(AİHS m. 3, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 146) (TALAT TEPE - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (GAZİOĞLU VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (NEZİR ADIYAMAN - TÜRKİYE DAVASI) (COŞAR V. - TÜRKİYE DAVASI) (BÖKE VE KANDEMİR - TÜRKİYE DAVASI) (AYSU - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (GEÇGEL VE ÇELİK - TÜRKİYE DAVASI) (HİKMET YILMAZ V. - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI) (BEKER - TÜRKİYE DAVASI) (ÇOŞELAV V. - TÜRKİYE DAVASI) (AMİNE GÜZEL - TÜRKİYE DAVASI) (GÜN VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 72174/10)
KARAR
STRAZBURG
3 Haziran 2014
İşbu karar, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yiğitdoğan / Türkiye davasında, Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik KJolbro ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 6 Mayıs 2014 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Yüksel Yiğitdoğan (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 7 Ekim 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesine uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (Mahkeme) yapılmış olan 72174/10 no.lu başvuru yer almaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbulda görev yapan avukat G. TUNCER tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 14 Ocak 2013 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
4. Başvuran 1968 doğumludur ve hapis cezası, mevcut durumda, Kocaelinde infaz edilmektedir.
5. Başvuran, yasadışı bir örgüt olan Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB) üyesi olduğu şüphesiyle 25 Temmuz 1999 tarihinde saat 11.30da yakalanmıştır. Polis tarafından hazırlanan yakalama tutanağında, polis memurları kimlik kontrolü yapmak için kendisine doğru yaklaştıklarında kaçma teşebbüsünde bulunan başvuranı yakalamak için polisin güç kullanmak zorunda kaldığı belirtilmiştir.
6. Başvuran aynı gün saat 13.30da İzmirdeki Atatürk Hastanesinde tıbbi muayeneden geçirilmiştir. Muayene sonrası hazırlanan tıbbi raporda başvuranın vücudunda herhangi bir kötü muamele bulgusuna rastlanmadığı ifade edilmiştir.
7. Başvuran aynı gün daha sonra saat 17.45te aynı hastanede tekrar muayene edilmiştir. Bu muayenenin ardından düzenlenen tıbbi raporda ise başvuranın sağ dirseğinde 2 x 2 cm büyüklüğünde iyileşmekte olan kabuk bağlamış bir sıyrığın tespit edildiği belirtilmiştir. Raporda, başvuranın vücudunda fiziksel şiddete uğradığına ilişkin herhangi bir belirtinin saptanmadığı sonucuna varılmıştır.
8. Başvuran, tıbbi muayenelerin ardından, İstanbula gönderilmiş ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde gözaltına alınmıştır. Başvuranın iddialarına göre, kendisi burada gözaltında tutulduğu süre içerisinde kötü muameleye maruz kalmıştır.
9. 27 Temmuz 1999 tarihinde, başvuranın İstanbuldaki evinde polis tarafından arama yapılmıştır. Arama neticesinde, çok sayıda silah ve fişek bulunmuş ve bunlar, daha sonra, balistik inceleme yapılmak üzere İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarına gönderilmiştir.
10. Başvuran 28 Temmuz 1999 tarihinde Haseki Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiş, doktor başvuranın sağ dirseğinde bir şişlik, ekimoz ve 1 x 2 cm büyüklüğünde bir sıyrık ile kolunda 0,5 x 1 cm büyüklüğünde başka bir sıyrık bulunduğunu kaydetmiştir. Doktor, başvuranın ortopedik bir muayeneden geçirilmesi tavsiyesinde bulunmuştur.
11. Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 29 Temmuz 1999 tarihinde, başvuranın tutulmakta olduğu gözaltı süresini üç gün uzatma kararı almıştır.
12. Başvuran, 30 Temmuz 1999 tarihinde Haseki Hastanesinde tekrar muayeneden geçirilmiştir. Bu kez, başvuranın gluteal bölgesinde iki adet yara dokusunun olduğu belirlenmiştir.
13. Belirtilmemiş bir tarihte, başvuran, refakatinde bir avukat bulunmaksızın polise ifade vermiştir.
14. Başvuran, tutulduğu gözaltının son gününde, başka bir deyişle 1 Ağustos 1999 tarihinde, Haseki Hastanesinde bir kez daha muayeneden geçirilmiştir. Muayene sonrası düzenlenen tıbbi rapora göre, başvuranın sağ dirseğinde 1 x 1 cm büyüklüğünde bir yara izi tespit edilmiştir. Doktor ayrıca, başvuranın sağlık durumunun genel olarak iyi halde olduğunu kaydetmiş ve başvuranın şikayette bulunduğu rektal ağrının takibinin yapılması amacıyla ürolojik muayene yaptırılması tavsiyesinde bulunmuştur. Doktor, Adli Tıp Kurumu tarafından nihai bir raporun hazırlanacağını kaydetmiştir.
15. Başvuran, aynı gün içerisinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran, beyanda bulunurken avukat yardımından yararlanmamıştır.
16. Sonrasında, başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakiminin huzuruna çıkarılmış; tutuklanmasına karar verilmiştir. Başvuran, Barolar Birliği tarafından görevlendirilen bir avukat eşliğinde, daha önce vermiş olduğu ifadeleri geri çekmiş ve polis tarafından gözaltında tutulduğu süre esnasında kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvuran, nöbetçi hakim tarafından sorulan bir soruya karşılık olarak, aynı gün daha önceki bir saatte düzenlenmiş olan tıbbi raporun içeriğine ilişkin itirazda bulunmadığını ifade etmiştir.
17. Başvuranın vermiş olduğu ifadelere göre, kendisi 2 Ağustos 1999 tarihinde Haydarpaşa Numune Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Hükümet ise, böyle bir muayenenin yapılmamış olduğunu bildirmiştir.
18. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 9 Ağustos 1999 tarihinde, bu mahkemeye, söz konusu tarihe yürürlükte olan 765 sayılı Ceza Kanununun 146. maddesi uyarınca, başvuranı yasadışı silahlı bir örgüte üye olmak ve Devletin anayasal düzenini zorla değiştirmeye teşebbüs eden eylemlere müdahil olmak suçlarıyla itham eden bir iddianame sunmuştur. Bu anlamda, Cumhuriyet savcısı, başvuranın cinayet de dahil olmak üzere yasadışı örgüte ait çok sayıda silahlı eyleme katılmış olduğunu kaydetmiştir.
19. Başvuran, 7 Ağustos 2000 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesini, avukatıyla daha öncesinde bir görüşme yapma imkanı olmadığından ötürü o gün gerçekleştirilecek olan duruşmada hazır bulunamayacağına ilişkin bilgilendirmiştir. Söz konusu mahkeme, Cumhuriyet savcılığına, başvuranın bir sonraki duruşmaya katılımını sağlaması isteminde bulunmuştur.
20. Başvuranın avukatının hazır bulunduğu 7 Şubat 2001 tarihli bir duruşmada, mahkeme, başvuranın mahkeme önüne çıkarılması talebinde bulunmuş olmasına rağmen, Cumhuriyet savcılığından mahkemeye bu konuya ilişkin herhangi bir yanıt gelmemiş olduğunu kaydetmiştir. Söz konusu aynı duruşmada, dava, başvuran ile birlikte başka sanıkların da yargılanmakta olduğu başka bir dava ile birleştirilmiştir.
21. Mahkeme, başvuranın yokluğunda gerçekleştirilen sonraki duruşmalar esnasında, müşterek sanıkların ve bazı tanıkların ifadelerini dinlemiştir. Bu duruşmalardan 24 Ocak 2002 tarihli olanında, başvuranın avukatı mahkemeden Haydarpaşa Numune Hastanesinde 1999 tarihinde düzenlenmiş olan tıbbi raporların edinilmesini istemiştir. Başvuranın avukatı ayrıca, başvuranın başka bir cezaevine nakledildiğini ve başvuranın duruşmaya katılması emrinin söz konusu cezaevine gönderilmemiş olduğunu ifade etmiştir.
22. Mahkeme 28 Mart 2002 tarihinde, başvuranın tekrar başka bir cezaevine nakledilmiş olması sebebiyle duruşmaya getirilemediğini kaydetmiştir.
23. İstanbul Devlet güvenlik Mahkemesi 30 Mayıs 2002 tarihinde, başvuranın sonraki duruşmalar esnasında mahkeme önüne çıkarılması gerektiğine ve mahkeme huzuruna çıkarılmaması halinde bunun sorumluları hakkında cezai bir soruşturma açılacağına karar vererek bir ara karara hükmetmiştir.
24. Başvuranın avukatı, daha sonra, belirtilmemiş bir tarihte mahkemeye bir mektup sunmuştur. Bahsi geçen mektubunda ise, mahkemenin 30 Mayıs 2002 tarihli ara kararının sonrasında, başvuranın mahkeme huzuruna çıkarılmamış olduğunu ifade etmiştir. Başvuranın avukatı, bu nedenle cezaevi personeli ve ilgili polis memurları hakkında kovuşturma açılması gerektiğini iddia etmiştir.
25. Başvuran 24 Ekim 2002 tarihinde mahkeme huzuruna çıkarılmıştır. Başvuran, İzmirde yakalanması esnasında ağır bir şekilde darp edildiğini ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünde tutulduğu yedi günlük gözaltı sırasında elektrik şoklarına maruz kaldığını, kollarından asıldığını, hortumla üzerine soğuk su sıkıldığını ve cinsel saldırıya uğradığını belirterek savunmasını sunmuştur. Başvuran, sağ kolunun kırılmasına ve yüz felci geçirmesine rağmen, Adli Tıp Kurumuna götürülmediğini iddia etmiştir. Başvuran mahkemeden, bu konuyla alakalı olarak, kırılan kolunun alçıya alındığını söylediği Haydarpaşa Numune Hastanesinde yapılan muayenesinin ardından düzenlenen tıbbi raporların edinilmesini talep etmiştir.
26. 6 Şubat, 17 Nisan ve 17 Haziran tarihli duruşmalarda, başvuran ile avukatı ek savunma beyanlarını sunmuşlardır.
27. Söz konusu yargılamalar devam ederken, 2004 yılında anayasal bir düzenlemenin yapılmasının ardından Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış ve dava dosyası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.
28. Başvuran 27 Şubat 2007 tarihli bir duruşmada mahkemeyi, avukatının duruşmalara katılmadığına ilişkin olarak bilgilendirmiş ve kendisine yeni bir avukatın atanması için süre talep etmiştir.
29. Başvuranın yeni avukatı 11 Aralık 2007 tarihinde, başvuranın kötü muamele iddialarını yenilemiş ve mahkemeden başvuran hakkında düzenlenmiş olan tıbbi raporları değerlendirmesini talep etmiştir. Bu bağlamda, başvuranın avukatı Haseki Hastanesindeki doktorların başvuranın ürolojik ya da ortopedik muayeneden geçirilmesi gerektiği yönündeki tavsiyelerine rağmen, başvuranın bu muayenelerden geçirilmediğini ileri sürmüştür. Avukatı, başvuranın Adli Tıp Kurumuna hiç götürülmediğini ve başvuranın talep etmiş olmasına karşın mahkemenin Haydarpaşa Numune Hastanesinden başvuran hakkında düzenlenmiş olan tıbbi raporları edinmemiş olduğunu eklemiştir. Avukatı ayrıca, mahkemenin önemli tanıkların bazılarını dinlemiş olduğu duruşmalara başvuranın katılmamış olduğunu ifade etmiştir.
30. Başvuranın avukatı 11 Haziran 2008 tarihinde, başvuranın 2 Ağustos 1999 tarihli muayenesine ilişkin tıbbi raporları göndermesi için Haydarpaşa Numune Hastanesine bir talep sunmuştur. Ancak, hastane yönetimi arşivlerin tutulduğu bölümün üzerindeki kanalizasyon borularının patlaması soncunda söz konusu yıla ait tıbbi kayıtların 2006 yılında tahrip olduğu bilgisini vermiştir.
31. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 12 Eylül 2008 tarihinde, başvuranın polise verdiği ifadeler, başvuranın evinde bulunmuş olan silahlar ve bu silahlara ait balistik inceleme raporlarının da arasında yer aldığı çok sayıda delil unsuruna dayanarak, başvuranın suçunu sabit bulmuş ve hakkında müebbet hapis cezasına hükmetmiştir.
32. Başvuranın avukatı, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu esnada kötü muameleye maruz kaldığını ve baskı altında alınmış olan ifadelere dayanılarak hakkında hüküm verildiğini ileri sürerek, kararı temyize götürmüştür.
33. Yargıtay, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kararını 18 Mart 2010 tarihinde onamıştır. Söz konusu karar 7 Nisan 2010 tarihinde açıklanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuran, hem İzmirde hem de İstanbulda polis tarafından gözaltında tutulduğu süre esnasında kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Başvuran, darp edilmiş, elektrik şoklarına maruz kalmış, kollarından asılmış ve cinsel olarak saldırıya uğramış olmasına rağmen ayrıntılı bir tıbbi muayeneden geçirilmemiş olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda, yerel mahkemenin kendisinin bu konuya ilişkin iddialarını kanıtlayacak olan tıbbi raporları edinmediğini ve yetkililerin konuyla ilgili herhangi bir soruşturma yürütmemiş olduklarını iddia etmiştir. Başvuran, bu iddialarına ilişkin olarak, Sözleşmenin 3. ve 13. maddelerini dayanak göstermiştir.
Mahkeme, söz konusu bu şikayetlerin Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir. İlgili madde aşağıdaki gibidir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
35. Hükümet, başvuranın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kendisinin kötü muamele gördüğü iddialarını dikkate almaksızın bir karara hükmettiğinde, etkin bir soruşturmanın yapılmayacağına ilişkin olarak en geç 12 Eylül 2008 tarihine kadar haberinin olmuş olması gerektiğinden ötürü, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamındaki şikayetlerinin altı ay süre kuralının aşılarak yapıldığını iddia etmiştir.
36. Mahkeme, başvuranın, hakkında başlatılan ceza yargılamaları esnasında, kötü muamele gördüğüne ilişkin iddialarını yerel mahkemenin dikkatine pek çok kez sunmuş olduğunu, fakat bunların bir sonuç getirmediğini kaydetmektedir. Başvuran, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin hiçbir şekilde kötü muamele iddialarına atıfta bulunmamış olduğu 12 Eylül 2008 tarihli kararına karşı yapmış olduğu temyizde, söz konusu meseleyi bir kez daha gündeme getirmiştir. Ancak, yüksek mahkeme de bu iddialara ilişkin bir atıf yapmamıştır. Mahkeme, başvuranın Yargıtayın kendisinin kötü muamele gördüğü iddialarına ilişkin yanıt vereceği konusundaki beklentisinin haklı görülebilir olduğunu değerlendirmektedir. Dolayısıyla, başvuranın Mahkemeye başvurusunu Yargıtayın kararını açıkladığı tarihten itibaren altı ay içerisinde yapmış olduğundan ötürü, Mahkeme, Hükümetin itirazını kabul edemez.
37. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, başvurunun başka hiçbir gerekçe ile kabul edilemez nitelikte olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği soncuna varmıştır.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşmenin 3. maddesinin esası bakımından hukuksal değerlendirme
38. Başvuran, tıbbi raporların, yakalanması işlemi esnasında ve polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kendisine karşı fiziksel şiddet kullanıldığını kanıtladığını iddia etmiştir. Başvuran, yakalanmasının hemen ardından düzenlenen ve vücudunda kötü muameleye dair herhangi bir bulgu saptamayan ilk tıbbi raporun, Hükümetin yakalama işlemi esnasında güç kullanıldığı iddiasını çürüttüğünü ve kötü muamelenin kendisinin yakalanması sonrasındaki dönemde gerçekleştiğini gösterdiğini ileri sürmüştür.
39. Hükümet, başvuranın geçirildiği tıbbi muayenelerin ardından düzenlenen ve yalnızca önemsiz yaralanmaların tespit edildiği tıbbi raporlardaki bulguların, başvuranın gözaltında tutulduğu esnada polis memurları tarafından herhangi bir fiziksel şiddete maruz bırakıldığını makul şüphenin ötesinde kanıtlamadığını ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın vücudunda meydana gelen yaralanmaların, başvuran kaçmaya teşebbüs ettiğinde polis memurlarının yasal yetkilerini kullanmak zorunda kalmaları bakımından, başvuranın kendi tutumunun bir sonucu olduğunu iddia etmiştir. Hükümet, bu nedenle, Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin bir ihlalin söz konusu olmadığı sonucuna varmıştır.
40. Mahkeme, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini tekrarlamaktadır. Mahkeme, bu delilleri değerlendirirken, genellikle makul şüphenin ötesinde ispat standardını uygulamaktadır (Bk. Talat Tepe / Türkiye, no. 31247/96, § 48, 21 Aralık 2004). Ancak, bu türden bir ispat, yeterli derecede güçlü, açık ve uyumlu sonuçlardan ya da aksi
İspat edilemeyen benzer fiili karinelerden çıkarılabilinmektedir (Bk. Labita / İtalya (BD), no. 26772/95, § 121, AİHM 2000-IV). Dava konusu olayların tamamen veya büyük ölçüde yalnızca ulusal makamların bilgisi dahilinde gerçekleştiği durumlarda, kendi kontrolleri altında tutulan kimselere ilişkin durumlarda olduğu gibi, söz konusu durumda bulunan kişilerin yaralanması halinde güçlü fiili karineler ortaya çıkacaktır. Nitekim, ispat külfetinin, yeterli ve ikna edici bir açıklamada bulunması gereken söz konusu makamlara ait olduğu söylenebilir (Bk. Salman / Türkiye (BD), no. 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII).
41. Mahkeme ayrıca, içtihatlarına göre, Sözleşmenin 3. maddesinin yakalama işlemini gerçekleştirirken güç kullanımını yasaklamadığını vurgulamaktadır. Ancak, bu tür bir güç yalnızca kaçınılmaz olduğunda kullanılabilir ve aşırı olmamalıdır (Bk. Gazioğlu ve Diğerleri / Türkiye, no. 29835/05, § 41, 17 Mayıs 2011, ve Ivan Vasilev / Bulgaristan, no. 48130/99, § 63, 12 Nisan 2007 ve bu kararlarda atıf yapılan davalar).
42. Mahkeme öncelikle, 25 Temmuz 1999 tarihinde saat 13.30da edinilmiş olan ilk tıbbi raporun başvuranın vücudunda herhangi bir kötü muamele bulgusuna rastlanmadığını ifade ettiğini gözlemlemektedir. Sonrasında, başvuran aynı gün İstanbula gönderilmesi öncesi saat 17.45te ikinci bir muayeneden geçirildiğinde ise, vücudunda yaralanmaya ilişkin tespit edilen tek bulgunun sağ direğinde 2 x 2 cm büyüklüğündeki iyileşmekte olan kabuk bağlamış bir sıyrık olduğu belirtilmiştir. Başvuran, İstanbula nakledilmesinin ardından, diğer bir deyişle gözaltında tutulmasının üçüncü gününde, başka bir tıbbi kontrolden daha geçirilmiştir ve hazırlanan ilgili rapor, başvuranın sağ dirseğinde bir şişlik, ekimoz ve 1 x 2 cm büyüklüğünde bir sıyrık ile kolunda 0,5 x 1 cm büyüklüğünde başka bir sıyrık bulunduğunu kaydetmiştir. 30 Temmuz 1999 tarihinde düzenlenmiş olan bir sonraki raporda, gluteal bölgede iki adet yara dokusunun ve son olarak, başvuranın gözaltında tutulmasının son gününde alınan beşinci raporda ise yalnızca 1 x 1 cm büyüklüğünde bir yara izinin tespit edildiği belirtilmiştir.
43. Mahkeme, başvuranın İzmirdeki gözaltısıyla ilgili olarak, ilk iki tıbbi rapora göre, başvuranın vücudunda belirli yüzeysel cilt sıyrıklarının tespit edildiğini kaydetmektedir. Bu türden yüzeysel cilt sıyrıklarının, yakalama işlemi sırasında kullanılmış olan güç ile tutarlı olduğu değerlendirilmektedir (Bk. yukarıda 5. paragraf).
44. Mahkeme, başvuranın İstanbul Emniyet Müdürlüğündeki gözaltısıyla ilgili olarak ise, başvuranın elektrik şoklarına maruz kaldığından, kollarından asıldığından, hortumla üzerine basınçlı su sıkıldığından ve cinsel saldırılara uğradığından şikayet ettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın tarif etmiş olduğu türden bir muamelenin, vücudunda yukarıda bahsi geçen yüzeysel yaralanmalardan daha başka ve ciddi izler bırakmış olması gerektiğini değerlendirmektedir (Bk. Milan / Fransa, no. 7549/03, § 61, 24 Ocak 2008; İz / Türkiye (k.k.), no. 9830/07, 5 Temmuz 2011, ve Nezir Adıyaman / Türkiye, no. 6042/09, § 41, 5 Kasım 2013). Bu noktada, Mahkeme ayrıca, başvuranın tıbbi raporların doğruluğuna itiraz etmemiş veya bu raporları düzenleyen doktorların kendisinin yaralarını muayene etmediklerine ilişkin bir iddiada bulunmamış olduğunu dikkate almaktadır (Bk. Coşar / Türkiye, no. 22568/05, § 33, 26 Mart 2013, ve yukarıda anılan Nezir Adıyaman, § 40). Bununla birlikte, aşağıda açıklanan gerekçeler dikkate alındığında (Bk. aşağıdaki 52-54. paragraflar), başvuranın kötü muameleye ilişkin iddiaları Sözleşmenin 3. maddesinin gerektirdiği şekilde etkin bir biçimde soruşturulmamıştır. Bu nedenle, Mahkeme makul şüphenin ötesinde, başvuranın iddia ettiği gibi polis gözaltısında kötü muameleye maruz kaldığı şeklinde bir sonuca varamaz.
45. Mahkeme ayrıca, başvuranın Haydarpaşa Numune Hastanesinde tıbbi muayeneden geçirildiğini ve kırılan kolunun alçıya alındığını iddia ettiğini kaydetmektedir. Ancak, Hükümet, başvuranın bahsi geçen hastanede herhangi bir muayeneden geçirilmemiş olduğunu belirterek bu iddiaya karşı çıkmıştır. Mahkeme, bu hususun taraflar arasında bir tartışma konusu olmasına rağmen, hasta kayıtlarının 2006 yılında hastanenin arşiv bölgesini su basması sonucu tahrip olması nedeniyle, başvuranın söz konusu hastanede muayene edilip edilmediğinin kesin olarak tespit edilemeyeceğini kaydetmektedir (Bk. yukarıdaki 30. paragraf). Mahkeme, yetkililerin başvuranın hastaneden bilgi edinilmesi talebine ilişkin bir yanıt vermemeleri konusunu, aşağıda yer alan Sözleşmenin 3. maddesinin usul bakımından değerlendirilmesi başlığı altında değerlendirecektir.
46. Mevcut davanın koşulları dikkate alındığında, Mahkeme, başvuranın vücudundaki önemsiz yaralanmaların iddia ettiği gibi İzmirde ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünde polis tarafından gözaltında tutulduğu esnada kötü muameleye maruz kalması sonucu meydana gelip gelmediğinin makul şüphenin ötesinde kanıtlanamayacağını kaydetmektedir.
47. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmemiş olduğuna karar vermiştir.
2. Sözleşmenin 3. maddesinin usulü bakımından hukuksal değerlendirme
48. Başvuran, yetkililerin Haseki Hastanesindeki doktorların başvuranın üroloji ve ortopedi servislerinde muayene edilmesi yönündeki tavsiyelerine rağmen kendisini bu muayenelere götürmediklerini ileri sürmüştür. Başvuran buna ilave olarak, sağlık durumuna ilişkin nihai tıbbi raporu düzenlemiş olması gereken yetkili mercii konumundaki Adli Tıp Kurumunda kendisiyle ilgili hiçbir tıbbi muayenenin yapılmamış olduğunu iddia etmiştir. Başvuran, Haydarpaşa Numune Hastanesinde muayene edildiğini ancak, yerel mahkemenin kendisinin taleplerini dikkate almaması ve sonrasında hastane kayıtlarının tahrip olması nedeniyle, burada düzenlenen tıbbi raporları elde edemediğini iddia etmiştir. Başvuran, son olarak, konuyu yerel mahkemenin dikkatine sunmuş olmasına rağmen, kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddialarına ilişkin herhangi bir soruşturmanın yürütülmemiş olduğunu belirtmiştir.
49. Hükümet, Mahkemenin 3. maddenin usulü yönüne ilişkin içtihatlarının farkında olduğunu kaydetmiştir.
50. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin, kötü muamele iddialarının belli delillerle savunulabilir ve makul bir şüphe uyandıran nitelikte olması halinde, yetkililerin iddialara ilişkin olarak etkili bir soruşturma yürütmesini gerektirdiğini yinelemektedir (Bk. özellikle, Assenov ve Diğerleri / Bulgaristan, 28 Ekim 1998, §§ 101-02, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-VIII).
51. Mevcut davada, Mahkeme, başvuranın iddia edildiği gibi kötü muameleye maruz kalıp kalmadığını delil yetersizliğinden dolayı tespit edememiştir. Ancak, Mahkemenin daha önceki kararlarında hükmettiği üzere, bu durum, Devletin soruşturma yürütülmesine ilişkin pozitif yükümlülüğü gereğince, başvuranın 3. madde kapsamındaki şikayetinin ileri sürülebilir olmasını engellemez (Bk. Böke ve Kandemir / Türkiye, no. 71912/01, 26968/02 ve 36397/03, § 54, 10 Mart 2009 ve Aysu / Türkiye, no. 44021/07, § 40, 13 Mart 2012). Mahkeme, başvuran hakkında düzenlenen tıbbi raporların içeriği dikkate alındığında, yerel yetkililerin başvuranın kötü muamele görmüş olduğuna ilişkin iddialarına dair etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü altında olduklarını değerlendirmektedir.
52. Ancak, Mahkeme, başvuranın şikayetini kendisi hakkında yürütülen cezai yargılamaların her aşamasında gündeme getirmesine rağmen, yetkililerin başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin herhangi bir işlem yapmamış olduklarını ve konuya dair herhangi bir soruşturmanın yürütülmemiş olduğunu kaydetmektedir. Ayrıca, yetkililer başvuran hakkında düzenlenmiş olan tıbbi raporları da dikkate almamışlardır.
53. Dahası, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, yargılamalar esnasında hem başvuranın hem de avukatının talep etmelerine rağmen, başvuranın muayene edildiğini iddia ettiği Haydarpaşa Numune Hastanesindeki kayıtların alınması için herhangi bir girişimde bulunmamıştır. Mahkeme, orada yapıldığı iddia edilen tıbbi muayene işleminin gerçekleştirilmiş olduğuna dair delil görevi görebilecek olan hastane kayıtlarının arşiv bölümünde meydana gelen kanalizasyon suyu baskını sonucunda tahrip olması sebebiyle, başvuranın netice olarak iddialarını kanıtlama imkanından yoksun bırakıldığı kanaatindedir.
54. Mahkeme, bu hususların tamamını dikkate alarak, yetkililerin başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yürütmemiş oldukları sonucuna varmaktadır. Bu nedenle, Sözleşmenin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI HAKKINDA
55. Başvuran, ön soruşturma aşamasında avukat yardımından yararlandırılmamış olması bakımından, adil yargılanma hakkından yoksun bırakıldığını iddia etmiştir. Başvuran, yerel mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığından ve mahkemenin kendisinin baskı altında alınmış olan ifadelerine dayandığından şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, hakkındaki yargılamaların aşırı uzun olduğundan şikayet etmiş ve yargılamaların ilk yılında gerçekleştirilen duruşmalara katılamamış olduğunu eklemiştir. Son olarak, yerel mahkemenin belirli önemli tanıkları dinlememiş olduğunu ve kendisine aleyhindeki tanıklara soru yöneltme imkanının sağlanmamış olduğunu ileri sürmüştür.
Başvuran bu hususlara ilişkin olarak, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) ve (d) maddesini dayanak göstermiştir. Söz konusu maddenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
Herkes
cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından
adil bir duruşma gerçekleştirilmesini isteme hakkına sahiptir
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
(d) iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;...
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
56. Hükümet, başvuranın hakkındaki yargılamaların aşırı uzun olmasına dair şikayetiyle ilgili olarak, yargılamaların uzunluğu ve kararların icra edilmemesi ile ilgili şikayetlerin ele alınması için 6384 sayılı Kanun ile yeni bir Tazminat Komisyonunun kurulmuş olduğunu kaydetmektedir. Hükümet, başvuranın Tazminat Komisyonuna herhangi bir başvuruda bulunmamış olması nedeniyle, iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu ileri sürmüştür: gösterilen bu gerekçe Müdür Turgut ve Diğerleri kararında ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) Mahkeme tarafından da kabul edilmiştir.
57. Mahkeme, Hükümet tarafından da işaret edildiği üzere, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanması sonrasında Türkiyede yeni bir iç hukuk yolunun tesis edildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, bunun ardından, Turgut ve Diğerleri / Türkiye davasındaki (yukarıda anılan) kararında, yeni bir başvuruyu, yeni bir iç hukuk yolu öngörüldüğünden, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle kabul edilemez olarak beyan ettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme bu kararı verirken, özellikle, bu yeni hukuk yolunun, öncesinde (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikayetler için makul bir tazminat yolu sunabildiğini değerlendirmiştir.
58. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasındaki kararında, Hükümete halihazırda tebliğ edilmiş olan bu türden başvuruların incelenmesine devam edebileceğini vurguladığını hatırlatmak ister.
59. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilen yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmasına ilişkin ön itirazı ile ilgili itirazını dikkate alarak, Turgut ve Diğerleri (yukarıda anılan) davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir. Bu nedenle, Mahkeme, ceza yargılamalarının aşırı uzun olduğuna dair şikayetin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
60. Mahkeme ayrıca, Sözleşmenin 6. maddesi kapsamında yapılan şikayetlerin geri kalan kısmının Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Bunun yanı sıra Mahkeme, söz konusu şikayetlerin geri kalan kısmının başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, şikayetlerin bahsi geçen kısmının kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği soncuna varmıştır.
B. Esas Hakkında
1. Avukata erişim hakkı
61. Başvuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu süre esnasında avukat yardımından faydalanma hakkına getirilen kısıtlamanın, kendisinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
62. Hükümet, Mahkemenin bu konuyla ilgili içtihatlarının farkında olduğunu ifade etmiştir.
63. Mahkeme, başvuranın gözaltında tutuldu sırada avukata erişiminin reddedildiği hususunda taraflar arsında bir anlaşmazlık bulunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın polis tarafından gözaltına alındığı tarihte, diğer bir deyişle 1999 yılının Temmuz ayında, avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistemsel olduğuna ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı yetkisi alanına giren bir suç ile bağlantılı olarak gözaltında tutulan herkese uygulandığına dikkat çekmektedir (Bk. Salduz / Türkiye (BD), no. 36391/02, §§ 56-63, AİHM 2008). Mahkeme mevcut davayı incelemiştir ve yukarıda bahsi geçen Salduz kararındaki tespitlerinden sapmasını gerektirecek hiçbir özel koşul olmadığı kanaatindedir.
64. Bu nedenle, Mahkeme mevcut davada, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (c) maddesinin ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir.
2. Sözleşme nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetler hakkında
65. Mahkeme, yukarıdaki tespitlerini göz önünde bulundurarak ve aşağıdaki 73. paragrafa atıf yaparak, başvuranın yargılamaların adilliğine ilişkin şikayetlerinin geri kalan kısmı hakkında bir görüş belirtmeksizin, bu şikayetlerin incelenmesine gerek bulunmadığını değerlendirmektedir (Bk. Geçgel ve Çelik / Türkiye, no. 8747/02 ve 34509/03, § 16, 13 Ekim 2009 ve Hikmet Yılmaz / Türkiye, no. 11022/05, § 24, 4 Haziran 2013).
III. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
66. Başvuran, Sözleşmenin 13. maddesi uyarınca, hakkındaki yargılamaların uzunluğuna ilişin olarak itirazda bulunabileceği etkili bir hukuk yolunun olmadığından şikayet etmiştir.
67. Hükümet, yukarıda bahsi geçen Tazminat Komisyonunun kurulması ışığında, şikayetin kabul edilemez olduğunu iddia etmiştir.
68. Mahkeme, Müdür Turgut ve Diğerleri kararında, 6384 sayılı Kanunla kurulan Tazminat Komisyonunun, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi kapsamındaki yargılamaların uzunluğuna dair şikayetlere ilişkin olarak 13. maddenin anlamı dahilinde etkili bir hukuk yolu tesis ettiğini kaydetmektedir.
69. Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşmenin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
70. Başvuran manevi zararlar bakımından 80,000 avro (EUR) tazminat talebinde bulunmuştur.
71. Hükümet, talep edilen miktarın aşırı olduğunu değerlendirerek, bu taleplere itiraz etmiştir.
72. Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 16,000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
73. Mahkeme ayrıca, en uygun tazminat şeklinin, başvuranın bu yönde bir talebinin olması halinde, Sözleşmenin 6. maddesinde belirtilen koşullar doğrultusunda yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Bk. Gençel / Türkiye, no. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).
B. Masraf ve Giderler
74. Başvuran ayrıca, ücreti ödenmesi gereken avukatının yasal çalışma yürüttüğü saat sayısını gösteren bir zaman çizelgesi sunarak, AİHM önünde gerçekleşen yargılamaya ilişkin masraf ve giderler için toplamda 10,414 avro talep etmiştir.
75. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
76. Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvuranın, yalnızca fiilen ve zorunlu olarak yapıldığının gösterilmesi ve miktar olarak makul olması halinde, yapılan masraf ve harcamaların geri ödemesini alma hakkı bulunmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, zaman çizelgelerinin daha önce birçok davada destekleyici belge olarak kabul edilmiş olduğunu tekrarlamaktadır (Bk. Beker / Türkiye, no. 27866/03, § 68, 24 Mart 2009; Çoşelav / Türkiye, no. 1413/07, § 89, 9 Ekim 2012; ve Amine Güzel / Türkiye, no. 41844/09, § 50, 17 Eylül 2013). Mahkeme bu doğrultuda, Mahkeme önünde gerçekleşen yargılamaya ilişkin masraf ve giderler karşılığında başvurana toplamda 2,000 avro ödenmesini uygun bulmaktadır (Bk. Gün ve Diğerleri / Türkiye, no. 8029/07, § 92, 18 Haziran 2013).
C. Gecikme Faizi
77. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, ceza yargılamalarının uzunluğuna ilişkin şikayet hariç tutulmak üzere, Sözleşmenin 3. ve 6. maddeleri kapsamında yapılan şikayetlerin kabul edilebilir, başvurunun geri kalan bölümünün ise kabul edilemez olduğuna;
2. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımında ihlal edilmediğine;
3. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle, başvurana polis tarafından gözaltında tutulduğu esnada avukat yardımının sağlanmamış olması bakımından, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
5. Bire karşı altı oyla, Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca yapılmış olan şikayetlerin geri kalan kısmının incelenmesine gerek bulunmadığına;
6. Oybirliğiyle,
(a) Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, davalı Devletin başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemesine:
(i) ödenmesi gereken her türlü vergi hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 16,000 avro (on altı bin avro);
(ii) başvuranın ödemesi gereken her türlü vergi hariç olmak üzere, yapılan masraf ve harcamalar için 2,000 avro (iki bin avro);
(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine kadar, yukarıda belirtilen miktarlara, gecikme dönemi esnasında, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi verme oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faizin uygulanmasına karar vermiş;
7. Oybirliğiyle, başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmını reddetmiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AHIM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 3 Haziran 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
YARGIÇ SPANONUN MUTABAKAT ŞERHİ
1. Mahkeme, 63. paragrafta, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermiş olmasının ışığında, başvuranın 6. madde kapsamında yapmış olduğu şikayetlerin geri kalan kısmının incelenmesine gerek bulunmadığına hükmetmiş; 71. paragrafta ise, en uygun tazminat şeklinin başvuranın yeniden yargılanması biçiminde olacağı yönündeki görüşünü ifade etmiştir. Bu sonuca katılma gerekçelerime vurgu yapmak amacıyla görüşümü ayrı olarak kaleme alıyorum.
2. Daha önce belirttiğim üzere (Bk. Ahmet Eryılmaz / Türkiye davasına ilişkin mutabakat şerhim, 23501/07, 3 Haziran 2014), bu davada olduğu gibi, bir kimsenin bir suçla itham edilmesi, sorgulama yapılması için polis tarafından gözaltına alınması ve refakatinde bir avukat bulunmaksızın suçlayıcı ifadeler vermesi halinde, bunun sonrasında gerçekleştirilen ceza yargılamalarında mahkûmiyetine hükmedilmesi durumu ilke olarak şüpheli bir husus olarak değerlendirilmelidir ve yeniden yargılama yapılması uygun bir karşılık olacaktır. Salduz / Türkiye ((GC), 36391/02, AİHM 2008; bk. § 55, son kısım) davasına ilişkin ufuk açıcı nitelikteki Büyük Daire kararının altında yatan mantık bu şekildedir. Bu nedenle, bu nitelikte bir ihlal nedeniyle ceza yargılamalarının en önemli özelliği olan adilliğine tazmin edilemez bir şekilde zarar verilmesi durumunda, genellikle, AİHMin 6. madde kapsamında yapılmış aynı yargılamaların adilliğine ilişkin diğer şikayetleri incelemesine gerek bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bu konu hakkındaki görüşüm, uygulamadaki gerekliliğine ilişkin nedenlerin yanı sıra hukuki ilkelere de dayandırılmıştır.
YARGIÇ LEMMENS'IN KISMI MUHALEFET ŞERHİ
Meslektaşlarımla birlikte, Sözleşmenin 3. ve 6 § 3 (c) maddelerine ilişkin tespitler üzerine oy kullandım. Ancak, üzülerek belirtmek isterim ki, Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca yapılmış olan şikayetlerin geri kalanını incelemeye gerek bulunmadığına karar veren çoğunluk ile aynı görüşte değilim.
Kararın 55. paragrafında belirtildiği üzere, başvuran, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak bir dizi şikayette bulunmuştur. Başvuran, avukat yardımı hakkının ihlal edildiğine dair Mahkemenin incelemiş olduğu şikayetinden başka, yerel mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığına, söz konusu mahkemenin baskı altında alınmış ifadelere dayanmış olduğuna, yargılamaların makul olmayan ölçüde uzun olduğuna, yargılamaların ilk yılında gerçekleştirilen duruşmalara katılamamış ve aleyhindeki tanıklara soru yöneltememiş olmasına dair şikayetlerde de bulunmuştur.
Çoğunluk, iki gerekçe göstererek bu diğer şikayetlerin incelenmesine gerek bulunmadığına karar vermiştir. Bu gerekçeler: ilk olarak, Mahkemenin Sözleşmenin 6 § 3 (c) maddesinin ihlal edilmiş olduğuna hükmetmesi; ikinci olarak ise, başvuranın söz konusu ihlale hükmedilmesinin ardından yeniden yargılanma imkanının olacak olmasıdır (Bk. 65. paragraf). Bu gerekçelerin ikna edici olmadıkları görüşündeyim. Öncelikle, başvuranın avukat yardımı hakkının ihlal edildiğine dair şikayeti, diğer şikayetlerinden farklı bir mahiyettedir. Avukata erişim hakkının ceza yargılamalarının ilk aşaması esnasında ihlal edildiğinin tespit edilmesi, her zaman, başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde ya da makul bir sürece yargılanamamış olduğu anlamına gelmemektedir. Benim görüşüme göre, adil yargılanma hakkının en azından bu iki unsuru ayrı bir inceleme yapılmasını hak etmektedir. İkinci olarak ise, başvuranın yeniden yargılanmaya ilişkin bir talepte bulunacağının kesinliği yoktur (böyle bir yükümlülüğü bulunmamaktadır) ya da yeniden yargılanma ihtimali çok daha azdır. Ancak, kesin olan husus şudur ki, başvuran bu aşamada ek şikayetlerine konu olan ihlallerin sebep olduğunu iddia ettiği manevi zararlar bakımından adil tazmin elde edememiştir.
Çoğunluğun başvuran tarafından yapılan ek şikayetlerin incelenmesi üzerine zaman ve enerji harcamama yönündeki kararının altında yatan uygulamaya dönük gerekçelerini anlayabilmeme karşın, bu şikayetlerin en azından bazılarının incelenmesini tercih ederdim. Söz konusu bu şikayetlere ilişkin bir sonuca varılması için, karmaşık nitelikte bir gerekçelendirme yapılması gerektiği görüşünde değilim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy