(AİHS. m. 6, 10, 11, 35) (5237 S. K. m. 314) (3713 S. K. m. 7) (HASAN UZUN V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 28754/11)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Kadri ÖZKAN ve Zelal ÖZKAN/Türkiye davasında,
Başkan,
Peer Lorenzen,
Yargıçlar,
András Sajó,
Neboja Vucinic,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Seçkin Erelin katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 28 Şubat 2011 tarihli başvuruyu dikkate alarak, 1 Ekim 2013 tarihinde yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuranlar Kadri ÖZKAN ve Zelal ÖZKAN Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1943 ve 1950 doğumludurlar ve Şanlıurfada ikamet etmektedirler. Mahkeme önünde, Diyarbakırda görev yapan avukat M.A. Altunkalem tarafından temsil edilmişlerdir.
A. Davanın Koşulları
Başvuranlar tarafından ibraz edildiği şekliyle davaya konu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuranlar, 3 Nisan 2006 tarihinde, Şanlıurfa ilinin Viranşehir İlçesinde bir gösteriye katılmışlardır. Birinci başvuran Kadri ÖZKAN, Kürt halkının sorunlarına ilişkin bir basın açıklaması okumuştur. İkinci başvuran Zelal Özkan ise gösteri esnasında slogan atmıştır.
Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 27 Eylül 2006 tarihinde, başvuranlar aleyhine ceza yargılaması başlatmıştır.
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, Türk Ceza Kanununun 314. Maddesi uyarınca, başvuranların yasadışı örgüte yardım ve yataklık etme suçunu sabit bulmuş ve başvuranlara altı yıl üç ay hapis cezası vermiştir. Mahkeme ayrıca, Terörle Mücadele Kanununun 7/2 maddesi uyarınca, başvuranların yasadışı terör örgütü PKK (Kürdistan İşçi Partisi) adına örgüt propagandası yapma suçunu sabit görmüş ve başvuranlara on ay hapis cezası vermiştir.
Dava halen Yargıtay önünde derdesttir.
B. İlgili İç Hukuk
İlgili iç hukuka ilişkin tüm bilgiler Hasan Uzun/Türkiye ((k. k.), no. 10755/13, §§68-71, 30 Nisan 2013) kararında bulunabilir.
ŞİKAYETLER
Başvuranlar, Sözleşmenin 10. maddesi uyarınca, konuşma yaptıkları gerekçesiyle aleyhlerine ceza yargılaması başlatılmasının, ifade özgürlüğü hakkına haksız bir müdahale teşkil etmesinden şikayetçi olmuşlardır.
Başvuranlar ayrıca, Sözleşmenin 11. maddesi uyarınca, toplantı özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
Başvuranlar ayrıca, Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca, yerel adli mercilerin delil değerlendirmesinde ve olayların belirlenmesinde yanılgıya düşmelerinden ötürü, adil bir şekilde yargılanmamalarından şikayetçi olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mahkeme, somut davada başvuranlar aleyhine yürütülen yargılamaların halen Yargıtay önünde derdest olduğunu gözlemlemektedir.
Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunun ana yönlerini incelemiş olan Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, kural olarak 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen tüm kararlara ilişkin olarak, Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerinin doğrudan ve hızlı bir şekilde telafi edilmesinin sağlanması için söz konusu mahkemeye yetki verdiğini saptamış ve bu hukuk yolunun başvurulabilecek yeni bir hukuk yolu olduğunu beyan etmiştir (Bk. yukarıda anılan, Hasan Uzun/Türkiye, §§68-71).
Dolayısıyla, başvuranların 6216 sayılı kanunda öngörülen Türk Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yoluna başvurmaları gerekmektedir (ibidem).
Dolayısıyla, Sözleşmenin 35//1 ve 4 maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesinden ötürü söz konusu şikayetin reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle Mahkeme, oybirliğiyle; Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy