(İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m. 7, 9, 10, 11, 13, 14, 18, 19, 20, 21) (Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşma m. 9, 12, 14, 18, 19, 21, 22, 25, 26, 27) (AİHS. m. 5, 6, 35) (5237 S. K. m. 61, 147) (5271 S. K. m. 91, 100, 101) (ÇETİN DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (CEM AZİZ ÇAKMAK V. - TÜRKİYE DAVASI) (HASAN UZUN V. - TÜRKİYE DAVASI) (İÇYER - TÜRKİYE DAVASI) (TAHİR ARIOĞLU VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 59715/10)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Peer Lorenzen,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), 18 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, 3 Eylül 2010 tarihli başvuruyla ilgili olarak yukarıda belirtilen tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Ramazan Cem Gürdeniz, T.C. vatandaşı olup 1958 doğumludur ve Ankarada ikamet etmektedir. Başvuran, ulusal mahkemeler önünde itham edildiği olayların meydana geldiği 2003 ve 2004 yıllarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığında Albay olarak görev yapmaktaydı. Başvuran halen hapiste bulunmaktadır. Başvuran, AİHM önünde Ankarada görev yapan avukatlar Ş. Nazlıoğlu Erol ve Y. Katı tarafından temsil edilmiştir.
A. Somut Olayın Koşulları
2. Dosyada mevcut olan davanın olayları aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1. Başvuranın tutukluluğu ve başvuran aleyhine yürütülen ceza yargılaması
3. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, 2010 yılında, tümü Silahlı Kuvvetler mensubu general veya subay olan birçok kişi hakkında, Balyoz (Fransızca da "la masse" ya da İngilizcede "sledgehammer") olarak adlandırılan bir suç örgütüne üye oldukları gerekçesiyle ceza soruşturması başlatmıştır. Savcılık, bu kişileri, 2002 ve 2003 yıllarında seçilmiş hükümeti devirmek amaçlı askeri darbe yapmakla ve söz konusu dönemde yürürlükte bulunan mülga Türk Ceza Kanununun 147. maddesi ile tedbir alınan eyleme teşebbüs etmekle itham etmiştir (Balyoz Davası ile ilgili daha detaylı bilgi ve bu davaya ilişkin eylem planları için bkz. Doğan / Türkiye (Kabul Edilebilirlik Hakkında Karar), No. 28484/10, 10 Nisan 2012 ve Çakmak / Türkiye (Kabul Edilebilirlik Hakkında Karar), No. 58223/10, 19 Şubat 2013).
4. Başvuranın 23 Şubat 2010 tarihinde İstanbul Cumhuriyet savcısı ("savcı") tarafından Balyoz operasyon planı hakkında ifadesi alınmıştır.
5. Başvuran, 24 Şubat 2010 tarihinde İstanbul Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi hakiminin önüne çıkarılmış, ifadesinin alınmasının ardından, tutuklanmasına karar verilmiştir.
6. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Mart 2010 tarihinde başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
7. İstanbul savcılığı 6 Temmuz 2010 tarihli bir iddianame ile mülga Türk Ceza Kanununun 61. maddesi ile birleştirilmiş 147. maddesine (Bakanlar Kurulunu güç kullanmak suretiyle devirme teşebbüsünü önleyen) dayanarak aralarında başvuranın da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında İstanbul 10. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesine dava açmıştır. Savcılık, başvuranı askeri bir darbe ile hükümeti devirmeyi amaçlayan Balyoz operasyonu planına iştirak etmekle itham etmiştir. Savcılık bu bağlamda, başvuranın, nihai hedefinin sıkıyönetim yasasının uygulanmasına destek sağlamaya elverişli, Türkiye de bir seferberlik olacak şekilde, Deniz Kuvvetlerinin, Yunanistan ve Türkiye arasında çatışma konusu olan Ege Denizi ndeki adalar, küçük adalar ve kayalıklar konusunda Yunanistan ile gerilim yaratılmasında katkısından faydalanılacak olan Suga eylem planının uygulanması için görevlendirildiğini belirlemiştir.
8. Gölcükte Harp Filosu Komutanlığında 6 Aralık 2010 tarihinde bir arama gerçekleştirilmiştir. Bu arama Balyoz operasyon planı ile ilişkili çok sayıda ek belgenin ele geçirilmesini sağlamıştır.
9. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Şubat 2011 tarihli duruşmada, 6 Aralık 2010 tarihinde yapılan arama sırasında ele geçirilen ve başvuranın suçlu olduğu yönünde şüpheleri kuvvetlendiren belgelerdeki tamamlayıcı bilgileri dikkate almış ve savcının talebi üzerine başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
10. Başvuran, tahliye edilmek amacıyla Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde birçok başvuruda bulunmuştur. Başvuran genellikle kendisinin itham edilmesine neden olan dijital belgelerin, aslında çok sayıda silahlı kuvvetler subayının suçlanması dolayısıyla da bertaraf edilmesi için oluşturulmuş ya da tahrif edilmiş dosyalan içerdiğini savunmaktadır. Başvuran kendisiyle birlikte diğer suçlananlarla, savcılık tarafından sunulan ve şahsına yönelik suçlamaları destekleyen bu delil unsurlarının geçersizliğinin ispatı amacıyla Ağır Ceza Mahkemesine karşı bir bilirkişi raporu sunmuştur.
11. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, savcılık görüşünü takip ederek, mevcut delil durumu, atılı suçun cezai niteliği ve başvuran üzerinde yoğunlaşan kuvvetli suç şüphelerine dayanarak başvuruları reddetmiştir.
12. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2012 tarihinde Balyoz davasındaki yargı kararını kabul ederek, diğerlerinin arasında başvuranı, mülga Türk Ceza Kanununun 61. maddesiyle birleştirilmiş 147. maddesi gereğince 18 yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir.
13. Yargıtay 9 Ekim 2013 tarihli bir karar ile başvuranın İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı hakkındaki temyiz başvurusunu reddetmiştir.
2. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Kurulu Keyfi Tutukluluk Hakkında Çalışma Grubunun Görevlendirilmesi
14. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Kurulu Keyfi Tutukluluk Hakkında Çalışma Grubu (« keyfi tutukluluk hakkında çalışma grubu») 1 Mayıs 2013 tarihinde Balyoz davası çerçevesinde tutuklu olan - aralarında başvuranın da bulunduğu - 250 kişiye ilişkin no. 6/2013 sayılı görüşünü kabul etmiştir. Bu görüş aşağıda belirtildiği şekildedir:
« (...) 2. Çalışma Grubu, özgürlük kısıtlamasının aşağıdaki hallerde keyfi olduğunu değerlendirmektedir:
a) Özgürlük kısıtlamasını haklı göstermek için çeşitli yasal dayanakların ileri sürülmesinin açıkça imkansız olduğu durumlarda (bir kişinin kendisine uygulanabilir bir af yasasına rağmen (kategori I) ya da cezasının infazı sonrası tutukluluk halinin devamı durumu gibi);
b) Özgürlük kısıtlamasının, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 7, 13, 14, 18, 19, 20 ve 21 maddeleri ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 12, 18, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27. maddeleri (kategori II) ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanılması sonucundan kaynaklandığı durumlarda;
c) İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ve ilgili Devletlerce kabul gören uygun uluslararası belgelerde düzenlenen adil yargılanma hakkına ilişkin uluslararası normların tamamen ya da kısmen yerine getirilmemesi durumunun özgürlükten yoksun bırakmaya keyfilik kazandıracak kadar ağır olması halinde (kategori III);
d) İltica hakkı talep edenler, göçmenler veya mülteciler idari ve yargısal bir değerlendirme yapma veya çözüm yolu bulma ihtimali yok iken uzun süreli idari gözaltı uygulamasına maruz bırakıldıklarında ( Kategori IV);
e) Özgürlükten yoksun bırakma, doğuştan gelen özellikler, milliyet, etnik ve sosyal köken, dil, din, ekonomik durum, siyasi veya diğer görüşler, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik hali veya diğer özel durumlardan ötürü ayrımcılık yapılması nedeni ile uluslararası hukuku ihlal ediyor ise ( Kategori V).
(...)
72. Belgeleri inceleyen ve değerlendiren Çalışma Grubu, 250 kişi ile ilgili tek bir görüş oluşturacaktır. Zira bu kişilere isnat edilen suç, hükümeti devirmek amacıyla yapılacağı iddia edilen balyoz darbesine dahil olmalıdır. Kaynağın iddiaları da bu bireylerin bir grup olduğu yönündedir.
73. Hükümet, kaynağın ortaya attığı yargı sürecinde usul ihlalleri olduğuna ilişkin iddia da dahil birtakım iddialara cevap vermemiştir. Hükümet kendisine kaynak tarafından yapıldığı belirtilen bu ihlallerin kabul etme veya bu iddiaları çürütme yahut bunlara itiraz etme fırsatını değerlendirmemiştir. Hükümetten gelen bilgiler yukarıda atıfta bulunulanlar ile sınırlı olduğundan, Çalışma Grubu, kaynağın sunduğu bilgiler temelinde dava ile ilgili görüş oluşturacaktır. Çalışma Grubu, yeniden gözden geçirilmiş çalışma yöntemleri uyarınca, dava ile ilgili kendisine sunulan bilgiler temelinde görüş oluşturabilecek pozisyondadır.
74. Kaynak, hükümetin sanıkların fazla gecikmeden yargılanma haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, Çalışma Grubu, adil yargılama hakkı, adaletin gecikmeden tecelli etmesini ifade ederken, makul sürenin ne kadar olduğunu her bir davadaki koşullar ve davanın karmaşıklığı ile sanığın devam eden tutukluluk haline periyodik olarak itiraz etme hakkının uygulanabilirliğine göre değiştiğine işaret etmektedir. Çalışma Grubu kararlarını dava bazında verir. Hükümet, sanıklara, tutulmalarının (tutuklanmalarının) yasaya uygunluğu ile ilgili itirazda bulunabilmeleri için ve kefaleten serbest bırakılma hususunda etkin bir yol sağlandığını göstermemiştir. Hükümet, mahkemelerin, sanıkların tutukluluk hallerin devamını gerekçelendiren yasal ve fiili dayanakları ortaya koyan kararlar ile sanıkları kefaleten serbest bırakmak yerine tutukluluk hallerinin devamına hükmeden kararların orantılılığını gözden geçiren periyodik değerlendirme yazılarını göstermemiştir. Çalışma Grubu, bunun, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. Maddesinin 3. Fıkrası ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 9. Maddesi'nin ihlal edildiği sonucunun çıkarılması için yeterli dayanak sağladığı görüşündedir.
75. Kaynak, yargılama sırasında sanıkların adil yargılama haklarının defalarca ve ciddi bir biçimde ihlal edildiğini iddia etmektedir. Çalışma Grubu kaynak tarafından sunulan tüm belgeleri ve hükümetten gelen yanıtı incelemiştir. Hükümet verdiği yanıtta, kaynağın, Türk hukukunda davanın delillerin doğruluğunun değerlendirildiği ilk aşamasında, usule aykırılıklar yaşandığına ilişkin iddialarını tartışmamış veya mahkemenin, savunma makamınca sunulan, dijital verilerin doğruluğunu çürüten 3 bilirkişi raporunu değerlendirmeye almayı reddettiği iddiasına karşı çıkmamıştır. Ayrıca, hükümet, verdiği yanıtla, mahkemenin, savunmanın iki kilit tanığı dinletme taleplerini reddetmesi hususuna da karşı çıkmamıştır ki bu tanıklardan yapılacağı iddia edilen darbeyi engellediğini iddia etmektedir.
76. Hükümet, sanıkların soruşturma dosyasındaki gizli belgelere (materyallere) erişiminin kısıtlanmasının uluslararası insan hakları belgeleri uyarınca meşru olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Çalışma Grubu, böylesi kısıtlamaların, eğer erişimi kısıtlanan belgeler daha sonra yargılamada sanığın aleyhine kullanılmıyor ise ve bunlar aleyhe bir nitelik taşımıyor ise, kısıtlanmasının meşru olduğuna işaret etmektedir. Ancak bu davada Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 14. Maddesinin 3(b) bendini ihlal eder şekilde, milli güvenlik gerekçe gösterilerek, sanığın, iddia makamı tarafından kullanılan birinci derece delillere ve aleyhe olması mümkün delillere erişmeleri engellenmiştir.
77. Hükümet, mahkeme salonuna yerleştirilen mikrofonlar sayesinde hükümeti duruşma sırasında avukat- müvekkil arasındaki gizli konuşmaları dinlediğini reddetmemiştir. Bu yolla, 14. maddenin 3(b) bendini ihlal edilmiş, sanıklar, mahkeme salonunda duruşma sırasında müdafileri ile özel olarak konuşma haklarından yoksun bırakılmışlardır.
78. Çalışma Grubu, dava ile ilgili belirtilen durumlar ışığında, yukarıda ifade edilen yargılama sırasındaki kanuni prosedüre ilişkin ihlallerin Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. maddesi ve 14. maddesinin 3. fıkrası ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 9, 10 ve 11. maddelerini ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Bu nedenle, 250 dilekçe sahibinin özgürlüklerinden yoksun bırakılması, Çalışma Grubu'nun kendisine iletilen davaları değerlendirirken atıfta bulunduğu kategorilerden III. Kategori'nin kapsamına girmektedir.
Görüş
79. Yukarıdakiler ışığında, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu aşağıdaki görüşe varmıştır;
Balyoz davasında tutuklu yargılanan 250 sanığın özgürlüklerinden yoksun bırakılması keyfidir ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. ve 14. Maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 9, 10 ve 11. Maddelerini ihlal etmektedir. Söz konusu özgürlüklerden yoksun bırakma durumu, Çalışma Grubu'nun kendisine iletilen davaları değerlendirirken atıfta bulunduğu kategorilerden III. Kategori'nin kapsamına girmektedir.
80. Çalışma Grubu oluşturduğu görüş neticesinde, Türkiye Hükümeti'nden bu 250 kişinin durumunun Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi uyarınca düzeltilmesini talep etmektedir. Çalışma Grubu, dava ile ilgili tüm durumlar dikkate alındığında, yeterli bir durum düzeltmesinin Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. maddesinin 5 fıkrası uyarınca icrası zorunlu tazminat hakkı vermekle olacağı kanaatindedir. (...) »
B. İlgili İç Hukuk
1. Anayasa Mahkemesi ne Bireysel Başvuru
15. 5982 Sayılı Kanun ile anayasa değişikliğinin kabul edilmesinin ardından yasa 13 Mayıs 2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmış ve referandumun ardından 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir ve Türk Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, Türk hukuk sisteminde başlatılmıştır.
16. Anayasa Mahkemesi önündeki usul, Hasan Uzun / Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 10755/13, 30 Nisan 2013) kararında açıklanmıştır.
2. Ceza Kanunu
17. Söz konusu dönemde yürürlükte olan Mülga Türk Ceza Kanununun 147. maddesi aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:
« Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyleyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur.»
18. Aynı kanunun 61. maddesine göre, bir kimse işlemeği kasdeylediği bir cürümü vesaiti mahsusa ile icraya başlayıp da ihtiyarında olmayan esbabı maniadan dolayı o cürümün husulüne muktezi fiilleri ikmal edememiş ise kanunda yazılı olmayan yerlerde fiil, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde müteşebbis hakkında on beş seneden 20 seneye ve müebbet ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde on seneden on beş seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur. Sair hallerde o cürüm için kanunen muayyen olan ceza, yarısından üçte ikisine kadar indirilir.
3. Ceza Muhakemesi Kanunu
19. Ceza Muhakemesi Kanununun 91. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
« Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığına bağlıdır. »
20. Tutuklanma, Ceza Muhakemesi Kanununun 100. ve devamındaki maddeler ile düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, şüpheli veya sanığın davranışları, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, bazı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir bunlar özellikle Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, 100. maddenin 3. fıkrasında tutukluluk gerekçesinin varlığı olarak değerlendirilmektedir.
21. Ceza Muhakemesi Kanununun 101. maddesinde, tutukluluğa kovuşturmanın ilk aşamasında tek hakim tarafından Cumhuriyet savcısının talebiyle, karar aşamasında ise, savcı talebiyle ya da resen yetkili bir mahkeme tarafından karar verileceği düzenlenmiştir. Tutukluluk ve tutukluluk halinin devamına hükmeden kararlar için itiraz söz konusu olabilmektedir. Buna ilişkin kararların hukuki ve olgusal olarak gerekçelendirilmesi gerekmektedir.
C. İlgili Uluslararası Hukuk
1. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi
22. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 9. maddesi aşağıdaki gibidir:
"1. Herkes kişi özgürlüğü ve kişi güvenliği hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak gözaltına alınamaz veya tutulamaz. Hiç kimse hukukun öngördüğü sebepler ve usuller dışında özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
2. Gözaltına alınan bir kimse, gözaltına alınma sebepleri hakkında gözaltına alındığı sırada ve kendisine isnat edilen suçlar konusunda derhal bilgilendirilir.
3. Cezai bir fiilden ötürü Gözaltına alınan veya tutulan bir kimse derhal bir yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevli önüne çıkarılır ve bu kimse makul bir sürede yargılanma veya salıverilme hakkına sahiptir. Yargılanan bir kimsenin tutuklanması genel bir kural olamaz; yargılamanın her aşamasında tutuklunun salıverilmesine karar verilebilir; salıverilme bu kimsenin duruşmaya gelmesini sağlamak ve mahkûm edilmesi halinde hükmün infazını temin etmek için teminata başlanabilir.
4. Gözaltına alınarak veya tutularak özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimse, tutulmasının hukukiliği hakkında hemen karar verebilecek ve eğer tutulması hukuki deşilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Hukuka aykırı olarak Gözaltına alınmaktan veya tutulmaktan mağdur olan bir kimse icrası mümkün bir tazminat hakkına sahiptir."
23. Yine aynı sözleşmenin 14. maddesi aşağıda yer aldığı şekildedir:
"1. Herkes mahkemeler ve yargı yerleri önünde eşittir. Herkes, hakkındaki bir suç isnadının veya hak ve yükümlülükleri ilgili bir hukuki uyuşmazlığın karara başlanmasında, hukuken kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Davayı izleyenler ve basın mensupları, demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni (ordre public) veya ulusal güvenlik nedeniyle veya tarafların özel yaşamlarının menfaatinin gerektirmesi halinde veya mahkemenin görüşüne göre aleniliğin adaletin gerçekleşmesine zarar vereceği özel şartların kesinlikle gerektirdiği ölçüde, duruşmalardan tamamen veya kısmen çıkarılabilir; ancak bir ceza davasında veya hukuk davasında verilen hüküm, gençlerin menfaati veya aile uyuşmazlıkları veya çocuğun velayeti ile ilgili davalar aksini gerektirmedikçe aleni olarak tefhim edilir.
2. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, hukuka göre suçluluğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılma hakkına sahiptir.
3. Hakkında bir suç isnadı bulunan bir kimsenin bu isnadın karara başlanmasında, tam bir eşitlik içinde asgari şu haklara sahiptir:
a) Hakkındaki suç isnadının niteliği ve nedenleri konusunda ayrıntılı bir şekilde ve anlayabileceği bir dilde derhal bilgilendirilme;
b) Savunmasını hazırlamak ve kendi seçtiği avukatla görüşmek için yeterli zamana ve kolaylıklara sahip olma;
c) Sebepsiz yere gecikmeden yargılanma;
d) Duruşmalarda hazır bulundurulma ve kendisini bizzat veya kendi seçeceği bir avukat aracılığıyla savunma; eğer avukatı bulunmuyorsa sahip olduğu haklar konusunda bilgilendirilme; adaletin yararı gerektirdiği her durumda kendisine bir avukat tayin edilme ve eğer avukata ödeme yapabilecek yeterli imkanı yoksa ücretsiz olarak avukat tayin edilme;
e) Aleyhindeki tanıkları sorguya çekme veya çektirme ve lehindeki tanıkların mahkemeye çıkmalarını ve aleyhindeki tanıklarla aynı koşullarda sorguya çekilmelerini sağlama;
f) Mahkemede konuşulan dili anlamıyor veya konuşamıyorsa, bir çevirmenin yardımından ücretsiz olarak yararlanma;
g) Kendisini suçlandırıcı tanıklık yapmaya veya bir suçu itirafa zorlanmama.
4. Küçüklerin yargılanmasında, küçüklerin yaşlarını ve yeniden eğitilmelerinin yararını göz önünde tutacak bir yargılama usulü izlenir.
5. Bir suçtan ötürü mahkûm olan bir kimse, mahkûmiyetinin ve aldığı cezanın daha yüksek bir yargı yeri tarafından hukuka göre incelenmesini isteme hakkına sahiptir.
6. Bir kimse bir suçtan ötürü nihai bir kararla mahkûm olduğunda ve bu mahkûmiyeti adli hata bulunduğu gerekçesiyle bozulduğunda veya kendisi bağışlandığında, eğer mahkûmiyet kararının verildiği tarihte bilinmeyen olayların ortaya çıkarılamamış olmasının nedenleri kısmen veya tamamen kendisine yüklenebileceği kanıtlanmadıkça, bu tür bir mahkûmiyetin sonucu olarak ceza çeken bir kimseye hukuka uygun olarak tazminat ödenir.
7. Bir ülkenin hukukuna ve ceza yargılama usulüne uygun olarak daha önce kesin biçimde mahkûm olan veya beraat eden bir kimse aynı suçtan ötürü ikinci kez yargılanamaz ve cezalandırılamaz."
2. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
24. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 9. maddesi aşağıdaki hükmü içermektedir:
"Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez."
25. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. maddesi, aşağıdaki gibi yazılmıştır:
"Herkesin, hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine bir suç yüklenirken, tam bir şekilde davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı vardır."
26. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 11. maddesi aşağıdaki hükümleri içermektedir:
"1. Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda, yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır.
2. Hiç kimse işlendiği sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez."
3. Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu
27. BM İnsan Hakları Komisyonu'nun 1991/42 sayılı Tavsiye Kararı ile kurulmuş olan Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde belirtilen normlar ve ilgili Devletler tarafından kabul edilen ilgili belgeler anlamında, keyfi olarak özgürlüklerden yoksun bırakma durumlarını soruşturmakla yükümlüdür. Komisyon, 1997/50 sayılı Tavsiye Kararıyla, iltica ve göç talep edenlerin idari gözetime ilişkin konulan da kapsamak amacıyla, Çalışma Grubunun görevlerini ve yetki alanını belirlemiştir. İnsan Hakları Komisyonu, altıncı oturumunda, Çalışma Grubunun yetki alanını keyfi tutuklamalar hakkında genişletmiş ve söz konusu yetki alanının genişliğini onaylayan 6/4 sayılı Tavsiye Kararını kabul etmiştir. Konsey, 30 Eylül 2010 tarihli 15/18 sayılı Tavsiye Kararıyla, Çalışma Grubunun yetki süresini yeni bir üç yıllık dönem için uzatmıştır.
28. Çalışma Grubu önünde incelenen yargılama için, bk. Peraldi / Fransa ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 2096/05, 7 Nisan 2009).
ŞİKAYETLER
29. Başvuran öncelikle, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasını öne sürerek, kendisine göre, cezai bir suç işlemekle suçlanması için makul sebeplerin bulunmaması nedeniyle, Sözleşme ihlal edilerek yakalanmasından ve gözaltına alınmasından şikayet etmektedir. Başvuran, savcılık tarafından ileri sürülen suçlamalara dayanak oluşturan delil unsurlarının doğru olmadığını ve kendi nazarında, hakkaniyete uygun olmayan ceza yargılaması çerçevesinde verilen özgürlüğünden mahrum bırakılması kararının keyfi olduğunu savunmaktadır.
30. Başvuran, ardından Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasını ve 4. fıkrasını ileri sürerek, tutukluluğunun süresinden şikayet etmektedir. Başvuran ayrıca, tutukluluk halinin devamı kararına yerel mahkemeler tarafından gösterilen gerekçelerin yetersizliğinden şikayetçidir.
31. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, kendisi aleyhinde yürütülen ceza yargılamasının süresinden şikayet etmektedir.
32. Başvuran, yine Sözleşmenin 6. maddesi açısından, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde hakkaniyete uygun olarak yargılanmadığını iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, mahkemeyi, davayı savunma haklarına riayet etmeden yürütmekle suçlamaktadır.
33. Başvuran diğer taraftan, savunmasının hazırlanması için gerekli kolaylıklardan yararlanamadığı ve ispat yükü taşıyan bütün unsurlara erişim sağlayamadığı gerekçeleriyle, Sözleşmenin 6. maddesinin 3. fıkrasının a), b) ve c) bentlerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran, aleyhinde ileri sürülen suçlamanın niteliği ve sebebi hakkında kendisine mümkün olan en kısa süre içerisinde bilgi verilmediğini iddia etmektedir.
34. Başvuran, son olarak Sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürerek, masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edilmesinden şikayet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
35. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, yakalanması ve tutuklanması sırasında cezai bir suç işlediğine dair makul sebepler bulunmasıyla ilgili herhangi bir delil unsuru bulunmadığını savunmaktadır. Başvuran, kendisine göre hakkaniyete uygun olmayan bir ceza yargılaması çerçevesinde tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin, söz konusu maddeye aykırılık teşkil ettiğini eklemektedir. Ayrıca başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. ve 4. fıkraları açısından, tutuklu kaldığı süreden ve yerel mahkemelerin tutukluluk halinin devamı kararını haklı gösterdikleri gerekçelerin yetersizliğinden şikayet etmektedir.
Davanın olaylarının hukuki değerlendirmesinde uzman olan Mahkeme (Glor / İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009), bu şikayetleri sadece Sözleşmenin 5. maddesinin 1. ve 3. fıkraları açısından incelemenin gerekli olduğu kanısındadır.
36. Bu bağlamda, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi ile ilgili olan içtihadın kriterlerini hatırlatmak uygundur. Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
"2. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvurulan aşağıda sayılı hallerde ele almaz:
(...)
b) Başvuru, Mahkemece daha önce incelenmiş ya da uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine daha önceden sunulmuş bir başka başvuruyla esasen aynı olup yeni olgular içermiyorsa."
37. Bu hükümden, aynı davaya ilişkin uluslararası yargılamaların artmasını engellemeyi amaçlayan Sözleşmenin, uluslararası bir mahkemenin daha önceden inceleme konusu olmuş bir başvuruyu Mahkemenin yeniden ele alabileceğini göz ardı ettiği anlaşılmaktadır. (Celniku / Yunanistan, No. 21449/04, § 39, 5 Temmuz 2007). Bu kural, Mahkemenin davayı incelediği tarihte esas hakkında verilmiş bir kararın önceden bulunması unsuru dikkate alınarak, başvuruların sunuldukları tarihlerden bağımsız olarak uygulanmaktadır.
38. Bu bağlamda Sözleşme organlarının verdiği kararlar, bir başvurunun daha önceden başka bir uluslararası bir mahkeme önüne sunulmuş olmasının, Mahkemenin yetkisini bertaraf etmek için kendi içerisinde yeterli bir sebep olmadığını ve denetim organının niteliği, bu organ tarafından izlenen yöntem ve verdiği kararların sonucu, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi bakımından olması gerektiği gibiyse, Mahkemenin yetkisinin bertaraf edildiğini göstermiştir (Loukanov / Bulgaristan, No. 21915/93, 12 Ocak 1995 tarihli Komisyon Kararı, Karar ve Raporlar (KR) 80-B, s. 108 ve Varnava ve diğerleri / Türkiye, No. 16064-16066/90 ve 16068-16073/90, 14 Nisan 198 tarihli Komisyon Kararı, KR 93-B, s. 5).
39. Mahkeme, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun ele aldığı davayı daha önce incelediğini ve Sözleşmenin 35. Maddesinin 2. Fıkrasının b) bendi anlamında bu Çalışma Grubunun, "uluslararası soruşturma yapan ve yönetmelik hazırlayan bir yargı makamı olduğu sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (daha önce anılan karar Peraldi).
40. Dolayısıyla somut olayda Mahkemenin, başvuranın Sözleşmenin 5. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına ilişkin olarak ileri sürdüğü şikayetlerin, Birleşmiş Milletler, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubuna sunulan şikayetlerle "esasen aynı" olup olmadığını belirlemesi gerekmektedir.
41. Mahkeme bu hususla ilgili olarak, bir başvurudaki olgular, taraflar ve şikayetler aynı olduğunda, söz konusu başvurunun "esasen aynı" olarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Savda / Türkiye, No. 42730/05, § 68, 12 Haziran 2012).
42. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın Sözleşmenin 5. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına ilişkin şikayetlerinin ve Çalışma Grubuna sunulan bildirinin, Balyoz Davası çerçevesinde 250 kişinin tutuklanmasına ve özellikle bu kişilerin keyfi olarak tutuklandıkları ve aşırı uzun süre tutuklu kaldıkları hususuna dair olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme öncelikle, Çalışma Grubunun, temel olarak başvuran aleyhinde açılan ceza davasının içerdiği unsurlar olmak üzere birçok unsura dayanarak, ilgilinin keyfi olarak tutuklanıp tutuklanmadığı ve tutukluluk süresi hakkında karar verdiğine dikkat çekmektedir.
43. Mahkeme, görüşlerinde, Çalışma Grubunun "(söz konusu) devletler tarafından kabul edilen (...) ilgili uluslararası belgelerde ortaya konan adil yargılama hakkına ilişkin uluslararası normların tamamen veya kısmen ihlal edilmesi durumunun özgürlükten yoksun bırakmaya keyfilik kazandıracak kadar ağır (olması) halinde, (...) özgürlükten mahrum bırakmanın keyfi (olduğu)" kanaatine vardığını tespit etmektedir.
44. Mahkeme, mevcut davada, Çalışma Grubunun, Balyoz Davasında tutuklanan, başvuranın da aralarında bulunduğu 250 sanığın özgürlüğünden mahrum bırakılmasının, keyfi olduğuna ve bu durumun, Kişisel ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 9. ve 14. maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. ve 11. maddelerine aykırılık teşkil ettiğine karar verdiğini tespit etmektedir. Çalışma Grubu, keyfi tutuklama hakkında bu sonuca ulaşmak için, adil yargılanma hakkının genel bir analizi çerçevesinde başvuranın davasını incelemiştir. Dolayısıyla inceleme, başvuranın Mahkeme önüne sunduğu Sözleşmenin 5. maddesine ilişkin şikayetleri kapsamıştır. Bu yüzden Mahkeme, somut olayın kendine özgü koşullarını dikkate alarak, olguların, tarafların ve şikayetlerin aynı olduğunu değerlendirmektedir.
45. Mahkemeye sunulan Sözleşmenin 5. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına ilişkin şikayetlerin, keyfi tutuklama hakkında Çalışma Grubunun yukarıda belirtilen görüşünün temelinde bulunan şikayetlerle esasen aynı olması dolayısıyla, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının b) bendinin uygulanmasıyla, bu şikayetlerin kabul edilemez bulunduğuna karar vermek uygundur.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
46. Başvuran diğer taraftan, birçok bağlamda Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran öncelikle, kendisi aleyhinde yürütülen ceza davasının süresinden şikayet etmektedir. Başvuran ardından, hakimlerin bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine bağlı kalmadıklarını, kendisine isnat edilen suçlamaların niteliği ve sebepleri hakkında kendisine en kısa süre içerisinde bilgi verilmediğini, savunmasını hazırlamak için gerekli kolaylıkların sağlanmadığını ve yeterli zaman verilmediğini ve kendisine lehinde delil sunma imkanı verilmediğini ileri sürmektedir. Başvuran son olarak, masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle, Sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrasının tanınmadığından şikayet etmektedir.
47. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesinin normal olarak Mahkemeye başvuru yapıldığı tarihte değerlendirildiğini tespit etmektedir. Bununla birlikte Mahkemenin birçok defa belirttiği gibi, bu kural, her somut olayın kendine özgü koşullan tarafından haklı gösterilebilen bazı istisnalarla uygulanmaktadır (Baumann / Fransa, No. 33592/96, § 47, 22 Mayıs 2001). Mahkeme, konusu aşırı uzun yargılama olan başvurularla ilgili bazı üye Devletlere karşı yürütülen davalarda, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği konusunun, başvurunun sunulduğu sırada değerlendirilmesine dair genel ilkeden özellikle uzaklaştığını hatırlatmaktadır (Fakhretdinov ve diğerleri / Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 26716/09, 67576/09 ve 7698/10, 23 Eylül 2010 ve Reinhold Taron / Almanya (kabul edilebilirlik hakkında), No. 53126/07, 29
Mayıs 2012). Mahkeme, Türkiyeye karGı yürütülen mülkiyet hakkına bağlı konuları içeren bazı davalarda da aynı tutumu sergilemiştir (İçyer / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 18888/02, §§ 73-87, 12 Ocak 2006, Altunay / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42936/07, 17 Nisan 2012 ve Arıoğlu ve diğerleri / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 11166/05, 6 Kasım 2012).
48. Mahkeme, Hasan Uzun (daha önce anılan) Kararında Anayasa Mahkemesi önünde yapılan bireysel başvuru yolunun temel sonuçlarını ve başvurunun yapılmasına imkan veren kaynakları incelediğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu davada verdiği kararda, söz konusu başvuru yolunun ilke olarak Sözleşmeye ilişkin şikayetlere uygun karar düzeltme imkanları teşkil etmediğini söylemeye izin veren herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatine varmıştır.
49. Yukarıda belirtilenler ışığında, somut olayda Mahkeme, başvuranın, Yargıtayın verdiği 9 Ekim 2013 tarihli kararın ardından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş olması gerektiği kanaatindedir.
50. İç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, Sözleşmenin 6. maddesine ilişkin şikayetlerin, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrasının uygulanmasıyla, kabul edilemez bulunduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oyçokluğuyla, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy