(AİHS m. 6, 7, 14, EK 1 NOLU PROTOKOL) (4616 S. K. m. 1) (2577 S. K. m. 53)
Başvuru No. 3694/11
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
NebojaVucinic,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Robert Spano, ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith in katılımıyla 11 Şubat 2014 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (İkinci Bölüm),
11 Kasım 2010 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki şekilde karar vermiştir.
OLAYLAR
Başvuran İnci GÜRLER DALGIÇ, 1976 doğumlu bir Türk vatandaşı olup ve Aydında ikamet etmektedir. Mahkeme önünde İzmirde görev yapan avukat Z. Dalkıran tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
Dava konusu olaylar, başvuran tarafından ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
12 Temmuz 2000 tarihinde başvuranın devlet memuru olarak ataması yapılmıştır. Atanmasından önce, zamandan tasarruf etmek adına atanmasına kadar ertelenen güvenlik soruşturmasının sonucunda kendisinin başlangıçta atanmasına engel teşkil edebilecek bir durum ortaya çıkması halinde devlet memurluğundan çıkarılmasını kabul ettiğine dair bir taahhüt imzalamıştır. Akabinde yürütülen güvenlik soruşturması, başvuranın devlet memuru olarak atanmasından yalnızca birkaç ay önce, terörist bir örgütün üyelerine yardım ve yataklık etme suçundan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesince mahkûm edildiğini ortaya koymuştur. Güvenlik soruşturması ayrıca polis kayıtlarına göre başvuranın erkek kardeşi ve babasının bir kısım şüpheli eylemlerde bulunduğunu da göstermiştir. Buna bağlı olarak, devlet memurluğuna uygun olmadığı gerekçesiyle, 24 Mayıs 2001 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, başvuranın görevine son verilmiştir.
Başvuran, 14 Eylül 2001 tarihinde İzmir İdare Mahkemesinde memuriyetten çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açmıştır. Başvuran, henüz kesinleşmemiş bir mahkûmiyet kararına istinaden devlet memurluğundan çıkarılmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Bu sırada Yargıtay, başvurana yöneltilen suçun, 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen bir kısım suçlara ilişkin yürütülen ceza davalarının ertelenmesine dair 4616 sayılı Kanunun kapsamına girdiği gerekçesiyle, 6 Şubat 2001 tarihinde başvuranın hakkındaki mahkûmiyet kararını bozmuştur. Buna göre, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 3 Mayıs 2001 tarihinde yargılamaların ertelenmesine karar vermiştir. 4616 sayılı Kanunun 1. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, başvuranın, öngörülen sürelerin sona ermesinden önce, erteleme konusu kabahat veya cürüm ile aynı cins veya daha ağır şahsî hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlemesi halinde, erteleme konusu kabahat veya cürüm hakkında ertelenen yargılamalar yeniden başlatılabilmekte veya yeni bir kamu davası açılabilmektedir.
İzmir İdare Mahkemesi, 19 Haziran 2002 tarihinde, başvuran tarafından ileri sürülen gerekçeler nedeniyle, başvuranın memuriyetten çıkarılmasına ilişkin işlemi iptal etmiştir.
Danıştay, 22 Eylül 2004 tarihinde kararı onamıştır. İdare, bu karara karşı karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Danıştay, 19 Temmuz 2006 tarihinde idarenin karar düzeltme talebini kabul etmiş ve İzmir İdare Mahkemesince verilen iptal kararını bozmuştur. Danıştay, kararında, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuran gerçekte artık başvuran aleyhine bir mahkûmiyet kararı bulunmadığı anlamına geldiğini kabul etmiştir. Bununla birlikte, atama zamanı itibariyle istihdam şartlarının sağlanıp sağlanmadığını inceleyen güvenlik soruşturmasının özel amaç ve kapsamı göz önünde bulundurulduğunda, başvuran lehine verilen müteakip Yargıtay kararı, devlet memurluğundan çıkarma kararını hukuka aykırı kılmamıştır. Dolayısıyla dava, yeniden incelenmek üzere İzmir İdare Mahkemesine geri gönderilmiştir.
İzmir İdare Mahkemesi, başvuranın memuriyetten çıkarılmasına ilişkin işlemin iptal talebini, 21 Eylül 2006 tarihinde, Danıştay tarafından ifade edilen nedenlerden reddetmiştir. Danıştay, 14 Mayıs 2007 tarihinde bu kararı onamıştır.
Erteleme konusu suç için öngörülen sürenin sona ermesinin ardından, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın geçen süre zarfında başka herhangi bir suç işlememiş olması gerekçesiyle, 16 Mayıs 2007 tarihinde, 4616 sayılı Kanunun 1. maddesinin 4. fıkrasında belirtildiği üzere, daha önce ertelenen yargılamaların ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.
Başvuran, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin en son kararını göz önünde bulundurarak, kendisinin memurluktan çıkarılmasına ilişkin yargılamaların yenilenmesi için 20 Ağustos 2007 tarihinde İzmir İdare Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. Başvuran, memurluktan çıkarılmasını onayan idare mahkemesi kararlarına dayanak oluşturan mahkûmiyet kararının kesin olarak iptal edilmiş olması nedeniyle, söz konusu yargılamaların, İdari Yargılama Usulü Kanununun (Kanun No. 2577), daha önceden verilmiş bir idare mahkemesi kararına esas alınan bir ilam hükmünün, kesinleşen bir mahkeme kararıyla bozularak ortadan kalkması halinde yargılamaların yenilenmesini öngören 53 § (c) hükmü uyarınca yenilenmeye uygun olduğunu ileri sürmüştür.
İzmir İdare Mahkemesi, yargılamaların yenilenmesi için, idari Yargılama Usulü Kanununun 53. maddesinde kapsamlı bir şekilde sıralanan gerekçelerden hiçbirinin somut davada gerçekleşmemiş olduğuna hükmederek, 14 Kasım 2007 tarihinde başvuranın talebini reddetmiştir. İdare mahkemesi; başvuranın atıfta bulunduğu 53 § (c) hükmünün söz konusu olaylara uygulanmasının mümkün olmadığını, zira başvuranın iddialarının aksine, hakkında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesince verilen ve daha sonra ertelenen mahkûmiyet kararının, önceki idare mahkemesi kararlarına hiçbir zaman dayanak teşkil etmemiş olduğunu, kendisinin devlet memurluğundan çıkarılmasına ve bu işlemin idare mahkemelerince onaylanmasına yol açanın daha ziyade hakkında yürütülen güvenlik soruşturmasının ortaya koyduğu olumsuz sonuçlar olduğunu belirtmiştir. İdare mahkemesi; ceza yargılamalarının ertelenmiş olduğunu ve neticesinde mahkûmiyet kararı olmadığını açık bir biçimde kabul etmelerine karşın, güvenlik soruşturmasının amaçlan bakımından tek somut tarih olan atama tarihinde (örn. Temmuz 2000) geçerli olan koşullar nedeniyle, başvuranın devlet memuriyetinden çıkarılma kararını uygun bulmuştur. Dolayısıyla, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin son kararı, gerekçesi açısından bir fark yaratmayacaktır.
Danıştay, 6 Temmuz 2009 tarihinde, İzmir İdare Mahkemesinin yargılamaların yenilenmesinin reddedilmesine ilişkin kararını onamış ve 24 Mart 2010 tarihinde başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir. Kesinleşen Danıştay kararı, 14 Mayıs 2010 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrası kapsamında, hakkındaki ceza yargılamalarının ertelenmiş olmasına rağmen memurluktan çıkarılmasının masumiyet karinesini ihlal etmiş olmasından şikayet etmiştir.
Ayrıca, Sözleşmenin 7. maddesi uyarınca, devlet memurluğundan çıkarılmasının kısmen erkek kardeşi ve eşi tarafından işlenen fiillere de dayandığını; bunun da kendisi açısından herhangi bir hukuki sonucu olmaması gerektiğini iddia etmiştir.
Son olarak, Sözleşmenin 14. maddesi ile 1. No.lu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğinden şikayetçi olmuş; ancak iddialarını desteklememiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1. Mahkeme, başvuranın gerek 6. maddenin 2. fıkrası, gerekse 7. madde kapsamında ileri sürdüğü şikayetlerinin, 14 Mayıs 2007 tarihinde, yani 11 Kasım 2010 tarihinde Mahkemeye başvuru yapılmasından üç yıldan fazla bir süre önce kesinleşen idare mahkemesi kararlarının bir sonucu olduğunu kaydetmektedir.
Mahkeme; İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca yargılamaların yenilenmesinin, kullanılması söz konusu kanun içerisinde kapsamlı bir şekilde sıralanan bir kısım özel şartların var olmasını gerektiren özel bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir.
Somut davada yargılamaların yenilenmesi talebi, İdari Yargılama Usulü Kanununun 53. maddesi kapsamında olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir; dolayısıyla Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık sürenin işlemesine mani olduğunun düşünülmesi mümkün değildir. (bk. diğer pek çok emsal arasında Can / Türkiye (k.k.), no. 41588/96, 23 Mart 2004).
Mahkeme bu bağlamda; ilgili ceza yargılamalarının ertelenmesinin bir sonucu olarak başvuranın aleyhinde hiçbir mahkûmiyet kararının bulunmamasının, ilk grup yargılamalar esnasında idare mahkemelerince zaten dikkate alınmış olduğunu; ancak bu durumun başvuranın memurluktan çıkarılması yönündeki kararı bozmak için yeterli bir sebep olarak düşünülmediğini vurgulamaktadır. Bunun nedeni, memurluktan çıkarma kararının salt atama tarihi, örn. Temmuz 2000 itibariyle geçerli olan maddi koşullara dayanılarak alınmış olmasıdır. Dolayısıyla, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin ceza yargılamalarını ortadan kaldıran müteakip kararı, ilk turda idare mahkemelerince dikkate alınmamış herhangi yeni bir unsur ortaya koymamıştır. Bu nedenle, başvuranın memurluktan çıkarılmasının Sözleşme uyarınca adil olmadığı düşünülse dahi; bu adil olmama durumu, davayı esas bakımından incelemeyen ikinci grup yargılamalardan değil, 14 Mayıs 2007 tarihinde son bulan birinci grup yargılamalardan kaynaklanmıştır.
Bundan, Sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrası ve 7. maddesi kapsamındaki bu şikayetlerin her ikisinin de öngörülen süre dışında öne sürülmüş olduğu ve bu nedenle Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.
2. Sözleşmenin 14. maddesi ve 1 no.lu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamındaki diğer şikayetlerle ilgili olarak, Mahkeme başvuranın bu şikayetleri desteklemediğini kaydetmektedir.
Bu koşullar altında Mahkeme, tasarrufundaki belgeleri göz önünde bulundurarak, başvurunun bu kısmının Sözleşmede öngörülen hak ve özgürlüklere ilişkin herhangi bir ihlale işaret etmediğini düşünmektedir. Dolayısıyla, işbu şikayetlerin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca, açıkça temelden yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna hükmedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme oybirliğiyle
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy