(AİHS m. 8, 13, 35) (5237 S. K. m. 86, 122, 135, 136, 137, 257) (Hasta Hakları Yönetmeliği m. 6, 21) (CALVELLİ VE CİGLİO - İTALYA DAVASI) (MEHMET ŞENTÜRK VE BEKİR ŞENTÜRK - TÜRKİYE DAVASI) (İCLAL KARAKOCA VE HÜSEYİN KARAKOCA V. - TÜRKİYE DAVASI) (Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 47)
(Başvuru No. 4050/10)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Peer Lorenzen,
Yargıçlar
Andras Sajö,
Neboja Vucinic ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Seçkin Erel katılımıyla 15 Ekim 2013 tarihinde oluşturulan ve Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
6 Ocak 2010 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Yapılan müzakerelerin ardından şu şekilde karar vermiştir:
OLAYLAR
Bölüm Başkanının kimliğinin saklı tutulmasına izin vermeye karar verdiği (Mahkeme İç Tüzüğünün 47. maddesinin 3. fıkrası) başvuran M., 1972 doğumlu bir Türk vatandaşıdır.
Davaya konu olaylar, başvuran tarafından ibraz edildiği ve dava dosyasından anlaşıldığı şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, 27 Ağustos 2008 tarihinde bacaklarındaki varisli damarlarla ilgili olarak Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümüne gitmiştir. Başvuran muayene edilmiş ve bir müdahale için hastaneye yatırılmıştır.
Başvuran, Tıbbi Müdahaleler Hasta Bilgilendirme ve Rıza Belgesi başlıklı boş bir form imzalamıştır.
Doktor, müdahaleden önce başvurana başka hastalığı olup olmadığını sormuştur.
Başvuran, HIV pozitif, yani hastalığın taşıyıcısı olduğunu bildirmiştir.
İddiaya göre doktor cevap olarak yüksek sesle, HIV pozitif olduğu için kendisini muayene edemeyeceğini söylemiştir. Başvuranın o sırada orada bulunan ve o ana kadar başvuranın durumundan haberdar olmayan bir arkadaşı doktoru duymuştur.
Doktor ayrıca başvuranın hasta dosyasının üzerine HIV pozitif yazmıştır.
Başvuran, aynı gün hastaneden taburcu edilmiştir.
Epikriz raporu şu şekildeydi:
Konulan Teşhis: Bilateral alt ekstremite variköz venler
Uygulanan Tedavi: Tıbbi
Hastanın taburcu edilirkenki genel durumu: (sevk edildiyse, sebebi ve kurumu): Hasta HIV (+) olduğunu (kontrol altında olduğu ve tedavi gördüğü söylenmiştir) bildirdiğinden, müdahaleden vazgeçilmiş ve hasta, tavsiyeler verilerek taburcu edilmiştir.
(doktorun imza ve kaşesi).
Hasta yatış formu üzerine iptal edildi yazılmıştır.
Başvuran daha sonra, görevi ihmal ve kötüye kullanma yanı sıra kişisel bilgileri ifşa etmekten doktor aleyhinde suç duyurusunda bulunmuştur.
Kayseri Valiliği, 18 Şubat 2009 tarihinde, ön soruşturmaya istinaden, doktor hakkında talep edilen kovuşturma iznini vermemeye karar vermiştir. İddiaların aslının olmadığına karar verilmiştir.
Başvuran, bu idari karara itirazda bulunmuştur.
Kayseri Bölge İdare Mahkemesi, 1 Nisan 2009 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir.
Cumhuriyet savcısı, 14 Nisan 2009 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar almış; bu karar, 12 Haziran 2009 tarihinde Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onanmıştır. Söz konusu karar, 3 Temmuz 2009 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
Başvuran, Mayıs 2010 tarihli mektubunda, AİHMe henüz ameliyat edilmemiş olduğunu bildirmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, kendisine tıbbi bakım sağlanmadığından ve dolayısıyla HIV pozitif olması temelinde aleyhinde ayrımcılık yapıldığından şikayet etmektedir. Halen varisli damarlardan şikayetçi olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca özel hayatın gizliliğine saygı gösterilmesi ve kişisel verilerin gizliliği ilkelerinin ihlal edildiğinden şikayetçidir. Başvuran, uygulamada başarılı olunacağına dair makul hiçbir bir ihtimal bulunmamasından dolayı, herhangi bir hukuk yolundan yararlanmamış olduğunu iddia etmektedir.
Başvuran; sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkı ve özel hayatın gizliliğine saygı gösterilmesi ile ilgili olarak Sözleşmenin 8. ve 13. maddelerine, Hasta Hakları Yönetmeliğinin 6. ve 21. maddelerine; yaralama, ayrımcı davranış, kamu görevini kötüye kullanma suçları ve kişisel verilerin korunması ile ilgili olarak Ceza Kanununun 86., 122., 135.-137. ve 257. maddelerine dayanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mahkeme; HIV pozitif olması gerekçesiyle başvurana tıbbi tedavi uygulanmadığı iddiası ile ilgili olarak; bireylerin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü, kendilerine sağlanan tıbbi bakımın seçimine katılımlarını ve bu tür bir bakıma rızalarını ilgilendiren konuların 8. maddenin kapsamına girdiğini yinelemektedir. Bu bağlamda Mahkeme ayrıca, 2. madde uyarınca içtihadı tarafından belirlenen ilkelerin, Sözleşmenin 8. maddesinin kapsamına giren vücut bütünlüğü hakkına yönelik ciddi müdahaleler için de geçerli olduğuna işaret etmektedir (bk. Trocellier / Fransa (k.k.), no. 75725/01, AİHM 2006 XIV).
Dolayısıyla, mevcut davaya konu olayların hukuksal açıdan nitelendirilmesi konusunda uzman olan Mahkeme, başvuranın şikayetlerinin tümünün Sözleşmenin 8. maddesi çerçevesinde incelenmesinin gerekli olduğu kanaatindedir.
Mahkeme ayrıca, özel olarak sağlık hizmetleri alanı söz konusu olduğunda, 2. maddenin etkili bir yargı sistemi oluşturma konusunda getirdiği pozitif yükümlülüğün her davada zorunlu olarak bir cezai hukuk yolu öngörülmesini gerektirmediğini yinelemektedir. Bu yükümlülük; örneğin, hukuk sistemi tarafından mağdurlara, gerek tek başına gerekse ceza mahkemelerinde bir iç hukuk yolu yanı sıra, adli/idari yargıda ilgili doktorların herhangi bir sorumluluğunun bulunup bulunmadığının tespitine ve münasip herhangi bir adli tazminata imkan verecek bir iç hukuk yolu ve/veya disiplin tedbirleri sağlanması durumunda da yerine getirilebilir (bk. Calvelli ve Ciglio / İtalya (BD), No. 32967/96, §§ 51 ve 54, AİHM 2002-I ve Vo / Fransa (BD), No. 53924/00, § 90, AİHM 2004-VIII).
Mevcut davanın koşullarına dönülecek olursa, Mahkeme bahse mevzu koşulların, başvuran tarafından iddia edildiği şekilde sağlık bakım hizmetlerinin sağlanmaması anlamına (bk. Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk / Türkiye, No. 13423/09, § 88, AİHM 2013) gelip gelmediği konusunun mesnetsiz kaldığını belirmektedir.
Mahkeme bunun ardından, başvuranın Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesini ziyareti ile ilgili olarak, ceza davası açma girişiminin, cezai kovuşturma yapılması için talep edilen idari iznin verilmemiş olması nedeniyle başarısız olduğunu kaydetmektedir. Bu da, başvuranın sonuç olarak artık kullanabileceği hiçbir cezai hukuk yolunun bulunmadığını anlamış olması gerektiğini göstermekteydi.
Mahkeme; bundan sonra başvuranın, Türk hukuk sisteminin sağladığı ve doktorun sorumluluğunun tespitini ve tazminat ödenmesini sağlayacak bir iç hukuk yolu olan tazminat davası açma olanağından yararlanmamış olduğuna işaret etmektedir. Başvuranın iddialarının aksine, dava dosyasında Mahkemeyi bir tazminat davasının başarılı olmasının aklen hiç mümkün olmadığı ve başarısız olmaya mahkûm olduğu sonucuna götürebilecek hiçbir şey bulunmamaktadır (bk. Karakoca / Türkiye (k.k.), No. 46156/11, AİHM 21 Mayıs 2013).
Kişisel sağlık bilgilerinin ifşa edildiği iddiasıyla ilgili olarak Mahkeme, başvuranın bu konuda da mevcut iç hukuk yollarından hiçbirini kullanmadığını gözlemlemektedir.
Sonuç olarak, başvurunun iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması gerekçesiyle, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 2. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme oybirliğiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy