(AİHS. m. 2, 6, 35) (5271 S. K. m. 232) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (CALVELLİ VE CİGLİO - İTALYA DAVASI)
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
NebojaVucinic,
Yargıçlar
Paul Lemmens
Egidijus Kuris,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos katılımıyla, 24 Mart 2015 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 1 Haziran 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar, Hüseyin Ateş ve Aynur Ateş, Türk vatandaşı olup, sırası ile 1960 ve 1966 doğumludur ve Antalyada ikamet etmektedirler. Mahkeme önünde, Alanya barosuna bağlı Avukat Ağaoğlu tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Davaya konu olaylar, başvuranların ibraz ettiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. 23 Mayıs 2002 tarihinde, olay tarihinde 14 yaşında olan başvuranların oğlu Alican Ateş, Antalya ilinin Alanya ilçesinde meydana gelen trafik kazası sonucu yaşamını yitirmiştir. Bir otobüs, yapım çalışmaları nedeniyle trafiğe kapalı olan yola girmiş ve kaldırımda yürüyen çocuğa çarpmıştır.
4. Otobüs şoförü ve yol yapım çalışmalarından sorumlu şantiye şefi hakkında ceza davası açılmıştır. Bilirkişi raporuna göre, otobüs şoförünün kazadaki sorumluluğu, kapalı bir yola kasten girdiği ve hızını düşürmediği için 6/8 olarak değerlendirilmiştir. Şantiye şefinin kazanın meydana gelmesindeki sorumluluğu ise, gerekli güvenlik tedbirlerini almamasından ötürü, 1/8 olarak değerlendirilmiştir.
5. 11 Kasım 2003 tarihinde, Alanya 2. Asliye Ceza Mahkemesi, otobüs şoförünü suçlu bulmuş ve şoföre 18 ay hapis cezası ile adli para cezası vermiştir. Şantiye şefine verilen ceza daha sonra para cezasına çevrilmiştir.
6. 8 Haziran 2006 tarihinde Yargıtay, sanıklara verilen cezaların 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni ceza kanunu uyarınca yeniden belirlenmesi gerektiğini belirterek ve ilk derece mahkemesinin otopsi raporunu düzenleyen doktorun usule uygun şekilde yemin verdirilmemesinden dolayı ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
7. 29 Eylül 2006 tarihinde, Alanya 1. Asliye Ceza Mahkemesi, kararda yer alan, Yargıtayın atıfta bulunduğu eksiklikleri gidermiş ve bir kez daha şoföre 18 ay hapis cezası ile adli para cezası vermiş ve şantiye şefine ise daha sonra para cezasına çevrilen 3 ay hapis cezası ile adli para cezası vermiştir.
8. 25 Ekim 2007 tarihinde Yargıtay; ilk derece mahkemesinin, hükmün başında suçun yeri ve tarihini belirtmediğini, bu durumun Ceza Muhakemeleri Kanununun 232. maddesine aykırılık teşkil ettiğini belirterek ve kararın Yargıtay tarafından bozulmasından sonra sanığa beyanda bulunma olanağı tanınmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
9. 23 Eylül 2008 tarihinde, Alanya 1. Asliye Ceza Mahkemesi, Yargıtayın talimatlarını yerine getirmiş ve bir kez daha sanıkları mahkûm etmiştir.
10. 27 Aralık 2010 tarihinde Yargıtay, davanın zaman aşımına uğradığını belirterek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
11. Söz konusu nihai karar, 18 Mayıs 2011 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir.
ŞİKAYETLER
12. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca, gerçekleştirilen ceza yargılamalarının uzunluğundan şikayetçi olmuşlardır. 8 aydan fazla süren ceza yargılamalarının, sanıkların cezasız kalmasına neden olduğunu ileri sürmüşlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
13. Mahkeme; başvuranların, yargılama işlemlerinin uzunluğunun Sözleşmenin 6 § 1 maddesinde öngörülen makul süre şartına aykırı olduğunu öne sürdüklerini gözlemler.
14. Mahkeme, Turgut ve diğerleri / Türkiye ((k.k.) no. 4860/09, 26 Mart 2013) kararında, başvuranların ileri sürdüğü şikayete benzer mahiyette bir şikayeti incelediğini dile getirir. Söz konusu bu kararda, Mahkeme, yargılamaların süresinin makul süre şartını ihlal ettiğini ileri süren ve Türkiyede yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikayetleri inceleyebilecek bir yargı yetkisinin olmadığından şikayetçi olan başvuranların, Sözleşmenin 35 § 1 maddesi uyarınca, 6384 sayılı 9 Ocak 2013 tarihli Avrupa İnsan Haklan Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun uyarınca kurulan Tazminat Komisyonuna başvurmaları gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme bu kararı verirken, özellikle, bu yeni hukuk yolunun, öncesinde (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikayetler için makul bir tazminat yolu sunabildiğini değerlendirmiştir (yukarıda anılan, Turgut ve Diğerleri kararı, § 56).
15. Mahkeme, mevcut davada başvuranların bu hukuk yolunu tüketmediklerini dikkate alır. Söz konusu davada farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek bir husus tespit edememiştir. Bu nedenle, Mahkeme, bu şikayetin, Sözleşmenin 35 §§1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yolunun tüketilmemiş olması gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar verir.
16. Dava dosyasında, başvuranlar, yargılamaların uzunluğu nedeniyle, oğullarının ölümüne sebep olan kişilerin yetkili mahkemelerce yargılanıp suçlu bulunmadıklarını ileri sürmüş ve şoförün cezalandırılmasını talep ettiklerini dile getirmişlerdir.
17. Mahkeme, başvuranların Sözleşmenin 2. maddesine usulünce dayanmadıklarını kaydeder. Başvuranların esas bakımından şikayetçi oldukları varsayılsa bile, üçüncü kişilerin ceza gerektiren bir suç nedeniyle soruşturulması veya cezalandırılmasını isteme hakkının bağımsız olarak ileri sürülemez.(Perez / Fransa (BD), no. 47287/99, § 70, AİHM 2004-I), Buna rağmen, Mahkeme, birçok kez, etkin bir hukuk sisteminin, 2. maddede öngörülen şekilde, ceza hukukuna başvurulmasını gerektirebileceğini ve bazı durumlarda da zorunlu olarak gerektireceğini dile getirmiştir. Ancak, yaşam hakkı veya vücut bütünlüğüne kasıtlı bir müdahalede bulunulmadığı durumlarda, 2. madde ile öngörülen etkin hukuk sistemi kurulması hususundaki pozitif yükümlülük, her halükarda ceza-hukuku yolunun sağlanmasını gerektirmez. Yasal sistemin mağdura sadece hukuk mahkemelerinde veya hukuk mahkemeleri ile ceza mahkemelerinde bir çözüm yolu sağlaması halinde, bu yükümlülük yerine getirilmiş olacaktır (Calvelli ve Ciglio / İtalya (BD), no. 32967/96, §§ 51-53, AİHM 2002-I, ve Rajkowska / Polonya (k.k.), no. 37393/02, 27 Kasım 2007).
18. Mevcut davanın koşullarına dönüldüğünde, Mahkeme, başvuranın tazminat davası açma ihtimalini değerlendirmediğini gözlemler. Tazminat davası, Türk yasal sisteminin olanak tanıdığı ve hem şoförün hem de şantiye şefinin sorumluluğunun tespit edilmesini ve zararların karşılanmasını sağlayacak olan bir çözüm yoludur. Bu bağlamda, Mahkeme, dava dosyasında, tazminat davasının makul bir başarı ihtimalinin olmadığı ve başarısızlıkla sonuçlanacağı kanaatine varmasını sağlayacak bir husus olmadığını kaydeder.
19. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, Mahkeme; başvurunun, Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğine karar verir.
Bu gerekçelere dayanarak, Mahkeme oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 16 Nisan 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy