(AİHS. m. 3, 5, 6, 7, 8, 13, 33, 34, 35) (ÇİĞDEM - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 41730/10)
Başkan
Andras Sajö,
Yargıçlar
Helen Keller,
Robert Spano ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla 17 Şubat 2015 tarihinde, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve bu görüşlere başvuranlar tarafından cevaben sunulan görüşler ile yukarıda belirtilen 8 Haziran 2010 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran Hasan Seren, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup 1994 doğumludur. Başvuran, Şırnakta ikamet etmektedir.
Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
Davanın koşullan, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, 14 Şubat 2010 tarihinde, yasadışı örgüt PKKya destek amaçlı bir gösteri sonunda yakalanmıştır. Başvuran, 16 Şubat 2010 tarihinde, tutuklanmıştır. Başvuranın tutukluluk kararına karşı yaptığı itiraz reddedilmiştir.
Diyarbakır Cumhuriyet savcısı, 2 Mart 2010 tarihinde, başvuranı, silahlı bir örgüte üye olmakla ve yasadışı bir gösteriye katılmakla suçlamıştır.
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Temmuz 2010 tarihinde, başvuranı kendisine atfedilen olaylardan suçlu bulmuştur. Tutuklulukta geçen süreyi dikkate alarak, başvuran hakkında denetimli serbestlik kararı verilmiştir.
Yargıtay, 11 Haziran 2013 tarihinde, bu kararı bozmuştur.
Yargılama, taraflarca ibraz edilen son bilgilere göre, yerel mahkemeler önünde halen derdesttir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesini ileri sürerek, küçükler için uygun olmayan yüksek güvenlikli bir cezaevinde tutuklu kalmasından şikayetçi olmaktadır. Başvuran, genel anlamda, Türkiyede cezaevlerinin dolu olmasından da şikayetçi olmaktadır. Başvuran, aynı zamanda, duruşmayı beklerken adalet sarayında kendisine kelepçe takılmasından şikayet etmektedir.
Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürerek, maruz kaldığı gözaltı süresinden ve tutukluluk süresinden şikayet etmektedir.
Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, Ağır Ceza Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia etmekte ve hakkında yürütülen ceza yargılamasının süresinden şikayet etmektedir.
Başvuran, Sözleşmenin 7. maddesini ileri sürerek, tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğunu dikkate alarak, maruz kaldığı tutukluluk süresinin bir ceza olarak değerlendirildiğini savunmaktadır.
Başvuran, Sözleşmenin 8. maddesini ileri sürerek, tutukluluk koşullarının küçüklerin ihtiyaçlarına uygun olmadığını iddia etmektedir.
Başvuran, Sözleşmenin 13. maddesini ileri sürerek, Sözleşmenin 5. maddesine ilişkin şikayetlerini ileri süremeye imkan verecek etkili bir başvuru yolunun bulunmamasından şikayet etmektedir.
Son olarak, başvuran, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 2. maddesini ileri sürerek, tutukluluğunun kendisini eğitim hakkından mahrum bıraktığını iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mahkeme İçtüzüğünün 36. ve 45. maddeleri aşağıdaki şekildedir:
Madde 36
(Başvuranların Temsil edilmesi)
1. Kişiler, sivil toplum örgütleri veya kişi grupları, Sözleşme'nin 34. maddesi uyarınca başvurularım, başlangıçta bizzat kendileri veya bir temsilci aracılığıyla yapabilirler. (...)
Madde 45
(İmzalar)
1. Sözleşme'nin 33 veya 34. maddeleri uyarınca yapılan bir başvuru yazılı olarak sunulur ve başvuran veya başvuran temsilcisi tarafından imzalanır.
(...)
3. Başvuranların İçtüzüğün 36. maddesi çerçevesinde temsil edilmeleri halinde, vekaletname veya yetkilendirme yazısı temsilci veya temsilciler tarafından sağlanır.
Hükümet, başvuru formunun ekinde bulunan yetkilendirme yazısının Meral Danış Beştaşın adına düzenlenmesine rağmen başvuru formu ve Mahkeme ile daha sonraki yazışmaların Mesut Beştaş tarafından imzalandığını ileri sürmektedir. Hükümet, Post/Hollanda ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 21727/08, 20 Ocak 2009) davasına atıfta bulunarak, Mahkemeyi başvurunun bütününü reddetmeye davet etmektedir.
Hükümetin görüşleri Mesut Beştaşa iletilmiştir. Mesut Beştaş, Hükümet tarafından sunulan görüşlere cevaben görüş sunmaya davet edilmiştir. Aslında, Mesut Beştaş, Hükümetin görüşlerine cevaben görüş sunmuştur. Ancak Mesut Beştaş, Hükümet tarafından yapılan itiraza yanıt vermemiştir.
Mahkeme, bir başvuranın başvuruyu bizzat sunmak yerine Mahkeme İçtüzüğünün 36. maddesinin 1. fıkrası gereğince bir temsilci tarafından temsil edilmeye karar vermesi durumunda, İçtüzüğün 45. maddesinin 3. fıkrasının, kendisinin usulüne uygun olarak imzalanan yazılı bir yetki belgesi sunmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Temsilcinin, adına Mahkeme önünde dava açmak istediği, Sözleşmenin 34. maddesi anlamında iddia edilen mağdur tarafından kendisine kesin ve açık talimatların verildiğini kanıtlaması zorunludur (bk. diğer kararlar arasında, Centre de ressources juridiques au nom de Valentin Campeanu/Romanya (BD), No. 47848/08, § 102, AİHM 2014 ve yukarıda anılan Post/Hollanda).
Somut olayda, başvurunun sunulduğu tarihte küçük olan başvuranın, Mahkemeye başvurmak için kendisi bizzat dava açmamış ve hiçbir zaman Mahkeme ile dolaysız bir bağlantısı olmamıştır. Başvuru formunda başvuranın temsilcileri olarak Mesut Beştaş ve Meral Danış Beştaş'ın isimlerinin belirtilmesine rağmen, başvuru formu yalnızca Mesut Beştaş tarafından imzalanmıştır. Oysa ki, bu husus hakkında Hükümet tarafından ileri sürülen itiraza rağmen, Mesut Beştaş'ın başvuran veya ebeveynleri tarafından usulüne uygun olarak imzalanan bir yetki belgesi sunmadığını belirtmek gerekir. Başvuranı temsil etmek için Mahkemeye tek yazılı olarak sunulan yetki belgesi, ebeveynleri tarafından Meral Danış Beştaşa verilen kendisi ve oğulları adına dava açılmasına yönelik bir yetki belgesidir. Sonuç olarak, halihazırda dava dosyasında, başvuranın veya ebeveynlerinin mevcut başvuruyu Mesut Beştaş aracılığıyla Mahkemeye sunma niyetinde olduklarını ortaya koyan herhangi bir belge bulunmamaktadır. Öte yandan, dosyadan, başvuranın veya ebeveynlerinin yetki belgesini sunma konusunda çok basit ve esas olan usulü gerekliliğe riayet etme imkansızlığında bulunduklarına dair bir durum anlaşılamamaktadır. Bu koşullarda Mahkeme, Mesut Beştaşın, Sözleşmenin iddia edilen ihlalinin bir mağduru olarak başvuranın veya temsilcisi olarak ilgili tarafından görevlendirilen başka bir şahsın kendisine özel ve açık talimatlar verdiğini kanıtlayamadığını değerlendirmektedir (bk. bu anlamda, Ghiurau/Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28342/03, 12 Mart 2013).
Bu nedenle Mahkeme, başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında, Sözleşmenin hükümleriyle kişi bakımından (ratione personae) bağdaşmadığı ve Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısındadır (bk. aynı anlamda, yukarıda anılan Post, Tanchev ve diğerleri/Bulgaristan (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 17366/04, 2 Haziran 2009, Kavaklıoğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 15397/02, §§ 48-50, 5 Ocak 2010 ve Çiğdem/Yunanistan (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 22009/10, §§ 20-23, 26 Haziran 2012).
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle, Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 19 Mart 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy