(AİHS m. 3, 5, 6, 8, 13, 14, 29, 34, 35, 37, 41, 44) (5271 S. K. m. 100) (5237 S. K. m. 250) (5395 S. K. m. 4) (Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği m. 18) (SELÇUK - TÜRKİYE DAVASI) (GÜVEÇ - TÜRKİYE DAVASI) (NART - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 23601/10)
KARAR
STRASBOURG
22 Mayıs 2012
İşbu karar AİHS'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Turgut Özkan v. Türkiye davasında,
17 Nisan 2012 tarihinde,
Başkan
Françoise Tulkens,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Isabelle Berro-Lefevre,
Andras Sajo,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller,
ve Daire yazı işleri müdürü Stanley Naismith'in katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (23601/10 no'lu) dava, Türk vatandaşı Turgut Özkan'ın (başvuran) 9 Nisan 2010 tarihinde, İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunması'na ilişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, Diyarbakır'da görev yapan avukat M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuran özellikle tutukluluk süresinden ve bu duruma itiraz edebileceği başvuru yolu bulunmamasından ve sağlık durumunun tutukluluk koşullarına uygun olmamasından şikâyet etmektedir.
4. Başvuru 26 Ağustos 2010 tarihinde Hükümet'e bildirilmiştir. Daire, Sözleşme'nin 29 § 1. maddesi hükümlerince, başvurunun esası ve kabul edilebilirliğinin birlikte tebliğine karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1993 doğumlu olup Şırnak'ta ikamet etmektedir.
A. Başvuran hakkında açılan ceza davası
6. Başvuran on altı yaşında iken yasadışı silahlı örgüt PKK (Kürdistan İşçi Partisi) adına yazılım korsanlığı ve teknolojik yöntemlerle gözetimden hareketle tespit edilen faaliyetleri yürüttüğü şüphesiyle 13 Mart 2010 tarihinde yakalanmıştır.
7. Başvuran aynı gün Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiş ardından Diyarbakır özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi hâkimine sevk edilmiştir. Avukat yardımı alan başvuran, hakkındaki suçlamaları reddetmiştir. Hâkim, başvuranın ifadesi alındıktan sonra, hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunmasını, delillerin durumunu göz önünde bulundurarak ve delil araştırmaların tamamlanmadığı için ve bununla beraber Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi 3. paragrafında belirtilen ilgili suçu dikkate alarak başvuranın tutuklanmasına ve aynı zamanda İki şüphelinin tutuklanmasına ve diğer ikisinin salıverilmesine karar vermiştir.
8. Başvuranın avukatı 16 Mart 2010 tarihinde tutukluluk kararına itiraz etmiştir. Avukat, başvuranın isnat edilen suçu işlediğine dair hakkında şüphe edilmeyi gerektirecek hiçbir gerekçe bulunmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca müvekkilinin küçük olduğunu ve sadece Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi edilebilecek bir hastalıktan muzdarip olduğunu da eklemiştir. Avukata göre, başvuranın tutukluluk halinin devamı, onun sağlık durumuyla uyuşmamaktadır.
9. Bu itiraz belirtilmeyen bir tarihte reddedilmiştir. Bu karar, taraflarca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM veya Mahkeme olarak anılacaktır) gönderilmemiştir.
10. 22 Temmuz 2010 tarihli 6008 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinin ardından, çocukların bu tarihten itibaren Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanamayacağı belirtilmiştir. İlgili dosya, belirtilmeyen bir tarihte, Diyarbakır Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nden Diyarbakır Çocuk Mahkemesi'ne gönderilmiştir.
II. Diyarbakır Çocuk Mahkemesi 23 Ağustos 2010 tarihinde görevsizlik kararı vermiş ve başvuranın davasını Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'ne göndermiştir. Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi kararında, başvurana atılı suçların türü ve niteliği, hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunması, mevcut delil durumu ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi 3. paragrafında belirtilen ilgili suçu göz önünde bulundurarak, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
12. Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi 21 Eylül 2010 tarihinde görevsizlik kararı vererek, görevli mahkemeyi belirlemesi amacıyla dava dosyasını Yargıtay'a göndermiştir. Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi kararında, ilgili eylem için öngörülen cezanın süresi göz önünde alındığında, suçu işlediğine dair hakkında kuvvetli şüphe duyulması ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi 3. paragrafında belirtilen ilgili suçu dikkate alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
13. Yargıtay belirtilmeyen bir tarihte aldığı kararla, davaya bakmakla görevli mahkeme olarak Diyarbakır Çocuk Mahkemesi'ni tayin etmiş ve dosyayı bu mahkemeye göndermiştir.
14. Başvuranın avukatı 27 Aralık 2011 tarihli mektupla, Diyarbakır Çocuk Mahkemesi'nin 13 Nisan 2011 tarihli kararla başvuranın tahliye edilmesine karar verdiği konusunda AİHM'yi bilgilendirmiştir.
15. Dosyada yer alan belgelere göre, ceza yargılaması Diyarbakır Çocuk Mahkemesi önünde derdesttir.
B. Başvuranın tıbbi takibi
16. Başvuran, 23 Kasım 2009 tarihinde Hacettepe Hastanesi tarafından düzenlenmiş ve başvuranın "Raynaud fenomeni" hastalığına yakalandığını belirten bir reçete ibraz etmiştir. Bu reçetede, doktor ilaç tedavisi öngörmüştür.
17. Dosyada yer alan çok sayıda tıbbi verilerden, özellikle konsültasyon formları ve reçetelerden, başvuranın önce Diyarbakır ardından Adıyaman cezaevlerindeki tutukluluğu süresince, cezaevinde düzenli tıbbi bakımdan yararlandığı ve sağlık muayenelerinden geçmek amacıyla farklı hastanelere birçok defa girişi yapıldığı sonucu çıkmaktadır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
18. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesine göre, sadece kuvvetli suç şüphesi ve kaçma riskinin olması ya da delilleri karartma gibi bir tutukluluk gerekçesinin bulunması halinde kişi tutuklanabilmektedir. Dolayısıyla, kanunun 100. maddesi 3. paragrafında ilgilinin söz konusu suçu işlediğine dair şüpheye yol açacak inandırıcı nedenlerin bulunması halinde, özellikle aralarında başvurana atılı suçun da yer aldığı bazı ağır suçlar için tutukluluk gerekçelerinin (kaçma riski ve/veya delilleri karartma) öngörülebildiği belirtilmektedir.
19. Yakalama, Gözaltına Alma ve ifade Alma Yönetmeliği'nin 18. maddesi, çocuklar için özel bir düzenlemeyi öngörmektedir. Bu hükme göre, çocuklara ilişkin ön soruşturma bizzat Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılmalıdır. Tutuklanan çocuk, hemen savcılığa sevk edilmeli ve re'sen avukat yardımından faydalanmalıdır. Çocuk, hapiste yetişkinlerle birlikte tutulmamalıdır.
20. Ceza Kanununun 250. maddesini değiştiren, 22 Temmuz 2010 tarihli 6008 sayılı kanunun 8. maddesine göre çocuklar Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yargılanmamaktadır.
21. 3 Temmuz 2005 tarihli 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 4 § 1 j) maddesine göre çocuğun tutuklanması son tedbir olarak görülmelidir.
III. İLGİLİ ULUSLARARASI METİNLER
22. 20 Kasım 1989 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi (Birleşmiş Milletler Sözleşmesi olarak anılacaktır), Avrupa Konseyine üye bütün devletler için uluslararası hukukta zorlayıcı niteliktedir.
Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin birinci maddesine göre:
"Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşla reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır."
Bu Sözleşme'nin 3 § 1. maddesi şöyledir:
"1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde çocuğun yararı temel düşüncedir."
Sözleşme'nin 37. maddesi şunu öngörmektedir:
"1. Taraf Devletler aşağıdaki hususları sağlarlar:
b) Hiçbir çocuk yasadışı veya keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmayacaktır. Bir çocuğun tutuklanıp alıkonulması veya hapsi yasa gereği olacak ve ancak en son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır.
c) Özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuğa insancıl biçimde ve insan kişiliğinin özünde bulunan saygınlık ve kendi yaşındaki kişilerin gereksinimleri göz önünde tutularak davranılacaktır. Özgürlüğünden yoksun olan her çocuk, kendi yüksek yararı aksini gerektirmedikçe, özellikle yetişkinlerden ayrı tutulacak ve olağanüstü durumlar dışında ailesi ile yazışma ve görüşme yoluyla ilişki kurma hakkına sahip olacaktır.
d) Özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuk, kısa zamanda yasal ve uygun olan diğer yardımlardan yararlanma hakkına sahip olacağı gibi özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasaya aykırılığını bir mahkeme veya diğer yetkili, bağımsız ve tarafsız makam önünde iddia etme ve böylesi bir İşlemle İlgili olarak ivedi karar verilmesini isteme hakkına da sahip olacaktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
A. Sözleşme'nin 3. maddesi uyarınca dile getirilen şikâyet hakkında
23. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesini ileri sürerek, tutukluluk halinin devamının Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavi edilmesini gerektiren sağlık durumuyla bağdaşmadığını ileri sürmektedir.
24. Mahkeme, 23 Kasım 2009 tarihli reçeteyi düzenleyen uzman hekimin, başvuranın "Raynaud fenomeni" hastalığına yakalandığını saptadığını ve iki yıl boyunca ilaç tedavisi uygulanmasına karar verdiğini kaydetmektedir.
25. Dosyanın içeriğinden, 23 Kasım 2009 tarihli reçeteye uygun olarak, önce Diyarbakır ve ardından Adıyaman cezaevlerindeki tutukluluğu sürecince başvuranın düzenli olarak uygun tıbbi tedaviden yararlanabileceği ve çeşitli hastanelerde tıbbi muayenelerden geçmesi için giriş kaydı yapıldığı sonucu çıkmaktadır. Mahkeme, dosyanın içerindeki hiçbir belgede, başvuranın cezaevi koşullan nedeniyle sağlık durumunun kötüleştiği veya uygun tedaviden faydalanmadığı belirtilmemektedir.
26. Şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesi, 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
B. Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca dile getirilen şikâyet hakkında
27. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesini öne sürerek, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yargılandığından şikâyet etmektedir. Benzer mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığım dile getirerek, bu mahkemeler önünde çocukların yargılanmasının, Çocuk Ceza Adaleti Sisteminin Uygulanması Hakkında 29 Kasım 1985 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Asgari Standart Kuralları'na (Beijing Kuralları) uygun olmadığını ileri sürmektedir.
28. AİHM, başvuran aleyhine yürütülen ceza yargılamasının ulusal mahkemeler nezdinde derdest olduğunu gözlemlemektedir. Bu şikâyeti karara bağlayabilmek için iç hukukta devam eden ceza yargılamasının sonucunun bilinmesi gerektiği kanısındadır.
29. Dolayısıyla, şikâyetin süresinden önce yapıldığı ve AİHS'nin 35. maddesi, 1. ve 4. paragrafları uyarınca İç hukuk yolları tüketilmediği, dolayısıyla şikâyetin kabul edilemez olduğu kanaatine varılmıştır.
C. 1 no'lu Ek Protokol'ün 2. maddesi uyarınca dile getirilen şikâyet hakkında
30. Başvuran, yakalandığı tarihte okula gitmesi sebebiyle, 1 no'lu Ek Protokolün 2. maddesinde öngörülen eğitim hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
31. Dile getirilen iddiaları İncelemekle görevli olan AİHM, elindeki unsurların tümünü göz önünde bulundurarak, başvuranın, 1 no'lu Ek Protokol'ün 2. maddesine dayanak yaptığı şikâyetini desteklemediğini ve İddialarını yüzeysel (çok genel) bir biçimde dile getirdiğini tespit etmiştir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı, Sözleşme'nin 35. maddesi, 4. paragrafı uyarınca reddedilmelidir.
D. Sözleşme'nin 5. maddesi, 4. paragrafı uyarınca dile getirilen şikâyet hakkında
32. Başvuran, Sözleşme'nin 13. maddesini ileri sürerek, tutuklanmasına ve tutukluluk halinin devamına itiraz etmek için etkili bir iç hukuk yolunun bulunmamasından şikâyet etmektedir. AİHM, bu şikâyetleri Sözleşme'nin 5. maddesi, 4. paragrafı açısından incelemeye karar vermiştir,
33. Mahkeme, ne başvuranın ne de Hükümet'in, bu şikâyeti incelemesine imkân veren belgeler sunmadıklarını saptamaktadır. Mahkeme, bu tür belgeler bulunmadığı için bu konuda bir karar verememektedir.
34. Şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme'nin 35. maddesi, 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
E. Sözleşme'nin 14. maddesi uyarınca dile getirilen şikâyet hakkında
35. Başvuran, genel olarak, bazı şüpheliler tahliye edilirken, bazılarınınsa -aralarında kendisinin de bulunduğu- tutuklanmasının ayrımcılık teşkil ettiğini ileri sürmekte ve Sözleşme'nin 14. maddesinin ihlâl edildiği kanısındadır.
36. Mahkeme elinde bulunan tüm verileri göz önünde bulundurduğunda hiçbir ihlâl söz konusu olmadığı tespit etmektedir. Dolayısıyla, şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme'nin 35. maddesi, 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
F. Sözleşme'nin 5. maddesi, 3. paragrafı ile 8. maddesi uyarınca dile getirilen diğer şikâyetler hakkında
37. Mahkeme, diğer şikâyetlerin Sözleşme'nin 35. maddesi, 3. paragrafı, a) bendi uyarınca dayanaktan açıkça yoksun olmadığını ve ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabul edilemezlik unsuru bulunmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir nitelikte olduğu belirtilmektedir.
II. SÖZLEŞME'NİN 5. MADDESİ, 3. PARAGRAFININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
38. Başvuran. Sözleşme'nin 5. maddesi, 3. paragrafını öne sürerek, adlı suçları işlediğine dair hakkında şüphelen ilmesin i gerektirecek inandırıcı nedenler bulunmadığı halde tutuklandığını iddia etmekte ve aynı zamanda uzun tutukluluk süresinden şikâyet etmekledir. Ayrıca tutuklanması sebebiyle Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiğini İleri sürmektedir. Mahkeme, bu şikâyetlerin Sözleşme'nin 5. maddesi 3. paragrafı açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmıştır. Bu maddenin somut olaya ilişkin bölümleri aşağıdaki gibidir:
3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin (...) makul sürede yargılanma veya yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir."
39. Hükümet, başvuranın iddiasını kabul etmemektedir. Hükümet, atılı suçun ağırlığı, türü ve niteliği dikkate alındığında, tutukluluk süresinin makul olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, başvuranın terör örgütü adına suç eylemlerine katılmakla suçlandığını hatırlatmaktadır.
40. Başvuran, çocuk olmasına rağmen çok uzun bir süre tutuklu kaldığını vurgulamakta ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlarda çocuk olduğunun hiçbir surette dikkate alınmadığım iddia etmektedir.
41. AİHM, somut olayda, öncelikle ulusal yargı organlarının, sanığın tutukluluk süresinin makul sının aşmamasına özen göstermekle yükümlü olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, yargı organları; masuniyet karinesini göz önünde bulundurarak, kişi özgürlüğü kuralına karşı gelmeyi haklı gösteren gerçek bir kamu yararının bulunup bulunmadığına dair bütün koşulları incelemeli ve tahliye taleplerini reddettikleri kararlarda, bu hususları dikkate almalıdırlar. öncelikle söz konusu kararlarda yer alan gerekçelere ve başvurularında ilgililer tarafından belirtilen, tartışma götürmeyen olay ve olgulara dayanarak, AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesi, 3. paragrafının ihlal edilip edilmediğini tespit etmelidir (Assenov ve diğerleri v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 154, Karar özetleri 1998-VIII). Yakalanan kişinin suç işlediğine dair kanaat getirmek için inandırıcı nedenlerin mevcudiyetinin devam etmesi, tutukluluğun devamının meşruluğu için sine qua non (olmazsa olmaz) koşuludur. Ancak belirli bir süre sonra bu yeterli olmamaktadır. AİHM, bu hususta, adli yargı organları tarafından sunulan diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye devam edip-etmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler "uygun" ve "yeterli" olduğu takdirde, AİHM, yetkili ulusal makamların yargılama aşamasında "özel bir ihtimam" gösterip göstermediğini de tespit etmelidir (Labita v. İtalya (BD), n° 26112195, § 153, AİHM 2000-IV).
42. AİHM, ardından Türkiye aleyhine açılan pek çok davada, çocukların tutuklanmalarına ilişkin uygulamaya dair kaygısını dile getirerek, Sözleşme'nin 5. maddesi, 3. paragrafının ihlal edildiği yönünde karar verdiğini hatırlatmaktadır (Selçuk v. Türkiye, n° 21768/02, § § 26-37, 10 Ocak 2006, Güveç v. Türkiye, n° 70337/01, § § 106-110, 29 Ocak 2009 ve Nart v. Türkiye, n° 20817/04, §§ 28-35, 6 Mayıs 2008). "Nart" davasında, çocukların korunması hakkında ilgili uluslar arası metinlerin fazlalığını göz önünde bulunduran AİHM, çocukların tutuklanması tedbirinin son çare olarak düşünülmesi ve tutukluluk süresinin mümkün olduğunca kısa tutulması gerektiğini bildirmiştir (Nart, yukarıda anılan, § 31).
43. Somut olayda, değerlendirilecek süre 13 Mart 2010 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başlamış ve 13 Nisan 2011 tarihinde tahliye edilmesiyle sona ermiştir. Bu süre zarfında, başvuranın tutukluluk halinin devamına ilişkin itirazları müteaddit defa incelenmiştir. Hâkimler; atılı suçların türü, mevcut delil durumu, ilgilinin suç işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanarak, tutukluluk halinin devamına karar vermişlerdir.
44. Dosya göz önüne alındığında, Diyarbakır Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nce başvuranın tutuklanması yönündeki verilen kararda ne de daha sonra tutukluluk halinin devamına ilişkin verilen kararlarda, tutukluluk süresinin değerlendirilmesi sırasında başvuranın yaşının dikkate alınmadığı açıktır. Bununla birlikte, adli yargı organları tarafından sürekli kullanılan benzer gerekçeler göz önüne alındığında, dosyadaki unsurlar, hâkimlerin başvuranın tutukluluk halinin devamına ilişkin karar verirken bunu son olarak başvurulabilecek bir tedbir olarak düşünmedikleri ve tutukluluğa alternatif olabilecek tedbirleri göz önünde bulundurmadıkları sonucu ortaya çıkmaktadır. Mahkeme, sadece bu olay ve olguların bile, Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. paragrafının İhlal edildiğini sonucuna varmak için yeterli olduğu kanısındadır.
45. Yukarıdaki ifadeler ışığında, AİHM, başvuranın tutukluluk süresinin çok uzun olduğunu tespit ederek Sözleşme'nin 5. maddesi, 3. paragrafının ihlal edildiğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASINA DAİR
46. Sözleşme'nin 41. maddesine göre.
"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
A. Tazminat
47. Başvuran, manevi tazminat olarak 40 000 Türk Lirası (yaklaşık 16 300 Euro) talep etmektedir.
48. Hükümet, bu meblağa itiraz etmektedir.
49. AİHM, hakkaniyet gereği, başvurana manevi tazminat olarak 1 100 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
B. Yargılama masraf ve harcamaları
50. Ayrıca, başvuran, AİHM ve ulusal yargı organları önünde yaptığı masraf ve harcamalar için -avukat masrafları için talep ettiği 10 500 TRY dâhil olmak üzere- toplam 12000 Türk Lirası (yaklaşık 4 890 Euro) talep etmektedir. Bu talebine dayanak olarak, Diyarbakır Barosu tarafından belirlenen saatlik asgari ücret tarifesi sunmuştur.
51. Hükümet, bu meblağı kabul etmemektedir.
52. AİHM yerleşik içtihadı uyarınca, başvuranın yapmış olduğu masraf ve giderlerin, bu miktarların gerçek, zorunlu ve makul oranda olması halinde geri ödenebileceğine hükmetmiştir. AİHM, içtihatlarının ışığında ve elinde bulunan belgeleri göz önünde bulundurarak, başvurana 500 Euro ödenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
53. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Uzun tutukluluk süresiyle ilgili şikâyetlere ilişkin başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun diğer kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiş;
2. Sözleşme'nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Sözleşme'nin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı devletin başvuranlara kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Başvurana manevi tazminat olarak her türlü vergi masraflarıyla birlikte 1 100 Euro (bin yüz euro)
ii. Başvurana yargılama gider ve harcamaları için her türlü vergi masraflarıyla birlikte 500 Euro (beş yüz euro)
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşme'nin 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 22 Mayıs 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy