(AİHS m. 3, 5, 6, 13, 29, 34, 35, 41, 44) (KOP - TÜRKİYE DAVASI) (DÖNMÜŞ VE KAPLAN - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (GÜNAYDIN - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (UMAR KARATEPE - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 6649/10)
KARAR
STRAZBURG
5 Mart 2013
İşbu karar AİHSnin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Karar şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Oyğur/Türkiye davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (İkinci Daire):
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque ve Daire Yazı işleri Müdürü yardımcısı Françoise Elens-Passosun, katılımıyla oluşan mahkeme heyeti, 12 Şubat 2013 tarihinde yapılan kapalı karar toplantısı sonucunda aynı tarihli şu kararı almıştır:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (6649/10) numaralı davanın nedeni, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin («Sözleşme») 34. maddesi uyarınca Bay Süleyman Oyğur tarafından 25 Ocak 2010 tarihinde yapılmış olan başvurudur.
2. Başvuran, Adana Barosu avukatlarından S. Aracı ve Tugay Bek tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti, (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşmenin özellikle 3. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği şikayetinde bulunmuştur.
4. Başvuru, 5 Temmuz 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, Sözleşmenin 29. maddesinin 1. paragrafı uyarınca, Dairenin davayı hem kabul edilebilirlik hem de esas bakımından birlikte hükme bağlayacağı kararlaştırılmıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1991 doğumlu olup, Adanada ikamet etmektedir.
6. Başvuran, olayların meydana geldiği dönemde on sekiz yaşından küçüktü.
A. Gösterinin gerçekleşmesi
7. 26 Şubat 2009 tarihinde, saat 14:30a doğru, DTPnin (Demokratik Toplum Partisi, Kürt taraftarı sol hareket), yerel ve ulusal temsilcilerinin de katılımıyla Adanada yerel bir şube açılmıştır. Başvuranın ifadesine göre, otuz kişilik bir grup, belediye otobüslerinden birine taş fırlatmıştır.
8. Süleyman Oyğur, başvuranın kardeşi A.O., ve B.G., hakkında 26 Şubat 2009 tarihinde, saat 15:00te polis memurları tarafından düzenlenen ve başvuran tarafından imzalanan olay ve yakalama tutanağı olaylar hakkında şu bilgileri içermektedir:
- DTP nin yerel şubesinin açılışı vesilesiyle, polis memurları da olay yerinde hazır bulunmuştur. Üç yüz kişilik bir grup toplanmış ve PKK/KONGRA-GEL ile lideri Abdullah Öcalan lehine sloganlar atmışlardır. Bu sloganlar arasında şunlar sayılabilir: «Biji serok Apo, PKK halktır halk burada, Öcalana uzanan eller kırılsın, Öcalan siyasi irademizdir, Kahrolsun T.C., Yaşasın Kürt devleti, Kürtlere Özgürlük ». Otuz kişiden oluşan daha küçük bir grup, oradan geçmekte olan bir belediye otobüsüne taş atmıştır. Polis memurları müdahalede bulunmuş ancak bu grup, polis memurlarına taş fırlattıktan sonra bitişik sokaklara doğru dağılmıştır. Polis memurları kaçan kişileri takip etmiş ve başvuranı yakalamıştır. Başvuran, polis memurlarına karşı koymuş, ancak kendisine orantılı güç uygulanarak etkisiz hale getirilmiştir. Başvuran yakalandıktan sonra, polis memurları başından yaralanmış olduğunu tespit etmişlerdir.
9. Gözaltına alınmasını müteakiben, başvuranın üstü aranmış ve kişisel eşyalarını belirten bir tutanak 26 Şubat 2009 tarihinde, saat 15.30da, düzenlenmiştir.
10. Adana Adli Tıp Kurumu tarafından 26 Şubat 2009 tarihinde, saat 19:55te düzenlenen geçici sağlık raporuna göre, başvuranın kafasında sağ parietalde 2 cm boyunda bir kesik, artkafada 0,5 cm boyunda bir kesik, kürek kemiğinde ve sağ trisepste 2 cm boyunda bir ekimoz, sol deltoitte 1 cm boyunda bir ekimoz ve sol kalçada 5 cm boyunda bir ekimoz tespit edilmiştir. İlgili doktor, başvuranın Adana Devlet Hastanesi Acil Servisine götürülmesini istemiştir. Ancak, bu nakil gerçekleştirilmemiştir.
11. 26 Şubat 2009 tarihli video kamera kaydının çözümlenmesine ilişkin olarak polis tarafından düzenlenen tutanak, olay günü saat 14: 30a doğru başvuranın belediye otobüsüne taş fırlattığını belirtmektedir.
12. Gözaltına alınmış olan başvuran ile diğer reşit olmayan kişiler, 26 Şubat 2009 tarihinde, saat 22.45te, Adana Emniyet Müdürlüğüne teslim edilmişlerdir. Gösterinin video kayıtlarına ilişkin bir CD, başvuranın gösteriye katıldığını gösteren bir fotoğraf ve söz konusu kamera kaydının yazılı olarak kaydına ilişkin tutanak da Emniyet Müdürlüğüne teslim edilmiştir.
13. Hükümetin belirttiğine göre, 27 Şubat 2009 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, bir avukat eşliğinde başvuranın ifadesine başvurmuştur. Başvuran, kendisine gösterilen fotoğraflarda görünen kişinin kendisi olduğunu kabul etmiştir (bu tutanak, dava dosyasında yer almamaktadır ).
14. 27 Şubat 2009 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, duruşmaya avukatı eşliğinde katılan başvuranın tutukevine gönderilmesine karar vermiştir. Başvuran savunmasında, kendisine atfedilen suçlamalara itiraz etmiştir. Başvuran, otobüse taş attığını reddetmiş ve gösterici grubunu gösteren fotoğrafta görünen kişinin kendisi olmadığını beyan etmiştir. Başvuran, aynı gün saat 22.50de düzenlenen tutanağı imzalamıştır.
B. Başvuran tarafından polis memurlarına karşı yapılan suç duyurusu
15. 10 Mart 2009 tarihinde, başvuran, kötü muamele ve ihmalkarlık nedeniyle kendisini yakalayan polis memurlarına karşı suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, olayların gerçekleştiği dönemde on sekiz yaşından küçük olduğunu belirterek, olayları şu şekilde açıklamıştır:
- Kardeşinin dükkanında çalıştığı için, sebze ve meyve satmak amacıyla olay yerinde bulunmuştur. Başvuranın ifadesine göre, kendisi orada izleyici olarak bulunmakta ve otobüse taş atan grubun içinde yer almamaktaydı. Güvenlik güçleri söz konusu gösterici grubunu yakalamak için müdahale etmiş ve kendisini de yakalamışlardır. Polis memurları, bahsi geçen grubun içinde yer aldığı gerekçesiyle yakalamış ve dövmüşlerdir. Başvuran, kendisinin slogan atmadığını ve belediye otobüsüne taş fırlatmadığını belirtmiştir. Başvuran, kendisini gösterici grubu ile polis memurları arasında bulduğunu belirtmiştir. Polis memurlarına karşı koymadığını ve olayların gerçekleştiği dönemde reşit olmadığı ve zayıf bir fiziğe sahip olduğu halde polis memurlarının, kendisine copla ve tekmelerle vurduklarını, başına ve vücuduna tokat attıklarını ve bu nedenle de kendisine karşı kullanılan gücün orantısız olduğunu ifade etmiştir. Başvurana göre, polis memurları, güç kullanmaksızın da kendisini yakalayabilirlerdi. Aldığı darbelerden dolayı, başvuranın kafasında kanama meydana gelmiş ve giysileri kan içinde kalmıştır (Başvuran, giysilerini Adana İnsan Hakları Derneğine bıraktığını ve Cumhuriyet Savcısından bunları incelemesini talep ettiğini belirtmiştir). Son olarak, saat 15.00 sularında yakalandığı ve başında kanama olduğu halde, ancak saat 19.55te bir doktora gösterildiğini belirtmiştir. Bu bakımdan, kendisine gerekli tıbbi yardımın gerekli süre içinde yapılmamasından dolayı, resmi makamların ihmalkarlığından şikayet etmiştir.
16. Hükümet, 9 Nisan 2009 tarihinde düzenlenen iki tutanağa göre, olay günü çekilen fotoğraflarda yer alan kişi ile başvuranın olaylardan sonra emniyet müdürlüğüne getirilişi sırasında çekilen fotoğraflarda yer alan kişinin görsel olarak karşılaştırılması sonucunda aslında her ikisinin de başvurana ait olduğu sonucuna varıldığını belirtmiştir (bu tutanaklar, dava dosyasında yer almamaktadır).
17. Adana Cumhuriyet Savcısının 30 Mart 2009 tarihli talebi üzerine, terörle mücadele birimi müdürü tarafından 10 Nisan 2009 tarihinde bir fezleke düzenlemiştir. Bu fezlekeye göre:
- Uyuşmazlık konusu olayın meydana geldiği gün saat 14:30, gösteri başlamış; otuz kişiden oluşan bir grup belediye otobüsüne taşlarla saldırmış; polisin müdahalesi üzerine, Başvuran, B.G. ve A.O. yakalanmış; gösteri sırasında çekilen fotoğraflardan anlaşıldığı üzere, başvuranın bu gösteriye katılmış olduğu; ve kamera kayıtlarının incelenmesinden, bu kişinin slogan da atmış olduğu tespit edilmiştir.;
- (Başvuranın, polis tarafından dövüldüğüne ilişkin şikayeti hakkında) Başvuran, yakalandığı sırada, polis memurlarına taş ile saldırmaktaydı; polis memurları, kendisini etkisiz hale getirmek için orantılı bir güç kullanmışlardır; polis memurları, başvuranın yakalandığı sırada başının kanadığını tespit etmişler ve kanamayı durdurmak için gerekli müdahalede bulunulmuştur. Başvuranın da içinde bulunduğu grup, belediye otobüsüne sebze ve meyve kasaları fırlatmış ve bu grubun taşlar ve sopalarla saldırıya geçtiği sırada, başvuranını kafasına bir kasanın isabet etmiş; bu şekilde başından yaralanmış, vücuduna kan lekeleri bulaşmıştır; bu durum, başvuranın yakalandığı sırada polis memurlarına söyledikleri tarafından da desteklenmiştir;
- (Saat 15 sularında yakalandığı ve başında kanama olduğu halde, ancak saat 19.55te bir doktora gösterildiği ve bu süre boyunca herhangi bir tedavi yapılmadığına ilişkin şikayeti hakkında) Başvuran saat 15.00 sularında yakalanmış, ancak olaylar saat 18.00e kadar devam etmiştir; polis, başvuranın kafasındaki kanamanın durması için gerekeni yapmıştır; başvuranın kafasında birbirinden ayrı iki çizik bulunmakla birlikte, ciddi bir yarası olmamıştır; yakalanan kişileri Adli Tıp Kurumuna götürecek olan araç bozuk olduğundan, bu kişileri Adli Tıp Kurumuna götürmek için başka bir araç talep edilmiş ve bu da gecikmeye neden olmuştur (araca yapılan mekanik bakım ile ilgili bir belge fezlekeye eklenmiştir).
18. 15 Nisan 2009 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından, polis memuru T.S.nin ifadesi alınmıştır. Bu polis memurunun beyanı şöyledir:
- Otobüsün yolcularını koruduktan sonra, grubun bir kısmı geri çekilmiş ve diğer bir kısmı ise bitişik sokaklara doğru kaçmıştır. Bu polis memuru, kaçan kişileri takip etmiştir. Daha sonra, polis memuru V.Ç. ile birlikte başvuranı yakalamış bulunmaktadır. Başvuran, otobüsün ön sol kısmında, V.Ç. ise arka sol kısmında bulunuyormuş. Başvuran bu sırada, otobüsün camını bir taş ile kırmıştır; ayrıca, otobüse tekmeler atmıştır. Yine bu sırada, otobüsün camına, başvuranın olduğu tarafa doğru bir kasa fırlatılmıştır. Daha sonra başvuran bir taş almış ve kendisine doğru yönelmiştir. Başvuran, elindeki taş ile kendisine vurmaya kalkışmış ancak polis memuru V.Ç. başvuranı taş tuttuğu elinden kavramış ve ayrıca boynuna sarmış olduğu poşusunu da almış ve başvuran ise bu sırada kendisini diğer eliyle kavramıştır. Polis memuru, başvuranın kafasında herhangi bir yaralanma gözlemlememiş ancak, gömleğinde bir kaç kan lekesi görmüştür. Daha sonra, başvuranın kafası poşusu ile kapatılmıştır. Başvurana karşı güç kullanmamıştır. Bu bahsedilen durum dışında, başvuran kendisine direnmemiş veya fiziksel bir karşılıkta bulunmamıştır.
19. 15 Nisan 2009 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından polis memuru V.Ç.nin ifadesi alınmıştır. Bu ifade, polis memuru T.S.nin ifadesini doğrulamış ve şu ayrıntıları sağlamıştır:
- Başvuranın kafasının sağ kısmı açık bir şekilde kesilmişti ve kanamaktaydı. Bunun nasıl meydana geldiğini başvurana sorduğunda aldığı yanıt, otobüse doğru atılan bir kasanın sekerek kafasına çarptığı şeklinde olmuştur. Başvuranın kafasını poşusu ile sarmış ve meslektaşlarına teslim etmiştir. Daha sonra ne olduğunu ise bilmediğini belirtmiştir.
20. Yine 15 Nisan 2009 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından polis memuru K.D.nin ifadesi alınmıştır. Bu ifadeye göre:
- Başvuran yakalandığı sırada polis memurlarına karşı direnmişti, hatta elinde bir taş tutmaktaydı. Başvuranın kafasına sargı yapan bir polis memurunu gördüğünü belirtmiştir. Ne olduğunu sorduğunda ise, başvuran, buna polis memurlarının değil, kafasına arkadan çarpan bir şeyin neden olduğunu söylemiştir.
21. Yine 15 Nisan 2009 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından polis memuru M.G.nin ifadesi alınmıştır. Bu ifadeye göre:
- Kendisi olay günü sivil giysiler içindeydi ve başvuranın yakalanmasına katılmamıştır. Başvuranın kafasının bir bez parçası ile sarılı olduğunu gördüğünü belirtmiştir.
22. 15 Nisan 2009 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından polis memuru F.Ç.nin ifadesi alınmıştır. Bu ifade şöyle özetlenebilir:
- Kendisi başvuranın yakalanmasına katılmamıştır ve yakalanmış olduğunu da bilmemekteydi. İlgilinin kafasının bir bez parçası ile sarılı olduğunu gördüğünü belirtmiştir.
23. 26 Şubat 2009 tarihli sağlık raporunu inceleyen Adana Adli Tıp Kurumu tarafından 24 Nisan 2009 tarihinde düzenlenen nihai rapor, başvuranın muayene sonuçları hakkında şu tespitlerde bulunmuştur:
- kafa derisinde sağ parietal bölgede 1 cm boyunda bir kesik; sağ bilekteki dokularda 2 cm boyunda, ön sağ kaval kemiğinde 0,5 cm boyunda, sağ kalçada 0,5 cm boyunda, sağ ayak bileğinde 0,5 boyunda kabuk bağlamış kesik; patolojik lezyon bulunmamıştır; kemik kırığını gösteren herhangi bir bulguya rastlanmamıştır; organların işlevinde veya duyularda hiçbir zayıflama ya da kayıp görülmemiştir; sonuç olarak, başvuranın hayati tehlike geçirmediği ve tespit edilen yaraların basit bir tıbbi müdahale ile iyileşebilecekleri saptanmıştır.
24. Cumhuriyet savcısı, 20 Mayıs 2009 tarihinde, avukatı da hazır bulunan başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran daha önceki beyanını tekrarlayarak şu beyanda bulunmuştur:
- Olay günü, sebze ve meyve satıyordu; bir grubun kendisine doğru yöneldiğini görmüş; grup, sloganlar atıyormuş; kendisi, kenara kaymış:
arkasından gelen ateşli silah sesleri duymuş; arkadan kafasına bir cop ile vurulmuş ve Emniyet müdürlüğüne götürülmüş. Söz konusu olaylara katılmamış; otobüse taş atmamış ya da otobüse herhangi bir zarar vermemiştir; herhangi bir slogan atmamıştır. Poşu giyiyordu çünkü poşu giymek modaydı. Polis tarafından gerçekleştirilen kamera kaydında gösterilen kişi kendisi değildi. Gözaltı sırasında verdiği ifade konusunda ise, ifadesini baskı altında verdiğini belirtmiştir.
25. 3 Haziran 2009 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, takipsizlik kararı vermiştir. Savcı:
- 26 Şubat 2009 tarihli suç duyurusunda, başvuran: DTPnin yerel şubesinin açılışı sırasında, otuz kişilik bir grubun belediye otobüsüne taş fırlattığını; kendisinin orada yalnızca sebze ve meyve satmak amacıyla bulunduğunu; dolayısıyla bir izleyici olarak, yerel şubenin açılışını izlerken polis memurlarının kendisini taş attığı gerekçesiyle gözaltına aldıklarını; yakalanması sırasında kendisine vurulduğunu; herhangi bir direniş göstermediği ve kaçmaya çalışmadığı halde polis memurlarının, vücudunun çeşitli yerlerine tekmelerle, tokatlarla ve coplarla vurarak kendisine orantısız bir güç uyguladıklarını belirttiğine;
- Başvuran daha sonra verdiği ifadesinde: sebze ve meyve satmak amacıyla dışarı çıktığını; bir grubun sloganlar atarak kendisine doğru yöneldiğini; kenara çekildiğini ancak kafasına copla vurulduğunu; polis karakoluna götürüldüğünü; otobüse taş atmadığını ve slogan atmadığını ifade ettiğine;
- Polis memurları, verdikleri ifadelerinde: başvuranın da dahil olduğu bir grup kişinin olay günü PKK ve PKK lideri Abdullah Öcalan lehine sloganlar attıklarını; bu grubun daha sonra belediye otobüsüne saldırdığını; polis memurlarının, amirlerinin emri üzerine, öncelikle grubu taş atmama yönünde uyardıklarını ve daha sonra müdahale ettiklerini; başvuranın otobüse zarar verirken suçüstü halde yakalandığını; otobüse atılan kasaların başvuranı yaraladığını; ve yakalamak için kendisine karşı güç kullanmadıklarını belirttiklerine;
- Başvurana karşı, Adana Ağır Ceza Mahkemesi önünde bir kamu davası açıldığına;
- Polis memurları tarafından yapılan kayıtların incelenmesinden: başvuranın sebze ve meyve satmadığı, ancak terör örgütü PKK ve lideri lehine sloganlar attığı; yapılan eylemlere ve sloganlara aktif olarak katıldığı ve belediye otobüsüne zarar verildiği sonucuna varıldığına;
- Başvuranın olay hakkındaki kamera kayıtlarına itiraz ettiğine ve kayıtlarda gösterilen kişinin kendisi olmadığını ileri sürdüğüne yer vermiştir.
Savcı ayrıca, söz konusu fiillerin polis memurları tarafından işlemiş olduğunu gösteren herhangi bir kanıt bulunmadığına; başvuranın beyanlarının birbirleri ile zıtlıklar içerdiğine ve ikna edici olmadığına ve polis memurlarının ifadelerinin hem kamera kayıtları hem de yakalama tutanağı ile uyumlu olduğuna değinmiştir.
26. 1 Temmuz 2009 tarihinde, başvuran, takipsizlik kararına itiraz etmiş ve şikayetinin içeriğini tekrarlamıştır.
27. Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, 21 Ağustos 2009 tarihli kararıyla, takipsizlik kararının gerekçelerinin ayrıntılı, yeterli ve dosya içeriği ile uyumlu olduğu gerekçesiyle takipsizlik kararını onaylamıştır.
28. 14 Eylül 2009 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi kararı başvurana tebliğ edilmiştir.
C. Başvurana karşı açılan kamu davası
29. 9 Mart 2009 tarihli bir iddianame ile terör örgütü lehine propaganda yapıldığı ve suç işlendiği, kamu malına zarar verildiği ve kamu görevlilerinin görevlerini yapmalarına engel olunduğu gerekçesiyle Adana Ağır Ceza Mahkemesinde başvurana karşı bir kamu davası açılmıştır.
30. 20 Mayıs 2009 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın tahliyesine karar vermiştir.
31. 17 Mart 2010 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, kamu malına zarar vermek suçundan başvuranın beraatına karar vermiştir. Mahkeme, başvuranın, olayların gerçekleştiği dönemde reşit olmadığını göz önüne alarak, kamu görevlilerinin görevlerini yapmalarına engel olmasından dolayı kendisini sekiz ay ve yirmi altı gün hapis cezasına çarpmıştır. Ayrıca, başvuranı, silahlı terör örgütü lehine propaganda yapmaktan dolayı altı ay ve yirmi günlük hapis cezasına mahkûm etmiştir. Kararın gerekçeler kısmında, Ağır Ceza Mahkemesi, özellikle şu olgusal unsurlara dayanmıştır:
- 26 Şubat 2009 tarihinde otuz kişilik bir grubun belediye otobüsüne taş attığı ve polis memurlarının müdahalede bulundukları; bunun üzerine grubun polis memurlarına taş fırlatmaya başladığı; polis ve kaçanlar arasındaki bir kovalamacadan sonra, polis memurlarının başvuranı, B.G.yi ve A.O.yu yakaladıkları; başvuranın yakalandıktan sonra düzenlenen tutanağı imzaladığı, Cumhuriyet savcısı önündeki ifadesinde ise, olay yerinde sebze ve meyve satmak amacıyla bulunduğu ve yüzünü ve boynunu soğuk nedeniyle kapattığı; gösterilen fotoğraflardaki kişinin kendisi olduğunu beyan ettiği; ayrıca, sarı, kırmızı ve yeşil renkteki bezleri taşıyan kişiler arasında bulunduğunu ve yüzünü kısmen gizlediğini kabul ettiği hususu.
32. Başvuran, temyiz yoluna başvurmuştur. Dava dosyası halen Yargıtay önünde beklemektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
33. 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun somut olay ile ilgili hükümleri Kop/Türkiye kararında (no 12728/05, 15nci paragraf, 20 Ekim 2009) belirtilmektedir.
HUKUK
I. SÖZLEŞMENİN 3, 5, 6 ve 13NCÜ MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuran, polis memurları tarafından kendisine uygulanan kötü muameleden, Cumhuriyet Savcısının soruşturmasının yetersizliğinden, ayrıca resmi makamların tıbbi müdahale sağlama konusundaki ihmalinden şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 3, 5, 6 ve 13ncü maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
35. Başvuranın formülasyonu ve şikayetlerinin içeriği göz önüne alındığında, AİHM, bunları yalnızca Sözleşmenin 3ncü maddesi kapsamında incelemeyi kararlaştırmıştır (Dönmüş ve Kaplan/Türkiye, n 9908/03, 55nci paragraf, 31 Ocak 2008 ve yukarıda atıf yapılan Kop, 42nci paragraf). İlgili Sözleşme hükmü şöyledir:
« Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz ».
A. Tarafların savları
36. Hükümet, dosyada, polis memurlarının başvurana karşı her türlü makul şüpheyi aşan biçimde orantısız bir güç kullandıklarını gösteren kanıtlayıcı hiç bir unsurun bulunmadığı düşüncesindedir. Hükümet, başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların Sözleşmenin 3ncü maddesi kapsamına girebilmesi için yeterli ağırlıkta olmadıklarını belirtmektedir. Hükümet, başvuranın hayatını tehlikeye düşürebilecek şekilde, polis memurları tarafından herhangi bir ihmalde bulunulmadığını belirtmektedir. Cumhuriyet Savcısı, uyuşmazlık konusu fiillerin polis memurları tarafından işlenmiş olduğunu gösterir nitelikte kanıtlar bulunmadığından takipsizlik kararı vermiştir. Hükümet, başvuranın, etkili bir iç hukuk yolu olan ceza yargısı yoluna başvurma imkanının olduğuna dikkati çekmiştir.
37. Başvuran, Hükümetin iddialarına itiraz etmekte ve kendi iddialarını sürdürmektedir.
B. AİHM nin değerlendirmesi
38. Somut olayda, başvuranın şikayet ettiği kötü muameleler iki nitelik taşımaktadırlar: bir yandan, denetimleri altında olduğu halde polis memurları tarafından başvurana vurulmuş olması, ayrıca bununla ilgili cezai soruşturmanın etkisizliği; diğer yandan, başvuranın sağlık durumunun gerektirdiği tıbbi müdahalenin yapılmaması. AİHM, bu iddiaların her birini sırayla inceleyecektir.
1. Gösteri sırasında güç kullanılması
39. Kötü bir muamelenin 3ncü madde kapsamına girebilmesi için minimum bir ağırlıkta olması gerekmektedir. Minimum ağırlığın tespiti görecelidir; bu ağırlığın değerlendirilmesi, olayın tüm verilerine ve özellikle kötü muamelenin süresine, fiziksel ve/veya ruhsal etkilerine ayrıca bazı durumlarda mağdurun cinsiyetine, yaşına ve sağlık durumuna bağlıdır (Labıta/İtalya (BD), n 26772/95, 120 nci paragraf, AİHM 2000-IV). Bir birey özgürlüğünden mahrum kaldığı zaman, gösterdiği davranışları bakımından, gerekli olmadığı halde kendisine karşı fiziksel güç kullanılması insanlık onurunu ve ilke olarak, 3ncü madde tarafından garanti edilen hakkı ihlal eder (bakınız, birçok örnek arasından, Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, seri A no 269, 23 ve 24 numaralı paragraflar, Renbock/slovenya n 29462/95, 68-78 nci paragraflar, A1HM 2000-XII ve Günaydın/Türkiye, no 27526/95, 29ncu paragraf, 13 Ekim 2005).
40. AİHM, daha önce, 3ncü maddeye aykırı kötü muamele iddialarının, uygun kanıtlayıcı unsurlar ile desteklenmeleri gerektiği yönünde kararlar vermiştir (Martmez bala ve diğerleri/İspanya, n 58438/00, 121 nci paragraf, 2 Kasım 2004). İddia konusu olguların temellendirilmesi için, AİHM, « her türlü makul şüphenin ötesinde» kanıt kriterine başvurmaktadır. Bu tür bir kanıta, yeterince ağır, net ve tutarlı nitelikte bir dizi kanıt ya da çürütülmemiş karineler vasıtasıyla ulaşılabilir (İrlanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, 161 nci paragraf in fine, seri A no 25, ve yukarıda atıf yapılan, Labita, 121 ve 152nci paragraflar).
41. Sözleşmenin 3ncü maddesi kapsamında iddialarda bulunulması durumunda, AİHM, özellikle derin bir inceleme yapmak durumundadır (Vladimir Romanov/Rusya, no. 41461/02, 59ncu paragraf, 24 Temmuz 2008). Yerel anlamda bir hukuk yolunun söz konusu olması halinde, AHMnin, topladıkları verileri değerlendirme yetkisini haiz olan yerel yargı mercilerinin yerine kendi bakış açısını koymak gibi bir yetkisi bulunmamaktadır (Jasar/Makedonya Eski Yogoslav Cumhuriyeti, no 69908/01, 49ncu paragraf, 15 Şubat 2007). İç hukuk mahkemelerinin tespitleri AHMyi bağlamasa da, bu mahkemelerin vardıkları sonuçlardan farklı sonuçlara varmak için ikna edici unsurlar gerekmektedir (Darraj/Fransa, no 34588/07, 37nci paragraf, 4 Kasım 2010).
42. Somut olayda, AİHM, başvuranın vücudundaki lezyonların meydana geliş şekli konusunda tarafların ifadelerinin farklı olduğunu tespit etmektedir. Özellikle, Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmaya dayanan Hükümet, lezyonların nedeni olarak, göstericiler tarafından fırlatılan sebze ve meyve kasalarını göstermektedir. Başvuran ise, kafasındaki kanamanın kaynağının polis memurları tarafından uygulanan cop darbeleri olduğunu ileri sürmektedir. Bununla birlikte, yakalama ve olay tutanağından, kendilerine vurmaya çalışan başvuranın polis memurları T.S. ve V.C. tarafından yakalandığı sonucu çıkmaktadır. Ayrıca, dosya içeriğinden, belediye otobüsüne taş atıldığı ve polisin de, çevredekilerin ve otobüs yolcularının güvenliğini sağlamak için bu fiilleri durdurmak amacıyla faillere karşı güç kullanmak zorunda kaldığı sonucuna varılmaktadır.
43. Gösteriye ilişkin CD kaydından ve bu kapsamda çekilen fotoğraflardan, başvuranın gerçekten de gösteriye katılmış olduğu sonucu çıkarılmaktadır. Ayrıca, başvuran, belediye otobüsüne zarar verirken suçüstü halde yakalanmıştır. Bu bağlamda, AİHM, göstericiler tarafından ortaya konulan şiddeti, özellikle de, yalnızca kamu malına zarar vermeyi değil aynı zamanda güvenlik güçlerine de saldırmayı hedeflemiş otuz kişilik grubun uygulamış olduğu şiddeti gözlemlemektedir.
44. Buradan hareketle, somut davanın koşulları, dosyanın içeriği ve başvuran da dahil olmak üzere, göstericiler tarafından uygulanan şiddet eylemlerinin ışığında, AİHM, başvuranın vücudunda 26 Şubat 2009 tarihli muayene sırasında tespit edilmiş yaraların kaynağı hakkında şüphe duymasına neden olabilecek unsurların bulunmadığı kanısındadır. AİHM, bu lezyonların, kamu mallarına zarar veren ve güvenlik güçlerine saldıran otuz kişilik bir gösterici grubunun taş ve kasa gibi diğer nesneleri fırlattığı bir ortamda başvuranı durdurmak isteyen güvenlik güçlerinin güç kullanmalarının bir sonucu olduğunu düşünmektedir. Burada tekrar hatırlatılan bu koşullara bakıldığında ve gösterinin gerçekleşme koşulları dikkate alındığında, AİHM, polis memurlarının kasten veya bilinçli olarak başvurana vurmadıkları sonucuna varmaktadır.
45. Diğer yandan, başvuranın somut olayda yürütülen soruşturmanın etkisizliği iddiası bakımından, AİHM, Cumhuriyet Savcısının başvuranın ve olaya karışan polis memurlarının ifadesine başvurduğunu tespit etmektedir. Başvuran, polis tarafından yapılan kayıtların gösterimi sonucunda elde edilen bulgulara dayandırılan suçlamalara ve ayrıca diğer suçlamalara özellikle de gösterilen kişinin kendisi olmadığı biçiminde itiraz edebilmiştir. Bu nedenle, resmi makamlar tarafından, kamera kayıtlarının izlenmesinden, başvuranın sebze ve meyve satmadığı, terör örgütü PKK lehine sloganlar attığı ve göstericilerin eyleminde aktif rol oynadığı ve sloganlarına eşlik ettiği, ayrıca belediye otobüsüne verilen zarara katıldığı tespit edilmiştir (yukarıda yer alan 25nci paragraf).
46. Sonuç olarak, sağlık raporları ile tespit edilen lezyonlar ve gösterinin meydana geldiği şiddetli ortam göz önüne alındığında, AİHM, başvuranın yakalanması sırasında polis memurları tarafından uygulanan gücün orantılı olduğu ve ilgilinin davranışının da bunu gerektirdiği sonucuna varmıştır.
47. Bu nedenle, bu şikayet açıkça temelden yoksun olduğundan, Sözleşmenin 35nci maddesinin 3ncü ve 4ncü fıkrası hükümleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
2. Gerekli tıbbi müdahalenin yokluğu
48. AİHM, bu şikayetin Sözleşmenin 35nci maddesinin 3ncü maddesi bakımından açıkça temelden yoksun olmadığını tespit etmektedir. AİHM, ayrıca, başka herhangi bir kabul edilemezlik nedeni bulmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle, kabul edilebilirliğine karar verilmesi gerekmektedir.
49. AİHM, somut olayda, başvuranın kafasında kanama olduğu halde bir doktora gösterilmeden beş saat boyunca bekletildiğini gözlemlemektedir. AİHM, güvenlik güçlerinin denetiminde ve gözaltında tutulan başvuranın yaralandıktan sonra gerekli tedaviyi görüp görmediğini somut davanın olgularını, tarafların savları ve sunmuş oldukları belgeler ışığında incelemek durumundadır.
50. AİHM, resmi makamların özgürlüğünden mahrum kalmış kişilerin sağlığını koruma zorunluluğu olduğu yönündeki daimi içtihadını hatırlatır (Naoumenko/Ukrayna, n 42023/98, 112 nci paragraf, 10 Şubat 2004, ve Hurtado/İsviçre, 28 Ocak 1994, 79ncu paragraf, seri A no280-A). Ayrıca, uygun tıbbi tedavinin yokluğu, 3ncü maddenin ihlal edilmesi sonucunu doğurabilir (İlhan/Türkiye (BD), no 22277/93, 87nci paragraf, AİHM 2000-VII). Sözleşmenin 3ncü maddesi her halükarda, Devleti, özgürlüğünden mahrum kişilerin fiziksel bütünlüğünü korumak, özellikle de gerekli tıbbi tedaviyi sağlamak ile yükümlü kılmaktadır (McGlinchey ve diğerleri/Birleşik Krallık, no50390/99, 46ncı paragraf, AİHM 2003-V, Matencıo/Fransa, n 58749/00, 78 nci paragraf, 15 Ocak 2004 ve Umar Karatepe/Türkiye, no 20502/05, 67nci paragraf, 12 Ekim 2010).
51. Bu genel ilkelerin ışığında AİHM dava dosyasından, başvuranın 26 Şubat 2009 tarihinde saat 15.00te yakalandığını ve 15.30da gözaltına alındığını, aynı gün saat 19.55te doktora gösterildiğini tespit etmektedir. Adli Tıp Kurumu doktoru başvuranı muayene ettikten sonra, Adana Devlet Hastanesi Acil Servisine götürülmesini talep etmiştir (yukarıda yer alan 10ncu paragraf). Diğer yandan, başvuran yakalandığı sırada, polis memurları tarafından zaten başından yaralanmış olduğu görülmüştü; dolayısıyla, polis memurları da başının sağ yan tarafında kanayan açık bir yara tespit etmiş olduklarından, başvuranın durumu en azından endişe verici nitelik taşımaktaydı (yukarıda yer alan 19ncu paragraf). İşte bu nedenle, yakalanan kişilerin Adli Tıp Kurumuna uygun bir araç bulunmadığı gerekçesiyle götürülmedikleri yönünde polis tarafından yapılan açıklama AİHMyi ikna etmemektedir (yukarıda yer alan 17nci paragraf).
52. Gözaltına alınmış bir kişinin sağlık durumu bakımından AİHM, bu kişilerin uygun bir şekilde sağlıklarının ve konforlarının sağlaması, özellikle gerekli tıbbi tedavinin verilmesi için gerekli önlemleri alma yükümlülüğünün Devlete ait olduğunu hatırlatır (mutatismutandis, Farbtuhs/Letonya, no 4672/02, 51nci paragraf, 2 Aralık 2004).
53. AİHM, başvuranın kafasında tespit edilen lezyonların ciddiyetinin ve bu lezyonların sağlık durumu üzerindeki etkilerinin belirlenmesi bakımından acil servise naklinin kuşkusuz önemli bir tıbbi işlem olduğu kanısındadır. Böyle bir tanı, başvuranın yakalandığı sırada reşit olmaması da göz önüne alındığında daha da önem kazanmaktadır. AİHM, resmi makamların başvuranı muayene ettirmeyerek (örneğin acil servise götürmeyerek) ihmalde bulundukları, başvuranın hayatını tehlikeye düşürdükleri düşüncesindedir. Aslında, ancak böyle bir muayene, yetkili tıbbi makamların daha ayrıntılı muayenelere gerek olup olmadığına karar vermelerine ya da gerekli tıbbi tedavinin uygulanmasına imkan verebilecekti.
54. Somut olayda, başvuranın yaşı (yakalandığı sırada henüz reşit değildir), sağlık raporunda belirtilen lezyonlar ve doktorun başvuranın acil servise götürülmesi talebi ve Devletin 3ncü madde kapsamındaki pozitif yükümlülükleri dikkate alındığında Devlet, başvuran resmi makamların denetiminde olduğu sürece başvuranın sağlık durumu ile ilgilenme ve kendisine gerekli tıbbi tedaviyi sağlamak ile sorumludur. Ancak, dosya içeriğinden anlaşıldığı üzere başvuran, gerekli tıbbi tedaviyi görmek yerine aynı gece saat 22.45te Adana Emniyet Müdürlüğünün küçükler ile ilgili servisine teslim edilmiştir (yukarıda yer alan 12nci paragraf).
55. Ayrıca, AİHM, kafasından yaralanmış olduğu halde, başvuranın gözaltı sırasında uygun tıbbi tedavi görmemesinin, başvuranın onurunun ihlali olduğu düşüncesindedir. Bu da, başvuran ile ilgilenmiş olan tıbbi, adli makamlar ile emniyet makamlarının Sözleşmenin 3ncü maddesi tarafından kendilerine düşen pozitif yükümlülüğü tanımadıkları anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, AİHM, başvuranın başında kanama olduğunun açıkça tespit edildiğini, polis memurlarının yalnızca bir bezle ya da başvuranın poşusuyla gelişigüzel biçimde kanamayı durdurmakla yetindiklerini gözlemlemektedir (yukarıda yer alan 17nci paragraf). AİHM, başvuran henüz gözaltındayken tıbbi yardım sağlamada ihmal bulunduğu sonucuna varmaktadır.
56. Buradan hareketle, AİHM, başvuranın nakledilmemesinin ve uygun tıbbi tedavi sağlanmamış olmasının insanlık dışı ve onur kırıcı bir işlem oluşturduğu sonucuna varmıştır.
57. Bu nedenle, Sözleşmenin 3ncü maddesi bu kapsamda ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI İLE İLGİLİ OLARAK
58. Sözleşmenin 41nci maddesinin hükmü aşağıdaki gibidir:
« Mahkeme, bu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder ».
A. Tazminat
59. Başvuran, maddi tazminat olarak 150 000 Avro (EUR) ve manevi tazminat olarak da 150 000 Avro talep etmektedir.
60. Hükümet, başvuranın bu taleplerine itiraz etmektedir.
61. AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir nedensellik bağı göremediğinden bu yöndeki talebi reddetmektedir. AİHM, bununla birlikte, başvurana manevi tazminat kapsamında 7500 Avro ödenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Masraf ve Giderler
62. Başvuran ayrıca AİHM önünde yapılmış olan masraf ve giderler için 2947 Avro talep etmektedir. Aynı zamanda, çeviri masrafı için 334 Avro talep etmektedir. Başvuran, bu taleplerini herhangi bir belgeye dayandırmamaktadır.
63. Hükümet, başvuranın talebine itiraz etmektedir.
64. Başvuran, taleplerini destekleyecek kanıtlar sunmamış olduğundan, AİHM bu yöndeki talepleri reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
65. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
AİHM, BU GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuran nakledilmediğinden ve uygun tıbbi tedavi sağlanmamış olduğundan dolayı Sözleşmenin 3ncü maddesine dayandırılan şikayetin kabul edilmesine;
2. Gösteri sırasında güç kullanımından dolayı Sözleşmenin 3ncü maddesine dayandırılan şikayetin reddine;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin, nakil yapılmadığı ve gerekli tıbbi tedavi sağlanmadığı için ihlal edilmiş olduğuna;
4. a) Sözleşmenin 44ncü maddesinin 2nci fıkrası uyarınca, savunmacı Devletin başvurana kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna: Başvurana, 7500 Avro (yedi bin beş yüz Avro), tutarında manevi tazminat ve ayrıca tahakkuk edebilecek bütün vergiler;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
İşbu karar, Fransızca dilinde düzenlenmiş olup, AİHM İçtüzüğünün 77nci maddesinin 2nci ve 3ncü fıkraları uyarınca, 05 Mart 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy