(AİHS m. 6, 34, 35, 37) (2575 S. K. m. 11, 60) (2577 S. K. m. 18) (MERAL - TÜRKİYE DAVASI) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 33162/10)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Andras Sajö,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm); 26 Nisan 2010 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu ve davalı Hükümetin sunduğu görüşler ile başvuranlar tarafından cevap olarak sunulan görüşleri dikkate alarak, 3 Aralık 2013 tarihinde yaptığı müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Ekteki listede isimleri yer alan başvuranlar, Adana Barosunda görevli Avukat Ömer ÖNEREN tarafından temsil edilmektedirler.
2. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın Koşulları
3. Başvurunun kendine özgü koşullan, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuranlar, 4 Eylül 2007 tarihinde, Adana Belediyesinden Adana şehrinde bulunan K.E. isimli bulvara yeni bir isim verilmesini talep etmişlerdir. Başvuranlar, eski Genelkurmay Başkanı ve 1980 tarihinde meydana gelen askeri darbenin lideri olan K.E.nin, 1980 tarihli askeri müdahale sırasında ve bu müdahale sonrasında sıkıyönetim uygulandığı esnada, pek çok insan haklan ihlallerinin yaşanmasından sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir.
5. Belediye tarafından altmış günlük bir süre içerisinde cevap verilmemesi nedeniyle - bu durum, talebin zımnen reddi anlamına gelmektedir. -Başvuranlar, 4 Eylül 2007 tarihli taleplerinin zımnen reddedilmesine ilişkin idari işlemin iptali talebiyle Adana İdare Mahkemesine başvurmuşlardır.
6. Adana İdare Mahkemesi, 30 Haziran 2008 tarihli kararla, başvuranlar tarafından yapılan başvuruyu reddetmiştir. Mahkeme, idarenin görüşleriyle aynı doğrultuda, sokaklara isim verilmesinin belediye meclislerinin yetki kapsamına girdiğini ve 1987 yılında, Adana Belediye Meclisinin kısa bir süre önce düzenlenen bulvara K.E. adını verdiği sırada K.E.nin Cumhurbaşkanlığı görevini icra ettiğini kaydetmiştir (1982-1989). İdare Mahkemesi, bu tarihsel sebeplere dayanarak, Adana Belediyesinin söz konusu bulvara yeni bir isim verilmesine ilişkin konuyu belediye meclisi gündemine taşımama yönündeki zımni kararının hiçbir şekilde yasaya aykırı olmadığı kanısına varmıştır.
7. Başvuranların aynı gerekçelere dayanarak Danıştaya temyiz başvurusunda bulunmaları üzerine, dosyadan sorumlu Danıştay tetkik hakimi ile Danıştay savcısı, ayrı ayrı görüş bildirerek, yalnızca başvuranlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin yasal bozma gerekçelerine uygun olmadığını ve temyiz başvurusunun reddedilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.
8. Danıştay, 18 Mart 2009 tarihli kararla, dosyada ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın kanun ve usul esaslarına aykırı olduğunu gösteren herhangi bir unsur bulunmadığı kanısına vararak başvuranların temyiz başvurusunu reddetmiştir.
9. Başvuranlar, Danıştay nezdinde 18 Mart 2009 tarihli kararın düzeltilmesini talep etmişlerdir. Danıştay, 22 Ocak 2010 tarihli kararla, karar düzeltme talebini reddetmiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
10. Danıştay, özellikle Fransız Danıştayından esinlenilerek 1868 yılında kurulmuştur. İdari yargılama usulü esas itibariyle yazılılık ilkesine dayanmaktadır.
11. Danıştay tetkik hakimleri ve savcıları idare mahkemelerinin hakimleri arasından atanmaktadırlar. (Danıştayın kuruluşu ve işleyişine ilişkin 6 Ocak 1982 tarihli 2575 sayılı Danıştay Kanununun 11. maddesi). Savcılar Danıştay Başsavcısının otoritesi altında çalışmaktadırlar. (Danıştay Başsavcısı - 60. madde)
12. Olayların meydana geldiği dönemde, savcılar kendilerine tevdi edilen dosyaları Danıştay Başsavcısı adına inceleyerek, görüşlerini gerekçeli ve yazılı olarak sunmuşlardır. Savcılar, duruşmalara katılarak, görüşlerini bildirmişlerdir (31 Ocak 2002 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan Danıştay İçtüzüğünün 9. maddesinin c) bendi).
5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunla, Danıştay savcılarına Danıştaya yapılan temyiz başvurularına ilişkin olarak görüş sunma yükümlülüğü getiren mevzuat ortadan kaldırılmıştır. Savcılar, bundan böyle yalnızca ilk ve son derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından incelenen davalarda görüş sunmaktadırlar ve ayrıca davacı tarafa cevap olarak görüşlerini bildirmekle yükümlüdürler.
Tetkik hakimleri Danıştay Başkanı ile Bölüm ve Daire Başkanları tarafından kendilerine tevdi edilen davaları inceleyerek, yetkili bölüm ya da daireye açıklamalar sunmaktadırlar. Hakimler, kendi görüşlerini sözlü ya da yazılı olarak bildirmekte, karar taslaklarını yazmakta, tutanaklar hazırlamakta ve Danıştay Başkanı ile Bölüm ve Dairelerin Başkanları tarafından verilen diğer görevleri üstlenmektedirler (Söz konusu İçtüzüğün 10. ve 11. maddeleri ile söz konusu kanunun 62. maddesi).
13. İdari mahkemelerde uygulanan yargılama usulüne ilişkin 6 Ocak 1982 tarihli 2577 sayılı Kanunun 18. maddesi uyarınca, savcı Danıştay tarafından gerçekleştirilen duruşmalara katılmalıdır. Savcı, tarafları dinledikten sonra görüşünü yazılı olarak sunmaktadır. Akabinde taraflar söz almaya davet edilmektedirler.
ŞİKAYETLER
14. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak; temyiz başvurusunun reddedilmesini talep eden Danıştay savcısı ile tetkik hakiminin görüşlerinin Danıştay nezdinde yapılan yargılamanın hiçbir aşamasında kendilerine bildirilmemesinden şikayet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Savcının görüşünün bildirilmemesine ilişkin olarak
15. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, Danıştay nezdinde yürütülen yargılama çerçevesinde savcının görüşünün bildirilmemesinden şikayet etmektedirler.
16. Bu hükümler özellikle aşağıdaki şekilde okunmaktadır:
Madde 6 / 1
Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından (...) makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
1. Tarafların görüşleri
17. Hükümet, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi anlamında, önemli bir zarara maruz kalınmamasına ilişkin itirazını ileri sürmektedir. Hükümet, söz konusu Danıştay savcısının görüşünün, başvuranın temyiz başvurusunun reddine ilişkin talebin çok kısa bir ifadesi olarak özetlenebileceğini ve bu görüşün yargılama sürecine herhangi bir yenilik getirmediğini belirtmektedir. Liga Portuguesa de Futebol Profissional / Portekiz ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 49639/09, 3 Nisan 2012) davasına atıfta bulunan Hükümet, davanın yerel mahkemeler tarafından gereği gibi incelenmesi ve insan haklarına saygı ilkesinin söz konusu şikayetlerin esas bakımından incelenmesini gerektirmemesi nedeniyle Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde yer alan iki koruyucu hükme somut olayda riayet edildiği kanısındadır. Hükümet, bu hususta; 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren ve Mahkemenin diğerlerinin yanı sıra, Meral/Türkiye (No. 33446/02, 27 Kasım 2007) kararında belirttiği içtihadı destekleyen 6352 Sayılı Kanun ile savcılara yargılanabilir kişilerce Danıştay nezdinde yapılan temyiz başvurularına ilişkin olarak görüş sunma yükümlülüğü getiren mevzuatın ortadan kaldırıldığını tespit etmektedir. Savcılar, bundan böyle yalnızca ilk ve son derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından incelenen davalarda görüş sunmaktadırlar ve davacı tarafa cevap olarak görüşlerini bildirmekle yükümlüdürler.
18. Başvuranlar, Hükümetin iddialarına itiraz etmektedirler. İlgililer, Danıştay kararında; temyiz başvurularının reddini savunan savcının görüşünden ve ilk derece mahkemesi kararının onanmasından açıkça bahsedildiğini saptamaktadırlar. Başvuranlar, aynı zamanda Danıştay tarafından uygulanan yargılama usulüne getirilen değişiklikler sonucunda, savcılık ve davacı taraf arasındaki çekişmenin giderildiğini ve Danıştay önündeki uyuşmazlığa ilişkin sınırların belirlendiğini ileri sürmektedirler.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
19. Önemli bir zarara maruz kalınmamasına ilişkin kabul edilebilirlik kriteri hakkında, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi, 1 Haziran 2010 tarihinde 14 nolu Ek Protokolün yürürlüğe girmesinin ardından aşağıdaki şekilde okunmaktadır:
Aşağıdaki hallerde Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvuruları kabul edilemez bulur:
(...)
b) Başvuranın önemli bir zarar görmemiş olması; meğer ki Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesi başvurunun esastan incelenmesini gerektirsin. Ancak ulusal bir mahkeme tarafından gereği gibi incelenmemiş hiçbir dava bu gerekçe ile reddedilemez.
a. Başvuranların önemli bir zarara maruz kalıp kalmadıkları hakkında
20. Mahkeme, bu yeni kriterin, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan hakların Avrupa düzeyinde hukuksal açıdan korunmasını sağlama yönündeki temel görevine yoğunlaşması için önem arz etmeyen başvurulan ivedilikle inceleme olanağı verilmesi amacıyla oluşturulduğunu hatırlatmaktadır (Stefanescu/Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 11774/04, § 35, 12 Nisan 2011). Yargıç önemsiz konularla uğraşmaz (Deminimis non curat praetor) prensibine göre, yeni kabul edilebilirlik şartı; salt hukuki açıdan bir hak ihlali ne denli gerçek olursa olsun, uluslararası bir Mahkeme tarafından incelenmeyi gerektirecek asgari bir ağırlık düzeyine ulaşması gerektiği yönündeki görüşe dayanmaktadır (Korolev / Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 25551/05, 1 Temmuz 2010).
21. Bir hakkın ihlalinin asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığını incelemek amacıyla özellikle aşağıdaki unsurları göz önünde bulundurmak gerekmektedir: ihlal edildiği iddia edilen hakkın doğası, ihlal iddiasının ciddiyeti ve/veya ihlalin başvuranın kişisel durumu üzerinde oluşturacağı potansiyel sonuçlar. Bu sonuçlan değerlendirirken, Mahkeme özellikle ulusal yargılamanın konusunu ve sonucunu inceleyecektir (Liga Portuguesa de Futebol Profissional / Portekiz (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 49639/09, § 36, 3 Nisan 2012 ve Giusti / İtalya, No. 13175/03, § 34, 18 Ekim 2011).
22. Mevcut davada, başvuranlar Danıştay savcısının görüşünün kendilerine bildirilmediği gerekçesiyle çekişmelilik ilkesinin ihlal edilmesinden şikayet etmektedirler.
23. Mahkeme, söz konusu görüş çerçevesinde; başvuranlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin herhangi bir yasal bozma gerekçesine uygun olmadığının ve temyiz başvurusunun reddedilmesi gerektiğinin belirtildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, esasen başvuran tarafın yorumlarını gerektirecek yeni herhangi bir sorunun ileri sürülmediğini tespit etmektedir. Mahkeme, aynı zamanda ilgililerin söz konusu görüşe cevap olarak, davanın incelenmesi için yeni ve uygun belgeler ileri sürdüklerini kanıtlayamadıklarını ortaya koymaktadır. Son olarak, Mahkeme, Danıştayın başvuran tarafın temyiz başvurusunu reddetmek için söz konusu görüşe kesinlikle dayanmadığını saptamaktadır.
24. Bu koşullar altında, adil yargılama kavramının esasen ceza ya da hukuk davasına katılan tarafların mahkemenin kararını etkilemek veya tartışmak amacıyla hakime sunulan, hatta bağımız bir hakim tarafından sunulan her türlü belge veya görüş hakkında bilgi sahibi olma imkanlarının bulunması anlamına geldiğine ilişkin yerleşik içtihadını (Meral / Türkiye, No. 33446/02, § 33, 27 Kasım 2007 ve Göç / Türkiye (BD), No. 36590/97, § 55. AİHM, 2002-V), yeniden belirten Mahkeme, başvuran tarafın ihtilaf konusu davaya katılma hakkını uygun şekilde kullanırken somut olayda önemli bir zarara maruz kalmadığı kanaatine varmaktadır.
25. Bu tür bir zarar bulunmadığında, şikayetin kabul edilemez olup olmadığını belirlemek amacıyla, değiştirilen Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde öngörülen iki koşulun bir araya gelip gelmediğini, yani Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesinin başvurunun esas bakımından incelenmesini gerektirip gerektirmediğini ve mevcut davanın yerel mahkeme tarafından gereği gibi incelenip incelenmediğini değerlendirmek gerekmektedir (Holub / Çek Cumhuriyeti (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 24880/05, 14 Aralık 2010 ve anılan Liga Portuguesa de Futebol Profissional).
b. Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesinin başvurunun esas bakımından incelenmesini gerektirip gerektirmediği hakkında
26. Mahkeme, Sözleşmenin yeni 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde, bu hususta, Sözleşmenin 37. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinden esinlenildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, daha önce Sözleşmenin 37. maddesinin 1. fıkrası kapsamında, örneğin ilgili mevzuatın değiştirilmesi ve benzer sorunların Mahkeme önüne taşınan diğer davalarda daha önce çözüme kavuşturulması durumunda, insan haklarına saygı ilkesinin başvurunun incelenmesinin devamını gerektirmediği kanısına varmıştır (Leger / Fransa (kayıttan düşürme) (BD), No. 19324/02, § 51, 30 Mart 2009).
27. Mahkeme somut olayda, esasen idari uyuşmazlıkla ilgili Meral (anılan) kararında ve ceza veya hukuk davasına ilişkin Göç (anılan) kararında somut olayda ileri sürülen sorun hakkında daha önce birçok kez karar verme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, aynı zamanda,
Hükümet gibi ve davalı devletin genel tedbirlerin alınmasına ilişkin yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği hususunda Bakanlar Komitesinde gerçekleştirilen yargılamanın sonucu hakkında peşin hükme varmaksızın, anılan davalarda ortaya konulan içtihada uymak amacıyla ilgili mevzuatın Türkiyede değiştirildiğini kaydetmektedir.
28. Bu koşullarda Mahkeme, mevcut başvuru çerçevesinde, Sözleşmenin uygulanması ve yorumlanmasına ilişkin ciddi sorunların veya ulusal hukuk seviyesinde önemli sorunların ortaya konulduğunun ileri sürülemeyeceği kanaatindedir.
Daha önce belirtilenler ışığında, Mahkeme, insan haklarına saygı ilkesinin bu şikayetin incelenmesinin devamını gerektirmediği kanısındadır.
c. Yerel mahkeme tarafından davanın gereği gibi incelenip incelenmediği hakkında
29. Yeni kabul edilemezlik kriterinin üçüncü unsuru, davanın yerel bir mahkeme tarafından gereği gibi incelenmemesi durumunda, Mahkeme tarafından hiçbir başvurunun bu şekilde reddedilmemesini sağlamayı amaçlamaktadır.
30. Mahkeme, bu bağlamda, yerel bir mahkeme tarafından bu tür bir incelemenin, daha sonra Mahkemeye sunulan şikayetlerden ziyade, başvuranın ilgili yerel mahkemeye taşıdığı davayla ilgili olması (talep, dava, iddia anlamında) gerektiğini daha önce dile getirme fırsatı bulmuştur (Cecchetti / San Marino (kabul edilebilirlik hakkında karar), 40174/08, §§ 40-43, 13 Ağustos 2008 ve anılan, Holub).
31. Mevcut davada, başvuranların davası, yani Adana şehrinde bulunan bir bulvarın yeniden adlandırılmasına ilişkin talepleri ilk derece mahkemesinde ve temyiz aşamasında esas bakımından incelenmiştir. Başvuranlar, aynı zamanda iki yerel mahkemenin korunduğunu ileri sürme imkanı bulmuştur. Başvuranların davalarının gereği gibi incelenip incelenmediğine ilişkin olarak, Mahkeme, bu koşulun yalnızca yargılamanın adilliğine ilişkin gereklilikler olarak yorumlanabileceği kanısındadır; aksi takdirde Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde makul süre içerisinde incelenmesi ifadesinin neden kullanılmadığı anlaşılmayacaktır. Bu şartlar altında, başvuran tarafın davasının gereği gibi incelenmediği ileri sürülemeyecektir.
d. Sonuç
32. Sözleşmenin 6. maddesinin mevcut davaya uygulanıp uygulanamayacağına ilişkin konu üzerinde durmaksızın, Mahkeme, 14 Nolu ek Protokol ile değiştirilen, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde yer alan üç koşulu göz önünde bulundurarak mevcut şikayetin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
B. Tetkik hakimin görüşünün bildirilmemesi hakkında
33. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak, Danıştay nezdinde yürütülen yargılama çerçevesinde tetkik hakimin görüşünün bildirilmemesinden şikayet etmektedirler.
34. Ancak, Mahkeme, daha önce Danıştay tetkik hakiminin görüşünün bildirilmemesine ilişkin şikayeti incelediğini ve Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edilmediği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Bk., özellikle, anılan Meral, §§ 32-39). Başvuranların Mahkemenin anılan Meral davasında vardığı sonuçtan daha farklı bir sonuca götürecek herhangi bir olay ya da delil sunmamaları nedeniyle, Mahkeme, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısına varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verir.
EK
1. Mehmet ATAŞ, Türk vatandaşı olup 1957 doğumludur ve Adanada ikamet etmektedir.
2. Aysel KILIÇ, Türk vatandaşı olup 1959 doğumludur ve Adanada ikamet etmektedir.
3. Başak YILDIRIM Türk vatandaşı olup 1953 doğumludur ve Adanada ikamet etmektedir.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy