(AİHS m. 6, 34, 41) (1602 S. K. m. 43, 46, 64, 77) (ANY. MAH. 12.06.2008 2004/103 E. 2008/121 K.) (SABRİ GÜNEŞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 14674/11)
KARAR
STRAZBURG
25 Kasım 2014
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Fatma Nur Erten ve Adnan Erten / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Hakimler,
Işıl Karakaş,
András Sajó,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 4 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1.Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu devletin vatandaşı olan Adnan Erten ve Fatma Nur Ertenin (başvuranlar), 24 Aralık 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (14674/11 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2.Başvuran, Mersinde görev yapan Avukat A. Sarı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3.Sözleşmenin 6. maddesiyle ilgili şikayet, 14 Kasım 2013 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4.Başvuranlar sırasıyla 1955 ve 1958 yılında doğmuş ve Mersinde ikamet etmektedirler.
5.Başvuranların çocukları olan Murat Erten (Murat) 28 Kasım 2006 tarihinde, zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada bir kaza geçirmiştir: Murat, askeri kamyonun arkasında bulunduğu bir sırada şoför asker H.G., Muratı görmeden geri manevra yapmış; ilgiliye araç çarpmış ve ölümcül şekilde yaralanmıştır.
A. Ceza Soruşturması
6.Derhal soruşturma başlatılıp kamu davası açılmıştır. Bu kamu davası sonucu Askeri Mahkeme 22 Nisan 2009 tarihli kararı ile asker H.G.yi taksirle ölüme sebebiyetten suçlu bulmuş ve bir yıl on bir ay on gün hapis cezası ile cezalandırarak cezayı ertelemiştir.
B. Maddi ve Manevi Tazminat Davası
7.Başvuranlar bu arada, zorunlu askeri hizmetini yerine getirdiği sırada oğullarının ölümüne bağlı olarak avukatları aracılığıyla 12 Nisan 2007 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde, Savunma Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır.
8. Başvuranlar, maddi tazminat olarak 500 Türk lirası (TL) (yaklaşık 250 avro (EUR)) talep etmekteydiler.
9. Başvuranlar, manevi tazminat olarak ise 30.000 TL (yaklaşık 15.000 EUR) talep etmekteydiler.
10.Hakimler, başvuranların maddi kaybının belirlenmesi için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermişlerdir.
11.Görevlendirilen bilirkişiler 3 Haziran 2010 tarihli raporlarında, ilgililerin maruz kaldığı maddi zararı 42.609 TL (yaklaşık 21.305 Avro) olarak hesaplamışlardır.
12.Başvuranlar, bilirkişi raporuna dayanarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde başlangıçta talep ettikleri meblağı ıslah etmişlerdir.
13.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, idari yargı alanında ıslah talebinde bulunulamayacağını belirterek bu talebi reddetmiştir.
14.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin 12 Haziran 2008 tarihli (E. 2004/103 - K. 2008/121) kararına da değinmiştir. Bu karara göre, idari davaların kendine has özellikleri ve bu konuda yasa koyucuya tanınan takdir yetkisi dikkate alındığında, Türk idari yargılama hukukunda yargılama devam ederken ıslah talebinde bulunulmasının uygulanmasının imkansız olması Anayasaya aykırı bulunmamıştır.
15.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 29 Eylül 2010 tarihli kararında, ilgililerin yakınının zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada ölmüş olması dikkate alındığında, nedensellik bağının bulunulduğu ve dolayısıyla devletin sorumluluğunun bulunduğu kanaatine varmıştır.
16.Sonuç olarak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başvuranların ıslah talebini dikkate almadan, bilirkişi raporuna dayanarak davalı idareyi ilgililere maddi tazminat olarak dava dilekçelerinde talep etmiş oldukları miktarı, yani 500 TL (yaklaşık 250 EUR) ödemeye mahkûm etmiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, manevi zararı ise 22.000 TL (yaklaşık 11.000 EUR) olarak hesaplamış ve başvuranlara bu tutarı tazminat olarak ödenmesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
17. Somut olaydaki ilgili iç hukuk ve uygulaması Okçu/Türkiye (No. 39515/03, §§ 19-32, 21 Temmuz 2009) ve Sabri Güneş/Türkiye (No. 27396/06, §§ 16-27, 24 Mayıs 2011) kararlarında ele alınmıştır.
18.Somut olaya ilişkin, 4 Temmuz 1972 tarih ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 43
İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler (...)
46. Maddenin 4. Fıkrası
(Bu maddenin 30 Nisan 2013 tarihinde değişikliğe uğramadan önceki hali)
Taraflar sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
19.Başvuranlar, maruz kaldıklarını düşündükleri maddi zararın ıslah edilmesine yönelik taleplerinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından reddedilmesi nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesi kapsamında etkili başvuru haklarından mahrum bırakıldıklarını iddia etmektedirler.
A. Kabul Edilebilirlik
20.Hükümet, başvuranın şikayetlerinin kabul edilebilirliği hakkında herhangi bir itirazda bulunmamıştır.
21.Mahkeme şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, bu şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esası Hakkında
22.Başvuranlar, maddi zararlarının ıslah edilmesine ilişkin taleplerinin Yüksek Mahkeme tarafından reddedilmesi nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
23.Hükümet söz konusu şikayetin esasına dair değerlendirmeyi Mahkemenin takdirine bırakmaktadır. Hükümet, 30 Nisan 2013 tarihinde söz konusu kanunun değiştirildiğini ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin (kuruluş ve görevleri hakkındaki) 1602 sayılı Kanununun 46. maddesinin 4. fıkrasına göre, artık yargılama aşamasında tarafların, tam yargı davaları çerçevesinde, bir defaya mahsus olmak üzere dava dilekçesinde talep ettikleri miktarın ıslah edilmesini isteyebildiğini açıklamıştır.
24.Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının, medeni hakların talep edilmesini sağlayacak etkin adli bir başvuru yolunun varlığını gerekli kılan hukukun üstünlüğü ilkesi ışığında yorumlanması gerektiğini hatırlatmaktadır (Bele ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, No. 47273/99, § 49, AİHM 2002-IX). Bu hüküm, herkese medeni hak ve yükümlülüklerine ilişkin her türlü ihtilafı bir mahkeme önüne taşıma hakkını tanımakta ve de medeni hak açısından erişimin, yani hukuk davası açabilmenin bir unsuru olan mahkeme erişim hakkını koruma altına almaktadır. (Golder/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975, § 36, A Serisi No. 18 ve Lihtenştayn Prensi II. Hans-Adam/Almanya (BD), No. 42527/98, § 43, AİHM 2001-VIII).
25.Mahkeme ayrıca mahkeme hakkının mutlak bir hak olmadığını ve özellikle bir başvurunun kabul edilebilirlik şartlarına ilişkin sınırlamalar gibi bazı zımni sınırlamalara tabi olduğunu, zira bu hakkın, niteliği gereği, bu alanda belli bir takdir yetkisine sahip olan devletin düzenlemesine tabi olduğunu hatırlatmaktadır (García Manibardo/İspanya, No. 38695/97, § 36, AİHM 2000-II ve Mortier/Fransa, No. 42195/98, § 33, 31 Temmuz 2001).
Bununla birlikte, getirilen kısıtlamalar, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememelidir. Öte yandan mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür kısıtlamalar, ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafına uygun olacaktır (Guérin/Fransa, 29 Temmuz 1998, § 37, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-V ve Stubbings ve diğerleri/Birleşik Krallık, 22 Ekim 1996, § 50, Derleme 1996-IV).
26. Mahkeme ayrıca, ulusal mevzuatı yorumlama görevinin öncelikle ulusal makamlara ve özellikle mahkeme ve yüksek mahkemelere düştüğünü hatırlatmaktadır. Mahkemenin görevi ise, bu gibi yorumların ortaya çıkardığı sonuçların Sözleşme ile bağdaşıp bağdaşmadığını denetlemekle sınırlıdır. Bu durum, özellikle mahkemelerin usule ilişkin kuralları yorumlaması konusunda geçerlidir. Ancak, bu konudaki düzenleme ya da uygulaması, bireylerin mevcut bir itiraz yolunu kullanmasını engellememelidir. Öte yandan Mahkemenin, her davada yargılamanın özellikleri doğrultusunda ve Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafının konusunu ve amacını dikkate alarak değerlendirme yapması uygun olacaktır.
27.Bu ilkelerden, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin, yargılama usullerini uygularken davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar aşırı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır (Walchli/Fransa, No. 35787/03, § 29, 26 Temmuz 2007). Gerçekten de, (söz konusu usul kurallarının) düzenleniş şekli hukuk güvenliğine ve adaletin iyi bir şekilde tecelli etmesine hizmet edemediği sürece mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacak ve bireylerin ihtilaflarının yetkili mahkemelerce esastan incelenmesine bir nevi engel teşkil edecektir (Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, No.36998/02, § 24, 27 Temmuz 2006).
28.Somut davada Mahkeme, başvuranların Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde maddi ve manevi tazminat davası açtığını ve de maddi tazminat olarak 500 TL talep ettiklerini gözlemlemektedir. Bu dava kapsamında bir bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir. Bilirkişiler, ilgililerin maruz kaldığı maddi tazminatı 42.609 TL olarak değerlendirmişlerdir. Başvuranlar bu rapora dayanarak ek talepte bulunmuşlardır. Hakimler, dava dilekçesi ile talep edilen miktarın ıslahının idari yargıda mümkün olmadığı ve davanın taraflarının talep ettikleri rakamla bağlı oldukları, dolayısıyla başvuranların dava açıldığı zaman talep ettikleri rakamdan daha fazlasına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle bu talebi reddetmişlerdir. Diğer bir ifadeyle, başvuranlar kısmi davada istedikleri tazminat miktarını ıslah ettirememişlerdir. Böylece, maruz kaldıkları zararın 42.609 TL (yaklaşık 21.305 EUR) olarak değerlendirilmesine rağmen, başvuranların zararının 500 TL (yaklaşık 250 EUR) kadarı tazmin edilmiştir.
29.Benimsenen yaklaşım, Hükümet tarafından belirtilen ve somut davada uygulanan kanunda değişiklik olmadan önce yürürlükte olan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 46. maddesinin 4. fıkrasının yorumlanmasına dayanmaktadır. Söz konusu yaklaşım dava taleple bağlı olma ilkesine dayanmaktadır ve ilke gereğince dava açma süresi dolduktan sonra ilk talebin ıslah edilmesi için hiçbir bir talepte bulunulamamaktadır. Oysa başvuranlar, maddi zararlarının doğru bir şekilde değerlendirilmiş miktarını ancak Askeri Yüksek İdare Mahkemesindeki dava kapsamında mahkemenin yapılmasına karar verdiği bir bilirkişi incelemesi sonucunda elde edebilirlerdi. Bu durum, başvuranların dava dilekçesi ile talep ettikleri tazminat miktarının tahmine dayandığı ve bu miktarın bilirkişi raporunda varılan sonuca göre yeniden değerlendirilmesi gerektiği anlamına gelmektedir. İlgililer ancak, maddi zararlarının bir bilirkişi tarafından hesaplandığı tarihten itibaren makul bir şekilde gerçek zararlarının miktarına karşılık gelen tazminatı talep edebilirlerdi.
30.Böylece iç hukukta başvuranların geri kalan maddi zararının hesaplanmasına imkan tanınmamıştır. Dolayısıyla başvuranlar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde zararlarının tamamının tazmin edilmesine yönelik taleplerine ilişkin sadece farazi ve görünüşte bir haktan yararlanmışlardır.
31.Mahkemenin kanaatine göre, başvuranların dava açma süresi içinde maddi zararları bakımından miktarın tamamını talep etme imkanları bulunmamaktaydı, zira uğradıkları zarar ancak daha sonraki bir aşamada, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önündeki yargılama sırasında belirlenebilmiştir. Şüphesiz başvuranlar daha davanın başında ilerde belirlenecek olası yüksek rakam bakımından tedbir almak amacıyla daha yüksek bir rakam talep edebilirlerdi. Bununla birlikte, Mahkemeye göre davanın kendine has koşulları dikkate alındığında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yargılama sırasında tazminat tutarı bakımından karar vereceği bir bilirkişi incelemesi sonucu belirlenecek tutardan daha yüksek olması için, başvuranların taleplerindeki miktarı bilinçli bir şekilde gerekenden çok yüksek tutmalarının istenmesi, adaletin iyi bir şekilde gerçekleşmesine ters düşecektir.
32.Yukarıda belirtilenler dikkate aldığında Mahkeme, başvuranların mahkemeye erişim hakkının bizzat özünün zedelediği kanaatindedir.
33.Dolayısıyla başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında adil yargılanma hakkından yoksun bırakılmışlardır. Bu nedenle söz konusu hüküm ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
34. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir.
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
35.Başvuranlar, maddi tazminat olarak 69.100,57 Türk lirası (TL) (yaklaşık 23.030 avro (EUR)) talep etmektedirler. Başvuranlar, bu tutarın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önündeki dava sonucunda kendilerine verilen tutar ile bilirkişiler tarafından belirlenen tutar arasındaki farka tekabül ettiğini ve aynı zamanda gecikme faizlerini de göz önüne aldıklarını belirtmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, manevi tazminat olarak 40.000 TL (yaklaşık 13.330 EUR) talep etmektedirler.
36.Hükümet bu iddiaları abartılı bulmaktadır.
37.Maddi tazminat konusunda Mahkeme, başvuranlar tarafından yargılama devam ederken yapılmış olan ıslah talebinin, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından kabul edilmesi ve incelenmesi durumunda davanın sonucunun ne olacağı konusunda bir tahminde bulunamayacaktır. Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tespit edilen ihlalin niteliği göz önüne alındığında, söz konusu ihlalin telafi edilmesi için prensip olarak en uygun yolun yeni bir dava açılması ya da yargılamanın yenilenmesi olacağı kanaatindedir. Bu bağlamda Mahkeme, 30 Nisan 2013 tarihinden itibaren Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 64. maddesinin ı) bendinde, Sözleşme ya da Protokollerinin ihlal edildiği sonucuna varılan bir Mahkeme kararının, yeniden yargı yolunun açılması için özel bir neden oluşturduğunu açık bir şekilde belirtildiğini kaydetmektedir. Bu durumda bu fırsatı kullanmak başvuranlara kalmaktadır. (Bistrovic/Hırvatistan, No. 25774/05, § 58, 31 Mayıs 2007). Bu şartlar altında başvuranlara, maddi tazminat kapsamında Mahkeme nezdinde talep edilen bir tutarın verilmesine gerek yoktur.
38.Bu tespitten sonra Mahkeme, başvuranların belirli bir ölçüde manevi zarara uğradığı kanaatindedir. Mahkeme, başvuranlara müştereken 6.000 EUR ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varmaktadır.
39. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2.Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
3.a) Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince, davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde başvuranlara müştereken, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat için 6 000 EUR (altı bin avro) ödemesi gerektiğine ve ödemenin yapıldığı tarihte geçerli oran esas alınarak bu miktarın davalı devletin para birimine dönüştürülerek ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, bu miktara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Sözleşmenin 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 25 Kasım 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy