(AİHS. m. 5, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (5271 S. K. m. 100, 141, 142, 307) (5237 S. K. m. 174, 314) (DEWEER - BELÇİKA DAVASI) (BİÇ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 73359/10)
KARAR
STRAZBURG
8 Nisan 2014
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ergezen / Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
András Sajó,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm);
18 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, Söz konusu tarihte alınmış aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca Ziya ERGEZEN ve Mehmet ERGEZEN (başvuranlar) adlı iki Türk vatandaşının 29 Eylül 2010 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde Mahkemeye yapmış olduğu bir başvuru (No. 733659/10) yer almaktadır.
2. Ziya ERGEZEN, 23 Ekim 2010 tarihinde ölmüştür. Eşi Dindar ERGEZEN ve çocukları İlken ERGEZEN (BAĞIR), Miyase ERGEZEN (BAŞBUĞ), Mehmet ERGEZEN ve Tuncay ERGEZEN; 4 Mart 2011 tarihli bir yazıyla, mirasçıları sıfatıyla Mahkeme önündeki başvuruyu takip etmek niyetinde olduklarını bildirmişlerdir.
3. Başvuranlar, İstanbulda görev yapan Avukat M. ERBİL tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. 7 Şubat 2012 tarihinde başvurunun kısmen kabul edilemez olduğuna karar verilmiş ve Sözleşmenin 5., 6. ve 13. maddelerine istinaden ileri sürülen şikayetler Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Baba-oğul başvuranlar, sırasıyla 1950 ve 1983 yıllarında doğmuşlardır.
6. Başvuranlar, yasadışı silahlı örgüt PKK aleyhinde yürütülen operasyonlar kapsamında sırasıyla 5 ve 7 Ekim 2005 tarihlerinde yakalanmışlardır. Evlerinde yapılan aramada, polis kilolarla patlayıcı ele geçirmiştir.
7. Başvuranlar, 8 Ekim 2005 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) Hakimi önüne çıkarılmış; mahkeme Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesi uyarınca başvuranların tutuklanmasına karar vermiştir. Hakim tutuklama kararını verirken, söz konusu suçların niteliği ve mahiyetine, delil durumuna ve dosyanın içeriğine dayanmış ve Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen suçların söz konusu olduğunu kaydetmiştir.
8. 18 Ekim 2005 tarihinde başvuran Mehmet ERGEZEN, PKKya üyelik ve patlayıcı bulundurmakla; başvuran Ziya ERGEZEN ise bahsi geçen örgüte yardım ve yataklıkla suçlanmıştır. Davaları, Ağır Ceza Mahkemesi önünde başlamıştır.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, önünde yürütülen duruşmalar sonunda, verilmesi beklenen cezayı ve atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphelerin varlığını göz önünde bulundurarak, başvuranların tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Yerel mahkeme, tutukluluk dışındaki diğer tedbirlerin uygulanmasını gerektirici koşulların mevcut bulunmadığına kanaat getirmiştir.
10. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Aralık 2006 tarihinde başvuranların yasadışı bir örgüte üye olmak ve patlayıcı bulundurmaktan suçlu olduğuna karar vermiş ve Ceza Kanununun 174. ve 314. maddelerine dayanarak kendilerini on yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir.
11. Yargıtay, 18 Haziran 2007 tarihinde, olaylara ilişkin hukuki değerlendirmenin hatalı olduğuna kanaat getirerek, 26 Aralık 2006 tarihli kararı bozmuştur. Yargıtay, ilgililere isnat edilen fiillerin Ceza Kanununun yasadışı bir örgüte silah sağlanmasını cezalandıran 315. maddesinin kapsamına girdiğini değerlendirmiştir.
12. Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Temmuz 2007 tarihinde şu gerekçelerle başvuranların tutukluluk halinin devamına karar vermiştir: atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphelerin devam etmesi, kaçma riski, verilmesi beklenen cezanın ağırlığı ve Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrasında sıralanan suçlar arasında yer alan söz konusu suçlar.
13. Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Kasım 2007 tarihinde 26 Aralık 2006 tarihli kararıyla aynı yönde karar vermiştir.
14. Yargıtay, 24 Şubat 2009 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin kararını aynı gerekçe ile bir kez daha bozmuştur.
15. 25 Mart 2010 tarihinde başvuranların katılımıyla gerçekleştirilen duruşmanın sonunda Ağır Ceza Mahkemesi, verilmesi beklenen cezanın ağırlığını ve atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphelerin devam etmesini göz önünde bulundurarak, ilgililerin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca adli kontrol yürütülmesini gerektirici koşulların bulunmadığına kanaat getirmiştir.
16. 5 Ağustos 2010 tarihli duruşma, başvuran Mehmet ERGEZEN in katılımıyla ve başvuran Ziya ERGEZEN in gıyabında gerçekleşmiştir. Bu duruşma sonunda Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Mart 2010 tarihinde öne sürülen gerekçelerin aynısı gerekçelerle ilgililerin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
17. Aynı gün başvuranların avukatı bu karar aleyhine itiraz başvurusunda bulunmuştur. Avukat, itirazın incelenmesi esnasında bir duruşma gerçekleştirilmesini talep etmiştir.
18. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Ağustos 2010 tarihinde dosya hakkında hüküm vererek itirazı reddetmiştir.
19. Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Eylül 2010 tarihinde, kanser hastası olması ve hakkında hayati tehlike teşhisi konulmuş bulunması nedeniyle, başvuran Ziya ERGEZEN in serbest bırakılmasına karar vermiştir.
20. Başvuran Ziya ERGEZEN, 23 Ekim 2010 tarihinde ölmüştür.
21. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Aralık 2010 tarihinde Ziya ERGEZEN aleyhinde açılan ceza davasını işlemden kaldırmıştır. Başvuran Mehmet ERGEZEN ile ilgili olarak mahkeme, Yargıtay kararlarını izleyerek sanığı on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Bununla birlikte mahkeme, hüküm yalnızca başvuran tarafından temyiz edildiği için, Ceza Muhakemesi Kanununun 307. maddesi uyarınca, başvuran hakkında hükmedilen cezanın hükmün bozulmasından önce belirlenen müeyyideden daha ağır olmasının mümkün olmadığını ve başvuranın başlangıçta verilen cezanın miktarı konusunda kazanılmış bir haktan yararlandığını belirmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi bu nedenle başvuranı on yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme, tutuklulukta geçen süreyi de göz önünde bulundurarak, ilgilinin salıverilmesine karar vermiştir.
22. Dolayısıyla, Türk Yargıtayının internet sitesi (http://www.yargitay.gov.tr/) üzerinden incelenen dava dosyasından,
Yargıtayın 10 Haziran 2013 tarihinde 21 Aralık 2010 tarihli karar aleyhinde bulunulan temyiz başvurusunu reddetmiş olduğu anlaşılmaktadır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
23. Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesine göre, kişi, ancak atılı suçu işlediği hususunda kuvvetli şüphelerin varlığında ve bir tutuklama nedeni, yani kaçması veya delilleri değiştirmesi riski varsa tutuklanabilmektedir. Dolayısıyla, aralarında başvuranlara isnat edilenlerin de bulunduğu özellikle ciddi bazı suçlar için, Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrası, ilgilinin söz konusu suçu işlediğinden şüphe edilmesi için makul sebeplerin var olması durumunda, tutuklama nedenlerinin (kaçma ve/veya delilleri değiştirme riski) mevcut bulunduğunun varsayılabileceğini ifade etmektedir.
24. Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesi, öngörülen belirli sınırlı durumlarda, adli bir tedbir nedeniyle zarar görmüş kişiler için tazminat talebinde bulunma imkanı öngörmektedir.
Olayların geçtiği dönemde, bu maddede sıralanan durumlardan hiçbiri, tutukluluğa itiraz edilmesine yönelik etkili bir başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle uğranılan zararın tazminini talep etme imkanı öngörmemekteydi. 11 Nisan 2013 tarihinden bu yana, tutukluluğa itiraz etmek için yasayla öngörülmüş bir başvuru yolunun kullanılamaması nedeniyle maruz kalınan zararın tazmini talep edilebilmektedir.
141. maddenin 1/d fıkrası, tutuklu yargılanan ve hakkında makul bir süre içerisinde hüküm verilmeyen kişilere zararlarının tazminini talep etme olanağı öngörmektedir.
Söz konusu kanunun 142. maddesinin 1. fıkrasına göre, iç hukukta kesinleşen kararın ilgiliye tebliğinden itibaren üç ay ve her halde kararın kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilmektedir.
Bu son hususla ilgili olarak Türk Yargıtayı, 2012 yılında bir içtihat değişikliği gerçekleştirmiş; Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesine istinaden yapılacak bir kısım tazminat talepleri hakkında hüküm verilmesi için iç hukuk kararının kesinleşmesinin beklenmesinin gerekli olmadığını kabul etmiştir. Bununla birlikte, bu içtihat şimdiye kadar tutukluluk süresinin ölçüsüz uzunluğuna dayalı bir tazminat talebine uygulanmamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN İTİRAZI HAKKINDA
25. Hükümet, başvuran Ziya ERGEZEN aleyhine açılan ceza davasının başvuranla yakından ilişkili olduğu kanısıyla, ilgilinin mirasçılarının başvuruyu takip etmek adına davacı sıfatı taşımadıklarını ileri sürmektedir. Hükümet, mirasçıların, Ziya ERGEZEN in geçirdiği tutukluluk süresinden veya ilgili aleyhine açılan ceza davasının süresinden doğrudan etkilenmediklerini eklemektedir. Sözleşmenin 5. maddesi ile güvence altına alınan hakların devredilemeyen haklara ilişkin kısımda yer aldığını ileri sürmek amacıyla Sanles Sanles / İspanya ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 48335/99, AİHM 2000-XI) kararına atıfta bulunmaktadır. Hükümet, ayrıca Mahkemenin Georgia Makri ve Diğerleri / Yunanistan ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 5977/03, 24 Mart 2005) kararında, ölen başvuranın mirasçılarının, yargılama süresi (Sözleşmenin 6. maddesi) ve etkili hukuk yolunun bulunmaması (Sözleşmenin 13. maddesi) nedeniyle mağdur olduklarını ileri süremeyecekleri kanaatine varmıştır. Hükümet, benzer kararların daha önce Komisyon tarafından verildiğini eklemektedir (bu hususta Kofler /İtalya, No. 8261/78, 9 Ekim 1982 tarihli Komisyon raporuna ve Nölkenbockhoff ve Bergmann / Almanya, No. 10300/83, 12 Aralık 1984 tarihli Komisyon kararına atıfta bulunmaktadır).
26. Mahkeme, Ziya ERGEZEN in yargılamanın devam ettiği 23 Ekim 2010 tarihinde hayatını kaybettiğini saptamaktadır. Başvuranın eşi ve çocukları, başlangıçta başvuran tarafından yapılan başvuruyu takip etmek istediklerini dile getirmişlerdir.
27. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranın vefat ettiği dönemde yürütülen yargılamalara ilişkin birçok dava çerçevesinde, mirasçılar ya da aile yakınları tarafından dile getirilen başvuruyu sürdürme isteğini dikkate aldığını hatırlatmaktadır (bk., örneğin, Deweer / Belçika, 27 Şubat 1980, §§ 37-38, A Serisi No. 35, X / Fransa, 31 Mart 1992, § 26, A Serisi No. 234-C, Ahmet Sadık / Yunanistan, 15 Kasım 1996, § 26, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996-V ve Malhous / Çek Cumhuriyeti (kabul edilebilirlik hakkında karar), (BD), No. 33071/96, AİHM 2000-XII kararları; özellikle Sözleşmenin 5. maddesi bağlamındaki şikayetler ile ceza yargılamasının süresine ilişkin şikayet hakkında, diğerleri arasında, bk., Loukanov / Bulgaristan, 20 Mart 1997, § 35, Derleme 1997-II, Nikolaj Krempovskij / Litvanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 37193/97, 20 Nisan 1999, Jecius / Litvanya, No. 34578/97, § 41, AİHM 2000-IX, Bursuc / Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42066/98, 4 Kasım 2003, ve burada yer alan atıflar, Schwarkmann / Fransa, No. 52621/99, § 37, 8 Şubat 2005, Kozimor / Polonya, No. 10816/02, §§ 25-29, 12 Nisan 2007, Terziev / Bulgaristan, No. 62594/00, § 21, 12 Nisan 2007, Vasil Angelov / Bulgaristan, No. 61662/00, § 15, 12 Nisan 2007, Pisarkiewicz / Polonya, No. 18967/02, § 31, 22 Ocak 2008, Todev / Bulgaristan, No. 31036/02, § 20, 22 Mayıs 2008, ve Gouloub Atanassov / Bulgaristan, No. 73281/01, § 42, 6 Kasım 2008).
28. Mahkeme, ardından, Hükümet tarafından ileri sürülen Sanles Sanles /İspanya ile Georgia Makri ve Diğerleri / Yunanistan kararlarında belirtilen başvuranlardan farklı olarak, başvuran Ziya ERGEZENin yargılama sırasında hayatını kaybettiğini tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranın yargılama sırasında vefat ettiğini konu edinen davaların, mağdurun ölümünün ardından kendi mirasçıları tarafından başvuru yapıldığını konu edinen davalardan ayrı tutulması gerektiğini anımsatmaktadır (bk., diğerleri arasında, Fairfield / Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 24790/04, AİHM 2005-VI, Biç ve diğerleri / Türkiye, No. 55955/00, § 20, 2 Şubat 2006, ve Micallef / Malta (BD), No. 17056/06, § 47, AİHM 2009).
29. Somut olayda olduğu gibi, Sözleşmeden doğan haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle mağdur olduğunu ileri süren kişi Mahkemeye bizzat başvurduğu takdirde, kişisel tercihi doğrultusunda Sözleşmenin 34. maddesi uyarınca bireysel başvuru hakkını kullanmaktadır. Dolayısıyla, kendisine başvurulan Mahkeme de harekete geçmektedir. Sözleşme bakımından mağdur olduğu kabul edilebilecek bir kişinin mirasçılarının, bu kişinin ölümünden sonra Mahkemeye başvuruda bulunmaları halinde durum böyle değildir. Yukarıda geçen 27. paragrafta izah edilen Mahkeme içtihadına göre, bir başvuranın Mahkemeye müracaat ettiği tarihten sonra hayatını kaybetmesi halinde bile, müteveffanın mirasçılarının yargılamanın sürdürülmesi yönündeki iradelerini belirtmeleri veya Mahkemenin Sözleşmenin 37. maddesinin 1. fıkrası in fine uyarınca başvurunun incelenmesinin devamının gerekli olduğuna karar vermesi durumunda, vefat eden başvuranın ileri sürdüğü iddialar bağlamında, Mahkemenin müteveffanın haklarının Sözleşmeci Devlet tarafından ihlal edilip edilmediğini tespit etmekle görevli olabileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Benzer durumlarda, belirleyici husus, Hükümetin de ileri sürdüğü gibi, söz konusu hakların yargılamanın sürdürülmesini isteyen mirasçılara devredilip devredilemeyeceğini bilmek değil; aksine başvuranın Mahkemeye müracaat ederek bireysel ve kişisel hakkını kullanma isteğine dayanarak, ilgililerin Mahkeme tarafından söz konusu başvuruya ilişkin karar verilmesini talep etmek için doğal olarak meşru menfaatlerinin bulunduğunu iddia etmelerinin mümkün olup olmadığını tespit etmektir.
30. Aynı şekilde, içtihadına uyan Mahkeme, mevcut davanın konusunu ve elinde bulunan belgelerin tamamını dikkate alarak, Ziya ERGEZEN in eşi ile çocuklarının müteveffa adına başvuruyu takip etmek adına meşru menfaatlerinin bulunduğunu saptamaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, ilgililerin başvuranın yerine geçmek için bundan böyle davacı sıfatı taşıdıklarını kabul etmiştir. Uygulamaya ilişkin nedenlerle, halihazırda başvuran sıfatının başvuranın eşi ve çocuklarına atfedilmesinin gerekli olmasına rağmen, mevcut kararda Ziya ERGEZEN i belirtmek için başvuran ifadesinin kullanılmasına devam edilecektir (bk., örneğin, Dalban / Romanya (BD), No. 28114/95, AİHM 1999-VI).
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
31. Başvuranlar, tutukluluk sürelerinden, itiraz yoluna ilişkin eksikliklerden ve tazminat elde edilebilecek hukuk yolunun bulunmamasından şikayet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşmenin 5. maddesinin 3., 4. ve 5. fıkralarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Aynı hükmün somut olaya ilişkin kısımları aşağıdaki gibidir:
3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin (
) makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.
A. Sözleşmenin 5. Maddesinin 3. Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası Hakkında
32. Başvuranlar, tutukluluk sürelerinden ve duruşmaların uzun aralıklarla yapılmasından şikayet etmektedirler. Diğer yandan, ilgililer Ağır Ceza Mahkemesi tarafından farklı tahliye taleplerinin reddedilmesi amacıyla ileri sürülen gerekçelerin yetersiz ve basmakalıp olduğunu belirtmektedirler.
33. Hükümet, başvuranların maruz kaldığı tutukluluk süresinin aşırı olmadığını ileri sürmektedir.
34. Mahkeme; işbu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça temelden yoksun olmadığını ve başka hiçbir gerekçe ile de kabul edilemez olmadığını kaydederek; söz konusu şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
35. Mahkeme, öncelikli olarak, başvuranların, haklarında açılan ceza davası kapsamında birbirini takip eden üç tutukluluk süresi geçirmiş olduğunu belirtmektedir.
Başvuran Mehmet ERGEZEN için ilk tutukluluk süresi 5 Ekim 2005 tarihinden 26 Aralık 2006 tarihine, ikincisi 18 Haziran 2007 tarihinden 20 Kasım 2007 tarihine ve üçüncüsü ise 24 Şubat 2009 tarihinden 21 Aralık 2010 tarihine kadar sürmüştür. Dolayısıyla, bu başvuranın toplam tutukluluk süresi yaklaşık üç buçuk yıldır.
Başvuran Ziya ERGEZEN için ilk tutukluluk süresi 7 Ekim 2005 tarihinden 26 Aralık 2006 tarihine, ikincisi 18 Haziran 2007 tarihinden 20 Kasım 2007 tarihine ve üçüncüsü ise 24 Şubat 2009 tarihinden 30 Eylül 2010 tarihine kadar sürmüştür. Sonuç olarak bu başvuranın toplam tutukluluk süresi yaklaşık üç yıl üç aydır.
36. Mahkeme bunun ardından, belli bir davada bir sanığın tutukluluk süresinin makul süre sınırını aşmamasını temin etmenin öncelikli olarak ulusal yargı makamlarının görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, ulusal yargı makamlarının, masumiyet karinesi göz önünde bulundurulduğunda, kişi özgürlüğüne saygı gösterilmesi kuralına ilişkin bir istisna yaratılmasını kamu yararına haklı kılan gerçek bir gerekliliğin varlığını ortaya çıkaracak veya ortadan kaldıracak nitelikteki tüm koşulları incelemeleri ve bu koşulları tahliye taleplerini reddeden kararlarında belirtmeleri gerekmektir. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edilip edilmediğini Mahkeme esasen, bahsi geçen kararlarda geçen gerekçeler ve yanı sıra ilgilinin tahliye ve temyiz başvurularında ortaya koyduğu olgulara dayanarak belirlemelidir (Assenov ve Diğerleri / Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 154, Derleme 1998-VIII). Tutuklanan kişinin suç işlediğine dair şüphe duyulması için makul gerekçelerin devam ediyor olması, tutukluluk halinin devam ettirilmesinin hukuka uygunluğu açısından olmazsa olmaz bir koşuldur. Mahkeme bu durumlarda, adli mercilerce kabul edilen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı kılmaya devam edip etmediğini belirlemelidir. Bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olması halinde, Mahkeme ayrıca yetkili ulusal makamların davanın yürütülmesinde özel bir özen gösterip göstermediklerini de değerlendirmelidir (Labita /İtalya (BD), No. 26772/95, § 153, AİHM 2000-IV).
37. Somut davada Mahkeme, tutukluluk halinin devamı hususunun ulusal yargı makamları tarafından düzenli olarak incelenmiş olduğunu saptamaktadır. Mahkeme; Ağır Ceza Mahkemesinin esasen, verilmesi beklenen cezanın ağırlığına ve atılı suçların işlendiğine dair kuvvetli şüphelerin devam etmesine dayanarak tutukluluk halinin devamına karar verdiğini ve ayrıca tutukluluk dışındaki tedbirlerin uygulanmasına ilişkin koşulların mevcut bulunmadığına kanaat getirdiğini belirtmektedir.
38. İlaveten Mahkeme, gerek yakalandıkları an gerekse tüm yargılama süresince şüphelerin başvuranların üzerinde toplandığının açıkça sabit olduğu kanaatindedir. Ayrıca, ilgililere isnat edilen fiillerin, yani - iptal kararlarını müteakip somut olayların değerlendirilmesinden de önce (yukarıda 11. ve 14. paragraflar) - yasadışı silahlı bir örgüte üyelik ve bu örgüte ait patlayıcı bulundurma ve gizleme fiillerinin vahameti konusunda Ağır Ceza Mahkemesinin görüşünden ayrılmak için hiçbir gerekçe görememektedir. Mahkeme, Türk Ceza Kanununun, başvuranlara isnat edilen suçları beş ila on beş yıl hapis cezası ile cezalandırdığını kaydetmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme verilmesi beklenen cezanın ağırlığının, kaçma riskinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken bir unsur olduğunu kabul etmişse de; söz konusu cezanın ağırlığı, başvuranlarınki kadar uzun bir tutukluluk süresini tek başına haklı çıkaracak nitelikte değildir (Lijkov / Bulgaristan, No. 33977/96, §§ 80-81, 26 Temmuz 2001).
39. Bu bakımdan Mahkeme, tutukluluk süresinin ilgilinin mahkûm edileceği hapis cezasından muhtemelen mahsup edileceği göz önünde bulundurulduğunda, kaçma riskinin zaman geçtikçe ister istemez azaldığını hatırlatmaktadır (Neumeister / Avusturya, 27 Haziran 1968, Hukuki Değerlendirme kısmı § 10, Seri A No. 8).
Mevcut davada, bu etken özellikle başvuranların geçirdiği üçüncü tutukluluk süresi için geçerlidir; zira 26 Aralık 2006 ve 20 Kasım 2007 (yukarıda 10. ve 13. paragraflar) tarihli mahkûmiyet kararlarının infazı kapsamında ilgililer yaklaşık iki yıl boyunca tutuklu kaldıktan sonra üçüncü kez tutukluluk söz konusu olmuştur ki; bu sürenin de benzer şekilde olası bir cezadan düşülmesi gerekmekteydi. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların o ana kadar geçirmiş oldukları tutukluluk süresine rağmen, birinci ve ikinci yargılamanın üzerinden seneler sonra bir kaçma riskinin devam edip etmediğini hiçbir zaman doğrulamamıştır.
40. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, Mahkeme ulusal makamların başvuranların tutukluluk halinin devamını ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklamamış olduğu kanaatindedir. Bu koşullar altında Mahkeme, yargılamanın gerekli özenle yürütülüp yürütülmediğinin incelenmesine gerek olmadığını düşünmektedir.
41. Bundan, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edilmediği sonucu çıkmaktadır.
B. Sözleşmenin 5. Maddesinin 4. Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası Hakkında
42. Başvuranlar, itirazlarının incelenmesi esnasında duruşma yapılmamasından şikayet etmektedir.
43. Hükümet, bu durumun, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası bakımından ihlale yol açmadığını ileri sürmektedir.
44. Mahkeme, tutukluluk hali aleyhine bulunulan itiraz başvurusuna ilişkin bir davanın çekişmeli olması ve taraflar arasında, yani savcı ve tutuklu arasında silahların eşitliğini temin etmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Nikolova / Bulgaristan (BD), No. 31195/96, § 58, AİHM 1999-II). Ulusal mevzuat bu koşulu çeşitli şekillerde karşılayabilir; ancak ulusal mevzuatça benimsenen yöntem, karşı tarafın görüş ibraz edildiğinden haberdar edilmesini ve bu görüşleri eleştirme anlamında gerçek bir olanağa sahip olmasını güvence altına almalıdır (Lietzow / Almanya, No. 24479/94, § 44, AİHM 2001-I). Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasından doğan ilk usuli güvence, bir tutukluluk tedbiri aleyhinde kendisine başvuruda bulunulan yargıç önünde duruşma yapılmasını talep etme hakkıdır (Nikolova, yukarıda anılan, § 58; Wloch / Polonya, No. 27785/95, § 126, AİHM 2000-XI ve Reinprecht / Avusturya, No. 67175/01, § 31, AİHM 2005-XII). Ayrıca, tutukluluk tedbirine aleyhine kendisine itiraz başvurusunda bulunulan yargıç önünde duruşma gerçekleştirilmesini talep etme hakkı, makul aralıklarla kullanılabilmelidir (Knebl / Çek Cumhuriyeti, No. 20157/05, § 85, 28 Ekim 2010).
45. Mahkeme daha önce, Türkiyede uygulamaya konulana benzer bir sistemde, her itirazın incelenmesi sırasında bir duruşma yapılması gerekliliğinin ceza muhakemesinde belli bir tıkanmaya neden olabileceğini kabul etmiş olduğunu anımsatmaktadır. Benzer şekilde bilhassa ivedilik şartı olmak üzere Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasından doğan usulün özel niteliği göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme her itiraz başvurusu için duruşma yapılmasının gerekli olmadığı kanaatine varmıştır. Altınok / Türkiye kararında Mahkeme bu nedenle; başvuranın birkaç gün önce ilk derece mahkemesinde kendisinden tutukluluğu hakkında hüküm vermesi istenen yargıç önünde duruşmaya çıkmış olması dolayısıyla; itiraz davası duruşmasında hazır bulunmamasının tek başına Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasını ihlal etmediği sonucuna varmıştır (Altınok / Türkiye, No. 31610/08, §§ 54-56, 29 Kasım 2011).
46. Başvuran Mehmet ERGEZEN ile ilgili olarak, Mahkeme, itirazın incelenmesi esnasında yani 13 Ağustos 2010 tarihinde ilgilinin yargıç önüne en son yalnızca birkaç gün önce, 5 Ağustos 2010 tarihli duruşmada çıktığını kaydetmektedir (yukarıda 16. paragraf). Yerleşik içtihadı ışığında (bk., bu anlamda, Altınok, yukarıda anılan, §§ 50-56), Mahkeme işbu şikayetin bu başvurana ilişkin kısmı bakımından açıkça temelden yoksun olduğunu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3/a ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
47. Başvuran Ziya ERGEZEN ile ilgili olarak, Mahkeme işbu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça temelden yoksun olmadığını, başka hiçbir gerekçe ile de kabul edilemez olmadığını belirmektedir. Sonuç olarak, Mahkeme işbu şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
48. Somut davada Mahkeme, 5 Ağustos 2010 tarihli duruşma sonunda Ağır Ceza Mahkemesinin başvuran Ziya ERGEZEN in gıyabında tutukluluk halinin devamına karar vermiş olduğunu kaydetmektedir. 13 Ağustos 2010 tarihinde dosya hakkında karar veren aynı mahkeme, bu karar aleyhinde bulunulan itirazı reddetmiştir.
49. Başvuran Ziya ERGEZEN, dolayısıyla, kendilerinden tutukluluğu hakkında hüküm vermeleri istenen yargıçların önüne ne ilk derece mahkemesi olarak karar veren Ağır Ceza Mahkemesi önünde gerçekleştirilen 5 Ağustos 2010 tarihli duruşmada ne de 13 Ağustos 2010 tarihinde itirazının incelenmesi esnasında çıkmıştır.
50. Bu son kararın verilmesi esnasında, ilgilinin bir yargıç önüne son kez çıkışı dört aydan fazla bir süre öncesine, yani 25 Mart 2010 tarihli duruşmaya kadar gitmekteydi. Mahkeme, söz konusu kişi özgürlüğü olduğunda, somut davadaki gibi dört ayı aşan bir sürenin makul olarak nitelendirilemeyeceği kanaatindedir.
51. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukukta öngörülen itiraz yolunun, başvuranın bizzat, kendilerinden tutukluluğu hakkında hüküm vermeleri istenen yargıçlar önüne çıkması şartını, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının gerektirdiği şekilde, karşılamamış olduğu kanaatindedir. Bu nedenle, Mahkeme, başvuran Ziya ERGEZEN ile ilgili olarak bu hükmün ihlal edilmiş olduğu sonucuna varmaktadır.
C. Sözleşmenin 5. Maddesinin 5. Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası Hakkında
52. Başvuranlar, tazminat elde edebilecekleri bir hukuk yolunun bulunmamasından şikayet etmektedirler.
53. Hükümet, başvuranların Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesi uyarınca tazminat elde etme olanağının bulunduğunu savunmaktadır.
54. Mahkeme, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasında ifade edilen tazminat hakkının, bu hükmün diğer fıkralarından birinin ihlal edilmiş olduğunun ulusal bir makam veya Sözleşme kurumları tarafından tespitini gerektirdiğini hatırlatmaktadır (N.C. /İtalya (BD), No. 24952/94, § 49, AİHM 2002-X). Somut davada, Mahkeme başvuran Ziya ERGEZEN ile ilgili olarak 5. maddenin 4. fıkrasının ve her iki başvuranla ilgili olarak 5. maddenin 3. fıkrasının ihlal edilmiş olduğu sonucuna varmış olduğundan, geriye ilgililerin uğranılan zararla ilgili olarak tazminat isteminde bulunma olanağına sahip olup olmadığının tespit edilmesi kalmaktadır.
55. Başvuran Mehmet ERGEZEN ile ilgili olarak, Mahkeme bu başvuranın Sözleşmenin 5. maddesinin 3. maddesi anlamında tutukluluğunun, ilgilinin mahkûm edilmesiyle 21 Aralık 2010 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Söz konusu mahkûmiyet kararı 10 Haziran 2013 tarihinde kesinleşmiştir (yukarıda 21. ve 22. paragraflar). Dolayısıyla başvuran bu son tarihten itibaren Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinde öngörülen hukuk yolunu kullanabilirdi. Öte yandan söz konusu hukuk yolunun başvuranın Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrası kapsamında ileri sürdüğü şikayet için uygun tazmin sağlayacak nitelikte olmadığını ve başarı anlamında makul ihtimaller sunmadığını söyleyebilmek için Mahkemenin elinde şimdilik hiçbir unsur bulunmamaktadır (bk., bu anlamda, Şefik Demir / Türkiye, No. 51770/07, § 33, 16 Ekim 2012). Yukarıdaki açıklamalar ışığında, Mahkeme işbu şikayetin açıkça temelden yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3/a ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
56. Başvuran Ziya ERGEZEN ile ilgili olarak, Mahkeme söz konusu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça temelden yoksun olmadığını ve başka bir gerekçe ile de kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, işbu şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
57. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinin adli bir tedbire konu olan kişiler için, öngörülen belirli sınırlı durumlarda, tazminat isteminde bulunma olanağı öngördüğünü kaydetmektedir. Oysa Mahkeme, bu hüküm olaylar sırasında yürürlükte olduğu şekliyle dikkate alındığında, belirtilen durumlardan hiçbirinin Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası anlamında etkili bir hukuk yolunun bulunmaması nedeniyle uğranılan zararın tazmin edilmesini talep etme olanağı öngörmediğini belirtmektedir. Bu bakımdan Hükümet, bu başvuranın durumunda bulunan yargılanabilir bir şahsa, söz konusu hükme istinaden tazminat verilmesi yönünde bu tür bir yargı kararı vererek hatalı konuma düşmüştür.
58. Mahkeme ayrıca, başvuran Ziya ERGEZEN in 23 Ekim 2010 tarihinde, dava halen Ağır Ceza Mahkemesi önünde derdestken ölmüş olduğunu gözlemlemektedir. Öldüğü tarihte Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun yalnızca davanın esası hakkında kesinleşmiş bir karar verilmesinin ardından erişilebilir olması nedeniyle, ilgili söz konusu hukuk yolunu kullanma imkanı bulamamıştır. Öte yandan, mirasçılarının, iç hukuk kararının kesinleşmesinin ardından müteveffa adına söz konusu başvuruda bulunabileceği tespit veya iddia edilmiş de değildir.
59. Bu nedenle Mahkeme, Hükümet tarafından belirtilen tazminat yolunun, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrası anlamında etkili bir hukuk yolu teşkil edemeyeceği kanaatindedir. Dolayısıyla, bu maddenin başvuran Ziya ERGEZEN ile ilgili olarak ihlal edilmiş olduğu sonucuna varmaktadır.
III. SÖZLEŞMENİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
60. Başvuranlar; davalarının makul bir süre içerisinde görülmediğinden şikayet etmekte ve aleyhlerinde açılan ceza davasının uzunluğu hakkında şikayette bulunabilecekleri bir iç hukuk yolu bulunmamasını eleştirmektedirler. Başvuranlar bu bağlamda, Sözleşmenin 6. ve 13. maddelerini ileri sürmektedirler. Söz konusu maddelerin somut dava ile ilgili kısımları şu şekildedir:
Madde 6
Herkes davasının, (
) kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan (
) bir mahkeme tarafından, (
) makul bir süre içerisinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
Madde 13
Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.
61. Hükümet, başvuranların iddiasına itiraz etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
62. Mahkeme, Ümmühan Kaplan / Türkiye (No. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından Türkiyede tazminata yönelik yeni bir hukuk yolunun tesis edilmiş olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri / Türkiye kararında (No. 4860/09, 26 Mart 2013), iç hukuk yollarını, bu durumda yukarıda anılan yeni hukuk yolunu tüketmeyen başvuranlarca bulunulan tüm yeni başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme bu kararı vermede özellikle, bu yeni hukuk yolunun, öncelikle, erişilebilir olduğunu ve yargılama süresine ilişkin şikayetlerde tazmin sağlanması anlamında makul ihtimaller sunabileceğini değerlendirmiştir.
63. Mahkeme benzer şekilde, Ümmühan Kaplan pilot kararında (yukarıda anılan, § 77) Hükümete daha önce tebliğ edilen bu tür başvuruların incelenmesinde normal usulü izleyebileceğini özellikle belirtmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, somut davada Hükümetin bu yeni hukuk yoluna ilişkin herhangi bir itirazda bulunmamış olduğunu kaydetmektedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında Mahkeme, mevcut davaya ilişkin incelemenin devamına karar vermiştir.
64. Mahkeme; Sözleşmenin 6. ve 13. maddeleri kapsamında öne sürülen şikayetlerin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça temelden yoksun olmadığını ve başka hiçbir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını tespit ederek; söz konusu şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşme nin 6. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
65. Mahkeme, dikkate alınması gereken sürenin, Ziya ERGEZEN için 5 Ekim 2005 ve başvuran Mehmet ERGEZEN için 7 Ekim 2005 olmak üzere başvuranların yakalandığı tarihte başladığını ve sırasıyla 21 Aralık 2010 ve 10 Haziran 2013 tarihlerinde sona erdiğini tespit etmektedir (yukarıda 6., 21. ve 22. paragraflar). Dolayısıyla iki dereceli yargılama, başvuran Ziya ERGEZEN için beş sene iki aydan fazla, başvuran Mehmet ERGEZEN içinse yedi sene sekiz aydan fazla sürmüştür.
66. Mahkeme, bir yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın koşullarına göre ve başta davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların davranışı olmak üzere içtihadında belirlenen ölçütler göz önünde bulundurularak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer pek çokları arasında, Pélissier ve Sassi / Fransa (BD), No. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).
67. Mahkeme ardından, mevcut davadakilere benzer konuların ortaya atıldığı çok sayıda davada, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiş olduğunu hatırlatmaktadır (Pélissier ve Sassi, yukarıda anılan). Somut davada kendisine ibraz edilen unsurların tamamını inceledikten sonra, Mahkeme, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca götürebilecek hiçbir olgu veya sav sunmadığını düşünmektedir. Konuyla ilgili içtihadı göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme somut davada anlaşmazlık konusu yargılamaların süresinin aşırı olduğu ve makul süre şartını karşılamadığı kanaatindedir.
68. Bu nedenle, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
2. Sözleşme nin 13. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
69. Yukarıda ifade edilen hususlar ışığında (yukarıda 67. ve 68. paragraflar), Mahkeme bu şikayetin incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
70. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Manevi Tazminat
71. Başvuranların her biri manevi zarar için 20.000 EUR (avro) talep etmektedir.
72. Hükümet, bu tutara itiraz etmektedir.
73. Mahkeme, hakkaniyet temelinde hüküm vererek, manevi zarar için başvuran Mehmet ERGEZEN e 4.000 EUR ve başvuran Ziya ERGEZEN in mirasçılarına müştereken 4.300 EUR verilmesinin yerinde olacağı kanaatindedir.
B. Masraf ve Giderler
74. Başvuranlar ayrıca, Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 2.550 EUR talep etmektedirler. Belge olarak, giderlere ilişkin bir döküm ve yanı sıra Türkiye Barolar Birliği avukatlık asgari ücret tarifelerini ibraz etmektedirler.
75. Hükümet, bu tutara karşı çıkmaktadır.
76. Mahkeme, içtihadına göre, bir başvuranın ancak söz konusu masraf ve giderler gerçek, gerekli ve miktar bakımından makul olduğu takdirde masraf ve gider iadesi alabildiğini hatırlatmaktadır.
Mahkeme; sahip olduğu belgeler ve içtihadı göz önünde bulundurulduğunda, tüm masraflar için 500 EUR tutarının makul olduğu kanaatinde olup; söz konusu tutarın başvuran Mehmet ERGEZEN de dahil olmak üzere başvuran Ziya ERGEZENin mirasçılarına ödenmesine hükmetmektedir.
C. Gecikme Faizi
77. Mahkeme, gecikme faizi oranının, Avrupa Merkez Bankası marjinal borç verme faiz oranına üç puan eklenmesi suretiyle elde edilecek orana dayanılarak hesaplanmasının uygun olacağı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME
1. Oybirliğiyle, başvurunun, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası, 6. Ve 13. maddeleri (her iki başvuranla ilgili olarak) ile Sözleşmenin 5. maddesinin 4. ve 5. fıkraları (başvuran Ziya ERGEZEN ile ilgili olarak) kapsamında ileri sürülen şikayetler bakımından kabul edilebilir; kalan kısmı bakımından kabul edilemez olduğuna;
2. Bire karşı altı oyla, iki başvuran ile ilgili olarak Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle, başvuran Ziya ERGEZEN bakımından Sözleşmenin 5. maddesinin 4. ve 5. fıkralarının ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle, başvuranlar hakkında açılan ceza davasının süresi nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
5. Bire karşı altı oyla, Sözleşmenin 13. maddesi kapsamında bulunulan şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
6. Oybirliğiyle,
a) davalı Devletin başvuranlara, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ve ödeme tarihinde geçerli kur üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki tutarları ödemesine:
i. Başvuran Mehmet ERGEZEN e manevi zarar için, ödenmesi gereken tüm vergiler hariç olmak üzere 4.000 EUR (dört bin avro),
ii. Başvuran Ziya ERGEZEN in mirasçılarına manevi zarar için, ödenmesi gereken tüm vergiler hariç olmak üzere müştereken 4.300 EUR (dört bin üç yüz avro),
iii. Başvuran Mehmet ERGEZEN de dahil olmak üzere başvuran Ziya ERGEZEN in mirasçılarına masraf ve giderler için, ödenmesi gereken tüm vergiler hariç olmak üzere müştereken 500 EUR (beş yüz avro);
b) söz konusu sürenin sonra ermesinden itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre zarfında, bu tutarlara, gecikme döneminde geçerli Avrupa Merkez Bankası marjinal borç verme faiz oranına üç puan eklenmesi suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına
Karar vermiştir.
7. Adil tazmin talebinin geri kalan kısmını oybirliğiyle reddetmiştir.
İşbu karar, Fransızca olarak tanzim edilmiş ve İç Tüzükün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 8 Nisan 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
YARGIÇ SAJÓNUN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ
Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği yönündeki tespit ile ilgili olarak Mahkemeye katılmadığım için üzgünüm. Mahkeme, başvuranların tutukluluk halinin devamına üçüncü defa karar verilmesinin, kaçma riskinin sürdüğü gerekçesiyle haklı gösterilemeyeceği kanaatindedir (paragraf 42). Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların yasadışı bir örgüte üyelikten ve patlayıcı bulundurmaktan suçlu olduğuna karar vermiştir. Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesi kararlarını bozmuş; ancak söz konusu iptali yalnızca olgulara ilişkin değerlendirme yönünden gerçekleştirmiştir. Başvuranların oldukça ağır bir ceza nedeniyle tutuklanmış olduğu konusunda şüphe bulunmamaktadır (nitekim Mehmet ERGEZEN daha sonra on yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir). Verilmesi beklenen cezanın ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda, tutukluluk halinin devam ettirilmesinin (paragraf 15) uygun olduğu kanaatindeyim.
YARGIÇ LEMMENSİN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ
1. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarak çoğunlukla aynı yönde oy veremediğim için üzgünüm.
Çoğunluk, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar verdikten sonra, 13. maddenin ihlal edildiği iddiasının incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmıştır.
2. Mevcut durumda karşılaşılana benzer bir durum, başka pek çok davada görülmüştür. Kudla / Polonya davasında Mahkeme aşağıdaki ifadelerle iki ayrı şikayetin söz konusu olduğunun altını çizmiştir:
Somut davada olduğu gibi, Sözleşmeye dayanan ve bireyin ulusal bir mahkeme önüne taşımak istediği şikayet, 6. maddenin 1. fıkrası anlamında, davasının makul bir süre içerisinde görülmesini isteme hakkına riayet edilmemesinden kaynaklandığı için, şikayetlerin birleştirilmesi ve dolayısıyla bertaraf edilmesi söz konusu değildir. Belli bir davada başvuranın, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin bir itiraz veya ceza hukuku alanında bir suçlama hakkında makul süre içerisinde karar verilmesini sağlayıp sağlayamadığı sorusu, başvuranın iç hukukta bu konuda şikayette bulunabileceği etkili bir hukuk yoluna sahip olup olmadığı sorusundan hukuki bakımdan ayrılmaktadır. Somut davada, 6. maddenin 1. fıkrasına konu mahkemelerin çözmesi gereken mesele, ceza hukuku alanında başvuran aleyhindeki suçlamalardır; oysa başvuranın 13. madde kapsamında ulusal bir mahkeme tarafından incelenmesini istediği şikayet, ayrı olup, yargılamanın ölçüsüz uzunluğuna ilişkindi (Kudla / Polonya (BD), no. 30210/96, § 147, AİHM 2000-XI).
Bu görüşe tamamen katılıyorum.
GÖRÜŞLER
3. Etkili başvuru hakkı, ayrı bir konudur; Mahkemenin neden bu konuyu incelemesine gerek olmadığını anlamıyorum. Bu nedenle, karar hükmünün 5. maddesine karşı oy kullandım.
4. Söz konusu şikayetin esas yönünden incelenmesi gerekirse, kanaatimce, 9 Ocak 2013 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair 6384 Sayılı Kanunun kabul edilmiş olduğunun göz önünde bulundurması gerekmektedir. 19 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe giren bu Kanun, 23 Eylül 2012den önce Mahkemeye yapılan tüm başvurulara uygulanmaktadır. 29 Eylül 2010 tarihinde yapılan mevcut başvuru, bu nedenle, bahsi geçen kanunun kapsamına girmektedir.
Mahkeme daha önce, 6384 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinin, önünde derdest olan ve içerisinde 13. maddenin ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü başvurulara etkisini inceleme olanağı bulmuştur. Mevcut davanın 62. paragrafında bahsi geçen Müdür Turgut ve Diğerleri / Türkiye davasında, Mahkeme, söz konusu kanunla kurulan Tazminat Komisyonunun bundan böyle başvuranlara Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak yargılama süresinin uzunluğuna itiraz edebilecekleri ve tazminat elde edebilecekleri etkili bir başvuru yolu sunduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, bundan hareketle, Sözleşmenin 13. maddesine dayanılarak ileri sürülen şikayetin açıkça temelden yoksun olduğuna karar vermiştir (Müdür Turgut ve Diğerleri (k.k.), No. 4860/09, §§ 59-60, 26 Mart 2013).
Aynı gerekçelerle, somut davada başvuranların 13. maddeye dayanarak ileri sürdükleri şikayetin mesnetsiz olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy