(AİHS m. 3, 5, 6, 34, 35, 41, 44) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BOZKIR VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMİT GÜL - TÜRKİYE DAVASI) (SAÇILIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (İZCİ - TÜRKİYE DAVASI) (MUSTAFA TAŞTAN - TÜRKİYE DAVASI) (YAZICI VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI (NO. 2)) (ABDÜLSAMET YAMAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 59177/10)
KARAR
STRASBURG
8 Temmuz 2014
İşbu karar AİHSnin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Yerli / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi, Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 17 Haziran 2014 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (59177/10 nolu) davanın temelinde, Türk vatandaşı Mehmet Yerlinin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme) 3 Ağustos 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Adanada görev yapan avukat K. Derin tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, özellikle tutuklanmasının ve polis memuru tarafından maruz bırakıldığı kötü muamelenin Sözleşmenin 3, 5 ve 6. maddeleri ile güvence altına alınan haklarına aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
4. Başvuru, 5 Şubat 2013 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. Giriş
5. Başvuran 1982 doğumlu olup Adanada ikamet etmektedir. Davanın olayları taraflar arasında tartışmalı olduğundan, ayrı ayrı belirtilecektir. Başvuran tarafından ibraz edildiği şekilde olaylar aşağıda B bölümünde (6. paragraf) belirtilmiştir. Hükümetin olaylarla ilgili görüşleri aşağıda bulunan C bölümünde (7. paragraf) özetlenmiştir. Başvuran ve Hükümet tarafından belgelere dayalı deliller aşağıda D bölümünde ( 8-30 paragraflar) beyan edilmiştir.
B. Başvuranın olaylar hakkında beyanları
6. Başvuran, olaylar esnasında, Adanada bir sokak standında CD satmaktadır. 5 Temmuz 2001 tarihinde, başvuran ile akrabası M.Y. stantta çalıştıkları sırada polis tarafından yakalanmışlardır. Karakola götürülüp bir polis memuru tarafından dövülmüşlerdir. Başvuranın kulağına gelen bir yumruk darbesi sonucu kulak zarı delinmiştir. Daha sonra başvuran ve akrabası M.Y. serbest bırakılmıştır.
C. Hükümetin olaylar hakkındaki görüşleri
7. 5 Temmuz 2001 tarihinde, Adana Polis Merkezine, sokakta bir stantta hasarlı CD satıldığı ihbarı gelmiştir. Birkaç polis memuru olay mahalline gidip başvuran ile M.Y.yi davalı ile uzlaşmaya ikna etmişlerdir; ancak söz konusu eylemleri suç teşkil etmediğinden bu kişileri tutunamamışlardır.
D. Tarafların ibraz ettiği belgelere dayalı deliller
8. 7 Temmuz 2001 tarihinde, başvuran ve M.Y., 5 Temmuz 2011 tarihinde kendilerini kötü muameleye maruz bıraktığını iddia ettikleri polis hakkında Adana Savcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Başvuran ve akrabası M.Y. şikayette bulundukları esnada polis memurunun kimliğine dair bir bilgileri olmadığından söz konusu polis memurunun fiziksel görünümünü tarif etmişlerdir. Ayrıca herhangi bir açıklama yapılmadan tutuklandıklarından ve bu tutukluluğun sonucunda haklarından keyfi olarak maruz bırakıldıklarından şikayetçi olmuşlardır.
9. Başvuran, 9 Temmuz 2001 tarihinde Adana Savcılığına tekrar giderek maruz kaldığı kötü muamele sonucu yaralandığından şikayetçi olmuştur. Başvuran, gördüğü zararı kanıtlamak için tıbbi rapor talep etmiştir. Aynı gün Adana savcısı başvuranı Adana Adli Tıp Kurumuna sevk etmiştir.
10. Adana Adli Tıp Kurumu, 10 Temmuz 2001 tarihinde, başvuranın sol kulak zarının fiziksel travma sonucu delindiğini ve iyileşmesi için 15 gün gerektiğini belirtmiştir.
11. Başvuran 10 Temmuz 2001 tarihinde ayrıca Türkiye İnsan Hakları Vakfının (TİHV) Adana şubesine başvurmuş, burada Vakıf doktorları tarafından birçok fiziksel ve psikolojik değerlendirmeler yapılmıştır. 22 Ekim 2001 tarihli raporda, başvuranın sol kulak zarında delinme olduğu ve başvuranın akut travma sonrası stres bozukluğu geçirdiği belirtilmiştir. Raporda son olarak doktorların bulgularının başvuranın kötü muamele iddiası ile uyuştuğu belirtilmiştir.
12. Türkiye İnsan Hakları Vakfı raporunda, başvuranın olayı anlattığı ve doktorlara kulağından yumruk darbesi aldıktan sonra kulak zarının delindiğini ve daha sonra o kulağı ile duyamadığını söylediği belirtilmiştir.
Başvuran ayrıca tutukluluğunun sonunda gerekli olduğu üzere adli tıp doktoruna muayene ettirilmediğini, bunun yerine polis memurlarının kendisini özel bir doktora götürdüklerini, burada da kulak zarının delindiği teşhisi konduğunu belirtmiştir. Başvuran bu raporu soruşturma dosyasına konulmak üzere ibraz etmiştir. Ancak yargılamalar sırasında bu delile ilişkin daha fazla soruşturma yapılmamıştır.
13. 11 Temmuz 2001 tarihinde, başvuran ve akrabası M.Y. Adana Savcılığında ifade vermişlerdir. Başvuran, Adana Karakolunda çalışan bir polis memuru tarafından dövüldüğünden ve bunun sonucunda kulak zarının delindiğinden şikayetçi olmuştur. Kendisini döven polis memurunun adını bilmediğini fakat gördüğünde tanıyacağını belirtmiştir. M.Y. de ifadesinde aynısını tasdik etmiştir. M.Y., kendisinin de aynı polis memuru tarafından dövüldüğünü; ancak kötü muamelenin kendisinde herhangi bir hasar bırakmaması sebebiyle doktor tarafından muayene edilme talebinde bulunmadığını belirtmiştir.
14. 16 Temmuz 2001 tarihinde Savcılık Adana Devlet Hastanesinden başvuranın kulağındaki yaralanmanın tarihinin tespit edilmesi amacıyla bir tıbbi muayene daha istemiştir. Ancak yaralanmanın kesin tarihinin tespit edilmesinin tıbbi olarak mümkün olmadığı belirtilmiştir.
15. 18 Temmuz 2001 tarihinde, başvuran soruşturma makamlarına tanıkların isimlerini ibraz etmiştir.
16. 2 Ağustos 2001 tarihinde başvuranın iddialarına yönelik soruşturma yapmakla görevlendirilen polis komiseri; başvuranı, akrabası M.Y.yi, sanığı ve tanık olarak diğer iki polis memurunu sorguya almıştır. Bu idari sorgunun yürütülmesinin nedeni, o sırada yürürlükte olan ilgili ulusal Kanunun, savcıların bir polis memurunun soruşturması öncesinde idari makamlardan izin almasını gerektirmesidir (bk. aşağıda 58. paragraf). Adana Karakolunda görevli olan polis memuru V.A. tanık olarak ifade vermiştir. V.A., başvuranın 5 Temmuz 2001 tarihinde ne tutuklandığını ne de kötü muamele gördüğünü belirtmiştir.
17. Başvuran aynı gün içinde CD standı ile ilgili bir başka şikayet üzerine bir kez daha tutuklanmış ve karakola götürülmüştür. Ertesi gün serbest bırakılmıştır.
18. Adana Valisinin ceza yargılaması için gerekli olan izni vermemesinden dolayı, 25 Ekim 2001 tarihinde Adana savcısı polis memuru hakkında kovuşturma başlatmamaya karar vermiştir.
19. Savcının kararı 6 Mayıs 2002 tarihinde başvuranın avukatına iletilmiştir. Aynı gün içerisinde avukat bu karara itiraz etmiştir.
20. 20 Mayıs 2002 tarihinde Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın itirazına cevaben, kararı bozarak savcının polis memuru hakkında cezai işlem başlatmasına hükmetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, savcının soruşturmayı uygun bir şekilde yürütmediğini, özellikle de başvuranın 5 Temmuz 2001 tarihinde karakola götürülüp götürülmediği hususunu açığa kavuşturmadığını ve başvuran tarafından belirtilen tanıkları sorgulamadığını belirtmiştir.
21. Daha sonra, Adana Karakolunda görevli polis memuru M.T. aleyhine Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesi (bundan sonra ceza mahkemesi olarak anılacaktır) önünde dava açılmış, ve başvuran davacı olarak davaya dahil edilmiştir. 14 Ağustos 2002 tarihinde, M.T. ceza mahkemesi önünde ifade vermiştir. Tüm suçlamaları reddetmiştir.
22. 13 Ağustos 2002 tarihinde, sanık M.T., Birleşmiş Milletler Misyonu için görevlendirilmiş Kosovada olması dolayısıyla duruşmalara katılamayacağını ceza mahkemesine bildirmiştir. Dolayısıyla ceza mahkemesi 2004 yılının Haziran ayına kadar M.T.yi yargılama sürecinde yer almaya çağıramamıştır.
23. 18 Mart 2003 ve 29 Eylül 2003 tarihlerinde başvuran tarafından öne sürülen tanıklar ceza mahkemesi önünde ifade vermişlerdir. İlk tanık zaman zaman başvurana CD standında yardım etmiş olduğunu ve kendisini olay gününde gördüğünü belirtmiştir. Başvuran, polis memurlarına ücretsiz CD vermeyi reddettiğinden dolayı bu memurların kendisine kötü muamelede bulunduğunu söylemiştir. Diğer tanık başvuranı hastaneye götürdüğünü ifade etmiştir ve bu süre zarfında başvuranın kendisine emniyette dövüldüğünden bahsettiğini söylemiştir.
24. 25 Mart 2003 tarihinde, polis memuru V.A., (bk. yukarıda 16. paragraf) ceza mahkemesi önüne tanık olarak çıkmıştır. V.A., başvuranın sanık M.T. tarafından karakola götürüldüğünü doğrulamış, ancak başvuranın kötü muamele görmediğini belirtmiştir.
25. 10 Haziran 2004 tarihinde, sanık M.T. ceza mahkemesi önündeki duruşmaya katılmıştır. Başvuran duruşmaya katılmamıştır. Ceza mahkemesi, başvuranın bir sonraki duruşmaya katılmasını ve sanığı fotoğraflarından tespit etmesini emretmiştir. Ancak başvuran ve akrabası M.Y., adres değişikliğinden dolayı 2005 yılının Mayıs ayına kadar ceza mahkemesi önüne çıkarılamamıştır.
26. Başvuran ve akrabası M.Y., 5 Mayıs 2005 tarihinde ceza mahkemesi önünde duruşmaya katılmışlardır. M.Y. ayrıca tanık olarak ifade vermiştir. M.Y. başvuranın emniyette kötü muameleye maruz kaldığını ve kulağındaki daha sonradan hastanede kulak zarı delinmesi olarak teşhisi konulmuş olan yaralanmaları belirtmiştir. Ceza mahkemesi ayrıca kendisinden fotoğraflardan şüpheliyi tespit etmesini istemiştir. M.Y. şüpheliyi tespit edebilmesi için kendisini görmesi gerektiğini belirtmiştir ve bundan dolayı fotoğraflardan şüpheliyi tespit edemeyeceğini ileri sürmüştür.
27. 5 Ocak 2006 tarihinde ceza mahkemesi sanığın Kosovada olması dolayısıyla mahkeme önüne çıkamayacağı konusunda bilgilendirilmiştir. Sanık, 2006 yılının Aralık ayına kadar mahkeme önüne çıkarılamamıştır.
28. 17 Eylül 2007 tarihinde, ceza mahkemesi delil yetersizliğine dayanarak polis memurunu beraat ettirmeye karar vermiştir.
29. 18 Eylül 2007 tarihinde, başvuranın avukatı kararı, Yargıtay nezdinde temyiz etmiştir.
30. 8 Şubat 2010 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını zamanaşımı süresini geçmiş olması nedeniyle bozmuş ve polis memuru aleyhindeki davanın düşmesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
31. İlgili iç hukuk ve uygulamaya ilişkin tüm bilgiler Batı ve Diğerleri / Türkiye (no 33097/96 ve 57834/00, §§ 96-99, AİHM 2004-IV (alıntılar)) kararında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. VE 6. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
32. Başvuran emniyette maruz kalmış olduğu muamelenin Sözleşmenin 3. maddesi anlamı dahilinde kötü muamele teşkil ettiğinden şikayetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca Sözleşmenin 6. maddesi kapsamında, ulusal düzeyde iddialarına ilişkin etkin bir soruşturma yürütülmediğinden şikayet etmiştir. Ulusal mahkemenin makul süre içerisinde yargılamaları sonuçlandırmadığından ve bu hata neticesinde söz konusu yargılamaların zamanaşımına uğramış olmasından şikayetçi olmuştur.
33. Mahkeme, bu şikayetlerin Sözleşmenin yalnızca 3. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanısındadır, söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.
34. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
35. Mahkeme, somut şikayetin, Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca, Mahkeme, başvurunun başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Esas Bakımından Değerlendirme
1. Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından değerlendirilmesi
36. Başvuran, karakolda kötü muamele gördüğünü belirtmiştir. Adli Tıp Kurumu ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı Adana Şubesi tarafından verilen iki sağlık raporu da başvuranın iddialarını desteklemiştir.
37. Hükümet, başvuranın iddia edilen tarihte tutuklanmadığını ve kötü muameleye maruz kalmadığını ileri sürmüştür. Polis memurları şikayet üzerine olay yerine gitmiş olsa da başvuran herhangi bir suç işlemediği için tutuklanmamıştır. Bu nedenle başvurana verilen sağlık raporları, başvuranın polis tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını kanıtlamamakla birlikte, başvuranın yaralanmalarının 5 Temmuz 2001 tarihinden önce gerçekleşmiş olma ihtimali de vardır.
38. Hükümet ayrıca başvuranın kötü muameleye ilişkin şikayetini tutuklandığını iddia ettiği tarihten iki gün sonra yaptığını ve sağlık raporunun da o tarihte verildiğini öne sürmüştür. Başvuran doktora gitmek için neden iki gün beklediğine dair herhangi mantıklı bir açıklama sunamamıştır.
39. Hükümet, Adana Ceza Mahkemesi önünde ifade veren tanıklardan sadece M.Y.nin başvuranın karakolda kötü muameleye maruz kaldığını gördüğünü belirtmiştir. Hükümet, M.Y.nin başvuranın akrabası olması sebebiyle, tarafsızlığının şaibeli olduğunu öne sürmüştür.
40. Olay esnasında karakolda görevde olan ve ceza mahkemesine başvuranın 5 Temmuz 2001 tarihinde karakola götürüldüğünü söyleyen polis memuru V.A.nın ifadesine (bk. yukarıda 24. paragraf) ilişkin, Hükümet V.A.nın aslında başvuranı 5 Temmuz 2001 tarihinde değil de 2 Ağustos 2001 tarihinde karakolda gördüğünü söylemek istediğini belirtmiştir.
41. Hükümet, yukarıdaki bilgilere ilişkin, başvuranın iddiasının makul şüphelerin ötesinde kanıtlanmadığını ve Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğini öne sürmüştür.
42. Başvuran, Hükümetin yukarıda belirtilen görüşleri üzerine yorum yapmamıştır, fakat karakolda kötü muamele gördüğünü yinelemiştir.
43. Mahkeme, başvuranın 5 Temmuz 2001 tarihinde karakola götürülüp burada bir polis memuru tarafından kötü muameleye maruz bırakılıp bırakılmadığı konusunda taraflar arasında anlaşmazlık olduğunu gözlemlemiştir.
44. Mahkeme, başvuranın iddialarını destekleyen delillere başvuranın tanığı olan ve kötü muameleye tanıklık ettiğini ceza mahkemesi önünde beyan eden M.Y.nin ifadesinin de dahil olduğunu kaydetmektedir. Buna ek olarak, başvuran, kulağındaki hasarı belgeleyen iki ayrı tıbbi tedaviden geçmiştir.
45. Öte yandan, Mahkeme başvuranın Savcılığa şikayetini sunduğu tarihin, kötü muamele gördüğünü iddia ettiği tarihten iki gün sonra olduğunu ve olay tarihinden dört gün sonrasına kadar muayene talebinde de bulunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, aradan dört gün geçmesinin tıbbi raporun başvuranın iddiaları yönünde çürütülemez bir delil teşkil etme sonucuna varmayı zorlaştırdığını belirtmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranın söz konusu gecikmeye ilişkin herhangi bir açıklama sunmadığını gözlemlemiştir.
46. Bununla birlikte, başvuran ve akrabası M.Y. savcının dikkatine şikayetlerini sunduklarında, şüpheliyi tespit edememişlerdir. Ancak, şüphelinin dış görünüşünü tasvir etmişlerdir. Bununla birlikte, M.T. ceza yargılamaları esnasında Türkiyede bulunmadığını iddia ettiği için soruşturma makamları başvurana ya da M.Y.ye, M.T.yi teşhis etmeye dair fırsat tanımamışlardır (bkz. yukarıda 22 ve 27. paragraflar). Mahkeme, yetkililerin ilk derece mahkemesi önünde son beş yıldır süren ceza yargılamaları esnasında başvuranı, tanığı olan M.Y. yi ve davalı M.T. yi bir araya getiremediğine ikna olmamıştır.
47. Mahkeme ayrıca ceza mahkemesinin olay esnasında söz konusu karakolda görevli olan ve 5 Temmuz 2001 tarihinde başvuranın karakola getirildiğini söyleyen polis memuru V.A.nın verdiği ifadenin doğruluğundan emin olma yönünde hiçbir adım atmadığını belirtmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, Hükümetin polis memuru V.A.nın başvuranı karakolda gördüğü tarihi yanlışlıkla 5 Temmuz 2001 olarak söylediğine (bk. yukarıda 40. paragraf) yönelik iddiasını, bu iddianın herhangi bir dayanağı olmadığından ve ulusal bir makam tarafından test edilmediğinden dolayı kabul edememektedir.
48. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme başvuranın kulağından yaralandığını kabul etmesine rağmen, başvuranın dosyadaki delilden yola çıkılarak 5 Temmuz 2001 tarihinde yakalanıp yakalanmadığının ve polis memurlarından kötü muamele görüp görmediğinin doğruluğu ortaya konulamamıştır. Bu yetersizlik durumu kısmen başvuranın şikayetlerini yerel mahkemelerin dikkatine sunmamasından ve vakitlice tıbbi yardım almamasından ve kısmen, ulusal makamların, başvuranın iddialarına ilişkin olarak soruşturmaya yönelik aşamaları yürütemediğinden kaynaklanmaktadır. Mahkeme, başvuranın, Hükümetin etkin soruşturma yürütemediğine ilişkin iddiayı incelerken, bu başarısızlığın sonuçlarını ele almanın daha uygun olduğu kanaatindedir (bkz. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Bozkır ve Diğerleri / Türkiye, no. 24589/04, § 54, 26 Şubat 2013).
49. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, başvuranın bir polis memuru tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığı iddialarını makul şüphelerin ötesinde inandırıcı bulmamaktadır. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmemiş olduğuna karar vermiştir.
2. Sözleşmenin 3. maddesinin usul bakımından değerlendirilmesi
50. Başvuran, ceza yargılamalarının vaktinde gerçekleştirilmediğini, yedi yıl beş ay boyunca sürdüğünü belirtmiştir. Başvuran, ulusal mahkemelerin yargılamayı vaktinde gerçekleştirmemelerinin, zamanaşımı süresinin aşılarak ceza yargılamasının düşmesine yol açtığını iddia etmiştir.
51. Başvuran ayrıca ulusal mahkemenin önemli delilleri toplayamaması ve en önemlisi de başvurana davalı kişiyi tespit edip onunla yüzleşme şansı tanımaması dolayısıyla, şikayetlerine ilişkin soruşturmanın etkin olmadığını iddia etmiştir.
52. Hükümet, etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün sonuç esaslı değil, süreç esaslı bir yükümlülük olduğunu belirtmiştir. Ulusal makamların başvuranın şikayetine yönelik soruşturma işlemlerini şikayetin hemen ardından başlattıklarını ileri sürmüştür. Savcı, başvurana verilen ilk sağlık raporu ile yetinmemiş, bir sağlık raporu da Adli Tıp Kurumundan talep etmiştir. Bunun yanı sıra başvuranın yaralanmasının tarihini belirlemek amacıyla Adana Devlet Hastanesinden de bir rapor alınmıştır. Ayrıca Adana Ceza Mahkemesi, tarafları ve olay ile ilgili bilgisi olabilecek tanıkları dinlemiştir.
53. Hükümet, ayrıca, başvuranın duruşmalara gelmediğini ve bu hususta avukatının da yeterince çaba sarf etmediğini belirtmiştir. Bu durum ceza davasının zamanaşımına uğramasına sebep olmuştur. Gecikme, başvuranın kendi davranışları sonucu oluşmuştur. Ulusal makamlar tüm makul önlemleri almış ve gecikme olmadan delilleri toplamak için de etkin bir şekilde işlemleri yürütmüşlerdir.
54. Hükümet, Mahkemenin içtihatlarından doğan gerekliliklerin mevcut davada karşılandığı ve ulusal makamların atabilecekleri başka bir adımın olmadığı görüşündedir.
55. Mahkeme, bir kişinin, polislerin veya diğer devlet görevlilerinin Sözleşmenin 3. maddesine aykırı kötü muameleli sonucu güvenilir bir iddiasının bulunması halinde, bu madde ve Sözleşmenin 2. maddesindeki yaşama hakkını koruma yükümlülüğünün, Devletin Sözleşmenin 1. maddesinden doğan bu Sözleşme(de)... tanımlanan hak ve özgürlükleri, kendi egemenlik yetkisi içinde bulunan herkes için güvence altına alırlar şeklindeki genel yükümlülüğü ile birlikte yorumlandığında, sorumluların belirlenmelerine ve cezalandırılmalarına yol açabilecek nitelikte etkili bir resmi soruşturma yapılmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır (bkz. Assenov ve diğerleri v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998, §102, Derleme 1998-VIII).
56. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranın hem ulusal merciler hem de Mahkeme önünde ileri sürdüğü iddialarının tutarlı olduğu kanaatindedir. Ayrıca, Adana Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanmış olan 10 Temmuz 2001 tarihli tıbbi raporda belirtilen başvuranın kulağındaki yaralanmanın fiziksel travmadan (bk. yukarıda 10. paragraf) kaynaklanmış olması sonucu, başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı iddiasını desteklemiştir. Esasında, başvuranın iddiaları, Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığı kararını iptal eden ve Savcılığın polis memurları hakkındaki suçlamalara dair soruşturma yürütülmesine hükmeden Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kapsamlı bir soruşturmanın önemli olduğu düşünülmüştür (bk. yukarıda 20. paragraf). Ardından, başvuranın iddialarına dayanılarak, polis memuru hakkında soruşturma açılmıştır ve yargılanmıştır (bk. yukarıda 21. paragraf). Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme başvuranın ulusal makamların dikkatini, Sözleşmenin 3. maddesinin gerektirdiği şekilde, bu makamları etkin bir soruşturmaya zorunlu kılmış olan savunulabilir bir iddiaya çekmiş olduğu kanaatindedir (bk. Dursun Çevik / Türkiye (k.k.), no. 57406/00, 10 Ekim 2006). Mahkeme bu işlemin yapılıp yapılmadığına dair incelemeye dönecektir.
57. Mahkeme, Hükümet tarafından da ibraz edildiği gibi, öncelikle etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün sonuç esaslı değil, süreç esaslı bir yükümlülük olduğuna dikkat çekerek her soruşturmadan davacının iddiaları yönünde başarılı bir sonuç çıkmayabileceğine hükmetmektedir. Soruşturma, ilkesel olarak, davanın olaylarının belirlenmesini sağlayabilmeli ve iddiaların doğru çıkması haline sorumlu kişilerin tespitini ve cezalandırılmasını sağlamalıdır (bk. Mikheyev / Rusya, no. 77617, §107, 26 Haziran 2006). Aynı şekilde vurgulanması gerekir ki, Sözleşmenin 3. maddesinde belirtilen yükümlülük, yetkililerin somut olaya ilişkin delillerin toplanabilmesi için kendilerinden beklenen bütün makul önlemleri almalarını gerektirir (bk. Ramsahai ve Diğerleri/Hollanda [BD], no. 52391/99, § 324, AİHM 2007-II).
58. Mahkeme, somut davada, ön soruşturmanın iddialara göre kötü muameleden sorumlu tutulan polis memurunun hiyerarşik üstleri olan polis memurlarıyla beraber Adana Valiliği tarafından yürütülmüş olduğunu belirtmiştir. Mahkeme ayrıca bu kişiler tarafından soruşturmanın yürütülmüş olmasının Sözleşmenin anlamı dahilinde etkin bir soruşturmanın şartı olan bağımsız ve tarafsızlığı ile ilgili hususu karşılamadığını yinelemiştir. Bu sebeple, Mahkeme bu kişilere herhangi bir öncelik veremez (bkz. Ümit Gül / Türkiye, no. 7880/02, § 53-57, 29 Eylül 2009 ve Saçılık ve Diğerleri / Türkiye, no. 43044/05 ve 45001/05, § 98, 5 Temmuz 2011). Somut davada, soruşturmanın ilk aşamasının polis memurları tarafından yürütülmesi, adli makamların erken ve önemli aşamalarda delillere erişiminin kaçınılmaz olarak gecikmesine yol açmıştır. (bkz. yukarıda anılan Saçılık ve Diğerleri, § 99).
59. Mahkeme, ayrıca Türkiye İnsan Hakları Vakfı Adana Şubesi raporuna göre, olay günü başvuranın kulağındaki kanama sonrasında kendisinin polis memurları tarafından doktora götürülmüş olduğunu kaydetmektedir. Bu önemli bilgi savcıya verilmesine rağmen, iddialara göre ilk müdahaleyi gerçekleştiren doktoru bulmaya ya da sorgulamaya dair savcı ya da sonrasında ceza mahkemesi tarafından herhangi bir girişimde bulunulmamıştır (bk. söz konusu davaya uygulanabildiği ölçüde, Ramsahai ve Diğerleri, yukarıda anılan, §326).
60. Mahkeme, Türkiye hakkındaki davalara ilişkin kararlarından bazılarında, adli makamların polis memurları hakkındaki kötü muamele suçuna ilişkin ceza yargılamaları sürecini hızlandırma hususunda titiz davranmamalarının, söz konusu yargılama sürecinin zamanaşımı hükümleri uyarınca zamanaşımına uğramasına yol açtığını gözlemlemektedir (bk. diğerleri arasında, İzci / Türkiye, no. 42606/05 § 72, 23 Temmuz 2013 ve Mustafa Taştan / Türkiye, no. 41824/05, §§ 50-51, 26 Haziran 2012). Bu kararlarda yapılmış olduğu gibi, Mahkeme bu başvuruda gereğinden fazla gecikmeler nedeniyle, ceza hukuku sisteminin özenli olmaktan oldukça uzak olduğuna ve başvuru konusuna benzer kanunsuz eylemlerin etkili şekilde önlenmesini sağlayacak caydırıcı etkiyi taşımadığına ilişkin olarak daha önce verdiği kararı değerlendirmektedir. (bk. Yazıcı ve Diğerleri / Türkiye (no. 2), no. 45046/05, § 27, 23 Nisan 2013 ve orada anılan kararlar). Bu bağlamda Mahkeme, özellikle Yargıtayın yaklaşık iki buçuk yıllık bir süre boyunca başvuran tarafından yapılan itirazı incelememiş olduğunu belirtmektedir (bk. yukarıda 29-30 paragraflar).
61. Mahkeme bir Devlet görevlisinin Sözleşmenin 3. maddesini ihlal eden bir suçtan suçlandığında, cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının ve genel af veya affın mümkün kılınmamasının büyük önem taşıdığını hatırlatmaktadır (bk. Abdülsamet Yaman / Türkiye, no. 32446/96, § 55, 2 Kasım 2004).
62. Mahkeme, yargılamaların ilk derece mahkemesi önünde beş yıl sürmesine rağmen soruşturma makamlarının başvurana ya da M.Y.ye iddia edilen suçu işleyen kişiyi tespit etme olanağı bile tanımadıklarını belirtmiştir (bk. yukarıda 46. paragraf).
63. Mahkeme, ulusal makamların vaktinde ve makul bir sürede soruşturmayı ve yargılamaları yürütmemelerinin, aynı zamanda olaya ilişkin gerçek olayları tespit etmemelerinin ve delilleri toplayamamalarının Sözleşmenin 3. maddesini usul bakımından ihlal ettiğine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
64. Son olarak, başvuran, kendisine hiçbir açıklama yapılmadan karakolda tutulmasının, Sözleşmenin 5. maddesi kapsamında özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur. Sözleşmenin 5. maddesi şu şekildedir:
1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(c) Suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancım doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
...
65. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
66. Mahkeme, başvuranın iddiasına göre yakalanmasından iki gün sonra başvuran, Savcılığa herhangi bir açıklama yapılmadan yakalanmasına ve bu nedenle keyfi olarak haklarından mahrum edildiğine dair suç duyurusunda bulunduğunu gözlemlemiştir. Ancak, Adana Ceza Mahkemesi bu konuyu incelememiştir ve 17 Eylül 2007 tarihinde beraat kararının bu konu hakkındaki hiçbir söylemi kapsamamıştır. Aynı şekilde, başvuranın avukatı beraat kararına karşı itirazda bulunduğunda, başvuranın özgürlüğünden mahrum edilmesine karşı gelmemiştir. Mahkeme, başvuranın şikayetinin 2007 tarihinden itibaren ulusal mahkemelerce incelenmediğinin bilindiğini, ancak başvuran başvurusunu 3 Ağustos 2010 tarihine kadar Mahkemeye yapmamış olduğunu tespit etmiştir. Başvuran dolayısıyla bu şikayeti hususunda Sözleşmenin 35 § 1 maddesinde var olan altı ay kuralını gözlemlememiştir. Dolayısıyla, dava bu açıdan Sözleşmenin 35 § 1 ve 4 maddeleri kapsamında reddedilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
67. Sözleşmenin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
68. Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 60.000 avro talep etmiştir.
69. Hükümet, başvuranın talebine itiraz etmiştir.
70. Mahkeme, tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağı görmemektedir; bu nedenle talebi reddetmektedir. Öte yandan, Mahkeme, başvurucuya 12.500 avro manevi tazminat olarak verilmesine karar vermektedir.
B. Masraf ve Giderler
71. Başvuran, ayrıca Mahkeme önünde yargılamalarda kendisini temsil eden avukat masrafları için 3.000 avro talep etmiştir. Talebini doğrulamak için avukatı tarafından yapılmış olan işi gösteren bir mesai kartı sunmuştur. Başvuran, ayrıca çeşitli postayla ve çeviriyle ilgili masraflardan dolayı 110 avro talep etmiştir.
72. Hükümet avukatın masrafları ile ilgili olarak talebin aşırı olduğu kanaatindedir ve diğer masraflar hususundaki talebin yeterli belge türü delille desteklenmediğini ibraz etmiştir.
73. Mahkeme içtihatlarına göre, masraf ve giderler sadece gerçekten ve muhakkak maruz kalındığı görüldüğünde ve meblağ olarak makul olduğu kadarıyla başvurana geri ödenmelidir. Mevcut davada, elindeki belgeler ve yukarıda bahsedilen ölçütler göz önüne alındığında, Mahkeme, bütün kalemler altında masrafları kapsayacak şekilde 2.000 avro tazminat ödenmesinin makul olduğu görüşündedir.
C. Gecikme faizi
74. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OY BİRLİĞİYLE
1. Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca şikayetin kabul edilebilir olduğunu ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine karar verir;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar verir;
4. (a) Davalı devlet tarafından başvurana, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminata karşılık olarak, miktara yansıtabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 12.500 avro (onikibinbeşyüz avro);
(ii) Yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 2.000 avro (ikibin avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına karar vermiştir;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 8 Temmuz 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy