(AİHS. m. 3, 5, 6, 13, 35) (765 S. K. m. 146) (1412 S. K. m. 164) (5271 S. K. m. 141) (ŞEFİK DEMİR V. - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (SELAL SARAÇ - TÜRKİYE DAVASI) (HIDIR DURMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (İNAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 14129/11)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
Robert Spano
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla, 4 Kasım 2014 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 27 Aralık 2010 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak,
11 Aralık 2012 tarihli kararı dikkate alarak,
Davalı Hükümetin görüşlerini ve başvuranın karşı görüşlerini göz önüne alarak,
Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Hacı İnan, 1959 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve hakkında verilen hapis cezasının infazına Bolu F-Tipi cezaevinde devam edilmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Diyarbakırda görev yapan avukat N. Özdemir tarafından temsil edilmektedir.
2. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, beyanlarında, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli polis memurları tarafından 18 Mayıs 2000 tarihinde silah zoruyla yakalandığını ileri sürmüştür. Polis tarafından düzenlenen yakalama ve zapt etme tutanağında, başvuranın 21 Mayıs 2000 tarihinde gözaltına alındığı belirtilmektedir. Söz konusu tutanağa göre, polis memurları, yakalama işlemi esnasında başvuranın kaçmaya teşebbüs etmesi üzerine güç kullanımına başvurmuşlardır.
5. Başvuran, 24 ve 26 Mayıs 2000 tarihleri arasında polise ifade vermiştir. Kendisine, özellikle de, yasadışı bir örgüt olan Hizbullah ile ilişkisi olduğu ve cinayete iştirak ettiği yönündeki iddialara ilişkin sorular sorulmuştur.
6. Başvuran, 27 Mayıs 2000 tarihinde, gözaltı sonrasında doktora sevk edilmiştir. Başvuran hakkında düzenlenen sağlık raporuna göre, başvuranın sırtının sağ ve sol kısmında ve sol dirseğinde yaralar tespit edilmiş ve söz konusu yaralar nedeniyle üç gün iş göremeyeceği kanaatine varılmıştır.
7. Başvuran, aynı gün, öncelikle Cumhuriyet savcısının ve ardından İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli nöbetçi hakimin huzuruna çıkarılmıştır. Başvuran, işkence gördüğünü ileri sürerek, gözaltında verdiği ifadeyi reddetmiştir. Hakim, başvuranın Hizbullah üyesi olduğu ve örgüt adına suç işlediği şüphesiyle tutuklanmasına karar vermiştir.
8. Cumhuriyet savcısı, 8 Haziran 2000 tarihinde, başvuran ve onunla birlikte birkaç kişi daha hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine bir iddianame sunmuştur. Söz konusu iddianame kapsamında, başvuran, eski Ceza Kanununun 146/1 maddesinde öngörülen bir suç olan anayasal düzeni bozmaya teşebbüs etmekle itham edilmiştir.
9. 2001 yılında, başvuran ve suç ortakları hakkındaki dava, Hizbullah üyesi olmakla suçlanan birkaç kişi aleyhine açılan başka bir davayla birleştirilmiştir.
10. Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 30 Haziran 2004 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 16 Haziran 2004 tarih ve 5190 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır. Bu nedenle, başvuran hakkındaki dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilmiştir.
11. Başvuran, 3 Eylül 2009 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önündeki beyanında, gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz bırakıldığını, dolayısıyla kolluk ifadesinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür.
12. Başvuranın avukatı, 27 Ekim 2010 tarihinde, ilk derece mahkemesi önünde, başvuranın gözaltındayken işkenceye maruz bırakıldığını, bu nedenle kolluk ifadesinin ve dava dosyasında yer alan bazı belgelerin başvuran aleyhine delil olarak kullanılmaması gerektiğini beyan etmiştir.
Ayrıca, başvuranın kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak herhangi bir soruşturma yürütülmediğini belirtmiştir.
13. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Ocak 2011 tarihinde, başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir. Ancak, başvuran, hakkında yöneltilen diğer suçlamalar nedeniyle serbest bırakılmamıştır.
14. Başvuran, 18 Ekim 2011 tarihinde serbest bırakılmıştır.
15. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Şubat 2012 tarihinde, başvuranın suçunu sabit bulmuş ve şartlı tahliye imkanı olmaksızın müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, nihai kararıyla, başvuran hakkında yakalama emri çıkarılmasına hükmetmiştir.
16. Yargıtay, 15 Mayıs 2013 tarihinde, 16 Şubat 2012 tarihli kararın başvuranla ilgili kısmını onamıştır.
17. Başvuran, bu sırada, kendisine işkence yaptıklarını ileri sürdüğü polis memurları hakkında 2000 yılında Fatih Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu beyan etmiştir. Aynı yıl içerisinde, Fatih Cumhuriyet Savcısı, başvuranın ve onunla birlikte altı suç ortağının kötü muameleye maruz bırakıldıklarına dair iddialarla ilgili soruşturma başlatmıştır.
18. Fatih Cumhuriyet Savcısı, 25 Aralık 2002 tarihinde, müştekilerin iddialarını destekleyecek yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle, işkence ve insanlık dışı muamele yaptıklarından şüphelenilen polis memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı, söz konusu kararın, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 164. maddesi uyarınca müştekilere bildirilmesi gerektiğini beyan etmiştir. Söz konusu kararda, Fatih Cumhuriyet Savcısının, soruşturma kapsamında, müştekiler hakkında düzenlenen sağlık raporlarını incelediği ve müştekilerin gözaltında tutuldukları sırada görevli olan polis memurlarının ifadelerini aldığı belirtilmiştir. Dava dosyasında, başvuranın Fatih Cumhuriyet Savcısının kararına itiraz ettiğine dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır.
B. İlgili iç hukuk
19. İlgili iç hukuka ilişkin açıklamalara, Nurettin Aldemir ve Diğerleri / Türkiye, no. 32124/02, 32126/02, 32129/02, 32132/02, 32133/02, 32137/02 ve 32138/02, par. 23, 18 Aralık 2007; Şefik Demir / Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, par. 11-15, 16 Ekim 2012); ve Müdür Turgut ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, par. 19-26, 26 Mart 2013) davaları kapsamında verilen kararlarda yer verilmiştir.
ŞİKAYETLER
20. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesine dayanarak, gözaltında kötü muameleye maruz bırakıldığı ve kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütülmediği hususunda şikayette bulunmuştur.
21. Başvuran, ayrıca, Sözleşmenin 5/3 maddesine dayanarak, tutukluluk süresinin çok uzun olduğunu iddia etmiştir.
22. Başvuran, Sözleşmenin 6/1 maddesi kapsamında, hakkında yürütülen ceza yargılamalarının makul bir süre içinde sonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür.
23. Başvuran, son olarak, Sözleşmenin 13. maddesine istinaden, yargılamaların uzunluğuna dair şikayetiyle ilgili olarak başvurabileceği etkin bir iç hukuk yolunun bulunmadığını öne sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranın Sözleşmenin 3. maddesi kapsamındaki şikayeti hakkında
24. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesine dayanarak, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde tutulduğu sırada kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmüştür. Ayrıca, kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcılığına yaptığı suç duyurusundan herhangi bir sonuç alamadığını belirtmiştir.
25. Hükümet, başvuranın altı ay kuralına uymadığını ileri sürmüştür. Hükümet, bu bağlamda, Fatih Cumhuriyet Savcısının 25 Aralık 2002 tarihinde şüpheli polis memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini, ancak somut başvurunun 27 Aralık 2010 tarihinde yapıldığını beyan etmiştir.
26. Başvuran, Hükümetin bu husustaki itirazıyla ilgili herhangi bir görüş bildirmemiştir.
27. Mahkeme, başvuranın altı aylık süre kuralına uygun olarak başvuruda bulup bulunmadığına ilişkin bir değerlendirme öncesinde, somut davada iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği konusunda bir inceleme yapılması gerektiği kanaatindedir.
28. Mahkeme, bu bağlamda, Türkiye aleyhine açılmış bazı davalarda, Cumhuriyet savcılarının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlarına karşı ileri sürülen itirazın, kural olarak, Sözleşmenin 35/1 maddesi kapsamında etkin ve erişilebilir bir hukuk yolu teşkil ettiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (bk. Epözdemir / Türkiye (k.k.), no. 57039/00, 31 Ocak 2002; Saraç / Türkiye (k.k.), no. 35841/97, 2 Eylül 2004; Hıdır Durmaz / Türkiye, no. 55913/00, 5 Aralık 2006, par. 29-30; Pad ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 60167/00, par. 67, 28 Haziran 2007; Nurettin Aldemir ve Diğerleri / Türkiye, no. 32124/02, 32126/02, 32129/02, 32132/02, 32133/02, 32137/02 ve 32138/02, par. 52, 18 Aralık 2007; ve İnan ve Diğerleri / Türkiye, no. 19637/05, 43197/06 ve 39164/07, par. 30, 13 Ekim 2009). Mahkeme, bu kapsamda, dava dosyasında, başvuranın Fatih Cumhuriyet Savcısının kararına itiraz ederek söz konusu hukuk yolundan faydalandığına dair herhangi bir bilgi yer almadığına dikkat çekmektedir. Başvuran, ayrıca, bahsi geçen hukuk yolundan faydalanmasına engel teşkil edebilecek nitelikte, 25 Aralık 2002 tarihli kararın kendisine veya avukatına tebliğ edilmemesi gibi bir durumun söz konusu olduğunu da beyan etmemiştir. Bu nedenle, başvuranın mevcut iç hukuk yollarını tüketmediği kanısına varmayı gerektirecek bir neden söz konusudur. Ancak, Mahkeme İçtüzüğünün 55. maddesi uyarınca, Davalı Sözleşmeci Tarafın, kabul edilemezlik konusundaki itirazını, başvurunun kabul edilebilirliğine dair yazılı veya sözlü görüşlerini sunarken ileri sürmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, Sözleşme organları, normal şartlarda, davanın davalı Hükümete tebliğ edildiği hallerde, Hükümetin görüşlerinde iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde bir itiraz ileri sürülmediği sürece, başvurunun bu gerekçeyle kabul edilemez olduğu sonucuna varmamaktadır (bk. Ergi / Türkiye, no. 23818/94, 2 Mart 1995 tarihli Komisyon kararı, Kabul Edilebilirlik Hakkındaki Kararlar ve Derlemeler (DR) 80, s. 157, par. 160; Dobrev / Bulgaristan, no. 55389/00, par. 112, 10 Ağustos 2006; ve Nasakin / Rusya, no. 22735/05, par. 90, 18 Temmuz 2013).
29. Dolayısıyla, Cumhuriyet savcılarının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlarına karşı ileri sürülen itirazın, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamındaki iddialar bakımından, kural olarak, etkin ve erişilebilir bir hukuk yolu teşkil ettiği yönündeki Mahkeme içtihadına rağmen, başvuranın bu husustaki şikayetinin, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi söz konusu olamaz.
30. Mahkeme, altı ay kuralıyla ilgili olarak, başvuranın 2000 yılında yaptığı suç duyurusunun hemen ardından, Fatih Cumhuriyet Savcısı tarafından, başvuranın kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak soruşturma başlatıldığını gözlemlemektedir. Cumhuriyet savcısı, başvuran hakkında düzenlenen sağlık raporlarını incelemiş ve bazı polis memurlarının ifadesini almıştır. Cumhuriyet savcısı, soruşturma sonunda, 25 Aralık 2002 tarihinde kararını vermiştir. Mahkeme, bu noktada, söz konusu tarihte yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 164. maddesinde, Cumhuriyet savcılarının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlarının sanıklara ve müştekilere bildirilmesinin öngörüldüğüne dikkat çekmektedir. Mahkeme, aynı zamanda, başvuranın, söz konusu kararın kendisine bildirilmediği gibi bir iddiada bulunmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, başvuran, soruşturmada kaydedilen ilerlemeyle ilgili olarak kendisine bilgi verilmediğini de ileri sürmemiştir. Aynı zamanda, dava dosyasında, başvuranın bunu yapmasına, tehditle veya başka bir şekilde engel olunduğuna dair herhangi bir bilgi de yer almamaktadır.
31. Ayrıca, Mahkeme, taraflarca sunulan belgelere dayanarak, başvuranın, kötü muamele iddialarını ilk derece mahkemeleri önünde sadece iki kez dile getirdiği, 2009 yılı öncesinde bu tür bir iddiada bulunmadığı ve söz konusu mahkemeler önünde, kolluk ifadesinin delil olarak kullanılmasına itiraz etmek dışında herhangi bir beyanda bulunmadığı kanısına varmıştır (bk. yukarıda par. 11 ve 12).
32. Mahkeme, bu durumda, başvuranın, Fatih Cumhuriyet Savcılığına 2000 yılında suç duyurusunda bulunduktan sonra, kötü muamele gördüğüne dair şikayetini, Mahkemeye başvurduğu 27 Aralık 2010 tarihine kadar hiçbir şekilde takip etmediği sonucuna varmıştır. Başvuran ve avukatı, ne soruşturmadaki gelişmeler hakkında bilgi talep etmişler ne de Cumhuriyet savcısının kararına itiraz etme girişiminde bulunmuşlardır. Başvuranın bir süre herhangi bir işlem yapmamasının nedeni tutuklu olmasıyla açıklanabilmekle birlikte, yine de kendisinden, özel itina göstererek, soruşturma sürecini takip etmek adına gerekli adımları atması ve Mahkemeye gereken süre içerisinde, yani her halükarda 27 Aralık 2010 tarihinden önce başvuruda bulunması beklenirdi (bk. Mocanu ve Diğerleri / Romanya (BD), no. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, par. 263, AİHM 2014 (alıntılar)).
33. Mahkeme, yukarıdaki hususları ve başvuranın altı ay kuralına uyma yükümlülüğünü yerine getirmemesine neden olabilecek özel bir durumun söz konusu olduğunu ispatlayamadığı gerçeğini dikkate alarak, somut şikayetin belirtilen süre geçtikten sonra yapıldığı ve dolayısıyla başvurunun bu bölümünün, Sözleşmenin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Başvuranın Sözleşmenin 5/3 maddesi kapsamındaki şikayeti hakkında
34. Başvuran, Sözleşmenin 5/3 maddesine dayanarak, tutukluluk süresinin makul sayılamayacak kadar uzun olduğunu ileri sürmüştür.
35. Hükümet, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesi uyarınca, kanuna aykırı olarak tutuklanan kişinin tazminat talep etme imkanının bulunduğunu belirterek, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
36. Başvuran, karşı görüşlerinde, Hükümetin belirttiği hukuk yolunun etkin olmadığını beyan etmiştir.
37. Mahkeme, Şefik Demir / Türkiye (no. 51770/07, par. 17-35, 16 Ekim 2012) davasında verdiği kararda, başvuranın Sözleşmenin 5/3 maddesi kapsamında dile getirdiği şikayeti, ilk derece mahkemesi kararının kesinleşmiş olmasına rağmen Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinde öngörülen hukuk yoluna başvurulmamış olması nedeniyle, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
38. Mahkeme, somut davada, başvuranın tutukluluğunun 2011 yılında sona erdiğini ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin başvuran hakkında verdiği mahkûmiyet kararının 15 Mayıs 2013 tarihli Yargıtay kararıyla kesinleştiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda par. 16). Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın, söz konusu tarihten itibaren Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunabileceği halde böyle bir yola başvurmadığı kanaatine varmıştır.
39. Bu nedenle, söz konusu şikayet, Sözleşmenin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
C. Başvuranın Sözleşmenin 6/1 maddesi kapsamındaki şikayeti hakkında
40. Başvuran, hakkında yürütülen ceza yargılamalarının, Sözleşmenin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre şartına uygun olmadığı hususunda şikayette bulunmuştur.
41. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların uzunluğu ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruları incelemek üzere Tazminat Komisyonunun kurulması suretiyle yeni bir hukuk yolunun oluşturulduğunu beyan etmiştir. Hükümet, başvuranın söz konusu Tazminat Komisyonuna başvuruda bulunmamış olması nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Bu gerekçe, Mahkemenin Müdür Turgut ve Diğerleri (yukarıda anılan) kararında da kabul edilmiştir.
42. Mahkeme, Hükümet tarafından belirtildiği üzere, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiyede yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, sonrasında, Müdür Turgut ve Diğerleri (yukarıda) davasında verdiği kararda, yeni bir hukuk yolunun oluşturulmuş olduğu ve dolayısıyla başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, bu kararı verirken, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikayetler bakımından, ilk bakışta erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu kanısına vardığını belirtmiştir.
43. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, par. 77) davasında verdiği kararda, Hükümete hali hazırda tebliğ edilmiş olan bu tür başvurulan inceleyebileceğini vurguladığına dikkat çekmektedir.
44. Ancak, Mahkeme, başvuranın 6384 sayılı Kanunla oluşturulan yeni hukuk yolundan faydalanmadığını ileri süren Hükümetin bu yöndeki ilk itirazını dikkate alarak, Müdür Turgut ve Diğerleri (bk. Yiğitdoğan / Türkiye, no. 72174/10, par. 59, 3 Haziran 2014) davasındaki kararını yinelemektedir (bk. Yiğitdoğan / Türkiye, no. 72174/10, par. 59, 3 Haziran 2014). Mahkeme, bu nedenle, somut davada, başvuranın iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf tutulmasına neden olacak herhangi istisnai bir durumun söz konusu olmadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, somut şikayet, Sözleşmenin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
D. Başvuranın Sözleşmenin 13. maddesi kapsamındaki şikayeti hakkında
43. Başvuran, Sözleşmenin 13. maddesine dayanarak, hakkında yürütülen ceza yargılamalarının uzunluğuna itiraz etmek üzere başvurabileceği etkin bir iç hukuk yolunun bulunmadığını ileri sürmüştür.
44. Hükümet, yukarıda bahsi geçen Tazminat Komisyonunun kurulmuş olması nedeniyle, başvuranın söz konusu şikayetinin kabul edilemez olduğunu ileri sürmüştür.
45. Mahkeme, Müdür Turgut ve Diğerleri davasında verdiği kararda, 6384 sayılı Kanunla kurulan Tazminat Komisyonunun, Sözleşmenin 6/1 maddesi kapsamında dile getirilen yargılamaların uzunluğuna dair şikayetler bakımından, Sözleşmenin 13. maddesinin anlamı dahilinde etkin bir hukuk yolu teşkil ettiğini belirtmiştir.
46. Dolayısıyla, somut şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3(a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy