(AİHS m. 3, 5, 14, 34, 35, 41, 44) (2559 S. K. m. 16) (TANRIKULU VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE) (AVŞAR - TÜRKİYE DAVASI) (GÜLER VE ÖNGEL - TÜRKİYE DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (AKTÜRK - TÜRKİYE KARARI)
(Başvuru no. 70945/10)
KARAR
STRAZBURG
13 KASIM 2014
İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2 maddesinde belirlenen koşullara uygun olarak kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Aktürk / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi, Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjdbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti yapılan gizli müzakereler sonrasında 14 Ekim 2014 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 70945/10 nolu dava, bir Türk vatandaşı olan Ender Bulhaz Aktürkün (başvuran) 21 Eylül 2010 tarihinde İnsan Haklan ve Temel Hakların Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran İstanbulda görev yapan avukat O. Gümüştaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 18 Haziran 2012 tarihinde Hükümete iletilmiştir.
OLAYLAR VE OLGULAR
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1982 yılında doğmuştur ve şu sırada Tekirdağ F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
5. On üç polis memuru tarafından imzalanan yakalama tutanağına göre, 18 Mart 2009 tarihinde saat 14.15te başvuran kimlik kontrolü için polis memurları tarafından durdurulmuştur. Başvuran, polis memurlarına direnmiş ve ateş açarak bir polis memurunun ölümüne neden olmuştur. Diğer polis memurları başvuranı etkisiz hale getirmek için güç kullanmış ve yakalamışlardır. Başvuranın çantasında birçok sahte kimlik kartı bulunmuştur.
6. Saat 17.15de başvuran sağlık muayenesi için Bursa Şevket Yılmaz Devlet Hastanesine gönderilmiştir. Alınan sağlık raporunda, başvuranın sırtında keskin olmayan bir aletin yol açtığı yüzeysel sıyrıklar ve kafasının ön kısmında morluklar tespit edildiği belirtilmiştir. Ayrıca raporda, başvuranın bileklerinde kelepçenin sebep olmuş olabileceği abrazyonlar görüldüğü belirtilmiştir. Raporda, başvuranın vücudundaki yaraların hayatını tehdit edecek mahiyette olmadığı sonucuna varılmıştır.
7. Başvuran, daha sonra Kestel İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür. Tutuklu kişilerin haklarını açıklayan forma göre, başvurana avukat yardımından faydalanma hakkı, sessiz kalma hakkı ve tutuklandığından aile üyelerini haberdar etme hakkı dahil olmak üzere haklan hatırlatılmıştır. Yedi polis memuru tarafından imzalanan bir rapora göre, polis, başvuranın kimliğini tespit etmek için parmak izi incelemesi gerçekleştirmeye çalışmıştır. Ancak başvuran, direnmiş, sloganlar atmış, makineye kafasını vurmaya çalışmış ve yanındaki eşyalara tekme atmıştır. Başvuran, polis merkezinde dövüldüğünü iddia etmiştir.
8. Başvuran, daha sonra Bursa II Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine nakledilmiştir. Başvuran, orada kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Başvurana göre, Bursa Güvenlik Merkezinin zemin katında testisleri sıkılmış, kollarından asılarak hortumla soğuk suyla ıslatılmış, soğuk havaya maruz bırakılmış, buzla kaplı bir battaniyenin üzerine yatmaya zorlanmış ve dövülmüştür.
9. Polis tarafından hazırlanan bir rapora göre, 19 Mart 2009 tarihinde saat 19.00 sularında başvuran dört polis memuru tarafından İstanbula götürülmüş ve yasadışı bir örgüt olan MLKP (Marksist-Leninist Komünist Partisi) tarafından hücre olarak kullanılan evi göstermesi istenmiştir. Raporda, başvuranın evi bulamaması nedeniyle, 20 Mart 2009 tarihinde saat 4.15te Bursa İl Emniyet Müdürlüğüne geri döndükleri belirtilmiştir. Söz konusu rapor, dört polis memuru tarafından imzalanmıştır. Ancak, başvuran raporu imzalamayı reddetmiştir.
10. Başvuran, 20 Mart 2009 tarihinde, polis memurunu öldürdüğü ve MLKP ile ilişkisi olduğu iddiasıyla bağlantılı olarak avukatının mevcudiyetinde Bursa İl Emniyet Müdürlüğünde sorgulanmıştır. Başvuran, susma hakkını kullanmıştır.
11. Aynı gün, başvuran Bursa Adli Tıp Kurumuna götürülmüştür. Muayenesi sırasında, başvuran gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığı konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, dövüldüğünü, kollarından asıldığını, hortumla soğuk su tutularak ıslatıldığını ve vücuduna buz küpleri yerleştirildiğini iddia etmiştir. Sağlık muayenesinde, başvuranın sol göz kapağının altında hematoma, kafasının arka tarafında kırmızı renkli ve 5 x 10 cm boyutunda bir morluk ve şişlikler ve sağ gözünde ve periorbital bölgesinde mor renkli ezikler tespit edilmiştir. Ayrıca, başvuranın sol kaşında, elmacık kemiğinde, ağzının her iki yanında, kaşlarının arasında, sol kolunda, her iki bileğinde ve ayrıca penisinde birçok morluk tespit edilmiştir. Doktor, başvuranın bileklerindeki morlukların kelepçe kullanımı nedeniyle oluşmuş olabileceğini belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın nefes darlığı, baş ağrıları ve kaburgalarındaki ağrıdan şikayet ettiği belirtilmiştir. Doktor, göğüs cerrahisi, beyin cerrahisi ve iç hastalıkları bölümlerinden görüş talep etmiştir.
12. Aynı gün daha sonra, başvuran, avukatının mevcudiyetinde, hem Kestel Cumhuriyet savcısı hem de Kestel Sulh Ceza Mahkemesinde görev yapmakta olan sorgu hakimi tarafından sorgulanmış ve susma hakkını kullanmıştır. Dava dosyasındaki kanıtlara dayanarak, hakim, başvuranın tutuklanmasına hükmetmiştir.
13. Başvuran, 21 Mart 2009 tarihinde saat 1.40 sularında, Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesinin acil servisine götürülmüştür. Hastanede, başvuran, özellikle beyin cerrahisi, genel cerrahi, göğüs cerrahisi ve radyoloji bölümlerinden olmak üzere birçok doktor tarafından muayene edilmiştir. Radyoloji muayenelerinde, kemiklerinde, ciğerlerinde veya kalbinde herhangi bir anormalliğe rastlanmamıştır. Genel cerrahi uzmanı, ameliyata gerek olmadığını belirtmiştir. Son olarak, göğüs cerrahı hazırladığı raporda başvuranın solunumla ilgili herhangi bir problemi olmadığını, ancak özellikle sırtında olmak üzere vücudunda birçok morluğun olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, kaburga kemiklerinde kırığa rastlanmamıştır. Dosyadaki bilgilere göre, başvuran acil servisten saat 4.00 sularında ayrılmıştır.
14. 21 Mart 2009 tarihinde daha sonra, başvuran göğsünde ağrı olduğu şikayetiyle Bursa Devlet Hastanesinin acil servisine götürülmüştür. Genel cerrahi, beyin cerrahisi ve radyoloji bölümlerinde görevli doktorların muayenesinden sonra, acil serviste görevli bir doktorun hazırladığı raporda, başvuranın sekizinci ve dokuzuncu kaburga kemiklerinin kırık olduğu ve başvuranın vücudunda yaralanmaların travma sonrası meydana geldiği sonucuna varmıştır. Buna göre, başvuran takip ve gözlem için acil servis bölümüne kabul edilmiştir.
15. Başvuran, 30 Mart 2009 tarihinde Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunmuş ve gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Dilekçesinde, başvuran Kestel ilçe Emniyet Müdürlüğünde dövüldüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuran, Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine nakledildikten sonra testislerinin sıkıldığını, dövüldüğünü, kollarından asılıp hortumla soğuk suyla ıslatıldığını, soğuk havaya maruz bırakıldığını ve buzla kaplı bir battaniyenin üzerine yatmaya zorlandığını iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, yüzleştirildikleri takdirde kendisine kötü muamelede bulunan polis memurlarını teşhis edebileceğini belirtmiştir.
16. Başvuranın şikayetinin ardından, Bursa Cumhuriyet savcısı başvuranın kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin iddiaları hakkında soruşturma başlatmıştır. Bu bağlamda, başvuran 31 Mart 2009 tarihinde ifade vermiş ve gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Başvuran, ayrıca, kendisine kötü muamelede bulunan polis memurlarını teşhis edebileceğini ileri sürmüştür.
17. Cumhuriyet savcısı, başvuranın yakalandığı sırada ve Kestel İlçe Emniyet Müdürlüğünde ve Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde gözaltında tutulduğu sırada görevli olan yedi polis memurunu dinlemiştir. Bütün polis memurları haklarındaki suçlamaları reddetmişlerdir. Başvuranı yakalayan polis memurları, başvuranı etkisiz hale getirmek için orantılı güç kullandıklarını belirtmişlerdir.
18. Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, 8 Nisan 2009 tarihinde başvuran sağlık muayenesi için bir kez daha Bursa Uludağ Üniversite Hastanesine götürülmüştür. Jandarma, muayene odasından ayrılmayı reddettiğinden dolayı doktor muayene işlemini gerçekleştirmemiştir. Jandarma, doktorun Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının 6 Ocak 2000 tarihinde imzaladığı ve terörle ilgili suçlarla bağlantılı olarak gözaltında tutulan bir kişinin hastanede sağlık muayenesi olduğu sırada muayene odasında jandarmanın bulunmak zorunda olduğunu belirten Cezaevi Protokolüne uygun davranmadığını belirten bir rapor hazırlamıştır ve daha sonra jandarmanın hazır bulunmadığı sırada muayene gerçekleştirilmiştir. Doktor, başvuranın sol kolunun ön tarafında birçok morluğun gözlemlendiğini ve bunların da kişinin kendi kendini yaralaması sonucunda oluşmuş gibi göründüğünü belirterek detaylı bir rapor hazırlamıştır. Benzer işaretler, ayrıca, başvuranın karın bölgesinde de farkedilmiştir. Her iki bileğinde iyileşmiş yara izleri gözlemlenmiştir. Ek olarak, parmaklarında ve sağ dizinde morluklar olduğu belirtilmiştir.
19. Doktor, ayrıca, bazı sağlık testlerinin yapılmasını istemiş ve dava dosyasındaki bilgilere göre, cezaevi yetkilileri başvuranın randevu tarihlerinde hastaneye gitmesine izin vermemiş ve başvuranı Tekirdağ F Tipi Cezaevine nakletmişlerdir.
20. Adli Tıp Kurumu, 15 Nisan 2009 tarihinde, Uludağ Üniversite Hastanesi tarafından hazırlanan 20 Mart 2009 ve 21 Mart 2009 tarihli raporlara dayanarak başvuran hakkında bir sağlık raporu düzenlemiştir. Raporda, başvuranın yaralarının hayati tehlike taşımadıkları ve basit bir tıbbi bakım ile tedavi edileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca raporda, herhangi bir kırık kaburga kemiğine rastlanılmadığı belirtilmiştir. Bursa Devlet Hastanesi tarafından 21 Mart 2009 tarihinde hazırlanan sağlık raporuna herhangi bir atıfta bulunulmamıştır.
21. Soruşturma sırasında, Cumhuriyet savcısı ayrıca, başvuranın Kestel İlçe Emniyet Müdürlüğündeki gözaltı süresi boyunca alınan kamera kayıtlarını talep etmiştir. Bursa İl Emniyet Müdürlüğü, Cumhuriyet savcılığına, sadece sekiz günlük kamera kaydının alındığı hakkında bilgilendirmişlerdir.
22. Cumhuriyet savcısı 3 Kasım 2009 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı verdiği kararda, başvuranın vücudunda gözlemlenen yaraların, başvuranın yakalandığı sırada yaşanan boğuşma sırasında meydana geldiğine hükmetmiştir. Savcı, ayrıca, başvuranı etkisiz hale getirmek için kullanılan gücün, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun 16. maddesine uygun olduğu sonucuna varmıştır.
23. Başvuran, 1 Aralık 2009 tarihinde, Cumhuriyet savcısının kararına itiraz etmiştir. Başvuran, kendisine kötü muamelede bulunan polis memurlarını teşhis edebileceğini tekrar etmiştir. Yalova Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Mart 2010 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir.
24. Bu sırada, başvuran aleyhinde polis memurunu öldürdüğü gerekçesiyle cezai yargılama işlemleri başlatılmıştır. 20 Ocak 2012 tarihli bir kararda, başvuran atılı suçtan suçlu bulunmuş ve müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. Dava dosyasında, söz konusu yargılama işlemlerinin şuan ki durumu hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİNE İLİŞKİN İDDİA HAKKINDA
25. Başvuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, bu konuda etkili bir soruşturma yapılmadığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, başvuran Sözleşmenin 3. ve 13. maddelerine dayanmıştır.
26. Mahkeme, söz konusu şikayetlerin sadece 3. madde kapsamında incelenmesi gerektiği görüşündedir. 3. madde aşağıdaki gibidir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
A. Kabul edilebilirlik
27. Hükümet, başvuru formunun yirmi dört sayfa uzunluğunda olduğu gerekçesiyle, başvuranın Mahkeme İçtüzüğünün 47. maddesine aykırı davrandığını ileri sürmüştür. Söz konusu maddede, başvuru formlarının kısa olması gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle, Hükümet davanın reddedilmesini talep etmiştir.
28. Mahkeme, Yüksel / Türkiye ((k.k.) no. 49759/09, §§ 40-42, 1 Ekim 2013) davasında benzer bir itirazı incelediğine işaret etmiştir. Mahkeme, mevcut davada söz konusu kararda varılan sonuçtan farklı hareket etmek için bir neden olduğunu düşünmemektedir. Sonuç olarak, bu kapsamda Hükümetin iddiaları dikkate alınmamalıdır.
29. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve hiçbir bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını belirtmiş ve bu nedenle kabul edilebilir olarak nitelendirmiştir.
B. Davanın esası
1. Esası hakkında
30. Başvuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığı konusunda şikayetçi olmuştur. Bu bağlamda, Kestel İlçe Emniyet Müdürlüğünde dövüldüğünü ve Bursa İl Emniyet Müdürlüğünde işkenceye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvuran, Bursa İl Emniyet Müdürlüğünde testislerinin sıkıldığını, kollarından asılarak hortumla soğuk suyla ıslatıldığını, soğuk havaya maruz bırakıldığını ve buzla kaplı bir battaniyeye yatmaya zorlandığını iddia etmiştir.
31. Hükümet, iddiaları reddetmiş ve başvuranın yaralarının sağlık raporlarında başvuranın yakalandığı sırada yaşanan boğuşma sırasında meydana geldiğinin kaydedildiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranın, kimlik kontrolü yapmakta olan bir polis memurunu vurarak öldürdüğüne ve diğer polis memurlarının başvuranı etkisiz hale getirmek için güç kullanmak zorunda kaldıklarına işaret etmiştir.
32. Öncelikle, Mahkeme, işkence veya insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele veya cezalandırma yasağının mutlak mahiyetini hatırlatmaktadır.
Mahkeme, ayrıca, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz., Tanrıkulu ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 45907/99, 22 Ekim 2002). Ek olarak, Mahkeme, delillerin değerlendirilmesi hususunda, genel olarak makul şüphenin ötesinde ispat standardını uygulamaktadır (bkz., Avşar / Türkiye, no. 25657/94, § 282, AGHM 2001-VII (alıntılar)). Bu tür bir kanıt ise, yeterince sağlam, açık ve birbirleriyle bağdaşan çıkarımların veya benzer şekilde aksi ispat edilemez maddi karinelerin bir arada var olmasıyla elde edilebilir (bkz., Güler ve Öngel / Türkiye, no. 29612/05 ve 30668/05, § 26, 4 Ekim 2011, ve İrlanda / Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 161, A Serisi no. 25). Olayların tamamının ya da büyük bir kısmının, gözaltında kendi denetimleri altında tutulan kişilerde olduğu gibi, yalnızca yetkililerin bilgisi dahilinde olması durumunda, kişinin tutulması sırasında gerçekleşen yaralanmalar ile ilgili güçlü bir karine ortaya çıkacaktır. Nitekim tatmin edici ve ikna edici bir açıklama sunmak suretiyle ispat yükümlülüğü makamlara ait olarak değerlendirilir (bkz., Salman / Türkiye (BD), no. 21986/93, § 100, AGHM 2000-VII).
33. Bu bağlamda, bir kimsenin gözaltına alındığında sağlık durumunun iyi olduğu ancak serbest bırakıldığı zaman yaralanmış olduğu hallerde, bu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine ilişkin makul bir açıklamanın yapılması ve mağdurun iddialarına, özellikle söz konusu iddialar tıbbi raporlarla destekleniyorsa, Güphe düşürür nitelikte delil toplanması sorumluluğu Devlete aittir ve Devletin bunu yerine getirememesi halinde Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına giren bir husus ortaya çıkacaktır (bkz., Tomasi / Fransa, 27 Ağustos 1992, § 108-111, A Serisi no. 241-A; Ribitsch / Avusturya, 4 Aralık 1995, § 34, A Serisi no. 336; Aksoy / Türkiye, 18 Aralık 1996, § 62, Kararlar ve Hükümler Raporları 1996-VI; and Selmouni / Fransa (BD), no. 25803/94, § 87, AGHM 1999-V).
34. Mevcut davada, Mahkeme, olayların çelişen iki versiyonuyla karşı karşıyadır. Başvuran polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmesine rağmen; Hükümet, görüşlerinde başvuranın yakalanması sırasında direnmesi ve vurarak bir polis memurunu öldürmesi nedeniyle polis memurlarının güç kullanmak zorunda kaldıklarını belirtmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, 18 Mart 2009 tarihinde başvuran tutuklandığında alınan sağlık raporuna göre, başvuranın sırtında yüzeysel sıyrıklar ve kafasının ön kısmında morluklar tespit edildiğini gözlemlemektedir. Bu yaralar, Hükümetin, polisin başvuranı etkisiz hale getirmek için güç kullanmak zorunda olduğuna dair iddiasını desteklemektedir. Ancak, 20 Mart 2009 tarihli ikinci raporda başvuranın sol göz kapağının altında hematoma, kafasının arka kısmında 5 x 10 cm boyutunda kırmızı renkli bir morluk, sağ gözünde ve periorbital bölgesinde mor renkli ezikler bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, başvuranın sol kaşında, elmacık kemiğinde, ağızının her iki yanında, kaşlarının arasında, sol kolunda, iki bileğinde ve penisinde birçok morluk gözlemlenmiştir. Doktor, başvuranın bileklerindeki morlukların kelepçe kullanımı sonucunda meydana gelmiş olabileceğini belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın nefes darlığından, baş ağrılarından ve kaburga kemiklerindeki ağrıdan şikayet ettiği kaydedilmiştir. Göğüs cerrahisi, beyin cerrahisi ve dahiliye bölümünden görüş talep edilmiştir. Sonuç olarak, 21 Mart 2009 tarihinde başvuran Uludağ Üniversite Hastanesi Acil Servis Bölümüne götürülmüş ve radyoloji, genel cerrahi, göğüs cerrahisi ve beyin cerrahisi bölümlerinden birçok doktor tarafından muayene edilmiştir. Hazırlanan son raporda, başvuranın vücudunda kırık olmadığı belirtilmiştir. Dava dosyasındaki belgelere göre, aynı gün başvuran Bursa Devlet Hastanesine de götürülmüş ve orada birçok doctor tarafından muayene edilmiştir. Acil servis bölümünde çalışan bir doktor tarafından hazırlanan sağlık raporuna göre, başvuranın sekizinci ve dokuzuncu kaburga kemiklerinde kırık tespit edilmiştir ve başvuran travma sonrası yaralanmalar taşımaktadır. Başvuran, takip ve gözlem altında tutulmak üzere acil servis bölümüne kabul edilmiştir. Mahkeme, bu yeni bulguların en azından başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada dövüldüğü iddialarına uyduğu görüşündedir. Ayrıca, Mahkeme başvuranın bu süre boyunca tutuklu kaldığını belirtmekte ve bu nedenle yerel makamların söz konusu yaralara ilişkin makul bir açıklama yapma yükümlülüğü altında olduklarını hatırlatmaktadır. Ancak, Hükümet bu kapsamda makul bir açıklama yapmamıştır.
35.Başvuranın vücudunda meydana gelen yeni yaraların nedenlerine ilişkin olarak Hükümetin makul bir açıklama yapmadığını göz önüne alarak, Mahkeme bu yaraların kötü muamele sonucu meydana geldiğine ve bu durumdan Hükümetin sorumlu olduğuna hükmetmiştir.
36. Bu nedenle, başvuranın maruz kaldığı insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele nedeniyle Sözleşmenin 3. maddesi esas yönünden ihlal edilmiştir.
2. Usulü hakkında
37. Başvuran, kötü muamele iddialarına ilişkin olarak etkili bir soruşturma yapılmadığını ileri sürmüştür. Özellikle, başvuran, ilk sağlık raporunda detay verilmediğine işaret etmiştir. Başvuran, ayrıca, kendisine fırsat verilseydi, kendisine kötü muamelede bulunduklarını iddia ettiği polis memurlarıyla yüzleşebileceğini iddia etmiştir.
38. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
39. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinde, yetkililerin geçerli ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarına ilişkin etkili ve resmi bir soruşturma yürütmeleri gerektiğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır (bkz., özellikle, Assenov ve Diğerleri / Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 101-102, Raporlar 1998-VIII). Mevcut davada, başvuranın durumuyla ilgili olarak alınan sağlık raporlarının içerikleri ışığında (bkz., yukarıda 6, 11, 13 14. paragraflar), Mahkeme, yerel makamların başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin olarak etkili bir soruşturma gerçekleştirme yükümlülüğü altında oldukları görüşündedir.
40. Mahkeme, başvuranın şikayetinin ardından, Kestel Cumhuriyet savcısının başvuranın kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin iddiaları hakkında ivedilikle bir soruşturma başlattığını gözlemlemektedir. Ancak, aşağıda açıklanan nedenlerden, soruşturmada birçok eksiklik olduğu görülmektedir.
41. Bu bağlamda, Mahkeme ilk olarak, kendisine kötü muamelede bulunan polis memurlarını teşhis edebileceğini devamlı olarak dile getiren başvurana, suçlanan memurlarla yüzleşme fırsatı verilmediğini belirtmektedir. Mahkeme, ayrıca, Cumhuriyet savcısının, başvuranı polis tarafından gözaltında tutulduğu sonrada muayene eden doktorlardan ek tıbbi görüş istemediğini ve başvuran hala yetkililerin kontrolü altında tutulurken 20 ve 21 Mart 2009 tarihli sağlık raporlarında kaydedilen yeni yaralara ilişkin olarak makul bir açıklama bulmaya çalışmadığını belirtmektedir. Mahkemeye göre, başvuranın vücudundaki yaraların nedeni ve ne zaman meydana geldiği ile ilgili olarak Adli Tıp Kurumundan ek uzman görüşü almanın, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin iddiaları hakkında faydalı bilgiler sağlayabilirdi. Bu bağlamda, Mahkeme ayrıca, Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında, başvuranın sekizinci ve dokuzuncu kaburga kemiklerinin kırık olduğunun belirtildiği Bursa Devlet Hastanesinin 21 Mart 2009 tarihli sağlık raporuna hiçbir atıfta bulunulmadığını belirtmektedir. Bu eksiklikler dikkate alındığında, Mahkeme, Cumhuriyet savcısının sağlık raporları arasındaki farkların nedenini ve başvuranın vücudunda gözlemlenen yaraların gerçek sebebini tespit etmediği sonucuna varmıştır.
42. Yukarıdaki açıklamalar göz önüne alındığında, Mahkeme, usulü eksikliklerin, başvuranın kötü muamele gördüğü iddialarına ilişkin soruşturmanın etkililiği üzerinde olumsuz etkisi olduğuna hükmetmiştir.
43. Bu nedenle, Sözleşmenin 3. maddesi usulü yönünden ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME KAPSAMINDAKİ DIGER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
44. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesi uyarınca, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada, ailesiyle iletişim kurma hakkı konusunda bilgilendirilmediğini ve avukat yardımından faydalanma hakkından yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür. Başvuran, ayrıca, iddiasını kanıtlamaksızın, Sözleşmenin 14. maddesine atıfta bulunmuştur.
45. Önündeki bütün bilgi ve belgeler ışığında, Mahkeme, başvuranın iddialarının Sözleşme veya protokollerinde belirtilen hak ve özgürlüklere ilişkin herhangi bir ihlal kapsamadığına hükmetmiştir. Mahkeme, bu şikayetlerin Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle kabul edilemez olarak nitelendirilmeleri gerektiğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
46. Başvuran manevi tazminat olarak 40.000 avro (kırkbin avro) talep etmiştir.
47. Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.
48. Mahkeme, başvuranın sadece Mahkemenin ihlal kararıyla telafi edilemeyecek kadar sıkıntı çekmiş olduğuna hükmetmektedir. Bulunan ihlalin mahiyetine ve hakkaniyet temeline dayanarak bir karar verilmesi gerektiği göz önüne alındığında, Mahkeme manevi tazminat olarak başvurana 10.000 avro ödenmesine karar vermektedir.
B. Masraf ve Giderler
49. Başvuran, ayrıca Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 7.080 Türk lirası (yaklaşık 2.400 avro) talep etmiştir. İbrazlarını desteklemek için başvuran, avukatından aldığı faturanın bir kopyasını sunmuştur.
50. Hükümet söz konusu talebe itiraz etmiştir.
51. Mahkeme içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığını ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak kazanır. Mevcut davada sahip olduğu bilgi ve belgeleri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önünde bulunduran Mahkeme, başvurana bütün kalemler altındaki masraflara ilişkin olarak başvuranın talep ettiği miktarın tamamının tazminat olarak ödenmesinin makul olduğu görüşündedir.
C. Gecikme Faizi
52. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU NEDENLERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin şikayetleri kabul edilebilir ve başvurunun geri kalanını kabul edilemez olarak nitelendirir;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğine hükmeder;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine hükmeder;
4. (a) Sözleşmenin 44§ 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere davalı Devlet tarafından başvuranlara aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;
(i) Başvurana manevi tazminat olarak 10.000 Avro (on bin Avro) ve bu meblağa uygulanabilecek her tür vergi; ve
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için başvurana 2.400 Avro (iki bin dört yüz Avro) ve bu meblağa uygulanabilecek her tür vergi; (b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar verir.
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca, 13 Kasım 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy