(AİHS m. 5, 34, 35, 41) (5271 S. K. m. 141) (NART - TÜRKİYE DAVASI) (GÜVEÇ - TÜRKİYE DAVASI) (ERGEZEN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 6670/10)
KARAR
STRAZBURG
17 Mart 2015
İş bu karar kesindir.
Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Çelik / Türkiye davasında,
Başkan
Helen Keller,
Yargıçlar
Egidijus Küris,
Jon Fridrik Kjolbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 17 Şubat 2015 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No. 6670/10) davanın temelinde, Türk vatandaşı Özgür Çelikin (başvuran) 12 Ocak 2010 tarihinde İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ.Akmeşe tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 20 Şubat 2012 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAY
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1993 doğumlu olup, İstanbulda ikamet etmektedir.
5. Başvuran 23 Ekim 2009 tarihinde, çocukken, hırsızlık yaptığı şüphesiyle yakalanarak Çocuk Şube Müdürlüğüne götürülmüştür. Aynı tarihte, ne polis ne de Cumhuriyet savcısı tarafından sorguya çekilmeden Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi hakimi huzuruna çıkarılmıştır. İfadesi alındıktan sonra, hakim, atılı suçun niteliği, mevcut delil durumu ve ilgilinin atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını göz önünde bulundurarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
6. Başvurana 30 Ekim 2009 tarihinde hırsızlık, mala zarar verme ve konut dokunulmazlığını ihlal isnadında bulunulmuştur.
7. Bakırköy Çocuk Mahkemesi hakimi, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, 5 Kasım 2009 tarihinde, atılı suçun niteliği, tutuklulukta geçen süre, mevcut delil durumu, kaçma riski ve ilgilinin henüz savunmasının alınmamış olmasını göz önünde bulundurarak tutukluluk halinin devamına karar vermiş ve adli kontrol tedbiri uygulanmasının yeterli olmayacağı kanaatine varmıştır. Hakim, kaçma riskini, suçun işleniş şekline, suç konusunun değerine ve öngörülen cezaya dayandırmıştır.
8. Başvuranın avukatı 6 Kasım 2009 tarihinde müvekkili hakkında verilen tutukluluk halinin devamına dair karara itiraz etmiştir.
9. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, 9 Kasım 2009 tarihinde Cumhuriyet savcısının yazılı görüşüne uygun olarak itirazı reddetmiştir. Cumhuriyet savcısının söz konusu yazılı görüşü başvurana ya da avukatına tebliğ edilmemiştir. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, itiraz edilen kararın usul ve kanuna uygun olduğu kanaatine varmıştır.
10. Bakırköy Çocuk Mahkemesi 3 Aralık 2009 tarihinde, başvuranı atılı suçlardan suçlu bularak, toplam bir yıl iki ay yirmi gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. Söz konusu ceza, 8.800 Türk lirası para cezasına çevrilmiştir. Duruşma sonunda, mahkeme başvuranın salıverilmesine karar vermiştir.
11. Yargıtay 23 Aralık 2013 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 3. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına dayanarak tutukluluk süresinden şikayet etmektedir.
13. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
14. Mahkeme, çocuklar bakımından tutuklamaya son çare olarak başvurulabileceğini ve tutukluluk süresinin mümkün olduğunca kısa tutulması gerektiğini ve bu tedbire başvurulmasının kaçınılmaz olması halinde ise çocukların yetişkinlerden ayrı bir yerde tutulmaları gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Nart/Türkiye, No. 20817/04, §§ 28-35, 6 Mayıs 2008 ve Güveç/Türkiye, No. 70337/01, §§ 106-110, AİHM 2009 (özetler)).
15. Somut olayda, dikkate alınacak süre 23 Ekim 2009 tarihinde başvuranın yakalanması ile başlamış olup, 3 Aralık 2009 tarihinde mahkûm edilmesiyle sona ermiştir (yukarıda 5 ve 10. paragraflar). Dolayısıyla, ilgilinin tutukluluk süresi kırk gün sürmüştür. Bu süre boyunca, atılı suçun niteliği, tutuklulukta geçen süre, delil durumu, kaçma riski ve ilgilinin henüz savunmasının alınmamış olması, başvuranın tutukluluk halinin devamı için gerekçe teşkil etmiştir. Bu bağlamda, çocuk hakimi, adli kontrol tedbirinin yeterli olmayacağının açık olduğunu değerlendirmiştir ki bu durum tutuklamaya son çare olarak başvurulduğunu göstermektedir. Tutukluluk halinin devamı ve buna karşı yapılan itirazın uzman hakimlerce yani sırasıyla Bakırköy Çocuk Mahkemesi hakimi ve aynı ilçenin Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi hakimi tarafından incelendiğini belirtmek de uygun olacaktır. Başvuranın tutukluluk koşullarıyla ilgili olarak dosyada bilgi bulunmadığı doğru ise de, başvuran, yetişkinlerle birlikte tutulduğunu belirtmemiştir. Mahkeme, bununla beraber ulusal makamların, yargılamanın devamında özel bir özen gösterdiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alındığında, başvuran tarafından maruz kalınan tutukluluk süresinin, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasını ihlal etmediği kanısındadır.
16. Bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
17. Başvuran, itiraz yargılaması çerçevesinde savcının görüşünün tebliğ edilmemesinden ve bu bağlamda duruşma yapamamasından şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasını ileri sürmektedir.
A. İtirazın İncelenmesi Sırasında Duruşma Düzenlenmemesi
18. Mahkeme, tutukluluk halinin devamı kararına karşı başvuran tarafından yapılan itirazın, Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 9 Kasım 2009 tarihinde, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda reddedildiğini tespit etmektedir. İlgilinin, hakim huzuruna son çıkışı işbu tarihten yalnızca on altı gün öncesine, yani 23 Ekim 2009 tarihli sorgulamasına dayanmaktadır. Öte yandan Mahkeme, somut olayın koşullarında, 9 Kasım 2009 tarihli itirazın incelenmesi sırasında bir duruşma düzenlenmesinin gerekmediği kanısındadır. Taraflardan herhangi birinin -başvuran ve Cumhuriyet savcısı- söz konusu itiraz yargılamasına sözlü olarak katılmamış olması nedeniyle, bu durumun tek başına, silahların eşitliği ilkesine zarar vermediğini belirtmek gerekmektedir (Altınok/Türkiye, No. 31610/08, § 55, 29 Kasım 2011 ve Ceviz/Türkiye, No. 8140/08, § 49, 17 Temmuz 2012).
19. Bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Cumhuriyet Savcısının Görüşünün Tebliğ Edilmemesi
20. İşbu şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit eden Mahkeme, kabul edilebilirliğine karar vermektedir.
21. Mahkeme, itiraz yargılaması çerçevesinde, savcının, itirazın reddine ilişkin yazılı görüşlerini Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine sunduğunu tespit etmektedir. Bu görüşler, başvuran veya avukatına tebliğ edilmemiştir. Dolayısıyla ilgililer, bu görüşe cevap verme imkanı bulamamışlardır. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, savcının görüşü doğrultusunda karar vermiş ve başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir (yukarıdaki 9. paragraf). Bu nedenle, Cumhuriyet savcısının görüşünün, başvurana veya avukatına tebliğ edilmediğini ve bu görüşe cevap verme imkanlarının bulunmadığını değerlendirerek, Mahkeme, iç hukukta öngörülen başvuru yolunun, taraflar arasında silahların eşitliği ilkesine riayet edilmemesi nedeniyle Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının gerekliliklerini karşılamadığı kanısındadır (yukarıda anılan Altınok kararı, §§ 57-61).
22. Bu nedenle, Mahkeme, bu hususta Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 5. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
23. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasını ileri sürerek, tazminat elde etmeye imkan verecek nitelikte bir başvuru yolu bulunmamasından şikayet etmektedir.
24. Mahkeme, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasında belirtilen tazminat hakkının doğabilmesi için, bu hükmün diğer fıkralarından herhangi birinin ihlalinin, bir ulusal makam veya Sözleşmenin kurumlan tarafından tespit edilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (N.C./İtalya (BD), No. 24952/94,
§ 49, AİHM 2002-X). Somut olayda, Mahkeme, Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığından (yukarıda 22-23. paragraflar), başvuranın uğradığı zarardan dolayı tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
25. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanununun (Bundan böyle CMK olarak anılacaktır.) 141. maddesinde, hakkında adli tedbir kararı verilen bir kişi için belirtilen bazı sınırlı durumlarda tazminat talebinde bulunma imkanının öngörüldüğünü tespit etmektedir. Halbuki olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu şekliyle bu düzenlemeye bakıldığında Mahkeme, maddede sıralanan durumların hiçbirinde, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasına ilişkin şikayete çözüm getirebilecek nitelikte bir başvuru yolunun bulunmadığını ve dolayısıyla somut durum bakımından maruz kalınan zararın telafisini talep etme imkanının öngörülmediğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, Hükümetin başvuranın durumuna benzer bir durumda bulunan yargılanabilir bir kişiye CMKnın 141. maddesine dayanarak tazminat verilmesine ilişkin herhangi bir yargı kararı ibraz edemediğini kaydetmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Ergezen/Türkiye, No. 73359/10, § 57, 8 Nisan 2014).
26. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranın tazminat elde etmesine imkan veren bir hukuk yolu bulunmadığını kanaatinde olup, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
27. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Manevi Tazminat
28. Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar bağlamında 20.000 avro talep etmektedir.
29. Hükümet bu meblağa karşı çıkmaktadır.
30. Mahkeme, Sözleşmenin ihlal edildiğine ilişkin tespitinin manevi zararın tazmini için yeterli olduğu kanısındadır (bk. bu anlamda, yukarı anılan Ceviz kararı, § 64).
B. Masraf ve Giderler
31. Başvuranlar aynı zamanda, Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderler için 5.048 Türk lirası (yaklaşık 2.000 avro) talep etmektedir. Kanıtlayıcı belge olarak, avukatlık ücret tarifesini ibraz etmektedir.
32. Hükümet, bu meblağa karşı çıkmaktadır.
33. Elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, başvurana 1.000 avro ödenmesinin makul olduğu kanısındadır.
C. Gecikme Faizi
34. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası (Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmemesi) ve 5. fıkrası bağlamındaki şikayetlerle ilgili olarak başvurunun kabul edilebilir, geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğine;
4. a) Davalı Devletin, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere masraf ve giderler için 1.000 avro (bin avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranın uygulanmasının uygun olduğuna;
5. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme içtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 17 Mart 2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy