(AİHS m. 3, 5, 6, 10, 35) (İÇÖZ - TÜRKİYE DAVASI) (KENAR - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 33639/10)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Helen Keller,
Yargıçlar
Egidijus Küris,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Vekili Abel Camposun katılımıyla 16 Aralık 2014 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda anılan 17 Haziran 2010 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Pınar Selek, 1971 doğumlu olup Berlinde ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Mahkeme önünde, İstanbulda görev yapmakta olan avukat A. Selek tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvuranın bildirdiği şekliyle, dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran 11 Temmuz 1998 tarihinde, yasadışı bir silahlı örgüte üye olma ve Mısır Çarşısındaki yedi (7) kişinin öldüğü ve yüzlerce kişinin yaralandığı bombalı saldırıda yer alma şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı yetkisi kapsamına giren bir suçla itham edilmesi sebebiyle; polise verdiği ifade sırasında yanında avukatı hazır bulunmamıştır (3842 sayılı Kanunun 31. maddesi, yürürlükten kaldırıldı). İddialara göre başvuran, gözaltında kötü muameleye maruz kalmıştır. Özellikle, çırılçıplak soyulduğu, kendisine hakaret edildiği, tehdit edildiği, dövüldüğü, Filistin askısı ve elektroşokla işkenceye maruz kaldığı iddia edilmektedir. Başvurana göre, Filistin askısı yüzünden omzu yerinden çıkmıştır. 13 Temmuz 1998 tarihinde polis memurları tarafından hazırlanan ve başvuran tarafından imzalanan bir rapora göre, başvuran karakolda bulunduğu sırada kolunun üzerine düşmüş ve omzunu yaralamıştır.
4. Başvuran polise ifade vermesinin ardından, 18 Temmuz 1998 tarihinde sağlık muayenesine götürülmüştür ve hazırlanan raporda, başvuranın vücudunda kötü muameleye dair herhangi bir iz bulunamadığı belirtilmiştir. Başvuran aynı gün, Cumhuriyet savcısı ve sorgu hakimi önüne çıkarılmıştır. Başvuran, avukatı bulunmaksızın verdiği ifadelerde, kötü muameleye ilişkin şikayetlerinden bahsetmemiştir. Cumhuriyet savcısı 28 Temmuz 1998 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine iddianamesini sunarak; başvuranı, yasadışı bir silahlı örgüte üye olmak ve bombalı saldırıda yer almakla itham etmiştir. Başvuran 22 Aralık 2000 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır. 2004 yılındaki anayasal değişikliklerinin ardından, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması üzerine; dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.
5. Başvuran aleyhine yürütülen yargılamalar süresince, başvuran ve avukatları sürekli olarak, başvuranın gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüşlerdir.
6. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 8 Haziran 2006 tarihinde, delil yetersizliği sebebiyle hüküm kurulmasının gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.
7. Yargıtay 17 Nisan 2007 tarihinde ilk derece mahkemesinin bir hüküm kurması gerektiğini ifade ederek kararı bozmuştur. Bunun ardından, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 23 Mayıs 2008 tarihinde, başvuranı isnat edilen tüm suçlamalardan beraat ettirmiştir. Yargılamayı gerçekleştiren mahkeme, başvuranın kötü muamele iddialarına atıfta bulunmamıştır.
8. Yargıtay 10 Mart 2009 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargılamalar İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde devam etmiştir ve Ağır Ceza Mahkemesi 9 Şubat 2011 tarihinde yeniden beraat kararı vermiştir. Bunun ardından ise yine Ağır Ceza Mahkemesi 22 Kasım 2012 tarihli ara kararla, önceki kararından vazgeçerek yargılamaya devam etmeye karar vermiştir. Sonuç olarak başvuran 24 Ocak 2013 tarihinde, kendisine isnat edilen tüm suçlamalardan suçlu bulunmuş ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiştir. Son bilgilere göre, Yargıtay 11 Haziran 2014 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve dava dosyası, bir kez daha incelenmesi için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
9. Bu arada başvuran, 1 Haziran 2010 tarihinde, Almanyada bir sağlık merkezine başvurarak sağlık raporu almıştır. Bu raporda, başvuranın muhtemelen gözaltındayken kötü muameleye maruz bırakılması ve kendisine yönelik ceza yargılamalarının aşırı uzunluğu sonucunda uzun süre belirsizlik içerisinde kalması sebebiyle ortaya çıkan travma sonrası stres bozukluğundan muzdarip olduğu ifade edilmiştir.
ŞİKAYETLER
10. Başvuran Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca, gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Ayrıca 5. maddeye dayanarak, gözaltı süresinin uzunluğundan şikayetçi olmuştur. Sözleşmenin 6. Maddesi kapsamında, ceza yargılamalarının aşırı uzunluğu ve adil olmamasından şikayet etmiştir. Yerel mahkemelerin, delilleri uygun şekilde değerlendirmediklerini ve iç hukuka uygun hareket etmediklerini, gözaltındayken avukatlık yardımından faydalandırılmadığını, baskı altında alınan ifadelerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanıldığını, bu mahkemenin bağımsız ve tarafsız olarak değerlendirilmeyeceğini ve masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiğini ifade etmiştir. Son olarak başvuran, bu kapsamdaki Şikayetine ilişkin herhangi bir detay vermeksizin, 10. maddeye dayanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 3. maddesi hakkında
11. Başvuran 1998 yılında gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Bu bağlamda çırılçıplak soyulduğunu, hakaret edildiğini, tehdit edildiğini, dövüldüğünü, Filistin askısı ve elektroşokla işkenceye maruz kaldığını ileri sürmüştür.
12. Mahkeme dava dosyasının incelenmesi sonucunda, başvuranın yakalandığı ilk gün sağlık muayenesine gönderilmediğinin ortaya çıktığını gözlemlemektedir. Ancak, gözaltının son gününde hazırlanan sağlık raporunda, başvuranın vücudunda herhangi bir yaralanma izi bulunmadığı ifade edilmiştir. Mahkeme, başvuranın, yerel mahkemeler önünde sürekli olarak gözaltında kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmesine rağmen; yerel mahkemelerin bu iddiayı ciddiye almadıklarını ve soruşturma başlatmadıklarını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca başvuranın ve avukatlarının, yargılamaların hiçbir aşamasında, Cumhuriyet Savcılığı önünde suç duyurusunda bulunmadıklarını da kaydetmektedir. Başvuran 2000 yılında serbest bırakılmasına rağmen, 1 Haziran 2010 tarihine kadar, diğer deyişle Mahkemeye başvurmasından on altı gün öncesine kadar iddialarını destekleyecek bir sağlık raporu almamıştır. Mahkeme bu bağlamda, başvuranın gözaltına alınması ve başvurunun yapılması arasında geçen bu 12 yıllık sürenin farkındadır. Altı ay kuralının, yasal istikrarı teşvik etmeyi (bk. De Wilde, Ooms ve Versyp / Belçika, 18 Haziran 1971, § 50, Seri A no. 12) ve Sözleşme uyarınca sorun yaratan davaların makul süre içerisinde ele alınmasını sağlamayı amaçladığı değerlendirildiğinde; Sözleşme organları tarafından yapılan denetimin zamana bağlı sınırları, bireylere ve Devlet yetkililerine bu tür bir denetimin yapılmasının artık mümkün olmayacağı süreyi bildirir (bk. diğer kararlar arasında, Walker / Birleşik Krallık (k.k.), no. 34979/97, AİHM 2000-I). Ayrıca süre sınırı, ilgili makamların ve diğer kişilerin uzun süre belirsizlik içerisinde kalmalarının önlenmesi amacıyla da getirilmiştir (bk. Bulut ve Yavuz / Türkiye, no. 73065/01, 28 Mayıs 2002; İçöz / Türkiye (k.k.), no. 54919/00, 9 Ocak 2003; ve Kenar / Türkiye (k.k.), no. 67215/01, 1 Aralık 2005).
13. Yerleşik içtihatlara göre, başvurulabilecek herhangi bir iç hukuk yolu mevcut değilse veya mevcut iç hukuk yollarının etkin olmadığı kanaatine varılırsa, söz konusu süre, şikayete konu fiilin gerçekleştirildiği tarihten itibaren (bk. Hazar ve Diğerleri / Türkiye, (k.k.), no. 62566/00 ve diğerleri, 10 Ocak 2002) veya bu eylemin veya başvuran üstündeki etkisinin veya zararının bilindiği tarihten itibaren başlar (bk. Dermiş ve Diğerleri / Birleşik Krallık (k.k.), no. 76573/01, 2 Temmuz 2002). Başvuranın ilk olarak bir iç hukuk yolundan yararlandığı ve daha sonraki bir aşamada bu hukuk yolunu etkisiz hale getiren koşullardan haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği istisnai davalarda, özel hususlar uygulanabilir. Böyle bir durumda, altı aylık süreç, başvuranın bu koşullardan haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği zamandan itibaren hesaplanabilir (bk. Bayram ve Yıldırım / Türkiye (k.k.), no. 38587/97, ECHR 2002-III). Mahkeme mevcut davada ilk olarak, başvurana uygulandığı iddia edilen kötü muamelenin 1998 yılında gözaltındayken gerçekleştiğini kaydetmektedir. Ayrıca, başvuranın ve avukatlarının kötü muamele iddialarına ilişkin olarak Cumhuriyet Savcılığına ayrıca şikayette bulunmadıklarını gözlemlemektedir. Ancak başvuran savunmasında, kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmiştir. Mahkeme yerel makamların, bu iddialara yönelik olarak herhangi bir eylemde bulunmadıkları ve bu nedenle, avukat tarafından temsil edilen başvuranın, iç hukuk yollarının etkin olmadığını en geç 23 Mayıs 2008 tarihinde, diğer deyişle, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kötü muamele iddialarına atıfta bulunmaksızın başvuranı beraat ettirdiğinde bilmesi gerektiği kanısındadır.
14. Mahkeme yukarıdakiler ışığında, başvurunun bu kısmının altı aylık süre kuralına uymaması sebebiyle, Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Sözleşmenin 5. maddesi hakkında
15. Başvuran Sözleşmenin 5. maddesi uyarınca, gözaltı süresinin uzunluğundan şikayet etmiştir.
16. Mahkeme, başvuranın gözaltı süresinin 18 Temmuz 1998 tarihinde sona erdiğini, ancak başvurunun 17 Haziran 2010 tarihinde yapıldığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, başvurunun bu kısmı, altı aylık süre kuralına uymadığı gerekçesiyle, Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
C. Sözleşmenin 6. maddesi hakkında
1. Yargılamaların uzunluğu hakkında
17. Başvuran mevcut davadaki ceza yargılamalarının, Sözleşmenin 6. maddesi kapsamındaki makul süre koşulunu karşılamadığı hususunda şikayette bulunmuştur.
18. Mahkeme mevcut davada, başvuran hakkında yürütülen yargılamaların 11 Temmuz 1998 tarihinde başladığını ve halen devam ettiğini gözlemlemektedir. Böylelikle, yargılamalar on altı yıldan daha fazla süredir devam etmektedir. Mahkeme bu bağlamda, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından yeni bir iç hukuk yolu oluşturulduğunu yinelemektedir. Ayrıca, Turgut ve Diğerleri / Türkiye kararında ((k.k.) no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) yeni bir iç hukuk yolunun ortaya çıkmasından dolayı, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirdiğini hatırlatmaktadır. Böylece Mahkeme, özellikle, bu yeni iç hukuk yolunun erişilebilir olduğu ve yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikayetler açısından makul tazminat imkanı sağladığı görüşündedir. Mevcut davada bu tespitten ayrılmayı gerektiren herhangi bir durum bulunmamaktadır.
19. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca kabul edilebilir olmadığı beyan edilmelidir.
2. Yargılamaların adil olup olmadığı hakkında
20. Başvuran Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca, kendisi hakkında yürütülen ceza yargılamalarının adil olmadığından şikayetçi olmuştur.
21. Mahkeme, başvurana yönelik olarak yürütülen şikayet konusu ceza yargılamalarının halen devam etmekte olduğunu ve sonuç olarak, başvurunun bu kısmının süresinden önce yapıldığını gözlemlemektedir. Davaya ilişkin kesin kararın verilmesinin ardından, başvuranın kendisini Sözleşme ihlalinden dolayı mağdur olarak görmesi halinde; Mahkemeye yeniden başvuru yapılabilir.
22. Mahkeme yukarıdakileri dikkate alarak, başvurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle, Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca kabul edilebilir olmadığı sonucuna varmıştır.
D. Sözleşmenin 10. maddesi hakkında
23. Başvuran, bu kapsamdaki şikayetine ilişkin herhangi bir detay vermeksizin, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.
24. Mahkeme, kendisine iletilen belgeleri incelediğinde, bu hükmün ihlal edildiğine dair herhangi bir bulgu tespit edememiştir. Başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca kabul edilemez olduğu beyan edilmelidir.
İşbu gerekçelerle Mahkeme oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy