(AİHS. m. 2, 6, 8, 13, 35) (SEYİTHAN AYDIN - TÜRKİYE DAVASI) (SEYFETTİN ACAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ACAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 33614/10)
KARAR
STRAZBURG
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Dragoljub Popovic,
Andras Sajö,
NebojaVucinic,
Helen Keller,
Egidijus Küris,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla, 10 Aralık 2013 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), davalı Hükümet ve başvuranlar tarafından sunulan görüşleri dikkate almak suretiyle, yukarıda belirtilen 4 Mayıs 2010 tarihli başvuruya ilişkin olarak gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Davanın Koşulları
1. Ekte isimleri yer alan başvuranlar, Türk vatandaşı olup, Mahkeme önünde, İzmirde görev yapan avukat Türkan Aslan OĞAÇ tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranlar, olay tarihinde, Türkiyenin güneydoğusunda yer alan Mardin ilinin Midyat ilçesine bağlı Çalpınar köyünde ikamet etmekteydiler.
4. 20 Nisan 1992 tarihinde, saat 6.30 sularında, aralarında birinci ve ikinci başvuran ile birlikte üçüncü başvuranın babası Ahmet ACARın da yer aldığı bir grup köylü, Çalpınar köyünden Midyata gitmek üzere, bir minibüs ve kamyonla yola çıkmışlardır. Yol üzerinde, askeri üniformalı silahlı bir grup tarafından araçları durdurulmuştur. Söz konusu grup, köylüleri zorla araçtan indirmiş, yolun kenarına dizilmelerini istemiş ve üzerlerine ateş açmıştır. Olay sırasında, birinci başvuran göğsünden, söz konusu tarihte 4 yaşında olan ikinci başvuran ise kolundan vurulmuştur. Açılan ateş sebebiyle, üçüncü başvuranın babası da yaralanmıştır. Dava dosyasında yer alan bilgilere göre, yakın mesafeden açılan ateş sonucunda, toplam 6 köylü hayatını kaybetmiş, 8 köylü de yaralanmıştır.
5. Olay sonrasında, Midyat Cumhuriyet Savcısı ve ilçe jandarma görevlileri tarafından, olay yeri incelemesi yapılmıştır. Yaralılar, Cumhuriyet savcısına, köy korucuları tarafından vurulduklarını bildirmişlerdir.
6. Cumhuriyet savcısı, olay yerinde bulunan jandarma görevlilerinden, boş mermi kovanlarını toplamalarını istemiştir. Askerler, savcıya yardımcı olmayı kabul etmemişler ve savcı, köy korucularının tüfeklerinden ateşlenen toplam 66 boş kovanı bizzat kendisi toplayarak muhafaza altına almıştır. Söz konusu tüfekler, jandarma tarafından köy korucularına verilmiş olan tüfeklerdir. Askerler, yararlıları hastaneye kaldırmayı da reddetmişler ve bu durumda savcıyla birlikte olay yerine gelen zabıt katibi, yaralıları, bizzat kendisi hastaneye götürmek zorunda kalmıştır. Savcı, köy korucularının, köylüleri öldürmek amacıyla pusu kurmuş oldukları yönünde görüş bildirmiştir. Ancak, jandarma görevlileri tarafından hazırlanan olay yeri tespit tutanağında, askeri üniformalı bir grup teröristin, Kuyubaşı Köyü yakınlarında bir minibüs ve kamyonu durdurdukları ve 6 köylünün ölümüne, 8 köylünün de yaralanmasına neden oldukları belirtilmiştir.
7. Soruşturma aşamasında, yaralanan köylülerin ve olay yeri incelemesine katılan görevlilerin ifadesi alınmıştır. Birinci başvuran, 3 Haziran 1992 tarihinde, Midyat Cumhuriyet Savcısına ifade vermiş ve Kutlubey Köyü korucularından E. ve C.nin kendilerine saldıran grup arasında olduklarını belirtmiştir.
8. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından hazırlanan 23 Haziran 1992 tarihli balistik inceleme raporunda, 7.62 x 39 mm çapında 66 boş kovanın incelenmek üzere laboratuvara getirildiği belirtilmiştir. Laboratuvarda gerçekleştirilen balistik incelemede, Kutlubey Köyü korucularına ait silahlarla deneme atışları yapılmış ve söz konusu silahlara ait kovanlar, olay yerinde bulunan boş kovanlarla karşılaştırılmıştır. Rapora göre; incelenen boş kovanlardan 12sinin T.S.nin, 12sinin N.A.nın, 9unun S.S.nin, 6sının H.A.nın, 6sının R.K.nin, 6sının M.Ö.nün, 5inin E.S.nin, 4ünün T.A.nın, 2sinin A.T.nin ve son olarak linin de M.S.nin silahından ateşlendiği tespit edilmiştir. Ayrıca, raporda, olay yerinde bulunan boş kovanlardan 3ünün, laboratuvarda incelenen kovanlardan herhangi biriyle uyuşmadığı belirtilmiştir. İncelemenin ardından, silahlar, Nusaybin İlçe Jandarma Komutanlığına gönderilerek, emanet deposunda muhafaza altına alınmıştır.
9. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Haziran 1992 tarihinde, balistik inceleme raporunda isimleri yer alan 10 köy korucusunu dinlemiş ve haklarında tutuklama kararı vermiştir.
10. Midyat Cumhuriyet Savcısı, 8 Temmuz 1992 tarihinde, Kutlubey Köyü korucularından 27 kişi hakkında bir iddianame hazırlayarak Midyat Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur. Başvuranlar, davaya müdahil olmamışlardır.
11. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Şubat 1993 tarihinde, Midyat Cumhuriyet Savcısı, Midyat Valisi ve Midyat Cezaevi Müdürünün talebi üzerine, bölgede kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla, davanın Denizli Ağır Ceza Mahkemesine nakledilmesine karar vermiştir. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, taraflar arasındaki düşmanlık, adliyeye geliş gidişte çekilen zorluklar ve duruşma günlerinde Midyatta yaşanan gerginlik sebebiyle, davanın nakline karar verme gereği duymuştur.
12. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Kasım 2000 tarihinde, köy korucuları hakkında beraat kararı vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, delillere dayanarak, aşağıdaki sonuca varmıştır:
... Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 28 Ekim 1993 tarihli balistik inceleme raporunda, olay yerinde 66 boş kovanın ele geçirildiği, bu kovanlardan 63ünün sanık köy korucularına ait silahlardan ateşlendiğinin tespit edildiği belirtilmiştir. Ancak, bu delil, köy korucularım mahkûm etmek için tek başına yeterli değildir. Geri kalan boş kovanların kimin silahından ateşlendiği halen bilinmemektedir. Sanık köy korucuları, ifadelerinde, ele geçirilen boş kovanların, düşmanları tarafından, kendilerini suçla bir bağlantıları varmış gibi göstermek maksadıyla, olay yerine kasten yerleştirildiğini beyan etmişlerdir. Esasında, 21 Mart 1992 tarihinde, terör örgütü üyeleri tarafından düzenlenen bir gösteri yürüyüşünü durdurmak amacıyla, köy korucuları ve güvenlik güçleri tarafından ateş açılmıştır. Ayrıca, 13 Nisan 1992 tarihinde, güvenlik güçleri ile yasadışı örgüt üyeleri arasında yaşanan bir çatışmada, güvenlik güçleri ve köy korucuları, PKK üyelerine ateş açmışlardır. 13 Nisan 1992 tarihli bir raporda, 447 merminin ateşlendiği ve olay yerinde 215 boş kovanın ele geçirildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla, 232 boş kovanın bulunamadığı görülmektedir. 20 Nisan 1992 tarihinde yaşanan olay sonrasında ele geçirilen boş kovanlar, büyük ihtimalle, köylülerin kimliği belirsiz kişiler tarafından öldürülmesi öncesinde veya sonrasında olay yerine yerleştirilmiştir.
13. Davaya müdahil taraflar, 9 Şubat 2001 tarihinde, Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin kararını Yargıtaya taşımışlardır.
14. Yargıtay, 7 Şubat 2002 tarihinde, sanık köy korucularından 17si hakkındaki ilk derece mahkemesi kararını onamıştır. Ancak, Yargıtay, 23 Haziran 1992 tarihli balistik inceleme raporlarında ve Midyat Cumhuriyet Savcısının beyanlarında yer alan tespitler ışığında, sanıklardan 10u hakkındaki ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Yargıtay ilamında, özellikle de, sadece müdahil taraflar hakkındaki kararın bozulduğu belirtilmiştir.
15. Denizli Ağır Ceza Mahkemesinde, sanık köy korucularından 10u hakkında, yeniden ceza davası açılmıştır.
16. Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Mayıs 2003 tarihinde, sanık köy korucularının suçlarını sabit bularak, haklarında müebbet hapis cezası vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı, özet olarak aşağıda yer almaktadır:
Mahkeme, öncelikle, Salih Acar, Semra Acar ve Ahmet Acar hakkında, 20 Kasım 2000 tarihinde verilen beraat kararının kesinleştiğini belirtmektedir. Ayrıca, mahkeme, boş kovanların, köy korucularını suçla bir bağlantıları varmış gibi göstermek maksadıyla, olay yerine kasten yerleştirilmiş olduğu yönündeki iddianın, görgü tanıkları tarafından veya başka herhangi bir delille ikna edici bir şekilde doğrulanmadığı kanaatine varmıştır.
Ayrıca, olay yerinde bulunan 66 boş kovandan 3ünün köy korucularına ait silahlardan ateşlenmemiş olması, köy korucularının masum olduklarını gösteren bir delil olarak kabul edilemez. Köy korucularından birinin, olay sonrasında yetkililer tarafından el konulmamış başka bir silahının olması ihtimal dahilindedir.
Sonuç olarak, mahkeme, balistik inceleme raporunda ve somut davada tarafsız bir konumda olan Midyat Cumhuriyet Savcısının beyanlarında yer alan tespitlere dayanarak, sanık köy korucularından 10unun, PKK taraftarı olduğu düşünülen köylülerin yaralanmasından ve ölümünden sorumlu olduğuna karar vermiştir.
17. Köy korucuları, ilk derece mahkemesinin kararını temyize götürmüşlerdir. Yargıtay, 9 Aralık 2004 tarihinde, köy korucularından 2si hakkındaki ilk derece mahkemesi kararını, usuli gerekçelerle bozmuş olup, diğer 8 köy korucusu hakkındaki kararı ise onamıştır. Bu doğrultuda, sanık köy korucularından 2si hakkındaki dava, Denizli Ağır Ceza Mahkemesine iade edilmiştir.
18. Dava dosyasının yeniden incelenmesinin ardından, ilk derece mahkemesi, 18 Eylül 2008 tarihinde, sanık sıfatıyla yargılanan iki köy korucusu hakkında, bir kez daha müebbet hapis cezası vermiştir.
19. Söz konusu karar, 7 Aralık 2009 tarihinde, Yargıtay tarafından onanmıştır.
ŞİKAYETLER
20. Birinci ve ikinci başvuran, köy korucuları tarafından, kasten öldürmek maksadıyla, üzerlerine ateş edilmiş olması nedeniyle, yaşam haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Üçüncü başvuran, aynı olayları dayanak göstererek, kasıtlı olarak açılan ateş sebebiyle, babasının yaşam hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir. Son olarak, birinci başvuranın eşi olan dördüncü başvuran, eşinin yaralanmış olması dolayısıyla, manevi olarak zarar gördüğünü dile getirmiştir. Ayrıca, başvuranların tümü, ulusal makamların pozitif yükümlülüklerini yerine getirmeyerek, olayla ilgili yeterli ve etkin bir soruşturma yürütmediklerini beyan etmişlerdir. Başvuranlar, iddialarıyla ilgili olarak, Sözleşmenin 2, 6 ve 13. maddelerine dayanmışlardır.
21. Başvuranlar, Sözleşmenin 8. maddesine dayanarak, güvenlik güçlerinin, kendilerine köy korucusu olmaları konusunda baskı yapmalarından ve köy korucusu olmayı reddettiklerinde, köylerini terk etmeye zorlamalarından şikayetçi olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
22. Başvuranlar, kendilerini öldürmeye çalışan köy korucuları tarafından açılan ateş sonucunda yaralandıklarını ve bu nedenle yaşam haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, ayrıca, köy korucularının uyguladıkları baskı nedeniyle, özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesi haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, şikayetleriyle ilgili olarak, Sözleşmenin 2, 6, 8 ve 13. maddelerine dayanmışlardır.
23. Hükümet, başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesi uyarınca, altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
24. Mahkeme, ilk olarak, altı ay kuralının amacının, Sözleşme ihlallerinden doğan sorunların dile getirildiği davaların makul bir sürede incelenmesi suretiyle hukuk güvenliğinin sağlanması olduğunu hatırlatmaktadır. Ayrıca bu kural, ilgili makamların ve kişilerin uzun süre belirsizlik içinde kalmalarının önlenmesi amacıyla da getirilmiştir (bk. Bulut ve Yavuz / Türkiye (k.k.), no. 73065/01, 28 Mayıs 2002 ve ayrıca Bayram ve Yıldırım / Türkiye (k.k.), no. 38587/97, AİHM 2002-III).
25. Kural olarak, altı aylık süre, iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecinde verilen nihai karar tarihinden itibaren işlemeye başlar. Özgürlükten yoksun bırakılmanın söz konusu olduğu hallerde, şayet başvurulabilecek herhangi bir iç hukuk yolu mevcut değilse veyahut mevcut iç hukuk yollarının etkin olmadığı kanaatine varılırsa, söz konusu süre, şikayete konu fiilin gerçekleştirildiği tarihten itibaren başlar. Başvuranın, mevcut bir hukuk yoluna başvurduğu, ancak daha sonra bu hukuk yolunu etkisiz kılan koşulları fark ettiği veya fark etmesi gerektiği hallerde, özel bir durum söz konusu olabilir. Bu durumda, altı aylık süre, başvuranın söz konusu koşulların ilk farkına vardığı veya varması gerektiği tarihten itibaren başlatılabilir (aynı kararda; ayrıca bk. Hazar ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 62566/00, 10 Ocak 2002).
26. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranların yakınlarının ölümüyle ilgili birkaç davada, başvuranın, başvurduğu iç hukuk yolunun etkinliğinden ne zaman şüphe duymaya başlayabileceğini veya başlaması gerektiğini incelemiştir. Mahkeme, altı aylık sürenin hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacağını değerlendirirken, soruşturmanın ne zaman etkinliğini kaybedeceğini tespit etmeye yönelik belirli bir süre belirtmekten kaçınmakla birlikte, söz konusu süre, davanın kendine özgü koşullarına, başvuranlar tarafından gösterilen ilgi ve itinaya ve ayrıca iç hukuktaki soruşturmanın yeterliliğine bağlı olarak belirlenmektedir (bk. Seyithan Aydın / Türkiye (k.k.), no. 71998/01, § 43, 4 Mart 2008).
27. Somut davada, şikayet konusu olay, 1992 yılında meydana gelmiş ve sanık köy korucuları hakkındaki ceza yargılamaları 18 yıldan uzun sürmüştür. Başvurunun, köy korucuları hakkındaki yargılamaların sona ermesinin ardından yapılmış olduğu doğru olmakla birlikte, Mahkeme, 7 Şubat 2002 tarihli Yargıtay ilamına göre, başvuranların, ceza yargılamalarına müdahil taraf olarak katılmamış olmaları nedeniyle, 20 Kasım 2000 tarihli ilk derece mahkemesi kararına itiraz etme haklarının bulunmadığını gözlemlemektedir. Yargıtay ilamında, 20 Kasım 2000 tarihli kararın, başvuranlar açısından nihai olduğu açıkça belirtilmiştir. Buna göre, devam eden yargılanmalar, sadece davaya müdahil olanları ilgilendirmektedir. Dava dosyasından ve Hükümetin görüşlerinden açıkça anlaşıldığı üzere, devam eden ceza yargılamalarının başvuranları etkilememesine rağmen, başvuranlar, on yıl daha bekledikten sonra Mahkemeye başvurmuşlardır.
28. Ayrıca, Mahkeme, daha önce incelemiş olduğu, aynı olaylarla ilgili benzer iki davayı hatırlatmaktadır. Mahkeme, söz konusu davalarda, yaşanan uzun süreli gecikmeleri ve işlendiği iddia edilen suçların ağır mahiyette oluşunu dikkate alarak, söz konusu tarihte 17 yıldan uzun süredir derdest durumda olan ceza yargılamaları nedeniyle, Sözleşmenin 35/1 maddesi uyarınca, başvuranlar tarafından tüketilmesi gereken etkin bir hukuk yolunun mevcut olduğunun söylenemeyeceği kanaatine varmıştır (bk. Seyfettin Acar ve Diğerleri / Türkiye, no. 30742/03, § 24, 6 Ekim 2009; Acar ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 36088/97 ve 38417/97, 27 Kasım 2001). Sonuç olarak, mevcut davanın koşullarında, 18 yıl bekledikten sonra somut başvuruyu yapan başvuranların, etkin bir hukuk yolunun mevcut olmadığının başvuru tarihinden çok daha önce farkına vardıkları kabul edilmelidir. Ayrıca, başvuranlar, Sözleşmenin 35/1 maddesinde belirtilen altı aylık süre kuralına uymamalarına yol açmış olabilecek herhangi özel bir durumun mevcut olduğunu da ispat edememişlerdir.
29. Mahkeme, yukarıdaki hususları dikkate alarak, başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesi uyarınca, altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle, reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
EK
BAŞVURAN LİSTESİ
1. Salih Acar - 1950 doğumlu olup, İzmirde ikamet etmektedir.
2. Semra Akan - 1988 doğumlu olup, İzmirde ikamet etmektedir.
3. İbrahim Acar - 1970 doğumlu olup, İzmirde ikamet etmektedir.
4. Makbule Acar - 1965 doğumlu olup, İzmirde ikamet etmektedir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy