(AİHS. m. 2, 6) (ÖMER AYDIN - TÜRKİYE DAVASI) (ABDULLAH YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (KILINÇ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SEYFİ KARAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 58646/10)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Nazım Kızmaz vd. / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), komite olarak, yukarıda belirtilen 5 Ağustos 2010 tarihli başvuruya ilişkin yapılan müzakereler sonrasında 2 Temmuz 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuranlar; Türk vatandaşları olan Nazım Kızmaz, İsmail Kızmaz ve Emine Kızmaz sırasıyla 1949, 1980 ve 1949 doğumlu olup ve Balıkesirde ikamet etmektedirler. Başvuranlar sırasıyla, Nazmi Kızmazın babası, erkek kardeşi ve annesidir. Başvuranlar AİHM önünde Balıkesirde görev yapan Avukat F. Seymen tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Davanın kendine özgü koşulları, başvuranların ifade ettikleri şekilde aşağıda özetlenmiştir:
3. Askeri personel olan Nazmi Kızmaz (bundan sonra metinde Nazmi olarak anılacaktır), 14 Ağustos 2006 tarihinde Amasya 15. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığında astsubay olarak göreve başlamıştır.
4. Nazmi, 31 Temmuz 2008 tarihinde saat 14.00e doğru, aracının yakıtının bitmesi sebebiyle yardım istemek için kışlayı aramıştır.
5. İki çavuş, Nazminin yanına varmıştır. Çavuşlar, Nazminin aslında kaybetmediği arabasını aradığını fark etmişlerdir. Dönüş yolunda Nazminin gerçekten garip davrandığını gözlemlemişlerdir. Ayrıca Nazminin başka yere yerleşmek amacıyla şehri terk etmek istediği dikkatlerini çekmiştir.
6. Nazmi, teğmenin talebi üzerine, 1 Ağustos 2008 tarihinde kışlanın danışmanlık merkezinde psikolojik bir muayeneden geçmiştir.
7. Nazmiyi burada karşılayan asteğmen, ilgilinin endişeli olduğunu ve sorulara belirgin ve açık bir biçimde cevap veremediğini tespit etmiştir.
8. Nazmi, asteğmenin tavsiyelerine rağmen daha derin bir kontrol yapılması için hastaneye gitmeyi kesinlikle reddetmiştir.
9. Yarbayın talimatıyla, Çavuş B.U., Nazmiye, kendisine refakat etmekle görevli olduğunu ve hastaneye gitmesi gerektiğini bildirmiştir.
10. Nazmi, sonunda Merzifon Askeri Hastanesine gitmeyi kabul etmiştir. Bununla birlikte, yolda fikrini değiştirip, önce Samsuna sonra Ankaraya gitmek istemiştir. İlgililer, Amasya Orduevine uğradıktan sonra, saat 13.00a doğru Merzifona varmışlardır.
11. Nazmi ve B.U., saat: 14.00te gerçekleşmesi öngörülen muayeneye kadar, çarşıda bir tur atmaya karar vermişlerdir. Bu bekleyiş sırasında Nazmi, kışlaya geri götürmesi için B.U ya uzun uzadıya ısrar etmiştir ama ısrarları B.U.yu ikna edememiştir.
12. Nazmiyi muayene eden psikiyatr, Nazminin gösterdiği anksiyete ve psikotik bozukluklar nedeniyle hastaneye yatırılmasına karar vermiştir.
13. Nazmi ve B.U., Amasya Orduevinden Nazminin eşyalarını almak için hastaneden ayrılmışlardır.
14. B.U., Nazmi nin valizini toplamasına yardım etmiştir ve güvenlik tedbiri nedeniyle Nazmi nin silahını dikkatlice ve ona sezdirmeden almıştır. Ancak ilgili silahının ortadan kaybolduğunun farkına varmıştır. B.U.ya hemen silahını iade etmesi talimatını vermiştir. Nazmi, hiyerarşik olarak B.U.nun üstüydü ve Nazmi nin kendisini yanlış anlaması riskiyle karşı karşıyaydı, bu yüzden silahı Nazmi ye iade etti.
15. Hastaneye doğru yolda giderken, Nazminin psikolojik durumu iyice kötüleşmiştir. Tanık B.U.ya göre Nazmi özellikle aşağıda belirtilenleri söylemiştir:
Bu kamyon neden sağdan geçti biliyorum! Beni öldürmek için kasten yaptın! Herkes beni öldürmek istiyor! Türk doktorlarına emanet edilmek istiyorum. Onlar, Türk değiller, bunu biliyorum. Beni öldürmek isteyeni ben de öldürürüm.
16. Ölümcül olay, daha sonra B.U. tarafından şu şekilde anlatıldı:
Nazmi ansızın silahını aldı ve beni öldürmek amacıyla tetiğe bastı ama tesadüfen silah ateş almadı. Sonra bana seni öldüremedim ama kendimi öldüreceğim dedi. Arabayı durdurup onu engellemek için frene bastığım sırada, sağ şakağına bir el ateş etti.
17. Nazmi, aynı gün saat 17.45e doğru bu yaralanmaya yenik düşerek Havza Devlet Hastanesinde hayatını kaybetmiştir.
18. Hemen bir ceza soruşturması açılmıştır.
19. Olay yeri inceleme tutanağı hazırlanmıştır.
20. Havza Cumhuriyet savcısının refakatinde cesedin dış kısmının incelemesi yapılmıştır.
21. Samsun Devlet Hastanesinde ayrıca klasik otopsi yapılmıştır.
22. Klasik otopsi neticesinde, Nazminin ölümünün, mermi deliği girişinin sağ şakağında yer aldığı başına isabet eden bitişik atıştan kaynaklandığı tespit edilmiştir.
23. Adli tıp uzmanları Nazminin vücudu üzerinde herhangi bir şiddet bulgusuna rastlamamışlardır.
24. Ayrıca toksikolojik analizler de (zehir incelemesi) yapılmıştır.
25. Toksikolojik incelemeler, ölünün kanında uyuşturucuya rastlanmadığını ama 131 mg/dl promil etil alkol bulunduğunu ortaya koymuşlardır.
26. Balistik bir inceleme gerçekleştirilmiştir.
27. Balistik inceleme, bir makroskop ile yapılan kovan incelemesinden atışın Nazminin silahından olduğunu ve tek bir atış yapıldığını ortaya çıkarmıştır. Nazminin sağ elinde bol miktarda, sol elinde daha az miktar atış artığı bulunmuştur. B.U.nun üzerinde atış artığına rastlanmamıştır.
28. Uzmanlar ayrıca Nazminin ölümüne neden olan silahın iyi çalışır durumda olduğunu kaydetmişlerdir.
29. Savcı, aynı zamanda olayla ilgili ifadeleri de almıştır. Somut olayla ilgili tanık beyanları aşağıda yazıldığı şekilde yer almıştır:
B.K.: 1 Ağustos 2008 tarihinde saat: 17.30 sıralarında Samsun Akpet yönünde yürüyordum. Ansızın bir ses duydum. Bu ses bir arabanın lastiğinin patlaması gibiydi. Sonra, acil bir fren sesi duydum. Bir asker yardım istemek için hızla arabadan çıktı. Şokta olduğu anlaşılıyordu. Yaklaştığımda arabanın yolcu tarafında başı tamamen kanlar içinde üniformalı bir asker gördüm. Hemen hastaneye götürdük. Asker kullanacak durumda olmadığı için aracı ben kullandım.
N.K. ve E.K.: Nazminin anne ve babasıyız. Olay öncesi, 31 Temmuz 2008 tarihinde onunla telefonda görüştük. Bize hiçbir problemden bahsetmedi. Mart 2008de bizi ziyarete gelmişti. Sağlığı iyi görünüyordu. Zaten davranışlarında da herhangi bir anormallik fark etmedik.
30. Savcı, Nazminin ruhsal bozukluk mağduru olduğu görüşündedir ve kışlanın «danışmanlık merkezinde» 12 Kasım 2007 ve 19 Şubat 2008 tarihlerinde psikologla görüştüğünü tespit etmiştir. Savcı, 12 Kasım 2007 tarihinde yapılan muayenede ilgilinin psikolojik sorunları nedeniyle Merzifon Askeri Hastanesine sevk edildiğini kaydetmiştir.
31. Savcı, B.U.nun aracı kullandığı sırada Nazminin yolcu koltuğunda oturduğu ve bu sırada sağ şakağına ateş ettiği kanaatine varmıştır.
32. Savcı, ceza soruşturmasının sonucunda 13 Şubat 2009 tarihinde Nazminin intihar ettiği kanaatine vararak ve askeri yetkililerin sorumlu tutulabileceği herhangi bir dikkatsizlik bulunmadığını değerlendirerek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
33. Savcı bu kararı verirken olay yeri inceleme tutanağını, otopsi tutanağını, balistik inceleme raporunu, tıbbi raporları ve tanık beyanlarını esas almıştır.
34. Başvuran Nazım Kızmaz, kovuşturmaya yer olmadığı kararına 23 Mart 2009 tarihinde itiraz etmiştir. Oğluna yapılan muamelelerde ve tedavide ihmal olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, Nazmiden silahının geri alınması gerektiği ve Nazminin hastaneye naklinin, hiyerarşik olarak rütbesi kendisinden daha aşağıda olan tek bir kişiye güvenilerek yapılmaması gerektiği kanısındadır.
35. Malatya Askeri Mahkemesi, Nazminin intiharında üçüncü bir kişiye herhangi bir suç isnat edilemeyeceğini değerlendirerek, 27 Mayıs 2009 tarihli bir kararla başvuranın itirazını reddetmiştir ve böylelikle itiraz edilen kovuşturmaya yer olmadığı kararını onamıştır.
36. Başvuranlar, avukatları aracılığıyla, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Milli Savunma Bakanlığı hakkında tazminat davası açmışlardır. Başvuranlar, askeri yetkililerin, Nazmi nin vefatından sorumlu olduklarını çünkü ruhsal bozukluklarına rağmen olayın önlenmesi amacıyla gerekli tedbirleri almadıklarını savunmaktadırlar.
37. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 27 Ocak 2010 tarihli bir kararla, Nazminin intiharının askeri yönetime yüklenemeyeceği gerekçesiyle başvuranların talebini reddetmiştir.
38. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ayrıca, başvuranların karar düzeltme taleplerini 24 Mart 2010 tarihinde reddetmiştir.
ŞİKAYETLER
39. Başvuranlar yakınlarını ölüme sürükleyen olayların, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini de beraberinde getirdiğini ileri sürmektedirler.
40. Başvuranlar, ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen çözümün, Sözleşmenin 6. maddesi bağlamında hakkaniyetsiz olduğunu savunmaktadırlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
41. Başvuranlar, Sözleşmenin 2. maddesini ileri sürerek, askeri yetkilileri Nazmi nin yaşam hakkının teminatı için gerekli olan tedbirleri almamakla suçlamaktadırlar.
42. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen çözümü eleştirmektedirler.
43. AİHM öncelikle, başvuranların dile getirdikleri şikayetlerin, davanın kendine özgü koşullarında sadece Sözleşmenin 2. maddesi bakımından incelenmesinin yerinde olacağı kanaatindedir (Ömer Aydın / Türkiye, n° 34813/02, §§ 35-36, 25 Kasım 2008), görüldüğü
üzere davanın koşullarının hukuki değerlendirmesini en iyi şekilde yapacak olan Mahkeme, başvuranlar ya da hükümetlerin şikayetlerine atfettikleri hukuki değerlendirmelere bağlı değildir. (Guerra vd. / İtalya, 19 Şubat 1998 § 44, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998-I)
44. Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin, Devleti yalnızca kasten ve yasadışı ölüme sebebiyet vermekten uzak durmaya değil aynı zamanda yasal yetkisini kullanarak kişilerin yaşamının korunması amacıyla gerekli tedbirleri almaya zorladığını hatırlatmaktadır (L.C.B. / Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Derleme 1998-III).
45. Zorunlu askerlik hizmeti konusunda hiç kuşkusuz değeri olan bu yükümlülük, devletlerin, yaşam hakkına ihlalleri etkin bir biçimde önlenmesini amaçlayan yasal ve idari çerçevedeki ödevlerini faaliyete geçirmesini kapsamaktadır (Alvarez Ramon / İspanya (kabul edilebilirlik kararı), nº 51192/00, 3 Temmuz 2001).
46. Bununla birlikte Sözleşmenin 2. maddesi bakımından, bu türden davalarda Devletin pozitif yükümlülüğünün kapsamının yorumlanması söz konusu olduğunda, insan davranışının öngörülemezliği ilkesini hesaba katmak gerekmektedir. (Keenan / Birleşik Krallık, nº 27229/95, AİHM 2001-III)
47. Mevcut davada temel soru, askeri yetkililerin, başvuranların yakınının gerçek ve yakın bir intihar riski teşkil ettiğini bilip bilmedikleri ya da bilmeleri gerekip gerekmediğidir, şayet bu risk biliniyorsa, bu riski önlemek için makul olarak yapılabilecek her şeyi yapıp yapmadıklarıdır.
48. Mahkeme, bu araştırmada, silahlı kuvvetler çalışanlarına atfedilebilecek muhtemel bir hatanın, bir karar hatasının ya da dikkatsizliğin ötesine taşıyıp taşımadığını teyit etmek zorundadır (Abdullah Yılmaz / Türkiye, nº 21899/02, § 57, 17 Haziran 2008). Aslında, Devletin pozitif yükümlülüğünü, Devlete aşırı ve dayanılmaz bir yük dayatılmaması şeklinde yorumlamak gereklidir.
49. Mahkeme somut olayda, elinde bulunan unsurları dikkate alarak, mesleği askerlik olan başvuranların yakınının, özel bir ihtimam gerektiren ruhsal bir bozukluktan mağdur olduğunu tespit etmiştir.
50. Mahkeme, askeri yetkililerin Nazminin sağlık sorununun farkına varır varmaz hastaneye yatmasına karar vererek, süratli ve etkili bir şekilde adım attıklarını gözlemlemektedir (yukarıdaki 9. paragraf).
51. Nazmiye hiyerarşik olarak kendisinden alt rütbede bir askerin eşlik etmesi, silahlı kuvvetler çalışanlarına isnat edilir bir kusur olarak değerlendirilemez ve böyle bir seçimin doğruluğunu değerlendirmek Mahkemenin yetkisinde değildir.
52. Nazminin sağlık sorununun önemli bir boyut kazandığını anlar anlamaz Nazminin silahına el koymak isteyen çavuş B.U., herhangi bir iyi niyet eksikliği ya da suiistimal ile suçlanamaz. B.U. intihar riski oluştuğu anda Nazmiye yardım etmemiş ya da onun mantıklı olması için bir teşebbüste bulunmamış olmakla suçlanamaz.
53. Mahkeme, her ne kadar üzüntü verici olsa da mevcut davanın kendine özgü koşullarında, tüm dosya unsurlarını göz önünde bulundurarak, askeri yetkilileri, bu trajediyi engellemek amacıyla daha fazla şey yapmamış olmakla suçlamanın (Kılınç vd. / Türkiye, nº 40145/98, §§ 43 ve 54, 7 Haziran 2005), ilgililere Sözleşmenin 2. maddesinden doğan yükümlülükler bağlamında aşırı ve gerçekdışı bir yük getirdiği kanaatindedir (Salgın / Türkiye nº 46748/99, §§ 11-50 ve 79-84, 20 Şubat 2007, Seyfi Karan / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), nº 20192/04, 23 Şubat 2010, Korgancı vd. / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), 19 Haziran 2012 ve Eryılmaz / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), 47513/06, 2 Ekim 2012).
54. Dolayısıyla, önceki değerlendirmeler ışığında, AİHM, başvuranın şikayetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, AİHM, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy