(AİHS m. 2, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (AKTAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (OSMANOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (TAHSİN ACAR - TÜRKİYE DAVASI) (BOZKIR VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (GASYAK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 37715/11)
KARAR
STRAZBURG
27 Ocak 2015
İşbu karar, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Sayğı/Türkiye davasında,
Başkan
Andras Sajö,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
NebojaVucinic,
Helen Keller,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 6 Ocak 2015 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Dursun Sayğı (başvuran) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesine uygun olarak, 17 Aralık 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 37715/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Şanlıurfada görev yapmakta olan avukat Sedat Gözkıran tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran özellikle, ulusal makamların Sözleşmenin 2. maddesine aykırı olarak, eşinin kaybolmasına yönelik etkin bir soruşturma gerçekleştirmediklerini iddia etmiştir.
4. Başvuru 23 Ekim 2012 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1966 doğumlu olup Şanlıurfada ikamet etmektedir.
6. Taraflarca bildirildiği şekliyle ve sunulan belgelerden görüldüğü kadarıyla davanın olayları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
A. 2005 ve 2006 yılları arasında gerçekleştirilen soruşturma
7. Başvuranın kayınvalidesi olan Aişe Sayğı, 4 Mart 2005 tarihinde Suruç Cumhuriyet Savcısı D.K.ye bir dilekçe yazmış ve 3 Haziran 1994te oğlu Mustafa Sayğının (başvuranın eşi) motosikletiyle evine geldiği sırada Yoğurtçu köyü yakınlarındaki bir kamu binasında geçici üs kurmuş olan askerler tarafından durdurulduğu ve yakalandığı konusunda bilgilendirmiştir. Aişe Sayğı, söz konusu motosikletin Rus yapımı ve kırmızı olduğunu ve bir sepeti bulunduğunu ifade etmiştir. Ayrıca savcıya, o tarihten beri oğlundan hiçbir haber alınamadığını ve kaybolma olayından altı gün sonra yetkililere yönelttiği şikayetine cevap gelmediğini söylemiştir. Oğlunun yakalanmasına tanık olduğunu iddia ettiği iki köylünün ismini savcıya vermiş ve oğlunun bulunması için soruşturma gerçekleştirilmesini talep etmiştir.
8. Suruç Cumhuriyet Savcısı D.K. aynı gün, yukarıda bahsedilen dilekçesiyle ilgili olarak Aişe Sayğının ifadesini almıştır. Aişe Sayğı, yukarıda detaylı bir şekilde belirtilen dilekçesinin içeriğinde yer alan bilgileri doğrulamış ve ailenin, olaya tanıklık eden köylüler tarafından olaydan iki gün sonra bu konu hakkında bilgilendirildiğini sözlerine eklemiştir. Bunun ardından büyük oğlu Mehmet Sayğı, Yoğurtçu köyü yakınındaki askeri üsse gitmiş, buradaki yetkililer ise kardeşinin, Suruçta bulunan jandarma karakoluna transfer edildiğini söylemişlerdir. Mehmet
Sayğı Suruçtaki jandarma karakoluna gittiğinde ise kendisine, erkek kardeşinin sorgusunun devam ettiği ve üç gün boyunca da devam edeceği söylenmiştir.
9. Mustafa Sayğının serbest bırakılmaması üzerine; Mehmet Sayğı Suruç Cumhuriyet Savcılığına gitmiş ve savcıyı, erkek kardeşinin alıkonulması hakkında bilgilendirmiştir. Savcı askeri yetkililerle iletişime geçtiğinde ise; Mustafa Sayğının askerler tarafından tutulmadığı yanıtını almıştır. Ailenin, Mustafa Sayğıyı bulma girişimleri herhangi bir sonuç vermemiştir.
10. Suruç Cumhuriyet Savcısı D.K., Aişe Sayğının iddiaları hakkında detaylı bir soruşturma başlatmıştır. Savcı bu soruşturma sırasında, Aişe Sayğı tarafından görgü tanığı olarak isimleri verilen iki köylünün ifadesini almış; ayrıca, kaybolma olayının gerçekleştiği sırada geçici askeri üste bulunan on dört askeri tespit ederek ifadelerini almıştır. Savcı ayrıca, kendisini Mustafa Sayğıyı bulmak için attıkları adımlar hakkında bilgilendiren aile üyelerinin de ifadelerini almıştır. Savcının iletişime geçtiği polis memurları ve askeri yetkililer, Mustafa Sayğının iddia edildiği şekilde alıkonulduğunu reddetmişlerdir.
11. Aişe Sayğı tarafından isimleri verilen iki görgü tanığı Cumhuriyet Savcısına, 3 Haziran 1994 tarihinde, köylerine gittikleri sırada, Yoğurtçu köyü yakınlarındaki geçici askeri üs dışında askerlerce durdurulduklarını anlatmışlardır. Görgü tanıklarına göre, askerler bu kişilerin kimlik belgelerini kontrol ederken, Mustafa Sayğı da olay yerine gelmiş ve askerler tarafından durdurulmuştur. Kimlik belgelerinin kontrol edilmesinin ardından, köylülerin gitmelerine izin verilmiştir; ancak, Mustafa Sayğı tutulmuştur. Sonrasında ise köylüler, Mustafa Sayğının ailesini olanlar hakkında bilgilendirmişlerdir.
12. Savcı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınan güvenlik kuvveti personelleri, olayların olduğu sırada, Yoğurtçu köyü dışındaki boş bir kamu binasının, geçici askeri üs olarak kullanıldığını doğrulamışlardır. Ancak askerler, başvuranın eşini alıkoyduklarını inkar etmişlerdir.
13. Cumhuriyet Savcısının temasa geçtiği jandarma karargahı, 11 Mayıs 2005 tarihli bir mektupta, Mustafa Sayğının PKK ile bağlantısı olduğunu gösteren herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarını ifade etmiştir. Öte yandan Emniyet Müdürlüğü ise savcıyı, Mustafa Sayğının kaybolmadan önce PKK için kurye olarak çalıştığına yönelik ifadeler bulunduğu hususunda bilgilendirmiştir.
14. Suruç Cumhuriyet Savcısı D.K., soruşturma sonunda, 13 Temmuz 2006 tarihli kararında, Mustafa Sayğının Yoğurtçu köyü yakınlarındaki geçici askeri üste, askerler tarafından hukuka aykırı olarak alıkonulduğu sonucuna varmıştır. Savcı, Mustafa Sayğının alıkonulması sırasında görev başında olan askeri personelin inkarlarını dikkate almamış ve sivil köylülerin görgü tanığı olarak verdikleri ifadelerin tutarlılığının, askeri personelin inkarlarından daha baskın olduğu kanaatine varmıştır. Ancak, haksız alıkoyma için öngörülen zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle, savcı, Mustafa Sayğının hukuka aykırı olarak alıkonulmasından dolayı askeri personeli sorumlu tutamayacağı sonucuna varmıştır. Savcı ayrıca, Mustafa Sayğının askerlerin elindeyken öldürüldüğünü ispatlayacak yeterli delil bulunmadığı kanısına varmıştır.
15. Başvuran, savcının bu kararına karşı, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi önünde itirazda bulunmuş ve eşinin hukuka aykırı olarak alıkonulmasının ardından kendisinden haber alınamadığını beyan etmiştir. 1994 yılında söz konusu bölgede benzer şekilde, haksız alıkoyma olaylarının ortaya çıktığını ve kaybolan kişilerin yakınlarının, ordudan korkmaları nedeniyle, ilgili makamlara bu husustaki şikayetlerini dile getiremediklerini ileri sürmüştür. Başvuran Ağır Ceza Mahkemesini, PKK ile ilişkisi bulunduğundan şüphelenilen eşinin, askerlerce işkenceye maruz bırakılmış olabileceği ihtimalini dikkate almaya davet etmiştir. Başvurana göre, işkence, zaman aşımı kuralının uygulanabilir olmadığı ve ceza gerektiren bir suç olduğundan; savcının, zaman aşımı sebebiyle soruşturmayı sonlandırma kararı yanlıştır.
16. Başvuranın itirazı, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 29 Kasım 2006 tarihinde reddedilmiştir.
B. 2009 ve 2010 yılları arasında gerçekleştirilen soruşturma
17. 11 Aralık 2009 tarihinde birkaç asker, Mustafa Sayğının ağabeyi Mehmet Sayğıyı Yoğurtçu köyü yakınlarındaki bir bölgeyi kazarken görmüşlerdir. Mehmet Sayğı askerlere, bir rüya gördüğünü ve rüyasında kardeşi Mustafanın buraya gömüldüğünü söylemiştir.
18. Mehmet Sayğı aynı gün, Suruç Cumhuriyet Savcısı M.A.yı da durumdan haberdar etmiştir. Savcı, bahsedilen alana gitmiş ve buranın kazılmasını emretmiştir. Yapılan kazının ardından toplamda 30 kemik, kumaşlar, küçük bir balta ve kırmızı bir motosikletin kalıntıları bulunmuştur. Kemikler ve motosiklet parçalarıyla birlikte topraktan alınan örnekler, adli tıp incelemesi için jandarmalar tarafından alınmıştır.
19. Başvuran da aynı gün, savcı M.A. ile görüşmüş ve eşi Mustafa Sayğının kaybolmasından bahsetmiştir. Kazı sırasında bulunan kemiklerin, kırmızı motosikletiyle seyahat ederken kaybolan eşine ait olup olmadığının tespit edilmesini talep etmiştir.
20. Mustafa Sayğının ağabeyi Mehmet Sayğı, Cumhuriyet Savcısı M.A.ya; kazı sırasında bulunan nesnelerin kardeşine ait olduğu konusunda şüphesi bulunmadığını söylemiştir. Söz konusu motosikleti ve Mustafa Sayğıya ailesi tarafından verilen baltayı tanıdığını ifade etmiştir. Mehmet Sayğı ayrıca savcıyı, kardeşini askerlerin elindeyken gördüklerini iddia eden tanıklar hakkında da bilgilendirmiştir.
21. Bölgede bulunan metal parçalarını inceleyen Jandarma Kriminal Laboratuarında görevli uzmanlar, parçaların bir motosiklete ait olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Ancak uzmanlar, çürüme sebebiyle motosikletin türünü veya menşeini belirleyememişlerdir. Yalnızca, motosikletin Izh (Rusya Izhevskte bulunan bir üretici firma) türü bir motosiklete benzediği kanısına varmışlardır. Motosikletin şasi numarası ve üzerinde bulunan Rusça harfler, uzman raporlarında belirtilmiştir.
22. Kemikler Adli Tıp Kurumunda incelenmiş ve hayvan kemiği oldukları tespit edilmiştir.
23. Kriminal Polis Labaratuvarı tarafından hazırlanan 1 Şubat 2010 tarihli bir rapora göre, motosiklet parçalarının üzerindeki toprak, zeminden alınan toprak örnekleriyle uyuşmuştur. Ancak, kemikler üzerindeki toprak, zeminden alınan toprak örnekleriyle uyuşmamıştır. Bu raporda, raporun sonuçları değerlendirilirken, şu hususun dikkate alınması gerektiği tavsiye edilmiştir. Uzmanlık araştırması, kemiklerden alınan toprak örneklerinin ve kazılan alandan alınan toprak örneklerinin aynı yerden gelip gelmediğini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmemiştir. Bundan ziyade, amaç iki toprak örneğinin fiziksel ve kimyasal benzerlik taşıyıp taşımadığının belirlenmesidir.
24. 14 Ocak 2010 tarihinde polisler tarafından hazırlanan bir rapora göre, Mustafa Sayğının kaybolmasıyla ilgili olarak kendilerine yönelik bir ön başvuruda bulunulmamıştır. Jandarma tarafından hazırlanan benzer bir rapora göre, hiç kimse Mustafa Sayğı adında bir kişinin kaybolduğuna dair bir beyanda bulunmamıştır ve olayların gerçekleştiği sırada, Yoğurtçu köyünde, geçici veya kalıcı bir jandarma karargahı yoktur.
25. Suruç Cumhuriyet Savcısı M.A. 7 Nisan 2010 tarihinde, kemiklerin insan kemiği olmaması nedeniyle, soruşturmayı sonlandırmaya karar vermiştir. Motosiklet modelinin ve menşeinin tespit edilemediğini ve motosiklete bağlı sepetin açığa çıkmadığını eklemiştir. Savcı kararında ayrıca, Mustafa Sayğının askerlerce yakalandığını veya olayın olduğu tarihte Yoğurtçu köyü yakınlarında geçici bir askeri üs bulunduğunu gösteren herhangi bir delil olmadığını ifade etmiştir.
26. Başvuran, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi önünde, savcının kararına karşı itirazda bulunmuştur ve soruşturmanın tamamlanmadığını ileri sürmüştür. Özellikle, Cumhuriyet Savcısı M.A.nın, önceki savcının 2006 yılında ulaştığı sonucu, diğer deyişle başvuranın eşinin askerler tarafından kanuna aykırı olarak alıkonulduğu hususunu dikkate almadığını ileri sürmüştür. Ayrıca kemiklerin savcı eşliğinde kazılarak çıkarıldığını ve savcı tarafından emanete alındığını beyan etmiştir. Bu nedenle başvurana göre, kemikler üzerindeki toprağın, zeminden alınan örneklerle uyuşmadığı dikkate alındığında; savcının, kemiklerin değiştirilmiş olabileceği ihtimalini dikkate alması gerekmektedir.
27. Başvuran dilekçesinde ayrıca Sözleşmeye de atıfta bulunmuş ve eşinin kaybolmasından sorumlu kişilerin tespit edilmesi amacıyla soruşturmanın devam ettirilmesini talep etmiştir. Devletin, eşinin yaşam hakkını koruyamadığı için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde yargılanmasının önüne geçilmesi bakımından; etkin bir soruşturmanın gerekli olduğunu ileri sürmüştür.
28. Bu itiraz 7 Haziran 2010 tarihinde Siverek Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Bu kararda, başvuranın itirazında ileri sürdüğü hususlara değinilmemiştir. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı 21 Haziran 2010 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
29. Başvuran, Sözleşmenin 6 ve 13. maddelerine dayanarak; 2009da bulunan yeni kanıtlar ışığında, eşinin ölümüyle ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütülmediğinden şikayetçi olmuştur.
30. Mahkeme, söz konusu şikayetlerin, Sözleşmenin aşağıda belirtilen 2. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır:
1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:
(a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;
(b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;
(c) Ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması.
31. Hükümet bu görüşe itiraz etmiştir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
32. Hükümet, başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin olarak herhangi bir itirazda bulunmamıştır. Mahkeme her durumda, başvurunun Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabul edilemezliğe ilişkin bir husus bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas hakkında
1. Başvuranın beyanları
33. Başvuran, ulusal makamların 2009 yılındaki keşiflere ilişkin olarak etkin bir soruşturma yürütmediklerini, hatta bunun yerine eşinin ölümünden sorumlu kişileri koruduklarını ileri sürmüştür.
2. Hükümetin beyanları
34. Hükümet başvuranın iddialarını reddetmiş ve 2009 yılındaki keşiflerle ilgili olarak yetkililer tarafından etkin bir soruşturma yürütüldüğünü beyan etmiştir. Bağımsız ve tarafsız bir Cumhuriyet Savcısı kazıya bizzat başkanlık etmiş ve aynı gün soruşturma başlatmıştır. Tanıkların ve müştekilerin ifadelerini almış, bilirkişi raporları talep etmiştir. Soruşturma, kazının gerçekleştiği 11 Aralık 2009 tarihinde başlamış ve başvuranın, savcının soruşturmanın durdurulması kararına yönelik itirazının 21 Haziran 2010 tarihinde Siverek Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesiyle sona ermiştir.
35. Söz konusu soruşturma, savcının soruşturmanın sonlandırılması kararına karşı itirazda bulunma hakkını kullanan başvurana açık bir şekilde yürütülmüştür. Soruşturmanın toplamda dört ay sürmesi, yetkililerin yeterli titizlikle ve hızla hareket ettiğinin kanıtıdır.
36. Soruşturmanın, yetkililerin delilleri ortaya çıkarması ve gerçekleri tespit etmesine olanak tanıyacak şekilde yürütülmesine karşın; kaybolma olayının ardından oldukça uzun bir zaman geçmesi sebebiyle, sınırlı sayıda delil bulunabilmiştir. Ulusal makamlar, sınırlı sayıdaki bu deliller temelinde karar vermek durumunda kalmışlardır. Bu nedenle savcının, delillerin toplanmasına ilişkin olarak gerekli tüm işlemleri gerçekleştirmesine rağmen; kaybolma olayının gerçekleştiği koşulların tespit edilmesi veya sorumluların belirlenmesi mümkün olmamıştır.
37. Hükümet, kazı sırasında yapılan keşiflerle ilgili olarak; kazı sonucu ortaya çıkarılan motosikletin başvuranın eşine ait olduğunun adli tıp incelemeleri sırasında tespit edilemediğini ileri sürmüştür.
38. Hükümet, kemikler üzerindeki toprağın ve kazı zemininden alınan toprak örneklerinin eşleşmediği bulgusunu açıklamak amacıyla; 1 Şubat 2010 tarihli bilirkişi raporuna atıfta bulunmuş ve bu adli tıp incelemesinin amacının, iki toprak örneğinin aynı yerden gelip gelmediğini tespit etmek değil, fiziksel ve kimyasal benzerlik taşıyıp taşımadığını doğrulamak olduğunu beyan etmiştir.
39. Söz konusu kemiklerin insan kemiği olmadığının tespit edilmesine rağmen; iki toprak arasında farklılık bulunmasının nedeninin soruşturulmaması, soruşturmanın etkinliğine zarar verecek kadar ciddi boyutta değildir. Kemiklerin bazı bileşenlerinin toprakla karıştığı dikkate alındığında; zeminden alınan toprak örneklerinin ve kemiklerin üzerindeki toprak örneklerinin farklı olması normaldir. Zira, kemik bileşenlerinin, toprağın fiziksel ve kimyasal yapısını değiştirmiş olabileceği göz ardı edilemez.
40. Hükümet, 2005 ve 2006 yılları arasında yürütülen soruşturmayla ilgili olarak (bk. yukarıdaki 7-16. paragraflar); haksız alıkoymanın gerçekleşmiş olabileceğine ilişkin makul şüpheler bulunduğu kanaatine varmıştır. Ancak kanuna aykırı olarak hürriyetinden yoksun bırakma suçu için öngörülen süre sınırının dolması nedeniyle, bu şüphelerin ardına düşmek mümkün olmamıştır. Ayrıca, başvuranın eşinin gözaltında kötü muameleye maruz kaldığına veya öldürüldüğüne dair herhangi bir delil bulunamamıştır.
41. 2009 ve 2010 yılları arasındaki soruşturmayı yürüten savcının, önceki savcının 2005-2006 yıllarındaki soruşturma sırasında ulaştığı sonucu, diğer deyişle başvuranın eşinin askerlerce haksız olarak tutulduğu hususunu dikkate almadığını gösteren herhangi bir delil bulunmamaktadır. Yeni bulunan deliller, kaybolan kişinin askerlerce öldürüldüğünü kanıtlamamıştır. 2005-2006 soruşturmasında ortaya çıkan kaybolma olayıyla ilgili şüpheler, 2009-2010 yıllarında yürütülen soruşturmada da dikkate alınmıştır.
42. Yukarıdakiler ışığında, ulusal makamların yapabileceği herhangi bir şey bulunmamaktaydı. Ulusal makamlar, delillerin keşfedilmesi ve toplanmasına ilişkin olarak tüm makul önlemleri almış ve soruşturmayı tarafsız, bağımsız bir şekilde ve titizlikle yürütmüştür. Sözleşmenin 2. maddesinin gerektirdiği etkin soruşturma yürütme yükümlülüğü sonuç ile ilgili değil, araç ile ilgili bir yükümlülüktür. Yetkililer, faillerin tespit edilememesinden dolayı sorumlu tutulamaz.
3. Mahkemenin Değerlendirmesi
43. Mahkeme, başvuranın şikayetinin yalnızca, ulusal makamların 2009 ve 2010 yılları arasında, başvuranın eşinin kaybolmasına yönelik olarak gerçekleştirdiği soruşturmanın etkin olmamasıyla ilgili olduğunu ve bu nedenle, etkin soruşturma yürütme hususundaki usuli yükümlülük bakımından incelenmesi gerektiğini gözlemlemektedir.
44. Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesi kapsamındaki yaşam hakkının korunmasına ilişkin yükümlülüğün, Devletin Sözleşmenin 1. maddesi kapsamındaki, kendi egemenlik alanı içinde bulunan herkesin Sözleşmede tanımlanan hak ve özgürlüklerden yararlanmasını sağlama göreviyle birlikte değerlendirildiğinde; bir kimsenin güç kullanımı sonucu hayatını kaybetmesi durumunda, etkin bir resmi soruşturma yürütülmesini zımnen gerektirdiğini yinelemektedir (bk. McCann ve Diğerleri / Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, § 161, Seri A no. 324; Kaya / Türkiye, 19 Şubat 1998, § 105, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-I). Bu bağlamda, Mahkeme, söz konusu yükümlülüğün, bir Devlet görevlisinin kişinin ölümüne sebebiyet verdiği durumlarla sınırlı olmadığının altını çizmektedir (bk. Salman / Türkiye (BD), no. 21986/93, § 105, AİHM 2000-VII).
45. Mahkeme ayrıca soruşturma yükümlülüğünün, sonuçla değil, araçla ilgili bir yükümlülük olduğunu hatırlatmaktadır. Bu bakımdan, her soruşturmada başarılı olunması veya müştekinin olaylara ilişkin beyanlarıyla bağdaşan bir sonuca varılması şart değildir. Ancak soruşturma, kural olarak, olayın gerçekleştiği koşulların belirlenmesini ve iddiaların doğru olduğunun kanıtlanması halinde, sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır (bk. Mikheyev / Rusya, no. 77617/01, § 107, 26 Ocak 2006 ve burada anılan davalar). Yetkililerin, olayla ilgili olarak, diğerlerinin yanı sıra, görgü tanığı ifadesi gibi delillerin elde edilebilmesi için atılabilecek makul adımları atmaları gerekmektedir. Soruşturmada, ölüm sebebinin belirlenmesini veya sorumluların tespit edilmesini engelleyebilecek nitelikteki herhangi bir eksiklik, belirtilen standardın karşılanmaması riskini ortaya çıkarmaktadır (bk. Aktaş / Türkiye, no. 24351/94, § 300, AİHM 2003-V (alıntılar) ve burada anılan davalar).
46. Mevcut davanın olayları dikkate alındığında, yukarıda belirtilen yükümlülüklerin, kişinin hayata yönelik tehdit olarak görülebilecek koşullar çerçevesinde kaybolduğu durumlar için de eşit şekilde geçerli olduğu vurgulanmalıdır. Bu bağlamda Mahkeme, bazı durumlarda, bir kişinin ilgili tarihte Türkiyenin güney doğusunda kaybolmasının hayata yönelik tehdit olarak değerlendirilebileceğini gözlemlemektedir (bk. Osmanoğlu / Türkiye, no. 48804/99, § 57, 24 Ocak 2008 ve burada anılan davalar). Ayrıca Mahkeme, kaybolan kişiden haber alınamadan geçen sürenin uzaması halinde, o kişinin hayatını kaybetmiş olma ihtimalin de artmış olacağını kabul etmiştir (bk. Tahsin Acar / Türkiye (BD), no. 26307/95, § 226, AİHM 2004-III; ayrıca bk. Bozkır ve Diğerleri / Türkiye, no. 24589/04, § 58, 26 Şubat 2013). Bu nedenle Mahkeme, ulusal makamların, başvuranın eşinin kaybolmasıyla ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunduğu kanaatindedir.
47. Mahkeme bu noktada, yukarıda ifade edildiği üzere, başvuranın şikayetlerinin yalnızca, 2009 ve 2010 yılları arasında yürütülen soruşturmanın etkin olup olmadığına yönelik olduğunu ve bu nedenle Mahkemenin incelemesinin bu soruşturmayla sınırlı olacağını kaydetmektedir. Bu sebeple, aşağıda geçen soruşturma ifadeleri, 2009 ve 2010 yılları arasında yürütülen soruşturma anlamına gelecektir.
48. Bu bağlamda Mahkeme Hükümetin, kaybolma olayının gerçekleşmesinden on beş yıl sonra başvuranın eşine yönelik soruşturmanın yeniden açılması hususunda yükümlülüğü bulunmadığını ileri sürmediğini kayda değer bulmaktadır. Mahkeme, bazı durumlarda öldürme olayına ilişkin koşullara ışık tutan bilgilerin, sonraki bir aşamada kamuya açıklandığını kabul etmektedir. Mesele, soruşturma hususundaki usuli yükümlülüğün doğup doğmadığı ve ne şekilde doğduğu ile ilgili olarak ortaya çıkmaktadır. Mahkeme bu amaçla Brecknell / Birleşik Krallık (no. 32457/04, § 71, 27 Kasım 2007) davasındaki kararında, cinayet failinin teşhisine, yargılamasına ve cezalandırılmasına ilişkin makul ya da inanılır bir iddianın mevcut olması ve yeni delil ya da bilgilerin ortaya çıkarılması durumunda, yetkili makamların soruşturma hususunda yeni tedbirler alması gerektiği kanaatine varmıştır. Atılması makul olacak adımlar, davanın olaylarına göre değişiklik gösterecektir. Zamanaşımı, tanıkların konumu ve olayları güvenilir şekilde hatırlamaları hususlarında kaçınılmaz olarak engel teşkil edecektir. Bu tür bir soruşturma, bazı durumlarda, makul olarak, bilgi kaynağının ya da bildirilen yeni delilin güvenirliğinin doğrulanması ile sınırlandırılabilmektedir (bk. anılan kararda § 71; ayrıca bk. Gasyak ve Diğerleri / Türkiye, no. 27872/03, §§ 61-63, 13 Ekim 2009).
49. Mahkeme ayrıca, faillerin yargılanması ve mahkûm edilmesinde kamu menfaatinin gözetilmesi sebebiyle, olayların üzerinden yıllar geçtikten sonra ortaya çıkma ihtimali olan, zor kullanmaya dayalı kaybolma vakalarına ilişkin soruşturma yürütülmesi yükümlülüğü konusunda, aşırı derecede kuralcı olmanın yersiz olduğunu hatırlatmaktadır (bk. mevcut davaya uygulandığı ölçüde, yukarıda anılan Brecknell, § 69).
50. Mahkeme, başvuranın eşinin Yoğurtçu köyü dışındaki boş bir kamu binasında geçici olarak görev yapan askerlerce yakalanmasının ardından kaybolduğu hakkındaki iddialarını ve 2006 yılında savcı D.K.nın, başvuranın eşinin gerçekten askerler tarafından haksız olarak alıkonulduğu yönündeki tespitini dikkate alarak; motosiklet parçalarının ve kemiklerin bulunmasının, kaybolma olayıyla ilgili olduğu kanısındadır. Mahkeme bu bağlamda, iki görgü tanığının Mustafa Sayğıyı canlı olarak son kez gördükleri yere yakın bir alanda, kemiklerin ve motosiklet parçalarının bulunduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 11. paragraf). Mahkeme ikinci olarak, Mustafa Sayğının kardeşi Mehmet Sayğının, kazı sırasında ortaya çıkarılan nesneleri tanıdığını beyan etmesinin de önem arz ettiği kanaatindedir (bk. yukarıdaki 20. paragraf). Bu nedenle Mahkeme, yukarıdaki bilgilerin ve bulguların Sözleşmenin 2. maddesi anlamındaki etkin soruşturma yürütme yükümlülüğünü doğuracak kadar ciddi olduğu görüşündedir.
51. Mahkeme, 2009 ve 2010 yılları arasında yürütülen soruşturmayı incelemiş olup; soruşturmayı yürüten ulusal makamların bu üç husustaki başarısızlığının, soruşturmanın kaybolma olayının gerçekleştiği koşullan ve sorumlu kişileri tespit etme yetisine zarar verdiği kanısındadır.
52. İlk olarak, Hükümetin ileri sürdüğünün aksine (bk. yukarıdaki 41. paragraf); soruşturma dosyasında, Suruç Cumhuriyet Savcısı M.A.nın, önceki savcı D.K.nin 2005-2006 soruşturması sırasında eriştiği önemli bilgileri dikkate aldığını gösteren herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi, Cumhuriyet Savcısı D.K., detaylı bir soruşturma sonucunda, başvuranın eşinin geçici askeri üste bulunan askerler tarafından haksız olarak alıkonulduğu ve en son bazı sivil görgü tanıkları tarafından bu askeri üssün dışında görüldüğü sonucuna varmıştır. Cumhuriyet Savcısı D.K., bu askeri üste bulunan askeri personelin ve sivil görgü tanıklarının ifadelerini aldıktan sonra bu sonuca ulaşmıştır. Ancak Cumhuriyet savcısı M.A., 2009-2010 soruşturmasında bu önemli bulguları göz ardı etmiş ve başvuranın taleplerine rağmen, askerleri tespit ederek, askerlerin ve tanıkların ifadelerini almamıştır.
53. 2005-2006 soruşturmasının Suruç Savcısı M.A. tarafından göz önünde bulundurulmadığı, savcının polisler ve askerler tarafından kendisine verilen yanlış bilgiyi sorgulamamasından da anlaşılmaktadır. Bu yanlış bilgiye göre, başvuranın eşinin kaybolmasıyla ilgili olarak polis ve askerin ifadeleri alınmamıştır. Yukarıda özetlendiği şekilde, söz konusu yetkililer 2009-2010 soruşturmasından önce kaybolma olayından haberdardır ve aynı zamanda, Suruç Cumhuriyet Savcısı D.K. tarafından ifadeleri de alınmıştır.
İfadeleri alınan kişiler savcıya başvuranın eşiyle ilgili bazı bilgiler vermişlerdir (bk. yukarıdaki 13. paragraf).
54. Ayrıca, Cumhuriyet Savcısı M.A., 2005-2006 soruşturma dosyasında yer alan belgeleri incelemiş olsaydı; askeriyenin, boş bir kamu binasının askerler tarafından geçici üs olarak kullanıldığını doğruladığını görürdü (bk. yukarıdaki 12. paragraf) ve askeriyenin kendisine, bu geçici askeri üssün varlığına ilişkin olarak yanlış bilgi verdiğini fark ederdi (bk. yukarıdaki 24. paragraf).
55. Mahkeme ikinci olarak, Suruç Cumhuriyet Savcısı M.A.nın; başvuranın eşinin birkaç yıl önce Rus yapımı kırmızı motosikletiyle gezerken haksız olarak yakalandığı yerde, Rus yapımı kırmızı motosikletin gömülmüş olarak bulunması konusuna gereken önemi vermediği görüşündedir. Kriminal daire uzmanlarının, motosikletin markasını tespit edememesi ve motosiklete takılı sepetin açığa çıkarılamaması nedeniyle, bu buluntunun önemi ve konuyla olan ilgisi savcı tarafından göz ardı edilmiştir. Mahkemeye göre, motosikletin bulunması, D.K.nin 2006 yılında ulaştığı ve başvuranın eşinin hukuka aykırı olarak askerlerce alıkonulduğu sonucuna destek teşkil etmektedir.
56. Üçüncü olarak, adli tıp incelemelerinin iki toprak örneğinin aynı yerden gelip gelmediğinin tespit edilmesini değil, kimyasal ve fiziksel benzerlik taşıyıp taşımadığının tespit edilmesini amaçladığı varsayılsa dahi (bk. yukarıdaki 23. paragraf); Mahkeme, savcı M.A.nın iki toprak örneği arasındaki tutarsızlığı giderememesinin, tüm soruşturmanın etkinliğine zarar verecek kadar ciddi olduğu kanaatindedir. Mahkeme bu bağlamda Hükümetin; kemik bileşenlerinin, toprağın fiziksel ve kimyasal yapısını değiştirdiğine dair açıklamasını bilimsel kanıtlarla desteklemediğini kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 39. paragraf).
57. Cumhuriyet savcısı M.A.nın bu husustaki başarısızlığı ve kazıda bulunan kemiklerin hayvan kemikleriyle değiştirilmiş olabileceği ihtimali, başvuran tarafından Ağır Ceza Mahkemesinin dikkatine sunulmuştur (bk. yukarıdaki 26. paragraf). Ancak mahkeme, değerlendirmesini yaparken bu hususu dikkate almamıştır. Böylelikle, ulusal makamların hiçbiri, iki toprak örneği arasındaki bu büyük farklılıkları netleştirmek için herhangi bir girişimde bulunmamıştır.
58. Mahkeme, Hükümetin belirttiği şekilde (bk. yukarıdaki 42. paragraf), soruşturma yükümlülüğünün sonuçla değil araçla ilgili bir yükümlülük olduğunu yinelemektedir. Ancak Mahkeme, soruşturmada, ölüm sebebinin belirlenmesini veya sorumluların tespit edilmesini engelleyebilecek nitelikteki herhangi bir eksikliğin Sözleşmenin 2. maddesi kapsamındaki usuli yükümlülüğün karşılanmaması riskini ortaya çıkardığını vurgulamalıdır (bk. yukarıdaki 45. paragraf ve burada anılan davalar). Mahkeme, yukarıda belirtilen başarısızlıkların, eksiklik olarak değerlendirilecek kadar ciddi olduğu kanısındadır. Ayrıca 2009 yılında bulunan delillere yönelik etkin bir soruşturma yürütülmemesi sebebiyle, Sözleşmenin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
59. Sözleşmenin 41. maddesi şunu öngörmektedir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
60. Başvuran, Hükümetin etkin soruşturma gerçekleştirmemesi nedeniyle, Mahkemenin tazminata hükmetmesini talep etmiş ve miktarın belirlenmesi hususundaki takdir yetkisini Mahkemeye bırakmıştır.
61. Hükümet başvuranın herhangi bir talepte bulunmaması nedeniyle, Mahkemeyi tazminata hükmetmemeye davet etmiştir. Ayrıca ihlal iddiası ve maddi zarar arasında illiyet bağı olmadığını ve başvuranın, manevi tazminata hükmedilmesine neden olabilecek sonuçlardan muzdarip olduğunu kanıtlayamadığını ileri sürmüştür.
62. Mahkeme Hükümetin beyan ettiğinin aksine; başvuranın tazminat talebinde bulunduğunu, ancak miktarın belirlenmesi işlemini Mahkemenin takdirine bıraktığını gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın talebinin, maddi zarara ilişkin olarak yorumlanması halinde, bu tür bir zarar ve tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığı görüşündedir. Ancak başvuranın talebinin manevi zarar ile ilgili olduğu düşünülürse; bazı kararlarda, başvuranın miktarın belirlenmesi işlemini Mahkemenin takdirine bıraktığı benzer taleplerin mevcut olduğu kaydedilmelidir (bk. diğerleri arasında, Lutsenko / Ukrayna, no. 6492/11, §§ 112-114, 3 Temmuz 2012 ve Kaçiu ve Kotorri / Arnavutluk, no. 33192/07 ve 33194/07, §§ 165-167, 25 Haziran 2013).
63. Mahkeme Hükümetin, başvuranın manevi tazminata hükmedilmesine neden olabilecek sonuçlardan muzdarip olmadığı yönündeki görüşüne ilişkin olarak; yetkililerin, başvuranın eşinin kaybolmasına yönelik etkin bir soruşturma gerçekleştirmemesi nedeniyle, başvuranın mağduriyetinin ispat gerektirmediği kanısındadır.
64. Yukarıda karar verildiği üzere, Mahkeme tespit edilen ihlal ve maddi zarar arasında illiyet bağı tespit edememekte olup, maddi tazminata ilişkin olarak herhangi bir miktara hükmetmemektedir. Öte yandan, manevi tazminata ilişkin olarak başvurana 20.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve giderler
65. Başvuran masraf ve giderlere ilişkin olarak herhangi bir talepte bulunmamıştır.
C. Gecikme faizi
66. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
İŞBU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE;
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
3. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 20.000 avro (yirmi bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
Karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 27 Ocak 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy