(AİHS m. 1, 2, 3, 4, 5, 13, 34, 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 36, 125) (2577 S. K. m. 28) (818 S. K. m. 41) (5271 S. K. m. 141) (KESHMİRİ - TÜRKİYE DAVASI (NO. 2)) (DBOUBA - TÜRKİYE DAVASI) (YARASHONEN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 30518/11)
KARAR
STRAZBURG
21 Ekim 2014
İşbu karar, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Aliev / Türkiye davasında,
Başkan:
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
Robert Spano judges, ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 30 Eylül 2014 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (30518/11 nolu) davanın temelinde, Ramiz Alievin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Mahkeme) 26 Mart 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Adli yardımdan faydalanan başvuran, İstanbulda görev yapan avukatlar S.N. Yılmaz ve A. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 21 Mayıs 2012 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, başvuranın vatandaşlığı dikkate alınarak, Gürcistan Hükümeti Sözleşmenin 36. maddesi uyarınca davaya katılma hakkına ilişkin olarak bilgilendirilmiştir.
4. Hem Hükümet hem de başvuran, başvurunun kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin görüşlerini iletmişlerdir. Hükümet, ilk husus olarak, başvuranın Türkiyede ilk yakalandığında kendisini Azerbaycan vatandaşı olarak tanıtmasına rağmen, daha sonra Gürcistan vatandaşı olduğunu ileri sürdüğünü belirtmiştir. Ancak, daha sonra Azerbaycanlı ve Gürcistanlı yetkililerle iletişime geçildikten sonra, başvuranın Azerbaycan ya da Gürcistan vatandaşı olmadığı ortaya çıkmıştır. Başvuran, vatandaşlığına yönelik Hükümet beyanlarıyla ilgili olarak herhangi bir yorumda bulunmamıştır.
5. Gürcistan kendi adına, ne davaya müdahil olma hakkını kullanmış ne de başvuranın Gürcistan vatandaşı olduğu yönündeki iddiası hakkında yorumda bulunmuştur.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
6. Başvuran 1974 doğumlu olup, Mahkemeye verilen en son bilgiye göre İstanbulda ikamet etmektedir.
7. Başvuran 2006 yılında Türkiyeye gitmiştir. Taraflar, söz konusu zamanda başvuranın ülkeye yasal olarak girip girmediği hususunda ihtilaf halindedir.
A. Başvuranın Birinci Tutukluluk Dönemi
8. Başvuran, 4 veya 6 Kasım 2009 tarihinde, yasadışı olarak Yunanistana kaçmaya çalışırken yakalanmıştır. Başvuran İpsala Jandarma Komutanlığı ve Tunca Yabancılar Kabul ve Barınma Merkezinde (Tunca Barınma Merkezi) kısa bir süre tutulduktan sonra, sınır dışı edilmek üzere Kırklarelinde bulunan Gaziosmanpaşa Yabancılar Kabul ve Barınma Merkezine (Gaziosmanpaşa Barınma Merkezi) nakledilmiştir. Mahkeme başvuranın kesin nakil tarihini bilmemektedir. Başvuran 9 Kasım 2009 tarihinde nakledildiğini ileri sürerken, Hükümet ise nakil işleminin 11 Kasım 2009 tarihinde gerçekleştiğini belirtmiş ancak bu iddiayı destekleyen herhangi bir belge sunmamıştır.
9. Başvuranın Gaziosmanpaşa Barınma Merkezinde bulunduğu dönem boyunca, bir avukatla irtibat kurana kadar birçok kez sığınma hakkı için girişimde bulunduğu ancak iddia edildiği üzere tüm bu girişimlerin ulusal yetkililerce dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Başvuran, 27 Temmuz 2010 tarihinde, avukatı aracılığıyla yeni bir sığınma talebinde bulunmuş ve ulusal yetkililer işleme alınmasına karar vermişlerdir.
10. Avukat, 1 Eylül 2010 tarihinde Kırklareli Valiliğine ve İçişleri Bakanlığına gönderdiği iki ayrı yazıda, başvuranın cezaevi benzeri bir yerde tutulmasının ulusal hukukta hiçbir dayanağı bulunmadığını ve ayrıca Sözleşmenin 5. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, başvuranın Gaziosmanpaşa Barınma Merkezinden serbest bırakılmasını talep etmiştir.
11. 24 Eylül 2010 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından başvurana iltica işlemleri tamamlanana kadar geçerli olan geçici oturma izni ile birlikte sığınma hakkı verilmiştir.
12. Başvuran, 27 Eylül 2010 tarihinde Gaziosmanpaşa Barınma Merkezinden serbest bırakılmıştır.
B. Başvuranın ikinci tutulma dönemi
13. Başvuran, serbest bırakılmasının ardından 30 Eylül 2010 tarihinde kararın gerektirdiği üzere Kırklarelinde kalmayarak İstanbula gitmiştir. Başvuran, 1 Ekim 2010 tarihinde, soygun teşebbüsünde bulunduğu şüphesiyle yakalanmış ve İstanbul Fatihte bulunan Şehit Tevfik Fikret Erciyes Polis Merkezinde (Fatih Polis Merkezi) gözaltına alınmıştır. Aynı gün, Fatih Cumhuriyet Savcısı ve Fatih Sulh Ceza Mahkemesi tarafından başvuranın ifadesi alınmış ve mahkeme başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. İlgili karar Mahkemeye iletilmemiştir.
14. Serbest bırakılmasına yönelik mahkeme kararına rağmen, başvuran Fatih Polis Merkezine tekrar götürülerek bodrum katında bulunan bir nezarethaneye konulmuştur.
15. Başvuranın avukatı, 4 Ekim 2010 tarihinde polis merkezinde başvuranı ziyaret etmiş ve serbest bırakılmasını talep etmiştir. Ancak, başvuranın sınır dışı edilmesine yönelik bir karar olması nedeniyle, bu talebinin mümkün olmadığı yönünde bilgilendirilmiştir.
16. Başvuranın avukatı, 7 Ekim 2010 tarihinde, başvuranı ziyaret etmek ve tutulma koşullarını denetlemek amacıyla tekrar Fatih Polis Merkezine gitmiştir. Avukat tarafından alınan notlarda, başvuranın da tutulduğu bodrum katında demir parmaklıkları bulunan yaklaşık olarak 2 x 4 m ölçülerinde iki hücre bulunduğu belirtilmiştir. Avukatın ziyarette bulunduğu gün, başvuran hücresini yaklaşık on yabancı kişiyle paylaşmaktaydı ve hepsi sırtlarını duvara yaslayarak yerde oturmuş ve üç battaniyeyi aralarında paylaşmışlardı. Diğer hücrede de aynı şekilde on ila yirmi kişi bulunmaktaydı. Duvarda, içeriye çok az ışık girmesini sağlayan 30 x 50 cm boyutlarında küçük bir hava deliği yer almaktaydı. Ayrıca hücre dışında bir çöp yığını bulunmaktaydı. Görüşmeleri esnasında, başvuran tutulma koşullarına ilişkin ayrıntılı bilgiler vermiş ve avukatı şu şekilde not almıştır. Hücrede tutulan kişi sayısı yedi ile on beş kişi arasında değişmiştir. Hücrede yatak ve aynı anda üç kişiden fazlasının uzanabileceği herhangi bir alan bulunmamaktaydı. Hücrede bulunan kişilere paylaşmaları için sadece üç adet battaniye ve dört adet küçük yastık verilmişti ve ısıtma sistemi bulunmamaktaydı. Doğal ışık ve yeterli havalandırmanın bulunmadığı hücre her zaman soğuktu ve açık havada egzersiz yapma imkanı bulunmamaktaydı. Verilen yemekler yetersizdi ve daha fazlasını almak için ödeme yapılması gerekmekteydi. Açlıktan şikayet etmeleri sebebiyle, görüşmeden sonra avukatın başvurana ve tutulan kişilerden bazılarına tost getirdiği anlaşılmaktadır.
17. Fatih Polis Merkezinin bodrum katını su basması nedeniyle, başvuran, 9 Ekim 2010 tarihinde, sınır dışı işlemleri tamamlanana kadar Kumkapı Geri Gönderme Merkezine nakledilmiştir.
18. Fatih Cumhuriyet Savcısı, 12 Ekim 2010 tarihinde, Fatih Polis Merkezini denetlemiş ve nezarethanelerin ilgili mevzuatta belirtilen standartlar açısından uygun olduğunu tespit etmiştir. Ancak, kısa raporunda özel koşullara ilişkin herhangi bir detay belirtmemiştir.
19. Başvurana 2010 yılının Eylül ayında Kırklarelinde geçici oturma izni verildiği anlaşıldıktan sonra, başvuran 19 Ekim 2010 tarihinde Kumkapı Geri Gönderme Merkezinden şartlı olarak serbest bırakılmış ve Kırklareline gitmesi yönünde kendisine talimat verilmiştir.
C. Başvuranın üçüncü tutulma dönemi ve kötü muamele iddiası
20. Başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezinden serbest bırakılmasının ardından, kendisine verilen talimatta belirtildiği üzere Kırklareline gitmek yerine Edirneye gittiği anlaşılmaktadır. Başvuran, 12 Kasım 2010 tarihinde, tekrar Yunanistana kaçmaya çalışırken, Yunan sınırına yakın bir noktada yakalanmıştır. Başvuran Gaziosmanpaşa Barınma Merkezine geri gönderilmiştir.
21. 1 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirilen sayım esnasında, Gaziosmanpaşa Barınma Merkezindeki görevliler başvuranın sarhoş olduğunu ve uygunuz davrandığını fark etmişlerdir. Bu nedenle başvuran diğer tutulan kişilerin yanından alınmış ve yönetim bürosuna götürülmüştür. Hükümete göre, görevlilerden biri yönetim bürosuna ait kapının kilidini açarken, başvuran aniden yere yığılmış ve yüzünü radyatöre çarpmıştır. Çarpmanın etkisiyle sol gözü yoğun bir şekilde kanamaya başlamış ve başvuran yarı bilinçli bir şekilde kusmaya başlamıştır. Ancak başvurana göre, kendisi düşmemiş ve görevlilerden biri tarafından zor kullanılarak radyatöre doğru itilmiş ve yere düşünce şiddetli bir biçimde dövülmüştür.
22. Başvuran daha sonra Kırklareli Devlet Hastanesine götürülmüş ve burada kendisine alkol zehirlenmesi teşhisi konulmuştur. İlk yapılan sağlık muayenesinin ardından, başvuran 3 Aralık 2010 tarihinde Trakya Üniversitesi Hastanesi oftalmoloji (göz hastalıkları) bölümüne yatırılmıştır. Başvuran burada sol gözünden ameliyat olmuş ve diğer ilgili tedavileri görmüştür. Başvuran 23 Aralık 2010 tarihinde taburcu edilmiştir. Taburcu edildiği gün düzenlenen sağlık raporunda, başvuranın, gözüne aldığı darbe sonucu oluştuğunu belirttiği acı, görmede azalma ve ekzoftalmi semptomları nedeniyle oftalmoloji bölümüne yatırıldığı belirtilmiştir. Başvurana geniş kornea erozyonu ve retrobulber kanama teşhisi konulmuştur. Ayrıca, başvuranda künt travmadan kaynaklı orbital taban kırığı tespit edilmiş ve başvuran bununla ilgili olarak ameliyat edilmiştir.
23. Bu süre zarfında, Kırklareli Cumhuriyet Savcısı 1 Aralık 2010 tarihinde olaya ilişkin resen soruşturma başlatmıştır. Dava dosyasında bulunan belgelere göre, savcı 2 Aralık 2010 tarihinde Gaziosmanpaşa Barınma Merkezinde görevli bir bakıcının ifadesini almıştır. Söz konusu kişi, başvurana eşlik eden iki kişinin kapı kilidini açarken, başvuranın aniden yere yığılmasına tanıklık etmiştir.
24. Ayrıca, polis belirtilmemiş bir tarihte hastanede başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran ifadesinde, söz konusu zamanda bir görevli tarafından itilmesi nedeniyle dengesini kaybettiğini ileri sürmüştür.
25. Hastaneden taburcu edilmesinin ardından, başvuran 1 Aralık 2010 tarihindeki yaralanmasıyla ilgili olarak avukatının huzurunda ifadesinin alınması amacıyla 23 Aralık 2010 tarihinde Kırklareli Şehit Hayrettin Yesin Polis Merkezine götürülmüştür. Başvuran ifadesinde, herhangi bir kötü muamele şikayetinin bulunmadığını, söz konusu olay esnasında alkollü olması nedeniyle dengesini kaybedip düştüğünü belirtmiştir. Daha sonra başvurana gidebileceği söylenmiş ancak oturma izni gereğince Kırklarelinde kalması yönünde talimat verilmiştir.
26. 21 Ocak 2011 tarihinde Kırklareli Cumhuriyet Savcısı, başvuranın 23 Aralık 2010 tarihli ifadesi ışığında, yaralanma olayıyla ilgili olarak herhangi bir yasal işlem başlatmamaya karar vermiştir.
27. Bu arada, Kırklarelinde kalması yönündeki talimata rağmen, başvuran 23 Aralık 2010 tarihinde serbest bırakıldıktan sonra İstanbula gitmiştir. Başvuran, 28 Aralık 2010 tarihinde, Gaziosmanpaşa Barınma Merkezinde kendisine kötü muamelede bulunduklarını iddia ettiği polisler hakkında Fatih Cumhuriyet Savcısına suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran özellikle, 1 Aralık 2010 gecesi gerçekleştirilen sayımın ardından, yönetim bürosuna götürüldüğünü ve burada görevlilerden birinin yakasını tutup duvara doğru ittiğini ve bu nedenle gözünü radyatöre çarpıp bayıldığını iddia etmiştir. Başvuran, bir görevli tarafından şikayetçi olması durumunda alıkonmasının uzatılacağı yönünde uyarılması nedeniyle, Şehit Hayrettin Yesin Polis Merkezinde gerçeği anlatmadığını ileri sürmüştür.
28. Cumhuriyet savcısı daha sonra başvuranı ifade vermek üzere çağırdığında, başvuran korkması nedeniyle önceki ifadelerinde olayları saptırdığını belirtmiş ancak nedenine ilişkin daha fazla ayrıntı vermemiştir. Başvuran, yere yığıldıktan sonra görevliler tarafından ağır şekilde dövüldüğünü eklemiş ve olay öncesinde alkolsüz bir içecekle karıştırılmış kolonya içtiğini kabul etmiştir.
29. Fatih Cumhuriyet Savcısı, 31 Ocak 2011 tarihinde, başvuranın şikayetleri ile ilgili olarak görevsizlik kararı vermiş ve dosyayı Kırklareli Cumhuriyet Savcılığına göndermiştir.
30. Kırklareli Cumhuriyet Savcısı, 8 Nisan 2011 tarihinde, iki şüpheli polis memurunun, üç tanığın ve polis memurlarının ifadelerini almıştır. İki şüpheli, başvurana saldırıda bulunduklarına yönelik iddiayı reddetmişlerdir. Tüm tanıklar, başvuranın söz konusu günde çok sarhoş olduğunu teyit etmiş ve olay yerinde bulunan tanıklardan biri, başvuranın herhangi bir kişi tarafından itilmeden yere düştüğünü belirtmiştir.
31. Kırklareli Cumhuriyet Savcısı, 9 Eylül 2011 tarihinde, delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik kararı vermiştir. Savcı, başvuranın ifadelerindeki tutarsızlıklara atıfta bulunarak, başvuranın 23 Aralık 2010 tarihinde Şehit Hayrettin Yesin Polis Merkezinde doğruyu söylemekten korktuğunu belirtmesine rağmen, korkması için herhangi bir sebep olmadığını, zira ifade esnasında avukatının da hazır bulunduğunu vurgulamıştır.
32. Başvuran, Kırklareli Cumhuriyet Savcısının kararına Edirne Ağır Ceza Mahkemesi önünde itiraz etme hakkına sahip olmasına rağmen, karara itiraz etmemiştir.
D. Sonraki gelişmeler
33. Başvuranın sığınma talebi, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi (Cenevre Sözleşmesi) ve Türkiyeye İltica Eden veya Başka Bir Ülkeye İltica Etmek Üzere Türkiyeden İkamet İzni Talep Eden Münferit Yabancılar ile Topluca Sığınma Amacıyla Sınırlarımıza Gelen Yabancılara ve Olabilecek Nüfus Hareketlerine Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte yer alan mülteci statüsü verilmesine yönelik koşulların başvuran tarafından yerine getirilmemesi sebebiyle İçişleri Bakanlığı tarafından reddedilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. İç hukuk ve uygulaması
34. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının ilgili hükümleri şu şekildedir:
Madde 36
Herkes, yargı mercileri önünde ... davacı veya davalı olarak ... adil yargılanma hakkına sahiptir..
Madde 125
İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır
İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür
35. Söz konusu dönemde yürürlükte olan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28. maddesinin ilgili kısımları şu şekildedir:
(1) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.
...
(3) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
(4) Mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili, idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir.
36. Söz konusu dönemde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.
37. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinde, suç soruşturması ya da kovuşturma esnasında tutuklu bulunan bir kişinin Devletten tazminat talep edebileceği koşullar yer almaktadır.
38. Söz konusu dönemde yabancılar ve sığınmacılar ile ilgili konuları düzenleyen ilgili iç hukuk ve uygulamasına ilişkin bilgiye Abdolkhani ve Karimnia / Türkiye (no. 30471/08, §§ 29-45, 22 Eylül 2009) kararından ulaşılabilir.
B. Uluslararası belgeler
39. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) yabancı uyruklu kişilerin tutulma koşullarına ilişkin standartlarının (bk. CPT standartları, belge no. CPT/Inf/E (2002) 1- Rev. 2013, sayfa 65) ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
27. CPT delegeleri bazı ülkelerde göç nedeniyle gözaltında tutulanların karakollarda uzun süreyle (bazen haftalarca ve hatta aylarca), vasat fiziki koşullarda, her tür aktiviteden mahrum bırakılarak ve bazı hallerde zanlılarla hücre paylaşmaya zorlanarak tutulduklarına şahit olmuştur. Böyle bir durum savunulamaz.
CPT, göç nedeniyle gözaltında tutulanların şartlar nedeniyle sıradan bir polis nezarethanesinde bir süre kalmaları gerekebileceğini kabul etmektedir. Ancak karakollardaki koşullar çoğunlukla, hatta hiçbir zaman uzun süreli gözetim için yeterli olmayacaktır. Bu nedenle, göç nedeniyle gözaltında bulundurulanların bu tür yerlerde tutuldukları süre asgariye indirilmelidir.
40. CPT, 2009 yılının Haziran ayında Türkiyenin farklı illerinde, aralarında başvuranın 1 ve 9 Ekim 2010 tarihleri arasında tutulduğu İstanbul Fatih Polis Merkezinin de bulunduğu bazı alıkoyma binalarını ziyaret etmiştir. CPT, 16 Aralık 2009 tarihinde tespitlerine ilişkin bir rapor yayınlanmıştır. Raporda, başvuranın tutulduğu merkezin fiziki koşullarına yönelik herhangi bir yorum olmamasına karşın, CPT bu tür kısa süreli gözetim hücrelerinin daha uzun süreli alıkoymalar açısından uygunsuz olduğunu aşağıdaki şekilde vurgulamıştır:
37. ... CPT Türk yetkililere, alıkoyma binalarının yeterli doğal ışığa erişiminin sağlanması amacıyla, kişilerin 24 saat ya da daha uzun tutulabildiği bütün emniyet binalarında tutulma koşullarını incelemesi yönünde tavsiyede bulunmaktadır.
Son olarak Komite Türk yetkililere, kolluk kuvvetleri tarafından 24 saat veya daha uzun süre tutulan kişilere günlük olarak açık hava egzersizi sağlanması olasılığını incelemeleri yönündeki tavsiyesini yinelemektedir. Ayrıca, tutulan kişilerin açık hava egzersizi olanaklarına yönelik ihtiyaçları da, yeni binaların tasarımında dikkate alınmalıdır.
41. CPT aynı ziyaret raporunda, Türkiyede emniyet binalarının Cumhuriyet savcıları tarafından denetlenmesine ilişkin olarak konuyla ilgili aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır:
35. Daha önceki ziyaret raporlarında CPT, Cumhuriyet savcılarının emniyet binalarını daha sağlıklı denetlemesi gerektiği yönünde tavsiyede bulunmuştur.
2009 ziyareti boyunca elde edilen bilgiler, teori ve uygulama arasında beklenenden çok daha fazla farklılık olduğunu göstermiştir. Bütün emniyet kurumlan, neredeyse düzenli bir şekilde yetkili Cumhuriyet savcısı tarafından denetleme ziyaretlerine tabi tutulsa da, bu denetimlerin niteliği ve bütünlüğü genellikle çok yetersiz olmaktadır. Örnek olarak vermek gerekirse, ziyarette bulunan savcılar birçok kurumda gözaltı kayıtlarının doğruluğunu, söz konusu kayıtlardaki açıkça görülen hata ve eksiklikleri saptamadan imza ile tasdik etmişlerdir. Ayrıca, ziyarette bulunan savcıların tutulan kişilerle neredeyse hiç baş başa görüşmedikleri anlaşılmaktadır. Özetlemek gerekirse, Cumhuriyet savcıları tarafından gerçekleştirilen denetlemelerin genellikle göstermelik olduğu anlaşılmıştır (dipnot: Denetimi gerçekleştiren savcıların rolü hakkında ziyaret edilen Terörle Mücadele Şubesi müdürlerinden bir tanesinin açıklaması (Büyük ölçüde birlikte çalışıyoruz ve savcı soruşturmalarda bizim amirimiz. Kendisi ziyaretlerini kayıt altına almaz ve bu yeri ofisi gibi kullanmaktadır. ), delegeler tarafından gözlemlenen durumun bulgusu niteliğindedir).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
42. Başvuran, Sözleşmenin 5 § 1 maddesine dayanarak, 4 Kasım 2009 ve 23 Aralık 2010 tarihleri arasında üç kez alıkonduğunu ve hiçbirinin ulusal hukukta dayanağı bulunmadığını belirterek şikayette bulunmuştur. Başvuran, Sözleşmenin 5 § 4 ve 13. maddeleri uyarınca, alıkonulmasının hukuki açıdan uygunluğuna yönelik itirazda bulunabileceği etkin hukuk yollarının bulunmaması sebebiyle ve ayrıca 5 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının nedenlerine ilişkin gerektiği gibi bilgilendirilmemesi ya da derhal hakim önüne çıkarılmaması sebebiyle şikayet etmiştir. Başvuran son olarak, Sözleşmenin 5 § 5 maddesi uyarınca, söz konusu şikayetler bakımından ulusal hukuk kapsamında tazminat hakkının bulunmadığını ileri sürmüştür.
Sözleşmenin 5. maddesi aşağıdaki gibidir:
1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;
b) Kişinin, bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara uymaması sebebiyle veya yasanın öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulması veya yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yasaya uygun olarak tutulması;
e) Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek amacıyla, hastalığı yayabilecek kişilerin, akıl hastalarının, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılarının veya serserilerin yasaya uygun olarak tutulması;
f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;
2. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.
3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.
43. Mahkeme öncelikle, Sözleşmenin 13. maddesi kapsamındaki şikayetin sadece, 13. maddenin daha genel koşullarıyla ilgili olarak özel hüküm içeren (lex specialis) 5 § 4 maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir (bk. Amie ve Diğerleri / Bulgaristan, no. 58149/08, § 63, 12 Şubat 2013).
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
1. Tarafların Beyanları
44. Hükümet, Sözleşmenin 5. maddesi kapsamındaki şikayetleriyle ilgili olarak başvuranın Sözleşmenin 35 § 1 maddesi anlamı dahilinde iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiştir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın hukuka aykırı olarak alıkonduğu iddiası bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunabileceğini belirtmiştir. Hükümet ayrıca, sığınma talebini reddeden karara karşı itiraz etme yolunun başvurana açık olduğunu kaydetmiştir.
45. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesi kapsamındaki şikayetleri ile ilgili olarak etkin bir hukuk yolunun bulunmadığını iddia etmiş ve Hükümet, belirtilen hukuk yollarına yapılan başvurunun, benzer durumdaki kişilere tazmin sağladığını gösteren hiçbir örnek sunmamıştır.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
46. Mahkeme, Sözleşmenin 35. maddesinde yer alan iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, Mahkeme önünde Devlete karşı dava açmayı amaçlayan kişilerin ilk olarak ulusal hukuk sistemi tarafından sağlanan hukuk yollarını kullanmalarını gerektirdiğini yinelemiştir. Bir başvuranın normal şartlarda, iddia edilen ihlaller bakımından sadece yeterli telafiyi sağlayan ve mevcut hukuk yollarına başvurması gerekmektedir. Söz konusu hukuk yollarının varlığı, sadece teoride değil aynı zamanda uygulamada da yeterince kesin olmalıdır, aksi takdirde, mecburi erişilebilirlik ve etkinlikten yoksun olacaktır. Hukuk yolunun teoride ve uygulamada söz konusu dönemde etkin olduğu, diğer bir ifadeyle erişilebilir olduğu, başvuranın belirli şikayetleri bakımından tazmin sağlayabileceği ve makul derecede başarı ihtimali sağladığı hususlarında Mahkemeyi ikna etmek, hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden Hükümetin görevidir.
47. Mahkeme bu bağlamda, Hükümetin atıfta bulunduğu 5271 sayılı Kanunun 141. maddesinin sadece suç soruşturması ya da kovuşturma esnasındaki alıkoymalar ile ilgili olduğunu vurgulamıştır. Başvuranın bir suç işlediği şüphesiyle 1 Ekim 2010 tarihinde polis tarafından gözaltına alınmasına karşın, Fatih Sulh Ceza Mahkemesi aynı gün başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. Ayrıca, başvurana yönelik suç soruşturmasının daha sonra sürdürülmediği anlaşılmaktadır. Ancak, Mahkeme dava dosyasında yer alan belgelerden anlaşıldığı üzere, başvuranın 19 Ekim 2010 tarihine kadar, 5271 sayılı Kanunun 141. maddesinde belirtilen suç soruşturması ya da kovuşturması ile bağlantılı olarak değil sınır dışı etme amaçlan doğrultusunda alıkonmaya devam edildiğini vurgulamıştır. Başvuranın geri kalan özgürlükten yoksun bırakılma dönemleri de (4 veya 6 Kasım 2009 tarihinden 27 Eylül 2010 tarihine kadar ve 12 Kasım 2010 tarihinden 23 Aralık 2010 tarihine kadar) Hükümet tarafından da görüşlerinde belirtildiği üzere (bk. aşağıda 52.madde), Sözleşmenin 5 § 1 (f) maddesinin amaçlan kapsamındaki göçmenlik denetimleri bağlamında gerçekleştirilen alıkoyma ile ilgili olup herhangi bir cezai kovuşturma ile ilgili değildir.
48. Bu koşullar altında, 5271 sayılı Kanunun 141. maddesinin, başvuranın soygun teşebbüsünde bulunduğu şüphesiyle Sulh Ceza Mahkemesinde hakim önüne çıkarılana kadar 1 Ekim 2010 tarihinde kısa süreli alıkonması bakımından etkin bir tazmin sağlayabileceği farz edilse bile, Mahkeme, toplamda yaklaşık olarak bir yıl süren geri kalan tutulma dönemleri bakımından hükmün uygun ve etkin olmadığı kanısındadır (bk. mutatis mutandis, Keshmiri / Türkiye (no. 2), no. 22426/10, § 27, 17 Ocak 2012). Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin bu başlık altındaki ilk itirazını reddetmiştir.
49. Başvuranın sığınma talebinin reddedilmesine itiraz etmediği yönündeki Hükümet görüşüyle ilgili olarak, Mahkeme, bu tür bir itirazın Sözleşmenin 5. maddesinin anlamı dahilinde etkin bir tazmin sağlayıp sağlamayacağına ilişkin bir tartışmaya girmeden, başvuranın sığınma talebi 18 Mayıs 2011 tarihinde reddedildiğinde başvuranın artık tutuklu olmadığını gözlemlemiştir. Ayrıca, belirtilen talebin reddedilmesinin ardından başvuranın tekrar gözaltına alındığını gösteren herhangi bir delil bulunmamaktadır. Mahkeme bu nedenle, Hükümetin atıfta bulunduğu hukuk yolunun mevcut şikayetler bakımından tamamen alakasız olduğu kanısında olduğunu belirterek Hükümetin bu başlık altındaki itirazını da reddetmiştir.
50. Mahkeme, Sözleşmenin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikayetle ilgili olarak, sadece bir kere Sözleşmenin 5 (1) (c) maddesinin kapsamına giren bir gerekçeden dolayı gözaltına alındığı anlaşılan başvuranın aynı gün Fatih Sulh Ceza Mahkemesinde hakim önüne çıkarıldığını ve koşullar dikkate alındığında yeterince hızlı bir şekilde hareket edildiğini kaydetmiştir. Mahkeme, söz konusu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve bu nedenle Sözleşmenin 35 §§ 3 (a) ve 4 hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
51. Mahkeme, Sözleşmenin 5 §§ 1, 2, 4 ve 5 maddesi kapsamındaki geri kalan şikayetlerin, Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve hiçbir nedenle kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Bu nedenle şikayetlerin geri kalan kısmı kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşme nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
52. Hükümet, Türkiyeye yasadışı yollarla giren ya da çıkmaya çalışan yabancıların sınır dışı edilmesine ilişkin 2006/12 sayılı Genelgenin 9 (B) maddesine atıf yaparak, başvuranın kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi amaçları doğrultusunda alıkonduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda Hükümet ayrıca, sınır dışı edilecek yabancıların İçişleri Bakanlığı tarafından belirtilen yerlerde ikamet etmesi ile ilgili olan ve yürürlükten kaldırılan Yabancıların Türkiyede İkamet ve Seyahatleri Hakkındaki 5683 sayılı Kanunun 23. maddesine atıfta bulunmuş ve başvuranın tutulmasının, Sözleşmenin 5 § 1 (f) maddesine uygun olduğunu belirtmiştir.
53. Başvuran, tutulmasının iç hukukta hiçbir dayanağı olmadığını ileri sürmüştür.
54. Mahkeme, mevcut davada dikkate alınması gereken üç ayrı tutulma döneminin olduğunu belirtmiştir. Mahkeme bu bağlamda, ilk tutulma döneminin 4 ya da 6 Kasım 2009 tarihinde başladığını ve başvuranın 27 Eylül 2010 tarihinde serbest bırakılmasıyla sonra erdiğini kaydetmiştir. İkinci dönem 1 Ekim 2010 tarihinde başlamış ve 19 Ekim 2010 tarihinde sona ermiştir. Son dönem ise, 12 Kasım 2010 tarihinde başlamış ve 23 Aralık 2010 tarihinde sonra ermiştir, ancak başvuran bu dönemin son yirmi üç günü hastanede tıbbi tedavi görmüştür. Mahkeme, başvuranın hastanede geçirdiği süre çıkarıldığında bile, toplam tutulma süresinin yaklaşık olarak bir yıl sürdüğünü kaydetmiştir.
55. Mahkeme, dava dosyasında yer alan bilgiler ve Hükümetin yukarıda yer alan görüşleri ışığında, suç işlediği şüphesiyle başlangıçta alıkonduğu 1 Ekim 2010 tarihindeki kısa dönem hariç olmak üzere, başvuranın, Sözleşmenin 5 § 1 (f) maddesi anlamı dahilinde sınır dışı edilmesi amacıyla gerçekleştirilen göçmenlik denetimleri kapsamında özgürlüğünden yoksun bırakıldığı kanaatindedir.
56. Mahkeme benzer bir şikayeti Abdolkhani ve Karimnia / Türkiye (no. 30471/08, §§ 125-135, 22 Eylül 2009) davasında incelemiş ve belirtilen davada, Türk hukukunda sınır dışı etmek üzere alıkoyma kararı verilmesine yönelik usulü tesis eden açık yasal hükümlerin bulunmaması nedeniyle, başvuranların tutulmasının Sözleşmenin 5. maddesi doğrultusunda hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir. Mevcut davayı inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararında vardığı sonuçtan farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir özel durumun bulunmadığını kaydetmiştir. Mahkeme özellikle, Hükümetin yukarıda atıfta bulunduğu 5683 sayılı Kanunun 23. maddesinin sınır dışı edilecek yabancıların ikamet etmesi hususunu öngörmekteyken, başvuranın davasında olduğu gibi yabancıların zorla tutulmaları konusunda hiçbir şeye değinmediğini vurgulamıştır.
57. Dolayısıyla, Sözleşmenin 5 § 1 maddesi mevcut davada ihlal edilmiştir.
2. Sözleşme nin 5 § 2 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
58. Hükümet, başvuranın 1 Ekim 2010 tarihinde İstanbulda ve daha sonra 12 Kasım 2010 tarihinde Edirnede yakalandığında, özgürlüğünden yoksun bırakılma nedenlerine yönelik bilgilendirildiğini ileri sürmüştür.
59. Başvuran ise özgürlüğünden yoksun bırakılma nedenlerine yönelik bilgilendirilmediğini iddia etmiştir.
60. Sözleşmenin 5 § 2 maddesinde yer alan temel güvenceyi düzenleyen genel ilkeler Abdolkhani ve Karimnia (yukarıda anılan, § 136) davasında belirtilmiştir. Mahkeme bu bağlamda, yakalanan kişiye, uygun gördüğü takdirde Sözleşmenin 5 § 4 maddesi uyarınca yakalanmasının hukuka uygunluğunu sorgulamak üzere mahkemeye başvurabilmesine imkan vermek için yakalanmasının temel yasal ve maddi gerekçelerinin teknik olmayan, basit ve kolaylıkla anlaşılır bir dilde açıklanması gerektiğini yinelemiştir.
61. Mahkeme, başvuranın ilk olarak Yunanistana yasadışı yollarla kaçmaya çalışırken 4 ya da 6 Kasım 2009 tarihinde gözaltına alındığını ve sonra Gaziosmanpaşa Barınma Merkezine yerleştirildiğini ve burada 27 Eylül 2010 tarihine kadar kaldığını belirtmiştir. Ancak dava dosyasında, tutulduğu süre boyunca herhangi bir zamanda tutulma nedenlerine ilişkin bilgilendirildiğini gösteren hiçbir belge bulunmamaktadır. Hükümet de görüşlerinde aksini iddia etmemiştir.
62. Mahkeme, başvuranın soygun teşebbüsünde bulunduğu şüphesiyle 1 Ekim 2010 tarihinde ikinci kez yakalandığında, yakalanmasının nedenleri hakkında bilgilendirildiğini gösteren bir belge imzaladığını gözlemlemiştir. Ancak, Mahkemenin zaten belirlemiş olduğu üzere, Fatih Sulh Ceza Mahkemesinin başvuranın serbest bırakılmasına yönelik 1 Ekim 2010 tarihli kararından sonra, başvuran suç ile ilgili olarak değil göçmenlik denetimleri bağlamında tutulmaya devam edilmiştir (bk. yukarıda 55. madde). Bu bağlamda Mahkeme dava dosyasında, başvuranın Fatih Polis Merkezinde ya da daha sonra Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde devam eden alıkonmasına yönelik gerekçeler ile ilgili resmi olarak bilgilendirildiğini gösteren başka hiçbir belge bulunmadığını kaydetmiştir. Bu tür belgelerin olmaması Mahkemenin, Fatih Sulh Ceza Mahkemesinin başvuranın serbest bırakılmasına ilişkin kararının ardından kendisinin tutulmaya devam edilmesine yönelik gerekçelerin, ulusal yetkililerce hiçbir zaman başvurana iletilmediği sonucuna varmasına neden olmuştur.
63. Mahkeme son olarak, 12 Kasım 2010 tarihinde başvuranın Türkiyeyi yasadışı yollarla terk etmeye çalışırken yakalandıktan sonra tekrar alıkonduğunu kaydetmiştir. Söz konusu tarihte başvurandan, Yabancıların Türkiyede İkamet ve Seyahatleri Hakkındaki 5683 sayılı Kanuna istinaden tutulduğunun belirtildiği ancak herhangi bir hükme atıf yapılmayan belgeyi imzalaması istenmiştir. Ancak, söz konusu Kanunun Türkiyeden yasadışı bir şekilde çıkma teşebbüsleri ya da yasadışı yollarla çıkmaya çalışırken yakalanan yabancıların tutulması ile ilgili olmaması dikkate alındığında, Mahkeme, başvuranın Gaziosmanpaşa Barınma Merkezinde tutulmasının nedenlerine ilişkin Sözleşmenin 5 § 2 maddesi anlamı dahilinde gerektiği şekilde bilgilendirilmediği sonucuna varmaktan başka bir seçeneği bulunmadığını belirtmiştir.
64. Dolayısıyla, Sözleşmenin 5 § 2 maddesi ihlal edilmiştir.
3. Sözleşme nin 5 §§ 4 ve 5 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
65. Hükümet, tutulmasının hukuki açıdan uygunluğuna yönelik itirazda bulunmak amacıyla başvuranın Anayasanın 125. maddesi kapsamında idare mahkemelerine başvuruda bulunabileceğini ya da 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 41. maddesi veya 818 sayılı önceki Borçlar Kanununun 41. maddesi kapsamında tazminat talebinde bulunabileceğini belirtmiştir.
66. Başvuran, Hükümet tarafından belirtilen hukuk yollarının uygulamada etkin olmadığını iddia etmiştir.
67. Mahkeme, Türk hukuk sisteminin başvuranın durumundaki kişilere Sözleşmenin 5 § 4 maddesinin anlamı dahilinde tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında adli inceleme yapılmasına imkan veren ve Sözleşmenin 5 § 5 maddesinin gerektirdiği şekilde hukuka aykırı tutulmalarına ilişkin tazminat elde etmelerine olanak tanıyan bir hukuk yolu sağlamadığı sonucuna vardığı geçmişteki pek çok benzer davada, Sözleşmenin 5 §§ 4 ve 5 maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini kaydetmiştir (bk. Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda anılan, §142; Tehrani ve Diğerleri / Türkiye, no. 32940/08, 41626/08 ve 43616/08, § 79, 13 Nisan 2010; ve Dbouba / Türkiye, no. 15916/09, §§ 53-54). İdare mahkemelerinin talepleri hızlı bir şekilde inceleyip bir sığınmacının hukuka aykırı olarak tutulduğu gerekçesiyle serbest bıraktığına ve tazminata hükmettiğine yönelik olarak hiçbir örneğin Hükümet tarafından sunulmaması nedeniyle, Mahkeme yukarıda belirtilen kararlarında ulaştığından farklı bir sonuca varmak için herhangi bir sebep görmemiştir.
68. Ayrıca Mahkeme halihazırda başvuranın, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının gerekçeleri hakkında usulüne uygun şekilde bilgilendirilmediğini tespit etmiştir (bk. yukarıda 64. madde). Mahkeme bu durumun, başvuranın Sözleşmenin 5 § 4 maddesi kapsamındaki tutulma işlemine itiraz etmesi hakkının esastan yoksun kalmasına yol açtığını değerlendirmiştir (bk. Shamayev ve Diğerleri / Gürcistan ve Rusya, no. 36378/02, § 432, AİHM 2005-III; yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia, § 141; ve yukarıda anılan Dbouba / Türkiye, § 54).
69. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, Sözleşmenin 5 §§ 4 ve 5 maddesinin mevcut davada ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. BAŞVURANIN TUTULMASIYLA İLGİLİ OLARAK TEK BAŞINA VE 13. MADDEYLE BİRLİKTE ELE ALINDIĞINDA SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
70. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesine dayanarak, Tunca Barınma Merkezi ve Fatih Polis Merkezindeki tutulmasının fiziksel koşullarından şikayet etmiştir. Başvuran ayrıca, Sözleşmenin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesi uyarınca, tutulma koşullarına yönelik şikayette bulunmak üzere başvurabileceği etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığını iddia etmiştir.
Sözleşmenin 3. ve 13. maddeleri aşağıdaki gibidir:
Madde 3
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
Madde 13
Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
71. Mahkeme, Hükümetin söz konusu şikayetlerin kabul edilebilirliğine dair herhangi bir ön itirazda bulunmadığını kaydetmiştir. Ancak Mahkeme, sadece Hükümetin ön itirazlarını sunmaması nedeniyle altı ay kuralının uygulanması açısından değişikliğe gidemeyeceğini yinelemiştir (bk. Walker / Birleşik Krallık (k.k.), no. 34979/97, AİHM 2000-I ve Blecic / Hırvatistan (BD), no. 59532/00, § 68, AİHM 2006-III).
72. Mahkeme bu bağlamda, Sözleşmenin 35 § 1 maddesi uyarınca, sadece nihai kararın verildiği tarihten itibaren altı ay içerisinde iletilen sorunları ele alabildiğini yinelemiştir. Herhangi bir hukuk yolu mevcut değilse ya da mevcut hukuk yollan etkisiz olarak değerlendirilirse, altı-ay süresi, kural olarak, şikayet edilen eylem tarihi itibariyle başlamaktadır (bk. Ananyev ve Diğerleri v. Rusya, no. 42525/07 ve 60800/08, § 72, 10 Ocak 2012).
73. Başvuran mevcut davada, en geç 11 Kasım 2009 tarihine kadar tutulduğu Tunca Barınma Merkezi ve 1 ve 9 Ekim 2010 tarihleri arasında tutulduğu Fatih Polis Merkezi olmak üzere, iki farklı alıkoyma binasının fiziki koşullarından şikayet etmiştir. Mevcut şikayetle ilgili etkin bir hukuk yolu bulunmadığına ilişkin iddiaları dikkate alındığında ve Mahkemenin aşağıda 13. madde kapsamında bu konuya ilişkin tespitlerine halel getirmeksizin, başvuranın ilgili binalardan serbest bırakıldığı tarihlerden itibaren altı ay içerisinde başvurusunu Mahkemeye sunması gerekirdi.
74. Mahkeme, başvurunun 26 Mart 2011 tarihinde sunulduğunu belirterek, başvuranın Tunca Barınma Merkezinde tutulması ile ilgili şikayetlerinin altı ay süre sınırına uygun bir şekilde sunulmadığını kaydetmiştir. Mahkeme, başvuranın Tunca Barınma Merkezindeki tutulma koşullarına ilişkin olarak 3. ve 13. maddeler kapsamındaki şikayetlerinin, Sözleşmenin 35 § 1 maddesinde öngörülen altı-ay kuralı bakımından uygun olmaması nedeniyle kabul edilemez olduğuna ve bu nedenle Sözleşmenin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
75. Diğer taraftan Mahkeme, başvuranın daha sonra Fatih Polis Merkezinde tutulmasına ilişkin Sözleşmenin 3. ve 13. maddeleri kapsamındaki şikayetlerin, ciddi hukuki ve fiili sorunları ortaya çıkardığını ve bu sorunların belirlenmesi noktasında esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiğini kaydetmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, belirtilen şikayetlerin Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve hiçbir nedenle kabul edilemez olmadığını belirtmiştir. Bu nedenle, kabul edilebilir olarak beyan edilmelidirler.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşme nin 3. maddesi
(a) Tarafların beyanları
76. Hükümet öncelikle, başvuranın sınır dışı edilmek üzere Kumkapı Geri Gönderme Merkezine nakledilmeden önce belirli idari tedbirler tamamlanana kadar 1 ve 9 Ekim 2010 tarihleri arasında Fatih Polis Merkezinde tutulduğunu belirtmiştir. Bu nedenle, başvuranın Fatih Polis Merkezinde geçirdiği süre, gözaltı ya da tutuklama olarak değerlendirilemez.
77. Hükümet ayrıca, başvuranın Fatih Polis Merkezindeki fiziksel koşullara ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu kaydetmiştir. Hükümet bu bağlamda, söz konusu merkezde 2.25 x 4.55 m. ölçülerinde iki adet tutuklama odasının bulunduğunu ileri sürmüştür. Odalardan biri erkeklere diğeri ise kadınlara tahsis edilmiş ancak kadın bulunmadığı zaman her iki odada erkeklerin kullanımına sunulmuştur. 12 Ekim 2010 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından gerçekleştirilen bir resmi denetimde, söz konusu alıkoyma binasının, ilgili ulusal mevzuatta yer alan standartlara uygun olduğu teyit edilmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranın Fatih Polis Merkezinde gözaltına alındığı tarih olan 1 Ekim 2010 tarihinde, söz konusu yer de başvuran da dahil olmak üzere yedi kişinin tutulmakta olduğunu belirtmiştir.
78. Başvuran, dokuz gün tutulduğu Fatih Polis Merkezinin zemin seviyesinin altında bulunan hücrenin aşırı kalabalık olduğunu belirtmiştir. Başvuran, hücrenin 2 x 4 m. büyüklüğünde olmasına rağmen, tutulan kişi sayısının yedi ile on beş kişi arasında değiştiğini belirtmiştir. Başvuran, yatak, minder, yatak takımı, mobilya ve havalandırma gibi en temel ihtiyaçların odada bulunmadığını ve koşulların uyku açısından uygun olmadığını belirtmiştir. Başvurana ve diğer tutulan kişilere paylaşmaları için sadece üç adet battaniye ve dört adet küçük yastık verilmiştir. Ayrıca, odanın boyutu bir seferde sadece üç kişinin yere uzanmasına izin vermekteydi. Bununla birlikte, odada herhangi bir ısıtma sisteminin bulunmaması nedeniyle başvuran sürekli olarak üşümüştür. Odada doğal ışık bulunmamaktaydı ve açık havada egzersiz yapma imkanı yoktu. Ayrıca verilen yemek yetersizdi ve daha fazla yemek almak için para ödemek gerekmekteydi. Başvuran, söz konusu alıkoyma binasının, yakalanmalarının ardından mahkeme önüne çıkarılmayı bekleyen şüphelilerin geçici olarak tutulabileceği bir yer olarak kullanılabileceğini, ancak uzun süreli alıkoymalar bakımından oldukça uygunsuz bir yer olduğunu ileri sürmüştür.
(b) Mahkemenin Değerlendirmesi
79. Mahkeme ilk olarak Hükümetin, başvuranın Fatih Polis Merkezinde gözaltında bulunmadığı ya da tutuklu olmadığı ve belirli idari işlemlerin tamamlanmasına kadar orada tutulduğu yönündeki beyanına dikkat çekmiştir. Geçmişte Davalı Hükümet tarafından sunulan benzer görüşleri inceleyen ve reddeden Mahkeme, mevcut davada daha önce vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için herhangi bir gerekçe görmemiştir (bk. örnek olarak, Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda anılan, § 127). Bu nedenle, başvuranın Devletin denetimi altında bulunan bir binada ve kendi isteği dışında tutulması dikkate alındığında, Mahkeme, ulusal hukuk kapsamında alıkonmanın niteliğine yönelik sınıflandırmaya bakılmaksızın söz konusu merkezin fiziksel koşullarının Sözleşmenin 3. maddesinde yer alan koşullara uygun olması gerektiğini belirtmiştir (bk. Tehrani ve Diğerleri / Türkiye, yukarıda anılan).
80. Mahkeme, tutulma koşullarına ilişkin olarak içtihadında belirtilen ilkelere atıfta bulunmuştur (bk. özellikle, Yarashonen / Türkiye, no. 72710/11, §§ 70-73, 24 Haziran 2014, ve belirtilen kararda anılan davalar). Mahkeme özellikle Koktysh / Ukrayna (no. 43707/07, §§ 22 ve 91-95, 10 Aralık 2009) davasındaki on ve dört günlük ve Gavrilovici / Moldova (no. 25464/05, §§ 25 ve 42-44, 15 Aralık 2009) ve Caşuneanu / Romanya (no. 22018/10, § 60-62, 16 Nisan 2013) davalarındaki beş günlük aşırı kalabalık ve kirli bir hücrede tutulma olayları gibi kısa süreler olsa dahi, yetersiz tutulma koşullan nedeniyle daha önce de 3. madde kapsamında ihlaller tespit etmiştir.
81. Mahkeme mevcut davada, sınır dışı işlemleri devam eden başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezine nakledilmeden önce, 1 ve 9 Ekim 2010 tarihleri arasında dokuz gün boyunca Fatih Polis Merkezinin bodrumunda tutulduğunu kaydetmiştir. Mahkeme tarafların, başvuranın alıkonduğu hücrenin yaklaşık boyutları üzerinde mutabık olduklarının anlaşıldığını ancak söz konusu polis merkezindeki alıkonma koşullarına yönelik diğer hususlar bakımından itiraz ettiklerini belirtmiştir.
82. Mahkeme, başvuranın iddialarının doğruluğunu teyit edememekle birlikte, başvuranın Fatih Polis Merkezindeki fiziksel koşullara ilişkin ayrıntılı bir açıklama sunduğunu vurgulamıştır. Ayrıca, başvuranın açıklaması, söz konusu merkezin koşullarını ilk elden inceleme fırsatı bulan başvuranın avukatı tarafından da büyük oranda desteklenmiştir. Mahkeme bu bağlamda başvuranın avukatının, ziyaret gününde (7 Ekim 2010) başvuranın zayıf bir şekilde ışıklandırılan ve kötü bir şekilde havalandırılan ve zemin seviyesinin altında yer alan hücreyi yaklaşık on kişiyle paylaştığı yönündeki ifadesine dikkat çekmiştir (bk. 16. madde, yukarıda). Hücrenin boyutları dikkate alındığında, tutulma bir gün sürse bile, bu durum ciddi biçimde aşırı kalabalıklaşma teşkil etmiş ve Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca tek başına bir sorun yaratmıştır (bk. Abdolkhani ve Karimnia v. Türkiye (no. 2), no. 50213/08, § 30, 27 Temmuz 2010).
83. Mahkeme ayrıca Hükümetin, başvuranın Fatih Polis Merkezindeki tutulmasıyla ilgili koşullara ilişkin ayrıntılı açıklamalarına sadece kısmen itiraz ettiğini belirtmiştir. Ayrıca, Hükümetin sınırlı beyanları yeterli dayanaktan yoksundur. Mahkeme bu noktada, mevcut dava gibi Sözleşme kapsamındaki yargılamaların her davada affirmanti incumbit probatio (iddia eden kişi iddiasını ispat etmekle yükümlüdür) ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasını gerektirmediğini, zira davalı Hükümetin bu tür iddiaları doğrulayabilecek ya da çürütebilecek bilgilere tek başına erişebileceğini yinelemiştir. Hükümetin elinde bulunan bu tür bir bilgiyi yeterli bir açıklama olmaksızın iletmemesi, özelliklede güvenilir delillerle desteklendirildiklerinde iddiaların sağlam bir temele dayandığı sonucuna varılmasına sebep olabilir (bk. Aleksandra Dmitriyeva / Rusya, no. 9390/05, § 77, 3 Kasım 2011).
84. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın aşırı kalabalık hakkındaki iddiası ile ilgili olarak, başvuranın alıkonduğu ilk gün Fatih Polis Merkezinde toplamda yedi kişinin tutulduğunu belirtmiştir. Ancak Hükümet, ne söz konusu gün orada tutulan kişilerin isimleri ve numaralarının yer aldığı gözaltı kaydının bir kopyasını iletmiş, ne de başvuranın kullanabileceği kişisel alanın belirlenmesi bakımından gerekli bir bilgi olan söz konusu yedi kişinin mevcut iki hücreye nasıl dağıtıldıklarına ilişkin bir açıklama yapmıştır. Üstelik Hükümet, başvuranın sonraki sekiz gün boyunca alıkonduğu süreçte kaç kişinin tutulduğuna yönelik bir bilgi vermemiştir.
85. Mahkeme, başvuranın uyku olanakları, ısıtma sisteminin bulunmaması, doğal ışık ve açık hava egzersizine erişim ve yemeklerin yetersizliği hakkındaki geri kalan iddiaları ile ilgili olarak Hükümetin hiçbir açıklama yapmadığını kaydetmiştir. Hükümet sadece, başvuranın başka bir tutuklama merkezine nakledilmesinden birkaç gün sonra Fatih Polis Merkezinin bir Cumhuriyet savcısı tarafından denetlendiğini ve bu denetlemenin, Fatih Polis Merkezindeki fiziki koşulların ulusal yönetmelikler açısından uygun olduğunu teyit ettiğini belirtmekle yetinmiştir.
86. Mahkeme ilk olarak, ilgili ulusal yönetmeliklerin Hükümet tarafından iletilmemesi nedeniyle, tutuklama merkezinin denetlendiği standartların yeterliliği ve uygunluğu açısından bir inceleme gerçekleştiremediğini kaydetmiştir. Mahkeme ikinci olarak, bodrum katında yaşanan su baskını nedeniyle, başvuran da dahil olmak üzere tutulan herkesin 9 Ekim 2010 tarihinde söz konusu binadan çıkarıldıklarını belirtmiştir. Yaşanan bu olaydan sonra binanın durumuna ilişkin bir bilgi olmaması nedeniyle, Mahkeme Cumhuriyet savcısının bulgularına önem veremez. Üçüncü olarak, söz konusu tutulma koşulları, polis nezaretinde kısa süreli tutukluluk açısından teoride uygun olabilirken, başvuranın tutulma süresi Mahkemenin değerlendirmesinde belirleyici bir unsur olmuştur; bununla birlikte, polis nezareti olanaklarının, başvuranın davasındaki gibi uzun süreli tutukluluklar açısından uygunluğuna yönelik bir incelemenin Cumhuriyet savcısının değerlendirmesinde yer alıp almadığı belirsizdir. Bu nedenle Mahkeme, Cumhuriyet savcısının bulgularının mevcut dava çerçevesinde güvenilmez olduğunu değerlendirmiştir. Mahkemenin söz konusu denetimin esasına yönelik kuşkuları CPTden de destek bulmaktadır. CPT 2009 raporunda, bu tür denetimlerin niteliğinin ve bütünlüğünün çoğu zaman çok yetersiz olduğunu ve genel olarak göstermelik gerçekleştirildikleri yönünde bir izlenim bıraktığını belirtmiştir (ayrıntılı bilgi için bk. 41. madde, yukarıda).
87. Hükümet tarafından başvuranın ayrıntılı iddialarını çürütecek yeterli beyanın yapılmaması ve CPTnin kısa süreli alıkoyma hücrelerinin uzun süreli tutuklamalar açısından uygunsuzluğuna ilişkin sağlam görüşü dikkate alındığında, yukarıdaki açıklamalar Mahkemenin, başvuranın Fatih Polis Merkezinin bodrum katındaki dokuz günlük tutulma koşullarının, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak aşağılayıcı muamele teşkil ettiği sonucuna varması açısından yeterli olmuştur (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Charahili / Türkiye, no. 46605/07, § 77, 13 Nisan 2010).
88. Dolayısıyla, başvuranın Fatih Polis merkezindeki tutulma koşullan nedeniyle Sözleşmenin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
2. Sözleşme nin 13. maddesi
89. Hükümet, başvuranın tutulma koşullarına yönelik şikayetleri ile ilgili olarak başvurabileceği etkin hukuk yollarının bulunduğunu belirtmiştir. Bu doğrultuda başvuran, Anayasanın 36. ve 125. maddeleri uyarınca idare mahkemeleri önünde dava açma hakkına sahipti.
90. Başvuran şikayetlerini yinelemiştir. Başvuran, Hükümet tarafından belirtilen hukuk yollarının sadece teoride mevcut olup uygulamada etkisiz olduğunu, bu nedenle Hükümetin yabancı uyruklu kişilerin tutuldukları yerlerdeki tutulma koşullarını inceleyen herhangi bir idari ya da adli örnek sunmadığını belirtmiştir.
91. Mahkeme ilk olarak, ulusal hukuk düzeninde ne şekilde teminat altına alınırsa alınsın, Sözleşmeden doğan hak ve özgürlüklerden faydalanılmasına imkan veren, ulusal düzeyde bir hukuk yolunun mevcut olmasının Sözleşmenin 13. maddesi ile güvence altına alındığına dikkat çekmiştir. Böylelikle Sözleşmenin 13. maddesi, somut davada olduğu gibi Sözleşme kapsamında tartışmaya açık bir şikayetin özünün ele alınması (bk. yukarıda 74-81. maddeler) ve uygun telafinin sağlanması için bir iç hukuk yolu sunulmasını gerektirmektedir (bk. diğerleri arasında, Kudla / Polonya (BD), no.30210/96, §157, AİHM 2000-XI).
92. Mahkeme, benzer davalarda Hükümet tarafından sunulan görüşleri inceleyip reddettiğini ve Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini kaydetmiştir (bk. Yarashonen, yukarıda anılan, §§ 56-66). Mevcut davaya özgü olaylar dikkate alındığında ve idari veya adli bir makama yapılan başvurunun tutulma koşullarının iyileşmesiyle ve/veya olumsuz fiziksel koşullar nedeniyle yaşanan sıkıntı için tazminata hükmedilmesiyle sonuçlandığını gösteren herhangi bir örneğin Hükümet tarafından sunulmaması nedeniyle, Mahkeme yukarıda bahsedilen davalarda ulaştığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için hiçbir sebep görmemiştir.
93. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın Fatih Polis Merkezinde tutulma koşullarına ilişkin şikayette bulunabileceği etkin bir hukuk yolu bulunmaması nedeniyle, Sözleşmenin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
III. BAŞVURANIN POLİS TARAFINDAN KÖTÜ MUAMELEYE MARUZ BIRAKILMASI NEDENİYLE SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
94. Başvuran, Sözleşmenin herhangi bir hükmüne atıfta bulunmadan, 1 Aralık 2010 tarihinde Gaziosmanpaşa Barınma Merkezinde birkaç polis tarafından dövülmesi ve bu nedenle ağır bir şekilde yaralanması hususlarında şikayette bulunmuştur.
95. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşmenin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.
A. Tarafların Beyanları
96. Hükümet, başvuranın Gaziosmanpaşa Barınma Merkezinde polis memurları tarafından dövüldüğüne yönelik iddialarına itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranın söz konusu merkezde sol gözüne ağır bir yara aldığını kabul etmekle birlikte, başvuranın üç bardak kolonya içtikten sonra dengesini kaybedip yüzünü radyatöre çarpması nedeniyle yaralanmanın gerçekleştiğini belirtmiştir. Başvuran, avukatının da hazır bulunduğu Şehit Hayrettin Yesin Polis Merkezinde alınan 23 Aralık 2000 tarihli ifadesinde, ağır bir şekilde alkollü olması nedeniyle düştüğünü kabul etmiştir. Ayrıca, olayların bu şekilde geliştiğini teyit eden tanıklarda bulunmaktadır.
97. Hükümet, başvuranın polis memurlarının tehdidi altında verdiğini iddia ettiği 23 Aralık 2000 tarihli ifadesini daha sonra geri çekmesine ve kendisini dövdüğünü iddia ettiği memurlar hakkında suç duyurusunda bulunmasına rağmen, Kırklareli Cumhuriyet Savcısının, başvuranın söz konusu ifadeyi avukatının huzurunda verdiğini dikkate alarak, tehdit iddialarını dayanaksız bulduğunu eklemiştir.
98. Başvuran kendi adına, Trakya Üniversitesi Hastanesinde ilk ifadesi alındığında, bir polis memuru tarafından itilmesi nedeniyle kafasını radyatöre çarptığını belirterek olayı yaşandığı gibi anlattığını iddia etmiştir. Ancak, Gaziosmanpaşa Barınma Merkezinde görevli memurlarca yapılan uyarıların ardından, tutulmasının uzamasını önlemek amacıyla ifadesini daha sonra değiştirmiştir. Başvuran, serbest bırakılması ve Kırklarelini terk etmesinin ardından, olaylara ilişkin doğru beyanda bulunma ve kendisine kötü muamelede bulunan memurlar hakkında suç duyurusunda bulunma imkanı bulmuştur. Ancak, başvuranın şikayetlerine yönelik yürütülen soruşturma etkisiz kalmıştır.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
99. Mahkeme, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini yinelemiştir. Mahkeme delilleri değerlendirirken, makul şüphenin ötesinde delil kriterinden yararlanmaktadır. Bununla birlikte böyle bir delil, yeterince ağır, somut ve uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi kanıtlanmamış karinelerden çıkarılabilir (bk. Labita / İtalya (BD), no. 26772/95, § 121, AİHM 2000-IV).
100. Mevcut davada, başvuranın şikayet ettiği kötü muamele, başvuranın sol gözünün ağır şekilde yaralanmasına yol açan radyatöre doğru itilmesinden ve başvuranın yere düşmesinden sonra dövülmesinden ibarettir. Başvuran, ne şekilde dövüldüğüne ilişkin herhangi bir detay belirtmemiştir.
101. Mahkeme ilk olarak, 3. maddenin kapsamına girmesi bakımından yeterince ağır olan başvuranın gözündeki yaralanmanın, sağlık raporlarında yeterli bir şekilde belgelendirildiğini kaydetmiştir (bk. 22. madde, yukarıda). Ancak, söz konusu yaralanma ile ilgili olarak başvuranın, polis memurlarının görevi kötüye kullandığına yönelik ilk bakışta haklı görülen durumun (prima facie case) temellerini oluşturup oluşturmadığı hususu değerlendirilecektir.
102. Mahkeme bu bağlamda ilk olarak, başvuranın ulusal makamlar önünde ileri sürdüğü iddialarında tutarlı olmadığını gözlemlemiştir. Başvuran, 23 Aralık 2010 tarihinde Şehit Hayrettin Yesin Polis Merkezinde sarhoşken dengesini kaybedip radyatöre doğru düştüğünü belirtmesine rağmen, daha sonra Fatih Cumhuriyet Savcısı önünde, bir polis memuru tarafından radyatöre doğru itildiğini ileri sürmüştür. Başvuran daha sonra, tehdit nedeniyle polis merkezinde doğruyu söylemesinin engellendiğini iddia etse de, Mahkeme, başvuranın söz konusu zamanda avukat yardımından faydalandığını dikkate alarak, Kırklareli Cumhuriyet Savcısı gibi bu iddiayı inandırıcı bulmamıştır. Mahkeme ayrıca dava dosyasında bulunan belgeler ışığında, başvuranın hastaneye yatırıldığında gözüne bir darbe aldığını belirttiğini ancak bu ifadesinin diğer ifadeleriyle hiçbir şekilde bağdaşmadığını kaydetmiştir.
103. Mahkeme ikinci olarak, başvuranın olaylara ilişkin anlatımında görünen tutarsızlıklara rağmen, Kırklareli Cumhuriyet Savcısının başlangıçta resen ve daha sonra başvuranın şikayeti üzerine konuya ilişkin derhal bir soruşturma başlattığını ve şüphelilerin, iki görgü tanığının ve birçok tanığın ifadelerini aldığını kaydetmiştir. İfadeleri alınan tüm tanıklar, başvuranın söz konusu zamanda çok sarhoş olduğunu teyit etmişlerdir. Tanıklardan birkaç tanesi ise, polis memurlarının herhangi bir saldırısı olmadan başvuranın yere yığıldığını gördüklerini belirtmişlerdir. Kırklareli Cumhuriyet Savcısı bu nedenle, uygun delil yetersizliğinden sanık memurların kötü muamele iddiasıyla ilgili olarak takipsizlik kararı vermiştir. Başvuran bu karara itiraz etmemiştir.
104. Mahkeme, başvuranın yere düştükten sonra dövüldüğünü iddia etmesine rağmen, bu iddiayı destekleyen herhangi bir tıbbi ya da başka delil sunmadığını belirtmiştir. Üstelik başvuran, 28 Aralık 2010 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısına ilk suç duyurusunu yaptığında, söz konusu dayak olayından hiç bahsetmemiştir. Başvuran benzer şekilde, Mahkeme önündeki görüşlerini daha çok gözüyle ilgili yaralanma ile sınırlı tutarak, dayak iddiasına sadece kısaca değinmiştir.
105. Yukarıda belirtilenler dikkate alındığında, Mahkeme, başvuranın Gaziosmanpaşa Barınma Merkezindeki tutulması esnasında 3. maddenin anlamı dahilinde kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki tartışılabilir iddiasının temellerini oluşturamadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydederek Sözleşmenin 35 § 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
IV. SÖZLEŞMENIN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
106. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
107. Başvuran maddi tazminat olarak herhangi bir talepte bulunmamıştır. Başvuran, manevi tazminat olarak, Sözleşme kapsamındaki haklarının ihlal edilmesi nedeniyle 50.000 avro talep etmiştir.
108. Hükümet talebin çok yüksek olduğu gerekçesiyle itirazda bulunmuştur.
109. Mahkeme, başvuranın manevi zarara maruz kaldığı ve ihlal tespitinin tek başına yeterli olmayacağı kanısındadır. Mahkeme, söz konusu ihlallerin ciddiyetini ve hakkaniyet esasını dikkate alarak, bu başlık altında başvurana 10.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Giderler
110. Başvuran ayrıca, avukat ücreti olarak 3.880 avro ve Mahkeme önünde oluşan seyahat giderleri, kırtasiye giderleri, fotokopi masrafları, tercüme ve posta giderleri gibi masraf ve giderler için 763 avro talep etmiştir. Başvuran bu bağlamda, avukatlarının kırk dört saatlik yasal çalışma yürüttüğünü gösteren bir zaman cetvelini, avukatlarıyla yaptığı bir yasal hizmet anlaşmasını ve geri kalan masraf ve giderler için faturaları sunmuştur.
111. Hükümet, dayanaksız olarak değerlendirdiği bu taleplere itiraz etmiştir.
112. Mahkeme içtihadına göre, bir başvuranın masraf ve harcamalarını geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Somut davada, mevcut belgeler ve yukarıda belirtilen kriterler göz önünde alındığında, Mahkeme, tüm başlıklar altındaki masrafları kapsayacak şekilde, talep edilen tüm miktarın (4.643 avro) başvurana ödenmesinin uygun olacağı görüşündedir. Avrupa Konseyinin adli yardım planı kapsamında adli yardım olarak verilen 850 avro tutarındaki miktar söz konusu meblağdan çıkarılacaktır.
C. Gecikme Faizi
113. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 5 §§ 1, 2, 4 ve 5. maddesi kapsamındaki (başvuranın özgürlük hakkı ile ilgili şikayetler) ve Sözleşmenin 3. ve 13. maddesi kapsamındaki (Fatih Polis Merkezindeki tutulmasının fiziki koşullan ve bu koşullara ilişkin iddiaları bakımından başvurabileceği etkin hukuk yolu bulunmaması ile ilgili şikayetler) şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 5 §§ 1, 2, 4 ve 5 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuranın Fatih Polis Merkezindeki tutulmasının fiziksel koşullan nedeniyle Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Fatih Polis Merkezindeki tutulmanın fiziksel koşulları ile ilgili olarak şikayette bulunabileceği etkin hukuk yollarının bulunmaması nedeniyle, Sözleşmenin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. (a) Davalı devlet tarafından başvurana, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 10.000 avro (onbin avro) ödenmesine;
(ii) Başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 4.643 avro (dörtbinaltıyüzkırküç avro) ödenmesine, ancak bu meblağdan adli yardım olarak verilen 850 avronun (sekizyüzelli avro) çıkarılmasına;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 § 2 ve 3 maddesi uyarınca 21 Ekim 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy