(AİHS m. 1, 5, 6, 7, 8, 14, 35, PROTOKOL NO 12) (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m. 7, 9, 13, 14, 18, 19, 20, 21) (Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşma m. 12, 14, 18, 19, 21, 22, 25, 26, 27) (765 S. K. m. 61, 147) (ÇETİN DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (CEM AZİZ ÇAKMAK V. - TÜRKİYE DAVASI) (RAMAZAN CEM GÜRDENİZ - TÜRKİYE DAVASI) (İÇYER - TÜRKİYE DAVASI) (TAHİR ARIOĞLU VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (HASAN UZUN V. - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (ALBERT VE LE COMPTE - BELÇİKA DAVASI) (ÖCALAN - TÜRKİYE DAVASI) (RANINEN - FİNLANDİYA DAVASI)
(Başvuru No. 53980/10)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik KJ0İbro,
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith in katılımıyla, 10 Haziran 2014 tarihinde, Bölüm olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), karar ekinde belirtildiği şekilde farklı tarihlerde sunulan başvuruları dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2014. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
OLAY
1. Karar ekinde başvuran tarafların isim listesi yer almaktadır.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, başvuranların dile getirdiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuranların Tutuklanması ve Aleyhlerinde Açılan Ceza Davası
3. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2010 yılında, tümü Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay ve memurlardan oluşan Balyoz (Fransızcası "la masse" veya İngilizcesi "sledgehammer") olarak adlandırılan bir suç örgütünün birçok sözde üyesine karşı ceza soruşturması başlatmıştır. Savcılık, söz konusu üyeleri, 2002 ve 2003 yıllarında seçilmiş hükümeti zorla devirmeyi amaçlayan askeri bir darbe planına katılmakla suçlamıştır ki bu eylem, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan Eski Ceza Kanununun 147. maddesi tarafından öngörülen bir suçtur (Balyoz Davasının detayları ve bu davaya ilişkin eylem planları için bk. Doğan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28484/10, 10 Nisan 2012 ve Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, 19 Şubat 2013).
4. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2010 ve 2011 yıllarında, üç iddianameyle, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi ("Ağır Ceza Mahkemesi") önünde, Eski Türk Ceza Kanununun (Bakanlar Kurulunu zorla devirme teşebbüsünü önleyen) 61. maddesiyle birlikte 147. maddesine dayanarak, üç yüz altmış beş kişi aleyhinde ceza davası açmıştır. Savcılık, ilgilileri, askeri darbe yoluyla hükümeti devirmeyi amaçlayan Balyoz Harekat Planına katılmakla suçlamıştır. Savcılığa göre, sanıklar, siyasi iktidarın ele geçirilmesi amacıyla gerçekleştirecekleri olası müdahaleyi, 1. Ordu Komutanının emirleriyle veya talebi üzerine, detaylı bir şekilde planlamışlardır.
5. Gölcük Donanma Komutalığında, 6 Aralık 2010 tarihinde bir arama gerçekleştirilmiştir. Söz konusu arama, Balyoz Harekat Planlarına ilişkin birçok belgenin ve bir adet hard diskin ele geçirilmesine imkan sunmuştur.
6. Cumhuriyet savcısı ("savcı"), ileri sürdüğü iddialara dayanarak, CDlere kaydedilmiş birçok dijital belgeyi, Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur.
7. Başvuranlar, ceza davası süresince, haklarında ileri sürülen suçlamaları inkar etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, savcılık tarafından sunulan CDlerin gerçekliğine itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, aleyhlerinde sunulan iddianamelerin dayandırıldığı dijital belgelerin, sahte olduğunu veya birçok ordu mensubunu suçlamak ve ihraç etmek amacıyla uydurulduklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, Ağır Ceza Mahkemesine, savcılığın, iddialarına dayanak olarak sunduğu delil unsurlarının doğru olmadığını göstermeyi amaçlayan karşı bilirkişi raporları sunmuşlardır.
8. Başvuranlar, ceza davası sırasında, farklı tutukluluk sürelerine maruz kalmışlardır. Söz konusu süreler, (en az) on bir ay, iki günden itibaren (en çok) yirmi üç ay, yirmi gün olmak üzere belirlenmiştir.
9. Başvuranlar, serbest bırakılma talebiyle birçok defa Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuşlardır.
10. Ağır Ceza Mahkemesi, savcılığın görüşüne uyarak, delillerin mevcut durumuna, başvuranlara atılı suçların niteliğine ve haklarındaki kuvvetli suç şüphelerine dayanarak, bu başvuruları reddetmiştir.
11. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2012 tarihinde, Balyoz Davasında kararını vermiştir. Mahkeme, eski TCKnın 61. maddesiyle birlikte 147. maddesi uyarınca, başvuranları suçlu bularak, on üç yıl, dört aydan yirmi yıla kadar farklı hapis cezalarına çarptırmıştır.
12. Yargıtay, 9 Ekim 2013 tarihinde, bu davaya ilişkin kararını vermiştir, söz konusu kararla, 237 sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararını onamıştır. Yargıtay ayrıca, 36 sanık hakkında verilen beraat kararını da onamıştır. Bununla birlikte, başka sanıklar hakkında verilen mahkûmiyet kararlarını bozmuş ve ilgililerin serbest bırakılmasına karar vermiştir.
2. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu'na Yapılan Başvuru
13. Birleşmiş Milletler İnsan Haklan Konseyi Keyfi Tutuklamalar Grubu ("Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu"), 1 Mayıs 2013 tarihinde, Balyoz Davası kapsamında tutuklanan - başvuranlarında aralarında bulunduğu - 250 kişi hakkında 6/2013 sayılı kararını vermiştir. Söz konusu kararda özellikle aşağıdaki hususlar belirtilmektedir:
"2- Çalışma Grubu, keyfi olarak özgürlüklerden yoksun bırakmanın aşağıda bahsedilen durumlarda keyfi olduğunu düşünmektedir.
(a) Keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakmak için herhangi bir yasal dayanağın olmadığı aleni ise ( 1. Kategori)
(b) Özgürlükten yoksun bırakma İnsan Haklar Evrensel Bildirgesi'nin 7, 13, 14, 18, 19, 20 ve 21. maddeleri ve taraf devletler bağlamında Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 12, 18, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27. maddeleri ile güvence altına alınan hakların ve özgürlerin kullanılması sonucunda ortaya çıkmışsa (2. Kategori)
(c) Söz konusu devletler tarafından kabul edilen İnsan Haklan Evrensel Bildirgesi'nde ve diğer ilgili uluslararası belgelerde ortaya konan adil yargılama hakkına ilişkin uluslararası normların tamamen veya kısmen ihlal edilmesi durumunun özgürlükten yoksun bırakmaya keyfilik kazandıracak kadar ağır olması halinde ( 3. Kategori)
(d) İltica hakkı talep edenler, göçmenler veya mülteciler idari ve yargısal bir değerlendirme yapma veya çözüm yolu bulma ihtimali yok iken uzun süreli idari gözaltı uygulamasına maruz bırakıldıklarında (4. Kategori)
(e) Özgürlükten yoksun bırakma, doğuştan gelen özellikler, milliyet, etnik ve sosyal köken, dil, din, ekonomik durum, siyasi veya diğer görüşler, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik hali veya diğer özel durumlardan ötürü ayrımcılık yapılması nedeni ile uluslararası hukuku ihlal ediyor ise (5. Kategori)
(...)
72- Belgeleri inceleyen ve değerlendiren Çalışma Grubu, 250 kişi ile ilgili tek bir görüş oluşturacaktır. Zira bu kişilere isnat edilen suç, hükümeti devirmek amacıyla yapılacağı iddia edilen Balyoz darbesine dahil olmalıdır. Kaynağın iddiaları da bu bireylerin bir grup olduğu yönündedir.
73- Hükümet, kaynağın ortaya attığı yargı sürecinde usul ihlalleri olduğu iddia da dahil birtakım iddialara cevap vermemiştir. Hükümet kendisine kaynak tarafından yapıldığı belirtilen bu ihlallerin kabul etme veya bu iddiaları çürütme yahut bunlara itiraz etme fırsatını değerlendirmemiştir. Hükümetten gelen bilgiler yukarıda atıfta bulunulanlar ile sınırlı olduğundan, Çalışma Grubu, kaynağın sunduğu bilgiler temelinde dava ile ilgili görüş oluşturacaktır. Çalışma Grubu, yeniden gözden geçirilmiş çalışma yöntemleri uyarınca, dava ile ilgili kendisine sunulan bilgiler temelinde görüş oluşturabilecek pozisyondadır.
74- Kaynak, hükümetin sanıkların fazla gecikmeden yargılanma haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, Çalışma Grubu, adil yargılama hakkı, adaletin gecikmeden tecelli etmesini ifade ederken, makul sürenin ne kadar olduğunu her bir davadaki koşullar ve davanın karmaşıklığı ile sanığın devam eden tutukluluk haline periyodik olarak itiraz etme hakkının uygulanabilirliğine göre değiştiğine işaret etmektedir. Çalışma Grubu kararlarını dava bazında verir. Hükümet, sanıklara, tutulmalarının (tutuklanmalarının) yasaya uygunluğu ile ilgili itirazda bulunabilmeleri için ve kefaleten serbest bırakılma hususunda etkin bir yol sağlandığını göstermemiştir. Hükümet, mahkemelerin, sanıkların tutukluluk hallerinin devamını gerekçelendiren yasal ve fiili dayanakları ortaya koyan kararlar ile sanıkları kefaleten serbest bırakmak yerine tutukluluk hallerinin devamına hükmeden kararların orantılılığını gözden geçiren periyodik değerlendirme yazılarını göstermemiştir. Çalışma Grubu, bunun, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. maddesinin 3. fıkrası ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 9. maddesinin ihlal edildiği sonucunun çıkarılması için yeterli dayanak sağladığı görüşündedir.
75- Kaynak, yargılama sırasında sanıkların adil yargılama haklarının defalarca ve ciddi bir biçimde ihlal edildiğini iddia etmektedir. Çalışma Grubu kaynak tarafından sunulan tüm belgeleri ve hükümetten gelen yanıtı incelemiştir. Hükümet verdiği yanıtta, kaynağın, Türk hukukunda davanın delillerinin doğruluğunun değerlendirildiği ilk aşamasında, usule aykırılıklar yaşandığına ilişkin iddialarım tartışmamış veya mahkemenin, savunma makamınca sunulan, dijital verilerin doğruluğunu çürüten 3 bilirkişi raporunu değerlendirmeye almayı reddettiği iddiasına karşı çıkmamıştır. Ayrıca, Hükümet, verdiği yanıtta, mahkemenin, savunmanın iki kilit tanığı dinletme taleplerini reddetmesi hususuna da karşı çıkmamıştır ki bu tanıklardan yapılacağı iddia edilen darbeyi engellediğini iddia etmektedir.
76- Hükümet, sanıkların soruşturma dosyasındaki gizli belgelere (materyallere) erişiminin kısıtlanmasının uluslararası insan haklan belgeleri uyarınca meşru olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Çalışma Grubu, böylesi kısıtlamaların, eğer erişimi kısıtlanan belgeler daha sonra yargılamada sanığın aleyhine kullanılmıyor ise ve bunlar aleyhe bir nitelik taşımıyor ise, kısıtlanmasının meşru olduğuna işaret etmektedir. Ancak bu davada Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 14. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendini ihlal eder şekilde, milli güvenlik gerekçe gösterilerek, sanığın, iddia makamı tarafından kullanılan birinci derece delillere ve aleyhe olması mümkün delillere erişmeleri engellenmiştir.
77- Hükümet, mahkeme salonuna yerleştirilen mikrofonlar sayesinde hükümeti duruşma sırasında avukat- müvekkil arasındaki gizli konuşmaları dinlediğini reddetmemiştir. Bu yolla, 14. maddenin 3. fıkrasının (b) bendini ihlal edilmiş, sanıklar, mahkeme salonunda duruşma sırasında müdafileri ile özel olarak konuşma haklarından yoksun bırakılmışlardır.
78- Çalışma Grubu, dava ile ilgili belirtilen durumlar ışığında, yukarıda ifade edilen yargılama sırasındaki kanuni usule ilişkin ihlallerin Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. maddesi ve 14. maddesinin 3. fıkrası ile İnsan Haklan Evrensel Bildirgesi'nin 9, 10 ve 11. maddelerini ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Bu nedenle, 250 dilekçe sahibinin özgürlüklerinden yoksun bırakılması, Çalışma Grubu'nun kendisine iletilen davaları değerlendirirken atıfta bulunduğu kategorilerden 3. Kategori'nin kapsamına girmektedir.
Görüş ve Tavsiyeler
79- Yukarıdakiler ışığında, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu aşağıdaki görüşe varmıştır;
Balyoz davasında tutuklu yargılanan 250 sanığın özgürlüklerinden yoksun bırakılması keyfidir ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. ve 14. maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 9, 10 ve 11. maddelerini ihlal etmektedir. Söz konusu özgürlüklerden yoksun bırakma durumu, Çalışma Grubu'nun kendisine iletilen davaları değerlendirirken atıfta bulunduğu kategorilerden 3. Kategori'nin kapsamına girmektedir.
80- Çalışma Grubu oluşturduğu görüş neticesinde, Türkiye Hükümeti'nden bu 250 kişinin durumunun Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve İnsan Haklan Evrensel Bildirgesi uyarınca düzeltilmesini talep etmektedir. Çalışma Grubu, dava ile ilgili tüm durumlar dikkate alındığında, yeterli bir durum düzeltmesinin Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. maddesinin 5. fıkrası uyarınca icrası zorunlu tazminat hakkı vermekle olacağı kanaatindedir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uluslararası Hukuk
14. Dava ile ilgili iç hukuk ve uluslararası hukuk, Gürdeniz/Türkiye Kararında ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59715/10, §§ 15-28, 18 Mart 2014) açıklanmıştır.
ŞİKAYETLER
15. Yukarıda belirtilen şikayetler, her başvuran tarafından ileri sürülmemiştir. Bununla birlikte Mahkeme, uygulama şekli sebepleriyle, her şikayet için "başvuranlar" ifadesini kullanmaya devam edecektir. Başvuranların her biri tarafından ileri sürülen maddeler, karar ekinde yer almaktadır.
16. Başvuranlar, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, kendilerine göre, ceza gerektiren bir suç işledikleri gerekçesiyle suçlanmaları için makul nedenler bulunmaksızın, Sözleşmeye aykırı olarak, yakalanarak tutuklanmalarından şikayet etmektedirler. Başvuranlar, savcılık tarafından ileri sürülen iddialara dayanak olarak sunulan delil unsurlarının, geçerli olmadığını ve hakkaniyete uygun olmayan bir ceza davası çerçevesinde verilen, söz konusu özgürlükten yoksun bırakıcı cezaların, keyfi olduğunu ileri sürmektedirler.
17. Başvuranlar, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürerek, tutuklu bulunduruldukları sürenin kendilerine göre aşırı uzun olduğunu öne sürmektedirler. Başvuranlar ayrıca, iddialarını dikkate almayan yerel mahkemelerin, tutuklu bulundurulmalarını haklı gösteren gerekçelerin yetersizliğinden şikayet etmektedirler.
18. Başvuranlar, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası açısından, tutuklu bulundurulmalarına itiraz edebilecekleri etkin bir başvuru yolu bulunmadığından şikayet etmektedirler.
19. 9545/12 No.lu başvuru çerçevesinde, başvuran, Sözleşmenin 5. maddesini ileri sürerek, gözaltında tutulduğu sürenin, kendisine göre aşırı uzun olduğunu ileri sürmektedir.
20. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, davalarının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmediğini iddia etmektedirler. Bu bağlamda, başvuranlar, ulusal mahkemeleri, davayı savunma hakkına riayet etmeden yürütmekle suçlamaktadırlar.
21. Diğer taraftan başvuranlar, savunmalarının hazırlanması için gerekli kolaylıklardan yararlanamadıkları ve ispat yükü taşıyan bütün delil unsurlarına erişim sağlayamadıkları gerekçesiyle, Sözleşmenin 6. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Bu bağlamda başvuranlar, savcılığın Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu dosyanın kapsamı nedeniyle savunmalarını hazırlamalarının da kendilerine mümkün kılınmadığını belirtmişlerdir.
22. Başvuranlar ayrıca, Sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürerek, tutuklu bulundurulmaları nedeniyle masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiğinden şikayet etmektedirler.
23. Başvuranlar, yine Sözleşmenin 6. maddesi açısından, aleyhlerinde açılan ceza davasının süresinden şikayet etmektedirler.
24. Başvuranlar, tutuklanmalarının kötü muamele teşkil ettiğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar bu bağlamda, Sözleşmenin 3. maddesini ileri sürmektedirler.
25. Başvuranlar ayrıca, genel olarak, Sözleşmenin 1. maddesinin, 5. maddesinin 2. fıkrasının, 7, 8, 13 ve 14. maddeleri ile Sözleşmeye Ek 12 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuruların Birleştirilmesi Hakkında
26. Mahkeme, İçtüzüğünün 42. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, başvuruların, içerdikleri olgular ve hukuki sorunların benzerlikleri bakımından birleştirilmelerine karar vermiştir.
B. Sözleşmenin 5. Maddesinin 1, 3 ve 4. Fıkralarının İhlal Edildiği İddiası Hakkında
27. Başvuranlar, yakalandıkları ve tutuklandıkları sırada, ceza gerektiren bir suç işledikleri gerekçesiyle suçlanmaları için makul nedenlerin bulunduğuna dair hiçbir delil unsuru bulunmadığını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, kendilerine göre hakkaniyete uygun olmayan bir ceza davası çerçevesinde tutuklu bulundurulmalarının, özgürlük ve güvenlik haklarına ihlal teşkil ettiğini eklemektedirler. Başvuranlar ayrıca, tutukluluk süresinden ve yerel mahkemelerin ileri sürdüğü tutuklu bulundurulmalarını haklı gösteren gerekçelerin yetersizliğinden şikayetçidirler. Başvuranlar son olarak, tutukluluk hallerine itiraz edebilecekleri etkin bir başvuru yolu bulunmadığından da şikayet etmektedirler.
Dava olgularının hukuki sınıflandırmasında uzman olan Mahkeme, (Glor/İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009), söz konusu şikayetleri sadece Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkraları açısından incelemenin uygun olduğu kanısındadır.
28. Bu bağlamda, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendine ilişkin içtihat tarafından geliştirilen kriterleri hatırlatmak gerekmektedir. Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
" 2. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvurulan aşağıda sayılı hallerde ele almaz:
(...)
b) Başvuru, Mahkemece daha önce incelenmiş ya da uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine daha önceden sunulmuş bir başka başvuruyla esasen ayrı olup yeni olgular içermiyorsa. "
29. Bu hükümden, aynı davaya ilişkin uluslararası yargılamaların artmasını engellemeyi amaçlayan Sözleşmenin, uluslararası bir mahkemenin daha önceden inceleme konusu olmuş bir başvuruyu Mahkemenin yeniden ele alabileceğini göz ardı ettiği anlaşılmaktadır. (Celniku/Yunanistan, No. 21449/04, § 39, 5 Temmuz 2007). Söz konusu kural, Mahkemenin davayı incelediği tarihte, esas hakkında önceden verilmiş bir kararın bulunduğu dikkate alınarak, başvuruların sunuldukları tarihlerden bağımsız olarak uygulanmaktadır.
30. Bu bağlamda Sözleşme organlarının verdiği kararlar, bir başvurunun daha önceden başka bir uluslararası mahkeme önüne sunulmuş olmasının, Mahkemenin yetkisini bertaraf etmek için kendi içerisinde yeterli bir sebep olmadığını ve denetim organının niteliği, bu organ tarafından izlenen yöntem ve verdiği kararların sonucu, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi bakımından olması gerektiği gibiyse, Mahkemenin yetkisinin bertaraf edildiğini göstermiştir (Loukanov/Bulgaristan, No. 21915/93, 12 Ocak 1995 tarihli Komisyon Kararı, Karar ve Raporlar (KR)
80-B, s. 108 ve Varnava ve diğerleri/Türkiye, No. 16064-16066/90 ve 16068-16073/90, 14 Nisan 1998 tarihli Komisyon Kararı, KR 93-B, s. 5, Jelicic/Bosna Hersek (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 41183/02, 15 Kasım 2005 ve Karoussiotis/Portekiz, No. 23205/08, § 62, AİHM 2011 (karar özetleri)).
31. Mahkeme, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu önünde yürütülen yargılamayı kendisinin daha önce de incelediğini ve bu Çalışma Grubunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi anlamında, "uluslararası bir soruşturma ve çözüm makamı" olduğunu hatırlatmaktadır (Peraldi/Fransa ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 2096/05, 7 Nisan 2009 ve Savda/Türkiye, No. 42730/05, § 68, 12 Haziran 2012).
32. Dolayısıyla somut olayda, Mahkemenin, başvuranların Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetlerinin, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubuna sunulan şikayetlerle "esasen aynı" olup olmadığını belirlemesi gerekmektedir.
33. Mahkeme, daha önce vermiş olduğu Gürdeniz/Türkiye Kararında ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59715/10, §§ 15-28, 18 Mart 2014), söz konusu davada Çalışma Grubunun, başvuranlarında aralarında bulunduğu Balyoz Davasından tutuklu bulundurulan 250 sanığın özgürlükten yoksun bırakılmasının, keyfi olduğuna ve bu durumun, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 9. ve 14. maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 9, 10 ve 11. maddelerine aykırı olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun, başvuranların davasını, bu sonuca ulaşmak için hakkaniyete uygun yargılanma hakkının genel bir inceleme kapsamında değerlendirdiği kanısındadır. Dolayısıyla Çalışma Grubuna yapılan başvuru, başvuranların Mahkemeye de sunduğu, Sözleşmenin 5. maddesine ilişkin şikayetleri kapsamaktadır. Bu sebeple Mahkeme, somut olayın koşullarını dikkate alarak, olguların, tarafların ve şikayetlerin benzer oldukları kanaatindedir.
34. Mahkeme, somut olayda bu içtihadı bertaraf etmek için herhangi bir sebep görmemektedir.
35. Dolayısıyla, Mahkeme önüne sunulan Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetlerin, yukarıda belirtilen Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun sunduğu görüşün kaynağında yer alan şikayetlerle esasen aynıdır ve Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca, bu şikayetlerin kabul edilemez olduklarına karar verilmesi uygundur.
C. Sözleşmenin 5. Maddesinin 3. Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası Hakkında (gözaltı süresi)
36. 9545/12 No.lu başvuru ile ilgili olarak, başvuran, aşırı uzun süre gözaltında tutulduğundan şikayet etmektedir.
37. Mahkeme, somut olayda, başvuranın gözaltı süresinin 25 Şubat 2010 tarihinde, yani başvurusunun sunulduğu 30 Aralık 2011 tarihinden altı ay önceden de fazla bir süre önce sonlandığını gözlemlemektedir. Ayrıca davanın incelemesi, altı aylık sürenin durdurulmasını veya askıya alınmasını gerektirebilecek herhangi özel bir koşul bulunduğu sonucuna varmaya imkan vermemektedir.
38. Dolayısıyla bu şikayet için geç kalınmıştır ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkralarına uygun olarak, şikayetin reddedilmesi gerekmektedir.
D. Sözleşmenin 6. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
39. Diğer taraftan başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesinin de birçok bakımdan ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, öncelikle, aleyhlerinde açılan ceza davasının süresinden şikayetçidirler. Başvuranlar daha sonra, hakimlerin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, ulusal mahkemeleri, davayı savunma haklarına riayet etmeksizin yürütmekle suçlamaktadır. Ayrıca başvuranlar, savunmalarını hazırlamaları için gereken süre ve kolaylıkların kendilerine tanınmadığını ve ispat yükü taşıyan bütün unsurları sunma imkanından yoksun bırakıldıklarını ileri sürmektedirler. Yine aynı bağlamda başvuranlar, savcılığın Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu dosyanın kapsamı nedeniyle savunmalarını hazırlamalarının da kendilerine mümkün kılınmadığını öne sürmektedirler. Son olarak başvuranlar, masumiyet karinesi ilkesinin tanınmadığı gerekçesiyle, Sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrasının ihlal edilmesinden şikayetçidirler.
40. Mahkeme, Yargıtayın 9 Ekim 2013 tarihinde Balyoz Davası ile ilgili kararını verdiğini gözlemlemektedir. Bu kararla, Yargıtay, bir yandan bazı başvuranlar için ağır Ceza Mahkemesinin verdiği 21 Eylül 2012 tarihli kararı bozmuş, diğer yandan, başka başvuranlar için aynı kararı onamıştır. Mahkeme, davaları halen yerel mahkemeler önünde derdest olan başvuranlarla ilgili olarak, başvuruların, olması gerekenden erken sunulduğunu tespit etmektedir.
41. Yerel düzeyde davası sonlanan başvuranlarla ilgili olarak Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunun, normal olarak, Mahkemeye başvuru yapıldığı tarihte değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte Mahkemenin birçok defa belirttiği gibi, bu kural, her somut olayın kendine özgü koşulları tarafından haklı gösterilebilen bazı istisnalarla uygulanmaktadır (Baumann/Fransa, No. 33592/96, § 47, 22 Mayıs 2001). Mahkeme, bazı üye Devletlere karşı yürütülen, konusu aşırı uzun yargılama olan başvurularla ilgili davalarda, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği konusunun, başvurunun sunulduğu sırada değerlendirilmesine dair genel ilkeden özellikle uzaklaştığını hatırlatmaktadır (Fakhretdinov ve diğerleri/Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 26716/09, 67576/09 ve 7698/10, 23 Eylül 2010 ve Taron/Almanya (kabul edilebilirlik hakkında), No. 53126/07, 29 Mayıs 2012). Mahkeme, Türkiyeye karşı yürütülen mülkiyet hakkına bağlı konuları içeren bazı davalarda da aynı tutumu sergilemiştir (İçyer/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 18888/02, §§ 73-87, 12 Ocak 2006, Altunay/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42936/07, 17 Nisan 2012 ve Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 11166/05, 6 Kasım 2012).
42. Ayrıca Mahkeme, Hasan Uzun Kararında ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, 30 Nisan 2013), Anayasa Mahkemesi önünde yapılan bireysel başvuru yolunun temel sonuçlarını ve başvurunun yapılmasına imkan veren kaynaklan incelediğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu davada verdiği kararda, söz konusu başvuru yolunun, ilke olarak, Sözleşmeye ilişkin şikayetlere uygun olan karar düzeltme imkanları teşkil etmediğini söylemeye imkan verecek herhangi bir unsurun bulunmadığı kanaatine varmıştır.
43. Yukarıda belirtilenler ışığında, somut olayda Mahkeme, mahkûmiyeti Yargıtay tarafından onanan başvuranların, Yargıtayın 9 Ekim 2013 tarihinde verdiği kararın ardından, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş olmaları gerektiği kanaatindedir.
44. Sözleşmenin 6. maddesine ilişkin şikayetlerin, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
E. Sözleşmenin 3. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
45. Başvuranlar, cezaevinde tutuklu bulundurulmalarının, Sözleşmenin 3. maddesi anlamında, insanlık dışı ve küçük düşürücü bir muamele teşkil ettiğini iddia etmektedirler.
46. Mahkeme, bir muamelenin Sözleşmenin 3. maddesi alanında incelenebilmesi için, asgari düzeyde bir kötü muamele içermesi gerektiğini, bu hususun değerlendirmesinin ise tüm dava verilerine, özellikle muamelenin süresine, fiziksel veya zihinsel etkilerine ve bazen, mağdurun cinsiyetine, yaşına ve sağlık durumuna vb. koşullara dayandırıldığını hatırlatmaktadır (örneğin bk., İrlanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 162, Seri A no 25). Dahası Mahkeme, 3. maddeye aykırı olan muamelelerin tespitinde, kendisine sunulan delil unsurlarının değerini belirlemek amacıyla, "her türlü makul şüpheden uzak" delil kriterini kullanmaktadır. Bu türden bir delil, yeterince önemli, kesin ve uyumlu bir tutam ipucundan veya aksi ispatlanmamış karinelerden kaynaklanabilmektedir (yukarıda anılan karar, s. 64-65, § 161).
47. Mahkeme, bir muameleyi, önceden tasarlanmış, saatlerce uygulanmış, yaralanmalara, fiziksel ve ruhsal acılara neden olmuşsa, 3. madde bağlamında "insanlık dışı" olarak görmektedir (bk. Kudla/Polonya, (BD), No. 30210/96, § 92, AİHM 2000-XI). Ayrıca Mahkeme, bir muamelenin Sözleşmenin 3. maddesi anlamında "aşağılama" sayılıp sayılmayacağını belirlerken, muamelenin amacının ilgili kişiyi aşağılama ve küçük düşürme olup olmadığını ve söz konusu muamelenin sonuçları göz önüne alındığında, ilgilinin kişiliğini Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak, kötü yönde etkileyip etkilemediğini inceleyecektir (Albert ve Le Compte/Belçika, 10 Şubat 1983, § 22, Seri A, No. 58, s. 13). Bir kişinin adli soruşturma çerçevesinde tutuklanmasının, Sözleşmenin 3. maddesi bağlamında aşağılayıcı olarak değerlendirilmesi için küçük düşürme veya aşağılamanın belirli bir düzeye erişmesi ve her halükarda sıradan yakalama veya tutuklamanın neden olduğu alışılagelmiş küçük düşürme düzeyinden farklı olması gerekmektedir (bk. Öcalan/Türkiye (BD), No. 46221/99, § 181, AİHM 2005-IV ve Raninen/Finlandiya, 16 Aralık 1997, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997 - VIII, § 55).
48. Mahkeme, somut olayda, ilgililerin, iddialarını tutuklu bulunduruldukları şartlara göre desteklemediklerini ve bu tutukluluk koşullarının, Sözleşmenin 3. maddesi tarafından öngörülen ağırlık düzeyini ihlal ettiğini gözlemlemektedir; başvuranlar bu iddialarına dayanak olarak herhangi bir delil unsuru veya ipucu sunmamışlardır.
49. Dolayısıyla bu şikayet, açıkça dayanaktan yoksundur ve şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
F. Diğer Şikayetler Hakkında
50. Başvuranlar, genel olarak, Sözleşmenin 1, 5 § 2, 7, 8, 13ve14. maddeleri ile Sözleşmeye Ek 12 No.lu Protokolün 1. maddesini ileri sürmektedirler.
51. Mahkeme, öncelikle Türkiyenin Sözleşmeye Ek 12 No.lu Protokole taraf olmadığını tespit etmektedir. Bu sebeple, söz konusu Protokole ilişkin şikayetin, konu yönünden (ratione personae) uyumsuz olduğu gerekçesiyle, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi uygundur.
52. Mahkeme, diğer şikayetleri gerektiği şekilde incelemiştir. Mahkeme, kendisine sunulan tüm unsurları dikkate alarak, ileri sürülen iddiaları tanımakta yetkili olduğu ölçüde, başvuranların, iddialarını şikayetlerine dayanak göstermeksizin, çok genel bir şekilde öne sürdüklerini tespit etmektedir.
53. Dolayısıyla, başvuruların bu kısmı, Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme,
oybirliğiyle, başvuruların birleştirilmesine,
oyçokluğuyla, başvuruların kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy