(AİHS m. 1, 6, 13, 35, 46, 1 NOLU PROTOKOL) (6384 S. K. m. 2, 7, 8, 9) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (İÇYER - TÜRKİYE DAVASI) (TÜTÜNCÜ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GÜLER VE KEKEÇ - TÜRKİYE DAVASI) (KUZU - TÜRKİYE DAVASI) (M. KAPLAN - TÜRKİYE DAVASI) (NECATİ EROL - TÜRKİYE DAVASI) (TOPEL - TÜRKİYE DAVASI) (TAHİR ARIOĞLU VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 56125/10)
KABUL EDİLEBİLİRLİK KARARI
04 Haziran 2013
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque,
ve
Daire Yazı İşleri Müdürü
Stanley Naismithin Katılımıyla toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) (Mahkeme) 4 Haziran 2013 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda, yukarıda anılan 16 Ağustos 2010 tarihli başvuruyu da dikkate alarak, aşağıdaki kabul edilebilirlik hakkındaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuranların listesi ekte yer almaktadır.
A. Davanın kendine has koşulları
Dava konusu olay ve olgular başvuranlar tarafından ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Baltaşı Belediyesinde (belediye) çalışan başvuranlar 19 Mart 2009 tarihinde Palu Asliye Hukuk Mahkemesinde işveren Belediyeye karşı ödenmeyen ücret ve primleri için alacak davası açmışlardır. Başvuranlar uğradıkları zarar için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kişi başı 2.000 TL talep etmişlerdir.
Asliye Hukuk Mahkemesi 21 Temmuz 2009 tarihli kararıyla davayı kabul etmiş ve belediyeyi başvuranların talep ettikleri bedeli ödemeye mahkûm etmiştir. Dava sırasında mahkeme tarafından atanan bilirkişi raporlarına göre başvuranların zararı dava açarken talep ettikleri miktarın üzerindedir. Temyiz edilmemesi sebebiyle söz konusu karar 7 Ekim 2009 tarihinde kesinleşmiştir.
Başvuranlar ilk yargılama sırasında tespit edilen zarar miktarı üzerinden fazlaya ilişkin haklarını talep ederek 6 Kasım 2009 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinde ek dava açmışlardır.
Mahkeme 26 Şubat 2010 tarihli kararıyla başvuranların davasını kabul etmiş ve belediyeyi ek davada kararlaştırılan miktarı ödemeye mahkûm etmiştir. Taraflar kararı temyiz etmediklerinden ilk derece mahkemesi kararı 25 Haziran 2010 tarihinde kesinleşmiştir.
Başvuranlar tarafından icra takibi yapılmasına rağmen yukarıda anılan her iki mahkeme kararı da (İşbu karar tarihinde) halen icra edilmemiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları
6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair kanun (bundan sonra tazminat Kanunu olarak anılacaktır) 9 Ocak 2013 tarihinde Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilerek 19 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Tazminat Kanunu Ümmühan Kaplan v. Türkiye başvurusunda uygulanan pilot karar usulünden sonra çıkarılmıştır (No. 24240/07, 20 Mart 2012, başvuranın makul sürede yargılanma hakkına ve iç hukukta bu hakkını koruyacak etkin bir başvuru yolu olmaması olgusuna ilişkin verilmiş karar).
Bu Kanun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 23 Eylül 2012 tarihinden önce yapılmış ve makul sürede sonuçlandırılmayan yargılamalar veya geç icra edilen ya da hiç icra edilmeyen kesinleşmiş mahkeme kararları hakkında yapılan bütün başvurulara uygulanacaktır (Kanunun 2. ve 9. maddeleri).
Kanun dört yargıç ve bir Maliye Bakanlığı görevlisinden oluşacak bir tazminat komisyonu (bundan sonra Komisyon olarak anılacaktır) kurulmasını öngörmektedir.
Tazminat talebi Tazminat Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içerisinde, yani 19 Ocak 2013 tarihinden itibaren veya aksi durumda, ilgilisine (iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle) Mahkeme tarafından verilen kabul edilemezlik kararının tebliği tarihinden itibaren 1 ay içinde yapılmak zorundadır.
Kanunun 7. maddesine göre Komisyon, kendisine yapılan her müracaat hakkında dokuz ay içinde karar vermek zorundadır. Komisyon, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin emsal kararlarını da gözetmek suretiyle müracaat konusunda gerekçeli olarak karar verir. Komisyon kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Bölge idare mahkemesi üç ay içinde karar vermek zorundadır. Nihayet, ödenmesine karar verilen tazminat, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde Bakanlık tarafından her türlü vergi ve masraftan muaf tutularak ödenir.
Kanunun 8. maddesi Komisyonun kesinleşen kararlarının bir örneğinin müracaata konu işlemin yapıldığı ilgili adli veya idari mercie gönderileceğini öngörmektedir. Komisyona müracaat edilmesine sebep olan işlem henüz sonuçlandırılmamışsa, ilgili merci tarafından bu işlem ivedilikle sonuçlandırılmalıdır.
C. Avrupa Konseyi Belgeleri
1. Bakanlar Komitesinin tavsiye kararları
Bakanlar Komitesinin üye devletlere yönelik olarak 12 Mayıs 2004 tarihinde kabul ettiği iç hukuk yollarının iyileştirilmesine ilişkin Rec(2004)6 sayılı tavsiye kararının ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
Avrupa Konseyi (kuruluş) tüzüğünün 15. maddesinin b. bendine dayanarak Bakanlar Komitesi,
Avrupa Konseyinin amacının, üyesi bulunan devletlerarasında sıkı bir birliktelik oluşturmak olduğu ve bu amaca ulaşmak için izlenmesi gerekli yollardan birisinin insan hakları ve temel özgürlüklerin geliştirilmesi ve korunması olduğu dikkate alındığında;
Temel hak ve özgülüklerin korunmasına dair Sözleşmenin (bundan sonra Sözleşme olarak anılacaktır) Avrupada insan haklarının korunması alanında başlıca başvuru kaynağı olması gerektiği yönündeki inancını teyit ederek ve Sözleşme tarafından kurulan kontrol sisteminin uzun vadede etkinliğini sağlayacak tedbirleri alma kararlılığını da vurgulayarak;
1. maddesine uygun olarak, Sözleşme tarafından koruma altına alınan temel hak ve özgürlüklerin öncelikle iç hukuk hükümleri tarafından korunması ve ulusal makamlar tarafından uygulanmasını öngören Sözleşmeyle kurulan kontrol sisteminin ikincil niteliğini de hatırlatarak;
Bu bağlamda artık bugün Sözleşmenin bütün üye devletlerin iç hukuk kurallarının bir parçası olmasından memnuniyet duyarak;
Sözleşmenin 13. maddesinin öngördüğü gibi, üye devletlerin Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini savunulabilir bir şekilde ortaya koyan herkesin, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahip olacağı yükümlülüğü altına girdiğinin altını çizerek;
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (bundan sonra Mahkeme olarak anılacaktır) içtihadına uygun olarak böylesi etkin iç hukuk yollarının kurulmasını sağlamanın da ötesinde, üye devletlerin tespit edilen ihlallerin altında yatan problemleri de ortadan kaldırma yönünde genel bir yükümlüğü olduğunu hatırlatarak;
İç hukuktaki başvuru yollarının hukuki ve fiili olarak etkinliğini sağlama yükümlülüğünün üye devletlere ait olduğunu ve üye devletlerin şikayetlerin esası hakkında bir karar vermeleri ve tespit edilen her türlü ihlalin uygun şekilde ortadan kaldırmaları gerektiğinin altını çizerek;
Mahkeme önüne taşınan başvuruların sayısı ve niteliğinin ve Mahkemenin verdiği kararların, her durumda ve özellikle yargılama sürelerinin uzunluğu ile ilgili durumlarda, üye devletlerin söz konusu başvuru yollarının varlığını her zamankinden daha fazla etkin ve düzenli şekilde sağlama ihtiyacında olduklarını gösterdiğini kaydederek;
Bir taraftan Mahkemeye sunulan başvuruları azaltması sebebiyle, diğer taraftan da ulusal düzeyde davaların ayrıntılı incelenmesinin bunların daha sonra mahkeme tarafından incelenmesini kolaylaştırması sebebiyle, savunulabilir her türlü Sözleşme ihlali iddiasının incelenebileceği iç hukuk yollarının varlığının Mahkemenin iş yükünü azaltmaya imkan tanıyacağını düşünerek;
Ulusal düzeydeki başvuru imkanlarının iyileştirilmesinin, özellikle benzer başvurulara ilişkin Mahkemenin iş yükünün azaltılmasına katkı sağlayacağının da altını çizerek;
(ve) ekte yer alan doğru uygulama örneklerini de dikkate alarak, üye devletlere aşağıdaki tavsiyelerde bulunmaktadır:
I. Düzenli şeklide gerçekleştirilecek bir takiple ve Mahkeme içtihatları ışığında, savunulabilir şekilde Sözleşmenin ihlali iddiasında bulunan herkesin iç hukuk yollarından yararlanmasını ve bu yolların, şikayetlerin esası hakkında bir karar verilmesine ve tespit edilen her türlü ihlalin uygun şekilde ortadan kaldırılmasına imkan verecek şekilde, etkinliğini sağlamak;
II. Mahkemenin, üye devletin iç hukukunda veya uygulamasında genel veya yapısal eksiklikler tespit eden kararları sonrasında, var olan iç hukuk yollarının etkinliğini tekrar gözden geçirmek ve gerektiğinde Mahkeme önünde benzer davaların gelmesini engelleyecek şekilde etkin başvuru yolları oluşturmak;
III. Yargılama sürelerinin uzunluğu hakkında savunulabilir şikayetlerin ileri sürüldüğü durumlarda, etkin iç hukuk yollarının varlığına yukarıdaki I. ve II. noktalar çerçevesinde özel bir önem vermek;
Talep etmeleri halinde, işbu tavsiye kararlarını uygulamaya koyabilmelerine yardım etmek amacıyla üye devletlere uygun desteğin sağlanması bakımından gerekli tedbirleri alması için Avrupa Konseyi Genel Sekreterini görevlendirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının hızlı bir şekilde icrasının sağlanması için iç hukuk düzeyinde alınması gerekli etkin tedbirler hakkındaki CM/Rec (2008) 2 sayılı ve 6 Şubat 2008 tarihinde kabul edilen Bakanlar Komitesi tavsiye kararının somut dava ile ilgili olan bölümleri aşağıdaki gibidir:
Avrupa Konseyi (kuruluş) tüzüğünün 15. maddesinin b. bendine dayanarak Bakanlar Komitesi,
a. Yüksek Sözleşmeci tarafların, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (bundan sonra Sözleşme olarak anılacaktır) 46. maddesince düzenlenen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (bundan sonra Mahkeme olarak anılacaktır) taraf oldukları davalarda verdiği bütün kesinleşmiş kararlarına uyma hukuki yükümlülüklerinin altını çizerek;
b. Mahkemenin ihlal tespit ettiği kararların Yüksek Sözleşmeci taraflara:
- Mahkeme tarafından adil tazmin bağlamında kararlaştırılan miktarları ödeme;
- Mahkeme tarafından tespit edilen ihlali ortadan kaldırmak için gerektiğinde bireysel nitelikli önlemler alma ve mümkün olduğu ölçüde (ihlalin) etkilerini ortadan kaldırma;
- benzer ihlalleri sonlandırma veya önleme adına gerektiğinde genel nitelikli tedbirle alma;
yükümlülüğü yüklediğini tekrar vurgulayarak.
c. Yine, Bakanlar Komitesinin gözetimi altında davalı devletin Sözleşmenin 46. maddesine uygun olarak Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uyma hukuki zorunluluğu bağlamında alacağı tedbirlerin seçiminde serbest olduğunu da hatırlat(maktadır) (...)
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin geleceği hakkında düzenlenen konferanslar İnterlaken de düzenlenen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin geleceği hakkındaki yüksek düzeyli konferansın ardından 19 Şubat 2010 tarihinde aşağıda ilgili bölümleri yer alan bir bildiri yayınlanmıştır:
D. Tekrar eden başvurular
7. Konferans:
a) taraf devletleri (aşağıdaki tedbirleri almaya) davet etmektedir:
i. mümkün olduğu takdirde, Mahkeme tarafından sunulan koruma çerçevesinde ve ihtiyaç olması durumunda Mahkemenin de yardımını alarak dostane çözüme gitmek veya tek taraflı deklarasyon kararlarına öncelik tanımak;
ii. kesinleşmiş bir pilot karardan sonra, tekrar eden davalara sebebiyet veren yapısal eksikliklerden kaynaklanan sorunların etkin çözümünü sağlayacak etkin genel tedbirlerin alınması amacıyla Bakanlar Komitesi ile işbirliği yapmak;
b) askıya alınan başvurular, uygulanacak usul ve incelenecek başvuruların seçimi ile ilgili olarak pilot karar olarak adlandırılan usul hakkında Mahkeme tarafından öngörülebilir ve net standartlar uygulamaya konulması gerekliliğinin ve (pilot karar) uygulamasının ve benzer uygulamaların etkilerini değerlendirmek;
(...)
F. Kararların icrasının takip edilmesi
11. Konferans Bakanlar Komitesinin acil olarak:
a) Mahkemenin kararlarının icrasının takibini daha etkin ve şeffaf hale getirecek yöntemleri geliştirmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Bu bağlamda Konferans Bakanlar Komitesini, sadece acil bireysel tedbir alınmasını gerektiren davalara değil, aynı zamanda önemli yapısal sorunlara işaret eden davalara da öncelik vererek ve görünürlüklerini arttırarak ve daha etkin iç hukuk yollarının kurulması gerekliliğine özel bir önem atfederek bu takibi güçlendirmeye davet etmektedir.
İzmirde düzenlenen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin geleceği hakkındaki yüksek düzeyli konferansın ardından 26 ve 27 Nisan 2011 tarihinde aşağıda ilgili bölümleri yer alan bir bildiri yayınlanmıştır:
B. Sözleşmenin ulusal düzeyde uygulamaya konulması
Konferans:
1. İnterlaken bildirisinde bu başlık altında geçen tavsiyeleri tekrar etmekte ve üye ülkeleri özellikle (aşağıdaki tedbirleri almaya) davet etmektedir:
a. Gerek özel nitelikli olsun ve gerekse iç hukukta genel bir başvuru yolu olarak ortaya çıksın, etkin iç hukuk yollarının iddia edilen bir sözleşme ihlali hakkında karar verecek hale getirilmesini ve gerektiğinde bu ihlali ortadan kaldırılmasına imkan tanınmasını takip etmek.
b. Mahkeme kararlarının icrasının takibi hakkındaki yeni yöntemler çerçevesinde Bakanlar Komitesi ile tam bir işbirliği içinde olmak.
c. Hakimlerin, savcıların, kanunun uygulanması için yetkili kılınmış diğer memurların ve güvenlik kuwetleri mensuplarının mesleki eğitim müfredatlarında mesleki alanlarına uygun Mahkemenin yerleşik içtihatları hakkında bilgilere yer verilmesini sağlamak;
d. Mahkeme sekretaryası tarafından hazırlanan Kabul edilebilirlik rehberinin ulusal dillerine çevrilmesine katkıda bulunmayı planlamak;
e. İnsan Hakları için Güven Fonuna katkıda sağlamayı planlamak.
2. 2011 yılının sonuna kadar üye devletleri İnterlaken konferansı bildirisinin ilgili bölümlerini uygulamaya koymak amacıyla alacakları tedbirlere ve muhtemel eksiklikleri nasıl giderecekleri hakkındaki niyetlerine yer verecekleri ve daha sonraki iyileştirmelere sağlam bir temel oluşturacak ulusal raporlar hazırlamak için gerekli özeni göstermeye davet etmektedir.
(...)
E. Tekrar eden başvurular
Tekrar eden başvurular hakkında İnterlaken eylem planında yer alan tavsiye kararlarını da tekrar ederek ve üç hakimden oluşan komitelerin yeni yetkilerine ilişkin cesaret verici sonuçları da dikkate alarak Konferans;
1. Üye devletleri tekrar eden başvuruları dostane çözümle veya gerektiğinde tek taraflı deklarasyon yöntemiyle çözmeye öncelik vermeye davet etmektedir.
2. Dostane çözüme ulaşmak veya gerektiğinde tek taraflı deklarasyon yöntemini benimsemek için çaba sarf eden üye devletlere Mahkemenin aktif desteğinin öneminin altını çizmekte, Mahkemeyi bu konuda oynadığı rol bakımından desteklemekte ve dostane çözümün Mahkeme önünde derdest olan davaların tarafları için Sözleşmede yer alan bir çözüm yolu olduğu hakkındaki duyarlılığı arttırma gerekliliği çabasını da desteklemektedir.
3. Mahkemenin yerleşik içtihadına atıf yaparken davalı devlet içinde gerçekleşen yasal değişiklikleri ve koşulları dikkate alması gerektiğini düşünmektedir.
4. Mahkemenin başvuruları inceleme kapasitesini arttırmak amacıyla, Bakanlar Komitesi bünyesinde, Sözleşmede değişiklikler yapılmasını gerektirecek somut tekliflere ilişkin halen yürütülmekte olan çalışmaları takdirle karşılamakta ve yapılan tekliflerin de Mahkemeye tekrar eden başvuruları makul sürelerde inceleme imkanı sağlayacağını değerlendirmektedir.
5. Pilot kararlar hakkındaki İçtüzüğün 61. maddesinin Mahkeme tarafından kabul edilmesini sevinçle karşılamaktadır.
Brightonda, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin İngiltere tarafından yürütülen başkanlığının girişimiyle 19 ve 20 Nisan 2012 tarihlerinde toplanan yüksek düzeyli konferans sonrasında (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin geleceği hakkında konferans) aşağıdaki bildiri yayınlanmıştır:
A. Sözleşmenin ulusal düzeyde uygulamaya konulması
7. Sözleşmenin ulusal düzeyde tam anlamıyla uygulamaya konulması üye devletlerin ihlalleri önlemek amacıyla etkin tedbirler almalarını gerektirmektedir. Bütün kanunlar ve politikalar Sözleşmenin tam anlamıyla uygulanmasını sağlayacak şekilde düzenlenmeli ve bütün kamu görevlileri görevlerini bu amaçla yerine getirmelidirler. Üye devletler aynı zamanda Sözleşme ihlali iddiaları için başvuru yolları da öngörmelidirler. Ulusal mahkemeler ve idareler Sözleşmeyi ve Mahkemenin içtihadını dikkate almalıdırlar. Bütün bu tedbirlerin bir araya gelmesi Sözleşmenin ihlal edilmesi vakalarının sayısına azaltmalıdır. Bu durum aynı zamanda Mahkemeye gönderilecek haklı başvuruların sayısını de azaltmaya imkan sağlamalıdır ki bu son durum da Mahkemenin iş yükünün hafiflemesine katkıda bulunacaktır.
(...)
D. Başvuruların incelenmesi
(...)
18. Tekrar eden başvuruların kaynağında çoğunlukla ulusal düzeydeki yapısal ve uygulamaya dönük sorunlar yatmaktadır. Bakanlar Komitesinin gözetimi altında üye devletlere düşen görev, bu tür problemleri ve sebep oldukları ihlalleri Mahkemenin kararlarının etkin icrası yoluyla çözmektir.
(...)
20. Dolayısıyla Konferans:
(...)
c) tekrar eden başvuruların halen Mahkeme önünde derdest olmasından endişe duymaktadır; Mahkemenin tekrar eden ihlalleri etkin şekilde değerlendirmek için önleyici tedbirler almasından ve özellikle pilot kararlar almasından memnuniyet duymaktadır; Mahkemeyi, üye devletleri ve Bakanlar Komitesini Mahkeme tarafından tespit edilen sistemik sorunların ortaya çıkardığı çok sayıdaki başvuruyu, ortaya atılan değişik fikirleri hukuki ve mali sonuçlarıyla birlikte değerlendirerek ve üye devletler arasındaki eşitliği koruyarak karara bağlamaya yardımcı olacak tedbirlerin alınmasını sağlamak adına birlikte çalışmaya teşvik etmektedir.
(...)
F. Mahkemenin kararlarının icrası
26. Her üye devlet tarafı olduğu davalarda verilen kesinleşmiş Mahkeme kararlarına uymayı taahhüt etmiştir. Bakanlar Komitesi gözetimiyle, daha geniş uygulama sorunlarının çözümüne yönelik genel tedbirler alınması da dahil olmak üzere, Mahkeme kararlarının uygun şekilde yerine getirilmesini denetlemektedir.
27. Dolayısıyla Bakanlar Komitesi bir üye devlet tarafından alınan tedbirlerin bir ihlalin sonlandırılmasını sağlayıp sağlamadığını etkin ve hakkaniyetli bir şekilde denetlemelidir. Sözleşmenin 46. maddesi tarafından öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmeyen bir üye devlet hakkında Bakanlar Komitesi etkin tedbirler alabilmelidir. Bakanlar Komitesi, ulusal düzeyde uygulamaya ilişkin sorunların tespit edilmesine imkan sağlayan ihlallere özellikle dikkat etmeli ve üye devletlerin pilot kararları hızlı ve etkin şekilde icra etmesine nezaret etmelidir.
(...)
29. Dolayısıyla Konferans:
(...)
b) İnterlaken ve İzmir Konferanslarınca Bakanlar Komitesine iletilen üye devletlerin Sözleşme bağlamındaki yükümlülüklerini yerine getirmek için yöntem seçiminde serbest olduklarını ifade eden ikincillik ilkesini tam anlamıyla uygulama davetini tekrar etmektedir;
(...)
ŞİKAYET
Sözleşmenin 6. maddesine ve ek Protokolün 1. maddesine dayanarak başvuranlar Palu Asliye hukuk Mahkemesi tarafından verilen kararların Belediye tarafından icra edilmemesinden şikayet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuranlar lehlerine verilmiş mahkeme kararlarının Belediye tarafından yerine getirilmemesinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar, somut olaya ilişkin ilgili bölümleri aşağıda yer alan 6. maddenin ve 1 No.lu ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
Sözleşmenin 6. Maddesi
Herkes davasının, (
) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (
) bir mahkeme tarafından, (
) hakkaniyete uygun olarak (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.
1 No.lu Protokolün 1. Maddesi
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Mahkeme öncelikle başvuranların Türk kanun koyucusu tarafından yeni oluşturulan tazminat iç hukuk yoluna başvurmak zorunda olup olmadıkları konusunda karar vermek durumundadır.
A. İlgili Genel Kurallar
Mahkeme, Sözleşmenin iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının amacının, Mahkemeye başvurulmadan önce, Sözleşmeci devletlere kendilerine karşı yöneltilen ihlal iddialarını önleme veya düzeltme fırsatı vermek olduğunu hatırlatmaktadır (başka birçok karar arasında, bk. Selmouni v. Fransa, (BD), No. 25803/94, § 74, CEDH 1999-V). Sözleşmenin 13. maddesinin konusu olan ve bu madde ile sıkı bağlantı içinde olan bu kural, iç hukuk mercilerinin bir Sözleşme ihlali iddiası hakkında etkin bir iç hukuk yolu oluşturacağı varsayımına dayanmaktadır. Böylece bu kural, Sözleşme tarafından kurulan koruma mekanizmasının, insan haklarının korunmasına ilişkin ulusal sistemlere nazaran ikincil nitelikte olacağını öngören kuralın önemli bir yönünü oluşturmaktadır (Brusco v. İtalya (Kabul edilebilirlik kararı), No. 69789/01, CEDH 2001-IX ve Demopoulos ve diğerleri v. Türkiye, (Kabul edilebilirlik kararı) (BD), No. 46113/99, 3843/02, 13751/02, 13466/03, 10200/04, 14163/04, 19993/04 ve 21819/04, § 69, CEDH 2010).
Bunun yanında, 35. maddenin 1. fıkrası iç hukukun ihlal iddiası hakkında etkin bir başvuru yolu oluşturacağı varsayımına da dayanmaktadır (örnek olarak, bk. Kudla v. Polonya, (BD), No. 30210/96, § 152, CEDH 2000-XI, Charzyhski v. Polonya (Kabul edilebilirlik kararı), No. 15212/03, CEDH 2005-V, Tadeusz Michalak v. Polonya, (Kabul edilebilirlik kararı), No. 24549/03, 1 Mart 2005 ve İçyer v. Türkiye (Kabul edilebilirlik kararı), No. 18888/02, § 69, CEDH 2006-I).
Bununla birlikte, Sözleşmenin 35. maddesinin hükümleri sadece ve aynı zamanda hem ihlal iddiasına ilişkin, hem ulaşılabilir ve hem de uygun iç hukuk yollarının tüketilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu iç hukuk yolları sadece teorik olarak değil, aynı zamanda pratik olarak da yeterli bir kesinlik düzeyinde olmalıdır. Böyle olmadığı takdirde istenen erişebilirlikleri ve etkinlikleri ortadan kalkacaktır (özellikle, bk. Akdivar ve diğerleri v. Türkiye, 16 Eylül 1996, § 66, Kararlar ve Hükümler Derlemesi, 1996-IV ve Daha v. Fransa, 19 Şubat 1998, § 38, Derleme, 1998-I). Üstelik, uluslararası hukukun genellikle kabul edilen ilkelerine göre bazı koşullar başvuranları kendilerine sunulan iç hukuk yollarını tüketmekten muaf tutabilirler (bk. yukarıda anılan Selmouni kararı, § 75). Bununla birlikte Mahkeme, olumsuz olarak sonuçlanacağı açık olmayan herhangi bir başvurunun başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair şüphe duyulması olgusunun, o iç hukuk yolunun tüketilmemesini gerekçelendirecek geçerli bir sebep olmayacağın altını çizmektedir (bk. yukarıda anılan (kabul edilebilirlik kararı, Brusco kararı).
İç hukuk yollarının tüketilip tüketilmemesi gerekliliği kural olarak başvurunun Mahkemeye sunulduğu tarih dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, Mahkemenin de birçok defa ifade ettiği gibi, bu kuralın her davanın kendine has koşullarına göre gerekçelendirilebilecek istisnaları olacaktır (Baumann v. Fransa, No. 33592/96, § 47, 22 Mayıs 2001 ve yukarıda anılan kabul edilebilirlik hakkındaki Brusco kararı). Mahkeme özellikle, yargılama sürelerine ilişkin şikayetlerin konu edildiği, İtalya, Hırvatistan, Slovakya, Polonya, Rusya ve Almanya aleyhine yapılan başvurularda bu genel kuralı uygulamamıştır (yukarıda anılan kabul edilebilirlik hakkındaki Brusco kararı), Nogolica v. Hırvatistan (Kabul edilebilirlik kararı), No. 77784/01, CEDH 2002-VIII, Andrasik ve diğerleri v. Slovakya, (kabul edilebilirlik kararı), No. 57984/00, 60226/00, 60237/00, 60242/00, 60679/00, 60680/00 ve 68563/01, CEDH 2002-IX, Charzynskiet Tadeusz Michalak, (yukarıda anılan kabul edilebilirlik kararı), Fakhretdinov ve diğerleri v. Rusya, (kabul edilebilirlik kararı), No. 26716/09, 67576/09 ve 7698/10, 23 Eylül 2010 ve Reinhold Taron v. Almanya, (kabul edilebilirlik kararı), No. 53126/07, 29 Mayıs 2012) . Mahkeme aynı kuralı mülkiyet hakkına ilişkin sorunların incelendiği ve Türkiye aleyhine yapılış bazı davalarda da uygulamıştır (bk. yukarıda anılan İçyer (Kabul edilebilirlik kararı), Demopoulos ve diğerleri (Kabul edilebilirlik kararı.), kararları, Altunay v. Türkiye (Kabul edilebilirlik kararı), No. 42936/07, 17 Nisan 2012 ve Tahir Arıoğlu ve diğerleri v. Türkiye (Kabul edilebilirlik kararı), No. 11166/05, 6 Kasım 2012).
B. Söz konusu kuralların somut başvuruya uygulanması
Mahkeme Büyük Millet Meclisinin 9 Ocak 2013 tarihinde, 23 Eylül 2012 tarihinden önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış ve aralarında hiç icra edilmeyen veya geç icra edilen mahkeme kararlarına ilişkin başvuruların da bulunduğu bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair 6384 sayılı Kanunu kabul ettiğini gözlemlemektedir.
Bu Kanun tarafından kurulan Tazminat Komisyonuna yapılacak müracaat, Tazminat Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içerisinde -yani 19 Ocak 2013 tarihinden itibaren- veya, aksi durumda, ilgilisine Mahkeme tarafından verilen kabul edilemezlik kararının tebliği tarihinden itibaren 1 ay içinde yapılmak zorundadır. Dolayısıyla başvuranlara da Tazminat talebinde bulunma hakkı tanınmıştır.
Söz konusu iç hukuk yolunun uygun olup olmadığına gelince, Mahkeme çoğunluğu hakimlerden oluşan Tazminat Komisyonunun kendisine yapılan her türlü müracaat hakkında dokuz ay içinde karar vermek zorunda olduğunu kaydetmektedir. Kişiler bu komisyona, haklarında verilen mahkeme kararlarının icra edilmediğini veya geç icra edildiğini tespit ettirmek amacıyla başvurabilirler ve uğradıkları zararın karşılanması amacıyla hakkaniyete uygun bir karşılık alabilirler. Bu kararı verirken komisyon gerekçeli olarak ve Strazburg Mahkemesinin içtihadını dikkate alacaktır. Komisyon tarafından takdir edilen tazminat, komisyon kararının kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde Adalet Bakanlığı tarafından ödenmek zorundadır. Bunlara ek olarak müracaat sonrası verilen kararın önce Ankara Bölge İdare mahkemesi tarafından, ardından bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından ve daha sonra Strazburg Mahkemesi tarafından denetleneceğinin de altını çizmek gerekmektedir (Scordino v. İtalya (n° 1) (BD), No. 36813/97, § 144, CEDH 2006-V). Nihayet, kesinleşen komisyonun kararları ilgili adli veya idari merciye bildirilmek zorundadır. Eğer müracaat konusu mahkeme kararı halen icra edilmemişse, ilgili merci tarafından ivedilikle icra edilmek zorundadır.
Mahkeme, Türk kanun koyucu tarafından oluşturulan iç hukuk yolunun, mahkeme kararlarının icra edilmemesi veya geç icra edilmesi ile ilgili şikayetlerin, Mahkemenin bu konudaki içtihadından çıkan ilkelere uygun olarak ortadan kaldırılması amacında olduğu kanaatindedir.
Bu şartlarda ve yargılamanın bu aşamasında Mahkeme, tazminat Kanunu tarafından oluşturulan iç hukuk yolunun, ne başvuranlara şikayetlerini giderme imkanı sunmayacağını, ne de bu yolun makul şekilde sonuç alınabilecek bir yol olmadığını düşündürecek hiçbir unsur bulunmadığını değerlendirmektedir.
Dolayısıyla Mahkeme, bu tespit ışığında, başvuranların yeni oluşturulan ve artık iç hukukta kendilerine başvuru imkanı sağlayan bu yolu Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak kullanmak zorunda olup olmadıklarını belirlemek durumundadır.
Mahkeme işbu başvurunun Tazminat Kanunun yürürlüğe girmesinden önce, yani Türk iç hukukunun başvuranlara mahkeme kararlarının hiç icra edilmemesi veya geç icra edilmesi dolayısıyla şikayetlerini sunabilecekleri hiçbir etkin başvuru yolu sunmadığı bir tarihte yapıldığını kaydetmektedir Kanioglu ve diğerleri v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), No. 44766/98, No. 44771/98, No. 44772/98, 13 Mayıs 2004, Tütüncü ve diğerleri v. Türkiye, No. 74405/01, § 27, 18 Ekim 2005, Baba v. Türkiye, No. 35075/97, § 18, 24 Ekim 2006 ve yakın tarihte verilen Güler ve Kekeç v. Türkiye, No. 33994/06 ve 36271/06, § 17, 7 Haziran 2011). Bu bağlamda Mahkeme, istisnalar hariç olmak üzere kural olarak iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmemesi gerekliliğinin, başvurunun Mahkemeye sunulduğu tarih dikkate alınarak değerlendirileceğini tekrar hatırlatmak ister (Baumann v Fransa, No. 33592/96, § 47, CEDH 2001-V (alıntı)). Somut davada da birçok unsurun bu kuralın istisnasının uygulanmasını gerektirdiği kanaatindedir.
Mahkeme öncelikle, bağlayıcı hale gelmiş ve icra kabiliyeti kazanmış yargı kararlarının hiç icra edilmemesi veya geç icra edilmesi sebebiyle Sözleşmenin 6. maddesinin ve/veya ek Protokolün 1. maddesinin ihlalini tespit ettiği birçok başvuruyu incelediğini tespit etmektedir (Kuzu v. Türkiye, No. 13062/03, 17 Ocak 2006, Yerebasmaz v. Türkiye, No. 14710/03, 10 Ekim 2006, Ak v. Türkiye, No. 27150/02, 31 Temmuz 2007, M Kaplan v. Türkiye, No. 29016/04, 9 Aralık 2008, Necati Erol v. Türkiye, No. 4387/08, 3 Kasım 2011 ve aynı gün verilen başka birçok karar veya yine aynı yönde Topel v. Türkiye, No. 14937/06, 20 Aralık 2011 ve yine aynı gün verilen başka birçok karar). Öte yandan Türk hukukunda yargı kararlarının icra edilmemesi ve/veya geç icra edilmesi ile ilgili başvurulabilecek bir yol olmaması, öncelikle ve daha elverişli şekilde Türk iç yargı sisteminde incelenebilecek olan bu tür başvuruların ilgililer tarafından zorunlu ve sistematik olarak Mahkemeye gönderilmesine sebep olmaktaydı. Nitekim aynı sorundan kaynaklanan 1200 civarında başvuru 31 Aralık 2012 tarihi itibarıyla Mahkeme önünde derdest bulunmaktadır.
Oysa 6384 sayılı Kanun tarafından oluşturulan iç hukuk yolu, davalı devlete, bir taraftan mahkemeye erişim hakkı ve/veya mülkiyet hakkı bağlamındaki ihlalleri ortadan kaldırma imkanı verme ve diğer taraftan da bu sistematik ve yapısal sorundan kaynaklanan ve Mahkemeye gönderilen başvuru sayısını azaltma, hatta tamamen ortadan kaldırma imkanı verme kararlılığı bağlamında değerlendirilmelidir. Bu başvuru yolu, Türkiye aleyhine yapılan ve sözleşme sistemi üzerine giderek büyüyen bir tehdit oluşturan çok önemli sayıda benzer ve tekrar eden başvuruyu inceleme amacıyla oluşturulmuştur.
Mahkeme aynı zamanda, 6384 sayılı Kanun tarafından oluşturulan iç hukuk yolunun, Mahkemenin yukarıda anılan ve başvuranın makul sürede yargılanma hakkına ve iç hukukta bu hakkını koruyacak etkin bir başvuru yolu olmamasına ilişkin şikayeti üzerine incelenen Ümmühan Kaplan v. Türkiye başvurusunda pilot karar usulünün uygulamasından sonra alınan tedbirler bağlamında oluşturulduğu olgusuna özel bir önem atfedilmesi gerektiği kanaatindedir. Mahkeme, davalı devletin böylece, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin tavsiyelerine ve İnterlaken, İzmir ve Brighton Konferansları nihai bildirilerine de uygun olarak ve ilgili kişilerin Sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden yararlanmasını sağlayarak, bir taraftan Sözleşmenin 1. maddesinin emrettiği gibi daha hızlı tatmin yolu sağladığı gibi, diğer taraftan da, öz olarak benzer önemli sayıda başvuruyu incelemek zorunda kalacak olan Mahkemenin iş yükünün azalmasına katkı sağlamasını, böylece bu çeşit sorunları ulusal düzeyde çözerek Sözleşme sisteminde kendisine düşen görevi yerine getirmiş olmasını memnuniyetle kaydetmektedir (Wolkenberg ve diğerleri v. Polonya, (Kabul edilebilirlik kararı), No. 50003/99, 4 Aralık 2007 ve Broniowski v. Polonya (BD), No. 31443/96, §§ 190-191, CEDH 2004-V). Mahkeme gerçekten de, davalı devletin ulusal düzeyde, aynı yapısal sorundan kaynaklanan birçok bireysel davaya çözüm sunan bir başvuru yolu oluşturduğunu ve böylece Sözleşmenin temelinde yer alan ikincillik ilkesini uyguladığını gözlemlemektedir (Bourdov v. Rusya (n° 2), No. 33509/04, § 127, CEDH 2009). Mahkeme burada, birçok davada aynı sonuçları tekrarlayarak, Sözleşmenin 19. maddesine göre yüksek sözleşmeci tarafların Sözleşmeden ve eki protokollerden (...) kaynaklanan yükümlülüklerine uygun davranmalarını sağlama görevini daha iyi bir şekilde yerine getirdiğinin (söylenemeyeceğini) hatırlatmak ister (bk. mutatis mutandis, E.G. v. Polonya, (Kabul edilebilirlik kararı), No. 50425/99, § 27, CEDH 2008 et Glykantzi v. Yunanistan, No. 40150/09, § 64, 30 Ekim 2012).
Dolayısıyla Mahkeme, 6384 sayılı Kanunun niteliğini ve hangi koşullarda sürece müdahil olduğunu dikkate alarak, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmemesi gerekliliğinin başvurunun Mahkemeye sunulduğu tarih dikkate alınarak değerlendirileceği kuralına bir istisna getirmenin haklı olduğu kanaatindedir.
Bütün bu açıklamalar ışığında Mahkeme, somut olayda başvuranların, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak, ilk bakışta (a priori) erişilebilir ve kendilerine şikayette bulundukları konu ile ilgili tatmin sağlamaya elverişli makul imkanlar sunduğu görünen, 6384 sayılı Kanun ile oluşturulan Tazminat Komisyonuna başvurmak zorunda oldukları kanaatindedir. Öte yandan (somut olayda başvuranları) iç hukuk yollarını tüketme zorunluluğundan muaf tutacak nitelikte hiçbir istisnai koşulun da bulunmadığı gözlemlenmektedir.
Bununla birlikte, varılan bu sonuç Mahkemenin, 6384 sayılı Kanunla oluşturulan başvuru yolunun etkinliğini ve gerçekliğini, Tazminat Komisyonunun ve ulusal yargı organlarının vereceği kararlar ışığında yeniden değerlendirmeme ihtimali olduğu yargısına hiçbir şekilde yol açmamalıdır. Her halükarda, söz konusu başvuru yolunun etkinliğini ispatlama yükü her zaman davalı devletin üzerindedir (yukarıda anılan) Taron, (Kabul edilebilirlik kararı), § 45, Fakhretdinov ve autres, (Kabul edilebilirlik kararı), § 33 ve mutatis mutandis, Tahir Arıoğlu et autres, (Kabul edilebilirlik kararı), § 34).
Dolayısıyla başvuru Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca ve iç hukuk yolları tüketilmediği için reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle ve oy birliğiyle Mahkeme,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
EK
1. Abdurrahman DEMİROĞLU, Türk vatandaşı, 1972 doğumlu ve Elazığda ikamet etmekte.
Vekili: H. M. TAŞ
2. Mehmet ALBAYRAK, Türk vatandaşı. 1970 doğumlu ve Elazığda ikamet etmekte.
Vekili: H. M. TAŞ
3. Aydın BULUT, Türk vatandaşı. 1969 doğumlu ve Elazığda ikamet etmekte.
Vekili: H. M. TAŞ
4. Bediri ÇOBAN, Türk vatandaşı. 1967 doğumlu ve Elazığda ikamet etmekte.
Vekili: H. M. TAŞ
5. Yunus KAYA, Türk vatandaşı. 1978 doğumlu ve Elazığda ikamet etmekte.
Vekili: H. M. TAŞ
6. Fatih KAYA, Türk vatandaşı. 1984 doğumlu ve Elazığda ikamet etmekte.
Vekili: H. M. TAŞ
7. Selahaddin SERTDEMİR, Türk vatandaşı. 1967 doğumlu ve Elazığda ikamet etmekte.
Vekili: H. M. TAŞ
8. Recep SÜNER, Türk vatandaşı. 1967 doğumlu ve Elazığda ikamet etmekte.
Vekili: H. M. TAŞ
9. Muharrem YILDIRIM, Türk vatandaşı. 1981 doğumlu ve Elazığda ikamet etmekte.
Vekili: H. M. TAŞ (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy