(AİHS m. 2, 6, 13, 35) (CALVELLİ VE CİGLİO - İTALYA DAVASI) (İCLAL KARAKOCA VE HÜSEYİN KARAKOCA V. - TÜRKİYE DAVASI) (MERAL - TÜRKİYE DAVASI) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI) (AYSEL KILIÇ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 60108/10)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
NebojaVucinic,
Helen Keller,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla, 26 Ağustos 2014 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 7 Eylül 2010 tarihli başvuruya ilişkin olarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından, davalı Hükümetin sunduğu görüşleri ve başvuranın bu görüşlere cevaben sunduğu görüşleri dikkate alarak aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. T.C. vatandaşları olan başvuranlar Bilsen Tamer, Selin Tamer ve Özge Tamer, sırasıyla 1965, 1986 ve 1989 doğumlu olup, İzmirde ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde İzmirde görev yapan Avukat S. Cengiz tarafından temsil edilmektedirler. Başvuranlar, 31 Aralık 1961 tarihinde doğan ve 28 Eylül 2007 tarihinde vefat eden Satılmış Tamerin sırasıyla, eşi ve kızlarıdır.
Türk Hükümeti ("Hükümet"), kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
2. Başvuran Selin Tamer, 27 Eylül 2007 tarihinde, saat 18.00a doğru, mide bulantısı ve aşırı terlemeden şikayet eden babası Satılmış Tamerle birlikte Güzelyalı Askeri Hastanesine gitmiştir.
3. Nöbetçi Doktor Y.V., Tameri stetoskop ile dinlemiştir. Doktor Y.V., Tamerin genel sağlık durumunun iyi olduğunu, bilincinin açık ve çevresiyle işbirliği halinde olduğunu, tansiyonunun 120/100 mmHg olduğunu ve nabzının dakikada 80 defa attığını tespit etmiştir.
4. İdrar ve kan testleri yapılmıştır. Gastrointestinal sistem radyolojisi uygulanmıştır.
5. Lokositlerde hafif yükselme dışında, idrar testi sonuçları normal çıkmıştır. Kan testinde herhangi bir anormallik tespit edilmemiştir.
6. Doktor Y.V., Tamerin akut gastroenterit ve gastrit rahatsızlığı bulunduğu kanısına varmıştır. Doktor, Tamere serum verilmesine karar vermiştir. Ayrıca hastaya damar yoluyla iki ilaç daha verilmiştir (metoklopramid (antiemetiknöroleptik)ve ranitidin (gastrik asidin üretimini önleyen antihistaminH2). Bu işlemi, Hemşire A.A. gerçekleştirmiştir.
7. Söz konusu ilaç tedavisinin ardından, Doktor Y.V.,Tamere vereceği ilaçlan reçete etmiş ve hastanın evine geri dönmesine izin vermiştir.
8. Ertesi gün, yani 28 Eylül 2007 tarihinde, saat 10.00a doğru, Tamer, kızı Selinin refakatinde, Güzelyalı Askeri Hastanesi Acil Servisine yeniden gelmiştir. Tamer bu defa, göğüs ağrısından şikayet etmiştir.
9. Nöbetçi Doktor H.İ.Ç., hastayı stetoskop ile dinlemiş ve akut koroner sendrom tanısı koymuştur. Bu teşhis, elektrokardiyografi ile teyit edildikten sonra, Tamer, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi, koroner yoğun bakım ünitesine hemen sevk edilmiştir.
10. Doktorlar, hastaya koroner anjiyografı işlemi uygulamış, Tamerin iki koroner arterinin tıkandığını tespit etmişlerdir. Doktorlar derhal, söz konusu damarlara balon yardımıyla stent koyarak bir anjiyoplasti işlemi uygulamışlardır. Bu müdahaleye rağmen hasta, miyokardinfarktüsü geçirmiştir. Kardiyopulmonerresüsitasyon uygulansa da başvuranların yakını kurtarılamamış ve 13.30da vefat etmiştir.
11. Hastanenin iki doktoru tarafından düzenlenen ölüm belgesine göre, müteveffanın bedeninde otopsi işlemi gerçekleştirilmemiştir.
A. Ceza Soruşturması
12. Başvuranlar, 12 Kasım 2007 tarihinde, askeri savcılığa Doktor Y.V. ve Hemşire A.A. aleyhinde suç duyurusunda bulunmuşlardır. Başvuranlar, Hemşire A.A.nın, yakınlarıyla doğru bir şekilde ilgilenmediğini ve Doktor Y.V.nin, yakınlarının hastaneye ilk defa getirildiğinde, kendilerine göre, ihmalkarlıkla, ölüm öncesinde meydana gelen kalp krizini teşhis ve tedavi etmedikleri iddia etmişlerdir.
13. Askeri savcı, birçok tanığın ifadesini almıştır.
14. Başvuran Selin Tamer, babasının göğsünün ağrıdığı, sıklıkla terlediği, midesinin bulandığı ve ellerinde şişkinlik olduğu konusunda Doktor Y.V.yi bilgilendirdiğini ancak doktorun elektrokardiyogram testi uygulamadığını belirtmiştir. Başvuran, bu inceleme zamanında yapılmış olsaydı babasının kurtarılabileceğini ileri sürmüştür.
15. Doktor Y.V., Tamerin 27 Eylül 2007 tarihinde hastaneye geldiğini ve kendisine uygun bir ilaç tedavisi uygulandığını açıklamıştır. Ardından, ilgilinin epigastrik ağrı, mide bulantısı, halsizlik ve ishal şikayetleriyle hastaneye geldiğini ve Selin Tamerin ifadelerinin aksine, göğüs ağrısı şikayetinin bulunmadığını; gastroenterit ve akut gastrit rahatsızlığının bulunduğunu; tıbbi incelemelerin sonucu beklenirken hastanın gözetim altında tutulduğunu; klinik tablonun, kardiyovasküler bir rahatsızlık bulunduğunu düşündürmediğini, daha çok sindirim sistemine bağlı bir rahatsızlığı çağrıştırdığını; hastanın sağlık durumunun, acil bir müdahale gerektirmediğini ileri sürmüştür.
16. Hemşire A.A., Tamerin hastaneye karın ağrısı, ishal, halsizlik ve mide bulantısı şikayetleriyle geldiğini destekleyerek, Doktor Y.V.nin ifadesini teyit etmiştir. Hemşire A.A.ya göre, hasta herhangi bir göğüs ağrısından veya nefes alma zorluğundan bahsetmemiştir. Kan ve idrar testleri ile radyolojik testlerin, gerçekleştirildiğini ve Doktor Y.V. tarafından öngörülen bir ilaç tedavisi uygulandığını, kendisinin de, hastaya özen gösterme yükümlülüğünü yerine getirdiğini beyan etmiştir.
17. Doktor H.İ.Ç., Tamerin acil servise 28 Eylül 2007 sabahında geldiğini, göğüs ağrısından ve genel bir rahatsızlıktan Şikayet ettiğini ve yapılan testlerle, kendisinde akut koroner sendrom bulunduğunun tespit edildiğini açıklamıştır.
18. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi doktorları, anjiyoplasti işlemini ivedilikle gerçekleştirdiklerini ancak kendilerine göre bu müdahalenin, iki ana koroner arteri % 70 tıkalı olan hastayı kurtarmak için yeterli olmadığını ifade etmişlerdir.
19. Askeri savcı, 13 Şubat 2008 tarihinde, konu yönünden (rationemateriae) görevsizlik kararı vererek, dava dosyasını İzmir Savcılığına göndermiştir.
20. İzmir Cumhuriyet Savcısı, söylemlerini yineleyen tanıkların ifadelerini bir defa daha almıştır.
21. Savcı, başvuranların yakınının ölüm sebebini belirlemek amacıyla bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir.
22. Üç adli tabip, bir patoloji uzmanı, bir dahiliyeci, bir kardiyolog, bir cerrah, bir nörolog ve bir anestezistten oluşan Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Dairesi, 9 Şubat 2009 tarihinde, bilirkişi raporunu sunmuştur. Raporda, doktorların ifadelerini, hastaneye giriş ve çıkış kayıtlarını, müdahale kayıtlarını ve hastanın geçmişte herhangi bir tıbbi öyküsü olmayan sağlık dosyasını içeren birçok belge dikkate alınmıştır.
23. Söz konusu raporda, iç organların otopsi incelemesi bulunmamasına rağmen sağlık belgelerinin, ölümün, miyokard infarktüsü ve buna bağlı komplikasyonlardan kaynaklandığını gösterdiği sonucuna varılmıştır.
24. Savcı, suçlanan doktor ve hemşirenin, Tamerin ölümüne sebep olabilecek bir kusuru veya bir ihmali bulunup bulunmadığını öğrenmek için yeni bir bilirkişi raporu düzenlenmesine karar vermiştir.
25. Üç adli tabip, bir cerrah, bir ortopedist, bir nörolog, bir bulaşıcı hastalıklar uzmanı, bir çocuk doktoru, bir dahiliyeci ve bir kardiyologtan oluşan Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Dairesi, 27 Nisan 2009 tarihinde, hastanın doğru bir şekilde gözlem altında tutulduğu ve uygulanan ilaç tedavisinin hastada bulunan belirtiler doğrultusunda uygun olduğu görüşünü ortaya koymuştur.
26. İzmir Cumhuriyet savcısı, tıbbi bilirkişi raporlarına dayanarak ve sağlık personeli tarafından herhangi bir kusur veya ihmal bulunmadığını dikkate alarak, 25 Kasım 2009 tarihinde, takipsizlik kararı vermiştir.
27. Başvuranlar, takipsizlik kararına itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, savcının, Tamerin şikayetlerinden haberdar olan S.G. isimli bir komşunun da ifadesini alması gerektiğini belirtmişlerdir.
28. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranlar tarafından takipsizlik kararına karşı yapılan itirazı, kararın yasal hükümlere uygun olduğu kadar usuli kurallara da uygun olduğu gerekçesiyle, 4 Mart 2010 tarihinde reddetmiştir.
B. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Önünde Yürütülen Tazminat Davası
29. Başvuranlar, suç duyurusuyla eş zamanlı olarak, 7 Şubat 2008 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde Savunma Bakanlığına karşı tazminat davası açmışlardır.
30. Başsavcı, sadece tıbbi bilirkişi raporlarına dayanarak bir karar verilmesinin uygun olacağına dair görüş sunmuştur.
31. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, esas olarak tıbbi bilirkişi raporlarına ve takipsizlik kararına dayanarak, 30 Haziran 2010 tarihinde başvuranların talebini reddetmiştir. Mahkeme, Tamerin sağlık sorununun organik kökenli olduğu ve ölümünün, idareye atfedilebilir herhangi bir kusur veya ihmalden kaynaklanmadığı kanısına varmıştır.
32. Başvuranlar, karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır.
33. Başsavcı, sadece başvuranların karar düzeltme taleplerinin herhangi bir yasal dayanağı bulunmadığını belirterek, talebi reddetmenin uygun olduğuna dair görüşünü sunmuştur.
34. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 29 Eylül 2010 tarihinde, başvuranlar tarafından sunulan karar düzeltme talebini reddetmiştir. Bir hakim muhalefet şerhi sunmuştur: Güzelyalı Askeri Hastanesinin sağlık personelinin, somut olayın koşullarında makul olarak beklenebilecek, ivedilik kuralına riayet etmediği kanısına varmıştır.
ŞİKAYETLER
35. Başvuranlar, Sözleşmenin 2. maddesini ileri sürerek, ölümünün Doktor Y.V. ile Hemşire A.A.nın ihmaline bağlı olduğunu düşündükleri, yakınlarının yaşam hakkının ihlal edildiğinden şikayet etmektedirler. Başvuranlar, söz konusu personelin, yakınlarının ölümünden bir gün önce meydana gelen kalp krizini teşhis edebilme yetisi bulunmadığını ileri sürmektedirler. Başvuranlar ayrıca, savcının takipsizlik kararını yukarıda belirtilen iki tıbbi bilirkişi raporuna dayandırması sebebiyle, adli makamları, etkin olmayan ve hakkaniyete uygun olmayan bir soruşturma yürütmekle suçlamaktadırlar. Kendilerine göre, bu karar, ek herhangi bir araştırma yapılmaksızın, otopsi talep edilmeksizin, Tamerin sıkıntılarından haberdar olan komşusu S.G.yi dinlemeksizin ve babasıyla birlikte hastaneye giden Selin Tamerin ifadesi dikkate alınmaksızın verilmiştir.
36. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde yürütülen tazminat davası sırasında başsavcı görüşünün kendilerine iletilmemesi sebebiyle, silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
37. Başvuranlar, yine Sözleşmenin 6. maddesinin ileri sürerek, ceza davasının süresinden şikayet etmektedirler. Başvuranlar ayrıca, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin 4 Mart 2010 tarihli kararını olması gerektiği şekilde gerekçelendirmediğini ve S.G.nin ifadesinin alınmasının reddedilmesine de gerekçe göstermediğini ileri sürmektedirler.
38. Başvuranlar son olarak, Sözleşmenin 6. maddesiyle birlikte 13. maddesini ileri sürerek, ceza davasının makul olmadığını düşündükleri süresine itiraz edebilecekleri bir başvuru yolu bulunmadığından şikayet etmektedirler. Diğer taraftan başvuranlar, tazminat başvurusunun sonucunun ceza davasının sonucuna bağlı olması sebebiyle, iç hukukta bu davayı açmanın sonuçsuz olacağı kanısındadırlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 2. Maddesi Hakkında
39. Başvuranlar, Sözleşmenin 2. maddesine dayanan iddialarını yinelemektedirler.
40. Hükümet, başvuranların iddialarına itiraz etmektedir.
41. Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin Devlete sadece "kasten" öldürmekten kaçınma değil, ayrıca kendi yetkisi alanında bulunan kişilerin yaşamını korumak için gerekli önlemler alma yükümlülüğünü de getirdiğini hatırlatmaktadır(bk. özellikle L.C.B / Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, §36, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-III).
42. Mahkeme, bu ilkenin, aynı zamanda kamu sağlığı alanında da uygulandığını belirtmektedir. Sözleşmenin 2. maddesinden kaynaklanan pozitif yükümlülüklere göre, Devletin, kendisine bağlı veya özel hastanelere, hastalarının yaşamlarını korumalarına uygun tedbirlerin alınmasını zorunlu kılan bir düzenleyici çerçeve getirmesi gerekmektedir.
43. Mahkeme böylelikle, Sözleşmenin 2. maddesince açıklanan yaşam hakkı alanında, taraf Devletlerin, devlet hastanelerinde çalışanlar kadar özel sektörde çalışan sağlık personellerinin de sorumluluğunda bulunan kişilerin ölüm sebebini belirlemeye imkan verecek etkin ve bağımsız bir adli sistem oluşturma ve gerektiği takdirde bu sağlık görevlilerinin eylemlerini sorgulama yükümlülüğü olduğuna hükmetmiştir(bk. özellikle Erikson/İtalya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 37900/97, 26 Ekim 1999 ve Powell/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 45305/99, AİHM 2000-V).
44. Ayrıca üçüncü kişiler hakkında ceza soruşturması yürütülmesini veya bu kişilerin cezaya mahkum edilmesini isteme hakkının kendi içerisinde kabul edilmesi mümkün olmasa da(Perez/Fransa(BD), No. 47287/99, § 70, AİHM 2004-I), Mahkeme, birçok defa, Sözleşmenin 2. maddesinin gerektirdiği şekilde, etkin bir adli sistemde cezai yaptırım mekanizmasının bulunabileceğini ve bazı koşullarda da bulunması gerektiğini belirtmiştir. Ancak, yaşam hakkı veya fiziksel bütünlük kasten ihlal edilmediğinde, bu maddeden doğan, etkin bir adli sistem oluşturma pozitif yükümlülüğü, her halükarda cezai nitelikte bir başvuru gerektirmemektedir. Tıbbi ihmaller çerçevesinde, böyle bir yükümlülük, örneğin, söz konusu hukuk sisteminin, ilgililere, suçlanan doktorların sorumluluğunu belirlenmesi ve gerektiği takdirde duruma uygun tüm hukuki cezaların uygulanması amacıyla, tek başına hukuk mahkemeleri ve idari mahkemeler önünde veya ceza mahkemeleri önünde bir başvuruyla birlikte müştereken bir başvuru yolu sunması halinde de yerine getirilebilir. Aynı şekilde, disiplin cezalan da göz önünde bulundurulabilir (Calvelli ve Ciglio/İtalya (BD), No. 32967/96, §51, AİHM 2002-I).
45. Bununla birlikte Mahkeme içtihatları, tıbbi ihmaller bağlamında bir ceza davası açma imkanını göz ardı etmemektedir. Ancak Mahkeme, Türk Hukukunda tıbbi ihmallerden şikayetçi olan başvuranlar için kullanılacak uygun hukuk yolunun hukuk ve/veya idari dava açma olduğuna kanaat getirmiştir (Karakoca/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 46156/11, 21 Mayıs 2013).
46. Mahkeme, başvuranların somut olayda iki hukuk yoluna başvurduklarını tespit etmektedir: başvuranlar, idareye karşı bir tazminat davasıyla birlikte ceza davası açmışlardır. Dolayısıyla ilgililer, suçlanan doktorların sorumluluğunun yargılanmasına ve gerektiği takdirde tazminat elde etmelerine imkan veren adli işlemlere erişim sağlayabilmişlerdir.
47. Mahkeme ayrıca, soruşturma sırasında iki tıbbi bilirkişi raporu düzenlendiğini dikkate almaktadır. Birinci rapor, Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Dairesi tarafından 9 Şubat 2009 tarihinde, Satılmış Tamerin ölüm sebebinin belirlenmesi amacıyla sunulmuştur. Bu rapor, üç adli tabip, bir patoloji uzmanı, bir dahiliyeci, bir kardiyolog, bir cerrah, bir nörolog ve bir anestezistten oluşan bir kurul tarafından düzenlenmiştir. Söz konusu kurul, başvuranların yakınının akut miyokard infarktüsü sebebiyle vefat ettiği sonucuna varmıştır. Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Dairesinin - üç adli tabip, bir cerrah, bir ortopedist, bir nörolog, bir bulaşıcı hastalıklar uzmanı, bir çocuk doktoru, bir dahiliyeci ve bir kardiyologtan oluşan - kurulu tarafından 27 Nisan 2009 tarihinde düzenlenen ikinci rapor ise, suçlanan doktor ve hemşirenin görevlerinin icrasında herhangi bir hata veya ihmal bulunup bulunmadığı sorusuna cevap vermek amacıyla düzenlenmiştir. Söz konusu raporda, Doktor Y.V. ve Hemşire A.A.nın sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
48. Mahkeme bu bağlamda, bilirkişilerin vardıkları sonuçların doğru olup olmadıklarını sorgulamanın ve bu raporların kesinliği hakkında kendisine sunulan tıbbi bilgi ve belgelerden yola çıkarak, varsayımlarla hareket etmenin görev alanına girmediğinin altını çizmektedir (Tysiac/Polonya, No. 5410/03, § 119, AİHM 2007-IV).
49. Mahkeme ayrıca, Sözleşmeci bir Devletin, sağlık görevlilerinin yeterliliğinde yüksek bir seviye sağlamak ve hastaların yaşamını güvence altına almak için gereklilikleri yerine getirmesi durumunda, bir sağlık görevlisi tarafından hatalı karar verilmesi veya özellikle bir hastanın tedavisi çerçevesinde sağlık görevlileri arasında kötü bir koordinasyon sağlanması gibi konuların, pozitif yükümlülüğü çerçevesinde Sözleşmeci Devleti, Sözleşmenin 2. maddesinden doğan yaşam hakkını koruması için zorlamaya kendiliğinden yetebileceğini hatırlatmaktadır (daha önce anılan Powell, Nitecki/Polonya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 65653/01, 21 Mart 2002 ve Byrzykowski/Polonya, No. 11562/05, § 104, 27 Haziran 2006). Mahkeme aynı zamanda, sağlık personellerinin klinik kararlarını sorgulamanın görev alanına girmediğini yeniden belirtmektedir(Glass/Birleşik Krallık, No. 61827/00, § 87, AİHM 2004-II).
50. Diğer taraftan Mahkeme, somut olayda başvuranların, yerel yargılamaların bazı sonuçlarından şikayetçi olmak için Sözleşmenin 2. ve 6. maddelerini ileri sürdüklerini gözlemlemektedir. Dolayısıyla olayların hukuki değerlendirmesinde uzman bir kurum olan Mahkeme, başvuranların veya hükümetlerin değerlendirmesine bağlı olmaması sebebiyle, ilgililer tarafından ileri sürülen şikayetlerin sadece 2. madde açısından incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır (Guerrave diğerleri/İtalya, 19 Şubat 1998, § 44,Derleme, 1998-I).
51. Mahkeme, başvuranların şikayetinin ardından, iç hukukta bir soruşturma başlatıldığını ve bu soruşturmanın bağımsız ve tarafsız bir şekilde yürütüldüğünü dikkate almaktadır. Mahkeme, hiçbir unsurun soruşturma makamlarının olayları aydınlatma ve muhtemel sorumlulukları ortaya çıkarma isteğini şüpheye düşürmediği kanısındadır. Dolayısıyla makamlar, yetersiz veya çelişkili sonuçlara varan bir soruşturma yürütmekle ya da başvuranları soruşturmanın gidişatıyla ilgili yeterince bilgilendirmemekle suçlanamazlar. Mahkeme, doğrudan tanıkların, ilgililerin iddia ettiklerinin aksine, ifadelerinin alındığını ve başvuranların yakınının ölüm koşullarının belirlenebilmesi için tıbbi bilirkişi incelemelerinin gerçekleştirildiğini tespit etmektedir. Mahkeme, anormal unsurların veya ölüm sebebinde belirsizliklerin bulunmadığını göz önüne aldığında, müteveffanın bedeni üzerinde otopsi gerçekleştirilmemesinin, somut olayın koşullarında soruşturma mekanizmasının tümünün etkinliğini azaltan bir unsur gibi değerlendirilemeyeceği görüşündedir. Diğer bir söylemle, Mahkeme nazarında, ceza soruşturmasının ciddi ve derin niteliği üzerinde etki bırakması muhtemel herhangi bir eksiklik bulunmamıştır. Mahkeme, üstelik soruşturmalar sonucunda verilen takipsizlik kararının, başvuranlar tarafından itiraz yoluyla Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi tarafından denetlendiğini ve bu mahkemenin, suçlanan kişilere karşı açılan ceza soruşturmalarının meşru olarak bertaraf edildiğini yinelediğini ve savcının gerekçelerini kabul ettiğini tespit etmektedir.
52. Ayrıca Mahkeme, - yaklaşık olarak iki yıl dört ay süren - dava soruşturmasının, ivedi bir şekilde ve gereksiz gecikmelere maruz kalmadan yürütüldüğünü dikkate almaktadır. Üstelik başvuranlar, Askeri İdare Mahkemesi önünde bir tazminat davası açma imkanı bulmuşlardır, söz konusu mahkeme, herhangi bir keyfi niteliği bulunmayan gerekçeli bir karar vermiştir. Dolayısıyla başvuranların Sözleşmenin 2. maddesi alanında ileri sürdükleri şikayetleri, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksundur.
B. Sözleşmenin 6. ve 13. Maddeleri Hakkında
53. Başvuranlar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde açtıkları tazminat davası sırasında, Başsavcı görüşünün kendilerine bildirilmemesi sebebiyle, silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler. İlgililer ayrıca, iç hukukta tazminat yolunun etkisiz olduğu, zira kendilerine göre ceza yargılamasının sonucundan bağımsız olmadığı kanısındadırlar. Başvuranlar ayrıca, suçladıkları doktorlara karşı açılan ceza yargılamasının süresinden de şikayetçidirler.
54. Mahkeme, Askeri Yüksek idare Mahkemesi önünde yürütülen dava çerçevesinde savcı görüşünün başvuranlara bildirilmemesine ilişkin olarak, başvuran tarafın yorumlarını çağrıştırabilecek herhangi yeni bir konunun, bu görüşte ileri sürülmediğini tespit etmektedir. Mahkeme ayrıca, ilgililerin, başsavcı görüşüne cevaben, kendileriyle ilgili olarak davanın incelemesi için ilgili yeni unsurlar sunma imkanının bulunmadığını tespit etmiştir. Son olarak Mahkeme, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin başvuran tarafın başvurusunu reddedebilmesi için söz konusu görüşlere kesin olarak dayanmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, bu koşullarda ve adil yargılanma kavramının ilke olarak, ceza veya hukuk davasında bağımsız bir savcı tarafından kararı etkilemek ve tartışmak için sunulsalar bile, hakime sunulan tüm belge veya görüşlerden, tarafların haberdar olma hakkını içerdiğine dair yerleşik içtihadını yeniden belirterek (Meral/Türkiye, No. 33446/02, § 33, 27 Kasım 2007 ve Göç/Türkiye (BD), No. 36590/97, § 55, AİHM 2002-V), başvuranların bu durumda, ihtilaflı davaya uygun şekilde katılma haklarının kullanımında "önemli bir zarara" maruz kalmadıkları kanaatine varmaktadır. Mahkeme diğer taraftan, somut olayda, mevcut başvurunun Sözleşmenin uygulanması veya yorumlanmasıyla ilgili ya da ulusal hukuk alanında önemli sorunlar taşıdığının ileri sürülemeyeceği sebebiyle, insan haklarına saygının, bu şikayetin incelenmesine devamı gerektirmediği kanısındadır. Diğer taraftan Mahkeme, davanın esasının yerel bir mahkeme tarafından incelenmesi nedeniyle, Sözleşmeye Ek 14 No.lu Protokol ile düzenlenen Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde belirlenen üç şart bakımından, mevcut şikayetin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (bk., mutatismutandis, Kılıç ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 33162/10, 3 Aralık 2013).
55. Son olarak Mahkeme, tazminat yoluyla ilgili olarak, bu yolun Sözleşmenin 13. maddesi anlamında etkin olduğuna daha önce de hükmettiğini belirtmektedir (daha önce anılan Karakoca). Aslında bir başvuru yolunun etkinliği, istenilen sonuca dayanmamaktadır. Bu durumda
Yüksek Askeri idare Mahkemesinin, başvuranların talebini reddetmek için takipsizlik kararında bulunan içeriğe dayanması, bu tespiti hiçbir şekilde değiştirmemektedir. Dolayısıyla bu şikayet de açıkça dayanaktan yoksundur.
56. Mahkeme, suçlanan doktorların aleyhinde yürütülen ceza soruşturmasının makul olmadığı iddia edilen süresine ilişkin Sözleşmenin 6. ve 13. maddelerine dayanan şikayetlerin, sunuldukları şekilde, sadece Sözleşmenin 6. maddesi alanına girdikleri kanaatindedir. Halbuki Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesinin, üçüncü kişiler hakkında ceza soruşturması açılmasını ve mahkûm edilmelerini talep etme hakkını güvence altına almadığını hatırlatmaktadır (Perez/Fransa (BD), No. 47287/99, § 70, AİHM 2004-I). Türk Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince (Beyazgül/Türkiye, No. 27849/03, 22 Eylül 2009, §§ 34-36), başvuranlar tarafından Y.V. ve A.A. hakkında yapılan suç duyurusu, medeni nitelikteki hak ve yükümlülüklerle ilgili bir tespit içermemiştir. Ceza alanında başvuranlar hakkında yapılan suçlamanın esası, ihtilaf konusu olmamıştır. Söz konusu davada Sözleşmenin 6. maddesinin uygulanması mümkün olmadığı gibi, başvuranların şikayetleri, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında, Sözleşme hükümleriyle konu yönünden (rationemateriae) uyumlu değildir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy