın, voleybol oynarken kalçası kırılmıştır. Başvuran iki kez operasyon geçirmiştir.
25. Dicle Tıp Fakültesi doktorları tarafından düzenlenen 16 Nisan, 24 Mayıs ve 26 Eylül 2002 tarihli raporlarda, başvuranın tamamen iyileşebilmesi için kalça protezi ameliyatı olması gerektiği belirtilmiştir.
26. Başvuran, 23 Aralık 2002 ve 13 Ocak 2003 tarihlerinde Batman Cumhuriyet savcısına dilekçe yazmış ve derhal ameliyata alınması talebinde bulunarak, tedavideki gecikmeden şikâyetçi olmuştur.
27. Başvuranın babası, 6 Şubat 2003 tarihinde Adalet Bakanlığına başka bir dilekçe göndererek, acil müdahale talebinde bulunmuştur.
28. 2003 ve 2004 yıllarında belirtilmeyen tarihlerde gerçekleştirilen dört operasyonun ardından başvuranın kalçasına protez takılmıştır. Takılan protez nedeniyle, 22 Ekim 2004 tarihinde, başvuranın askerliğe elverişli olmadığı beyan edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
29. İlgili zamanda yürürlükte olan iç hukuk ve uygulamalara ilişkin açıklamalara şu kararlardan erişilebilir: Batı ve Diğerleri/Türkiye, (no. 33097/06 ve 57834/00 §§ 95-99, AİHM 2004-IV (alıntılar)); Salduz/Türkiye (BD), (no. 36391/02, §§ 27-31, 27 Kasım 2008) ve Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26 26 Mart 2013).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURANIN POLİS TARAFINDAN GÖZALTINDA TUTULDUĞU SIRADA KÖTÜ MUAMELEYE MARUZ BIRAKILDIĞI GEREKÇESİYLE SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ VE YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMANIN ETKİLİ OLMADIĞI İDDİALARI HAKKINDA
30. Başvuran, 24 Şubat 2010 tarihli başvuru formunu ve 1 Kasım 2010, 29 Aralık 2010 ve 19 Temmuz 2012 tarihli diğer dilekçelerini ibraz ederek, Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca, 2000 yılının Nisan ayında polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada işkence olarak nitelendirilebilecek ölçüde kötü muameleye maruz bırakıldığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, kötü muamele iddialarının etkili bir şekilde soruşturulmadığından şikâyetçi olmuştur.
31. Hükümet, başvuranın, altı ay süre sınırı dışında başvuruda bulunduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın 2004 yılında serbest bırakıldığını dikkate alarak, başvuranın, iddialarının soruşturulması talebiyle Batman Cumhuriyet Başsavcılığına 2010 yılından çok önce başvurmuş olması gerektiğini değerlendirmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranın, işkence iddialarını Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde de sunmuş olduğunu kaydetmiştir. Cumhuriyet savcısının söz konusu şikâyetler karşısında herhangi bir girişimde bulunmadığı dikkate alındığında, ilgili zamandaki iç hukuk yollarının etkili olmadığı net bir şekilde görülebilmektedir. Bu nedenle, başvuranın, bu etkisizlik durumunun daha önceden farkında olması gerekirdi.
32. Başvuran cevap olarak, başvurusunu, Yargıtay kararı verildikten sonra altı ay içerisinde sunmuş olduğunu ileri sürmüştür.
33. Mahkeme öncelikli olarak, kötü muameleye yönelik soruşturmaların yürütüldüğü davalarda, başvuranlardan, soruşturmanın gidişatını izlemelerinin ve bu bağlamda soruşturmada herhangi bir ilerlemenin olup olmadığını değerlendirmelerinin ve etkili bir soruşturmanın yapılmadığını gözlemlemeleri halinde ise derhal başvuruda bulunmalarının beklendiğini vurgulamaktadır (Bk. Mocanu ve Diğerleri/Romanya (BD), no. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, § 263, AİHM 2014 (alıntılar)).
34. Buradan hareketle, başvuranlara düşen titizliğin, ayrı olmakla birlikte birbiriyle yakından bağlı olan iki yönü bulunmaktadır. Birincisi; başvuranlar soruşturmadaki gidişatla ilgili olarak ulusal makamlarla gecikmeksizin temasa geçmelidir -bu yükümlülük yetkili makamlara özenle başvurma gereğine işaret etmektedir, zira her türlü gecikme soruşturmanın etkililiğini riske atmaktadır- ve diğeri; başvuranlar soruşturmanın etkili olmadığının farkına varır varmaz veya varması gerekir gerekmez süratle Mahkemeye başvuruda bulunmalıdır (aynı kararda, § 264 ve burada anılan diğer davalar).
35. Mevcut davada Mahkeme, Mocanu ve Diğerleri (aynı kararda, §§ 258-269) kararında tekrarlanmış olan ilkeler ışığında, başvuranın üzerine düşen bu titizlikleri her iki yönden yerine getirip getirmediğini incelemelidir.
36. Başvuranın üzerine düşen ilk ödev bakımından -kötü muamele iddialarını ulusal makamlar önünde derhal sunma ve sonucu takip etme yükümlülüğü- Mahkeme, başvuranın, 11 Nisan 2000 tarihinde Cumhuriyet savcısının ve hâkimin karşısına çıkarılıp beyanlarının tutanağa geçirildiği esnada, polise vermiş olduğu ifadelerinin baskı altında alındığını ileri sürerek söz konusu ifadelerinin doğru olmadığını beyan ettiğini gözlemlemektedir (Bk. yukarıda 10. paragraf). Başvuran ayrıca, aleyhindeki davanın 27 Haziran 2000 tarihinde gerçekleştirilen ilk duruşmasında da kötü muamele iddiasını dile getirmiştir (Bk. yukarıda 12. paragraf). Ancak, ilgili zamanda yürürlükte olan mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 153. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, bir suçun işlendiğine dair şüphe oluşturan bir durumun kendisine bildirilmesi halinde faillerin tespit edilebilmesi için soruşturma yapma yükümlülüğü altında olmasına rağmen, mevcut davada ulusal makamlar, başvuranın ifadelerini imzalaması için polis tarafından baskı gördüğü ve kötü muameleye maruz bırakıldığı iddialarına ilişkin soruşturma yürütmemişlerdir (Bk. İlhan/Türkiye (BD), no. 22277/93, § 36, AİHM 2000-VII ve yukarıda anılan Mocanu ve Diğerleri § 265).
37. Ancak Mahkeme, başvuranın (ve avukatının), yukarıda bahsi geçen 11 Nisan ve 27 Haziran 2000 tarihli ifadelerinden ayrı olarak, kötü muamele iddialarını, aleyhindeki ceza yargılamaları bağlamında, dava dosyasında yer alan polise vermiş olduğu ifadelerinin kabul edilebilirliği ve delil olarak kullanılması hakkında itirazda bulunmak maksadıyla, kötü muamele iddialarını, 2 Temmuz 2001 ve 13 Şubat 2008 tarihlerinde olmak üzere yalnızca iki defa sunmuştur (Bk. yukarıda 13. ve 18. paragraflar). Başvuranın bir mahpus olarak savunmasız bir durumda olmuş olabileceği değerlendirilebilmekte ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı 11 Ekim 2004 tarihine kadar eylemsiz kalması anlayışla karşılanabilmektedir. Ancak, söz konusu tarihten sonra, şikâyetlerinin neticesi hakkında bilgi almak amacıyla ulusal makamlarla irtibata geçmesi ve soruşturma yapılmadığı bilgisine ulaşması halinde ise savcılığa resmi şikâyette bulunması gerekirdi. Üstelik 24 Haziran 2009 tarihinde Yargıtaya yapmış olduğu temyiz başvurusu kapsamında da, başvuran, kötü muamele iddialarını devam ettirmemiştir. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın, kötü muamele iddialarına ilişkin bir soruşturmanın başlatılıp başlatılmadığı hakkında bilgi edinme ve başlatıldıysa da bunu takip etme girişimlerinde bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediğini değerlendirmektedir. 38. Başvuranın üzerine düşen ilk ödev bakımından ise -başvuranlar soruşturmanın etkili olmadığının farkına varır varmaz veya varması gerekir gerekmez süratle Mahkemeye başvuruda bulunmalıdır-, Mahkeme, başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi önündeki 27 Haziran 2000, 2 Temmuz 2001 ve 13 Şubat 2008 tarihli beyanlarına rağmen, ulusal makamların başvuranın iddialarına ilişkin bir soruşturma yürütmediklerini kaydetmektedir. Mahkemenin görüşüne göre, adli makamların soruşturma yükümlülüklerini yerine getirmedikleri, en geç Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranın aleyhindeki davaya ilişkin kararını vermiş olduğu 13 Şubat 2008 tarihinde başvuran tarafından anlaşılmış olmalıdır (Bk. Baytap/Türkiye (k.k.), no. 17579/05, 29 Nisan 2010).
39. Başvuranın 25 Ekim 2010 tarihli şikâyetinin ardından açılmış olan soruşturma ile ilgili olarak Mahkeme, Cumhuriyet savcısının, başvuranın ifadesini almak ve Adli Tıp Kurumundan başvuranın kötü muamele iddialarına yönelik tıbbi görüş hazırlamasını talep etmek suretiyle soruşturma kapsamında iki girişimde bulunmuş olmasına rağmen, soruşturmanın neticesinde, başvuranın, işkenceyle ilgili soruşturmalar için öngörülen süre sınırı dışında başvuruda bulunmuş olduğuna kanaat getirdiğini gözlemlemektedir (Bk. yukarıda 27. paragraf). Mahkeme ayrıca, başvuranın söz konusu aşamada başvurusunu herhangi bir yeni bilgi veya delile dayandırmadığını kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mahkemenin görüşüne göre, başvuran, Cumhuriyet savcılığına vermiş olduğu dilekçesinin etkili bir soruşturmaya baz alınmayacağının ve açılmış olan soruşturmanın da başarısızlığa mahkum edileceğinin bilincinde olmalıydı. Mahkeme sonuç olarak, başvuranın 25 Ekim 2010 tarihli dilekçesinin başlangıçta öngörülen altı aylık süreyi sekteye uğratmadığını ya da ulusal makamların başvuranın kötü muamele iddialarını soruşturmaya yönelik usulü yükümlülüğünü yeniden gündeme getirmediğini değerlendirmektedir (Bk Manukyan/Gürcistan (k.k.), no. 53073/07, 9 Ekim 2012 ve Akhvlediani ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 22026/10, 22043/10, 22078/10, 22097/10, 22128/10, 27480/10, 27534/10, 27551/10, 27572/10, 27583/10, 9 Nisan 2013; kıyaslayınız, Brecknell/Birleşik Krallık, no. 32457/04, § 71, 27 Kasım 2007 ve Gasyak ve Diğerleri/Türkiye, no. 27872/03, § 63, 13 Ekim 2009).
40. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, başvuranın açıklanmayan bir şekilde herhangi bir girişimde bulunmaması ve on yılı aşkın süredir soruşturmanın yürütülmemesine kayıtsız kalması neticesinde, 25 Ekim 2010 tarihli şikâyetinin dayanaksız kaldığını ve aynı zamanda Sözleşmenin 35 § 1 maddesi uyarınca altı ay kuralının çiğnendiğini kaydetmiştir (kıyaslayınız, Aysu/Türkiye no. 44021/07, §§ 28-29, 13 Mart 2012: bu davada Mahkeme, başvuranın ayrı bir şikâyette bulunmak için yedi yıldan fazla beklemiş olmasına rağmen, kötü muamele iddialarının soruşturma makamlarınca esas bakımından incelenmiş olduğunu kaydederek, Hükümetin altı aylık süre sınırına ilişkin itirazını reddetmiştir). Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın kötü muameleye ve etkili bir soruşturmanın yürütülmediğine yönelik iddialarını konu alan şikâyetlerinin, altı ay kuralıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul edilmez olarak nitelendirilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
41. Buradan hareketle Mahkeme, başvurunun bu kısmının, süre sınırı dışında sunulmuş olduğu gerekçesiyle, Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddesi doğrultusunda reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
42. Başvuran, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında, kendisine avukat yardımı sağlamaksızın, polis tarafından baskı altında alınan ifadelerinin aleyhindeki yargılamalar esnasında kullanıldığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca Sözleşmenin 6 § 1 maddesine dayanarak, söz konusu yargılamaların uzunluğunun makul süreyi aştığını ileri sürmüştür.
43. Sözleşmenin 6. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
1. Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
...
A. Başvuranın, avukat yardımından yararlanmaksızın, polis tarafından baskı altında alınan ifadelerinin kullanılması
1. Kabul edilebilirlik hakkında
44. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçe ile de kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceğini kaydetmektedir. Bu nedenle, söz konusu başvurunun ilgili kısmı kabul edilebilir olarak nitelendirilmelidir.
2. Esas hakkında
45. Başvuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kendisine avukat yardımı sağlanmadığından ve ilk derece mahkemesinin kendisi hakkında mahkûmiyet kararı verirken polisin kötü muamelede bulunmak suretiyle almış olduğu ifadeleri dikkate aldığından şikâyetçi olmuştur.
46. Hükümet, sonuca götüren delilin, başvuranın polise verdiği ifadeler olmadığını, zira Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin başka delillere de dayandığını ileri sürmüştür. Hükümet, Mahkemenin Salduz davası ile ilgili vermiş olduğu karara (Bk. yukarıda anılmıştır) atıfta bulunarak, başvuranın gözaltı sırasında kendisine avukat yardımı sağlanmadığına ilişkin şikâyeti ile ilgili olarak, Mahkemenin bu bağlamdaki içtihatlarının farkında olduğunu belirtmiştir.
47. Mahkeme, dava dosyası kapsamındaki değerlendirmesinde öncelikli olarak, başvuranın kötü muameleye maruz bırakıldığı veya polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada ifadesinin zorla alındığı sonuçlarına varılamayacağını gözlemlemektedir (Bk. Taşçıgil/Türkiye, no. 16943/03, § 35, 3 Mart 2009; Mehmet Zeki Doğan/Türkiye, no. 38114/03, § 12, 6 Ekim 2009 ve Hayrettin Demir/Türkiye, no. 2091/07, § 48, 24 Temmuz 2012 ve kıyaslayınız; Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99, §§ 53-61, 20 Haziran 2006 ve Özcan Çolak/Türkiye, no. 30235/03, §§ 41-50, 6 Ekim 2009). Bu nedenle Mahkeme, başvurunun bu kısmına dair incelemenin, başvuranın, kendisine avukat yardımı sağlanmaksızın polis tarafından alınan ifadelerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasına ilişkin şikâyeti ile sınırlı tutulması gerektiğini ve ilgili şikâyetin, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak, 6 § 3 (c) maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
48. Mahkeme, başvurana gözaltı sırasında avukat yardımı sağlanmadığı hususunun taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın gözaltına alındığı 2000 yılının Nisan ayında, avukata erişim hakkına uygulanan kısıtlamanın sistemsel olduğunu ve bu kısıtlamanın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı yetkisi kapsamına giren suçlarla bağlantılı olarak gözaltında tutulan tüm şahıslara uygulandığını kaydetmektedir (Bk. yukarıda anılan Salduz kararı, §§ 56-63). Mahkeme, mevcut davayı incelemiş olup, yukarıda bahsi geçen Salduz kararında varmış olduğu bulgulardan sapmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul tespit edememiştir.
49. Sonuç olarak, mevcut davada, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak, 6 § 3 (c) maddesi ihlal edilmiştir.
B. Başvuran aleyhindeki ceza yargılamalarının uzunluğu
50. Başvuran aleyhindeki ceza yargılamalarının aşırı uzun sürdüğünden şikâyetçi olmuştur.
51. Hükümet, başvuranın, uzun yargılamaya ilişkin başvuruları incelemek amacıyla 6384 sayılı Kanun ile kurulmuş olan Tazminat Komisyonuna başvurmadığı gerekçesiyle, iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
52. Mahkeme, Hükümet tarafından da işaret edildiği üzere, Türkiyede Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasındaki pilot karar uygulamasının ardından yeni bir hukuk yolunun oluşturulduğunu (Sonrasında, Turgut ve Diğerleri/Türkiye davası ile ilgili vermiş olduğu kararında (no. 4860/09, 26 Mart 2013), Mahkeme, yeni bir hukuk yolunun oluşturulmuş olması nedeniyle, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerine kanaat getirerek, yeni bir başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirmiştir) gözlemlemektedir. Mahkeme bu şekilde hareket ederek, bilhassa, söz konusu yeni hukuk yolunun erişilebilir olduğunu ve uzun yargılamalara ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak makul bir telafi sunabileceğini değerlendirmiştir.
53. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) kararında, Hükümete hâlihazırda tebliğ edilmiş olan bu tür davaları inceleyebileceğini vurgulamıştır.
54. Ancak Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile kurulmuş olan yeni hukuk yolunu kullanmadığına yönelik ilk itirazını dikkate alarak, Turgut ve Diğerleri (yukarıda anılan) davasında vermiş olduğu karara vurgu yapmaktadır. Bu doğrultuda Mahkeme, başvuranın ceza yargılamalarının uzunluğuna ilişkin şikâyetinin, Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN İHLAL EDİLDİĞİNE DAİR DİĞER İDDİALAR
55. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca, cezaevinde kendisine tıbbi yardımın sağlanmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca Sözleşmenin 5. maddesi kapsamında, tutuklu yargılandığı sürenin aşırı uzun olduğunu ileri sürmüştür.
56. Mahkeme, başvuranın tutuklu yargılandığı sürenin, 11 Ekim 2004 tarihinde başvuranın serbest bırakılmasıyla sona erdiğini, ancak başvuranın Mahkemeye 24 Şubat 2010 tarihinde başvurduğunu gözlemlemektedir. Buradan hareketle Mahkeme, başvuranın, kendisine tıbbi yardım sağlanmadığına ilişkin iddialarının haklı gerekçelere dayandığı ve şikâyetleri ile ilgili olarak iç hukuk yollarının tümünü tükettiği varsayılsa dahi, altı aylık süre kuralına riayet etmediği sonucuna varmaktadır.
57. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetler süre sınırı dışında sunulmuş olup, Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
58. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
59. Başvuran, maruz kalmış olduğunu iddia ettiği manevi zarar için 100.000 avro talep etmiştir. Başvuran ayrıca, maddi zararı için de 100.000 avro talep etmiştir.
60. Hükümet, talep edilen miktarların dayanaksız ve aşırı olduğunu beyan ederek, ilgili taleplere itiraz etmiştir.
61. Mahkeme, başvuranın maddi tazminat talebi için dayanak göstermediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, bu bağlamdaki talebi reddetmektedir. Ancak Mahkeme, başvuranın yalnızca ihlal bulgusuyla telafi edilemeyecek acıya ve ızdıraba maruz kalmış olabileceği kanaatindedir. Mahkeme, tespit edilen ihlalin mahiyetini dikkate alarak, başvurana manevi tazminat olarak 1.500 avro ödenmesini uygun görmektedir.
62. Mahkeme ayrıca, en uygun telafi yönteminin, başvuranın talep etmesi halinde, Sözleşmenin 6. maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde yargılamanın yeniden yapılması olduğunu değerlendirmektedir (Bk. Gençel/Türkiye, no. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).
63. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına yüzde üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğu görüşündedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamındaki şikâyetleri kabul edilebilir olarak nitelendirmekle birlikte, başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Başvurana, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat yardımının sağlanmamış olması nedeniyle, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak, 6 § 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verir;
3. (a) Davalı Devlet tarafından başvurana, manevi tazminat olarak, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, 1.500 avronun (bin beş yüz avro) ve miktara yansıtılabilecek her türlü verginin ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına yüzde üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağa basit faiz uygulanmasına;
karar verir;
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 17 Kasım 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
YARGIÇLAR LEMMENS VE SPANONUN
MUTABIK GÖRÜŞÜ
Mahkemenin, başvurana polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat yardımının sağlanmamış olması nedeniyle, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak, 6 § 3 (c) maddesinin ihlal edilmiş olduğuna dair görüşüne katılmaktayız. Ancak, Yargıç Spanonun, Aras/Türkiye, no. 15065/07, 18 Kasım 2014 davasında sunmuş olduğu muhalif görüşü kapsamında ileri sürdüğü ve Yargıç Lemmensin de desteklediği gerekçe ışığında ve ayrıca Galip Doğru/Türkiye, no. 36001/06, 28 Nisan 2015 davasında bildirmiş olduğumuz mutabık görüşümüz doğrultusunda, başvuranın avukatı bulunmaksızın polise vermiş olduğu kendi aleyhindeki ifadelerin, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuranın mahkûmiyetine hükmedilirken doğrudan kullanıldığının, mevcut kararın 54. maddesinde açık bir şekilde belirtilmesi gerektiği kanaatindeyiz (Bk. kararda 19. paragraf). (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy