(AİHS. m. 5, 6, 34, 35) (RAMAZAN CEM GÜRDENİZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No: 43021/11)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla, 13 Kasım 2014 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 19 Nisan 2011 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Eski bir Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Amirali olan başvuran Mustafa Aydın Gürül, T.C. vatandaşı olup, 1948 doğumludur ve İstanbul'da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul'da görev yapan Avukat A.G. Hanyaloğlu tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşullan, dosyadan anlaşıldığı şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuranın Tutuklanması ve Hakkında Açılan Ceza Davası
3. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2010 yılında, tümü Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay ve memurlardan oluşan, Balyoz (Fransızcası "la masse" veya İngilizcesi "sledgehammer") olarak adlandırılan bir suç örgütünün birçok sözde üyesine karşı ceza soruşturması başlatmıştır. Savcılık, söz konusu üyeleri, 2002 ve 2003 yıllarında seçilmiş hükümeti zorla devirmeyi amaçlayan askeri bir darbe planına katılmakla suçlamıştır ki bu eylem, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan Eski Ceza Kanununun 147. maddesi tarafından öngörülen bir suçtur (Balyoz Davasının detayları ve bu davaya ilişkin eylem planları için bk. Doğan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28484/10, 10 Nisan 2012 ve Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, 19 Şubat 2013).
4. Başvuran, 18 Mayıs 2010 tarihinde gözaltına alınmıştır. Balyoz operasyonları çerçevesinde İstanbul Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınan başvuran, aynı gün serbest bırakılmıştır.
5. İstanbul Savcılığı, 6 Temmuz 2010 tarihli iddianameyle, Eski Ceza Kanunu'nun (Bakanlar Kurulunu devirmek veya çalışamaz hale getirmek) 61. maddesiyle birlikte aynı kanunun 147. maddesine dayanarak, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi önünde birçok kişi hakkında ceza davası açmıştır.
6. Gölcük Donanma Komutanlığında, 6 Aralık 2010 tarihinde bir arama gerçekleştirilmiştir. Söz konusu arama, Balyoz operasyonlarıyla ilgili birçok ek belge ele geçirilmesine imkan vermiştir.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Şubat 2011 tarihli duruşmada, 6 Aralık 2010 tarihli arama sırasında ele geçirilen belgelerin içerdiği ek bilgileri dikkate alarak ve ilgilinin suçlu olduğuna dair şüpheleri güçlendirerek, savcının talebi üzerine başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
8. Başvuran, serbest bırakılmak için birçok defa Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvuruda bulunmuştur. Başvuran, esasen kendisi aleyhinde ileri sürülen suçlamaları destekleyen dijital belgelerin, birçok ordu mensubunu suçlamak ve ihraç etmek amacıyla, aslında bütün belgelerden uydurulmuş veya sahte olduklarını ileri sürmüştür. Başvuran, suç ortaklarıyla birlikte, iddianameye dayanak olarak savcılık tarafından sunulan delil unsurlarının geçerli olmadığını göstermek amacıyla, Ağır Ceza Mahkemesi'ne karşı-bilirkişi raporları sunmuştur.
9. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, savcı görüşünü dikkate alarak ve delillerin durumuna, başvurana atılı suçların niteliğine ve hakkındaki kuvvetli şüphelere dayanarak yapılan başvurulan reddetmiştir.
10. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2012 tarihinde, Balyoz Davası ile ilgili kararını vermiş ve Eski Ceza Kanununun 61. maddesi ile birlikte 147. maddesi gereğince, diğer sanıklar arasında başvuranı, Bakanlar Kurulunu devirmek veya çalışamaz hale getirmek suçundan on sekiz yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırmıştır.
11. Yargıtay, 9 Ekim 2013 tarihli kararıyla İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
2. Anayasa Mahkemesi'ne Sunulan Başvuru
12. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
13. Anayasa Mahkemesi, 18 Haziran 2014 tarihli kararıyla, başvuranın ve suç ortaklarının tutukluluk halinin, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet kararıyla birlikte 21 Eylül 2012 tarihinde, yani bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girdiği tarihten önce sona erdiği kanısına varmıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, kendisinin zaman yönünden (ratione temporis) yetkisiz olduğu gerekçesiyle tutukluluk süresine ilişkin şikayeti reddetmiştir. Buna karşılık olarak, Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 36. maddesi tarafından öngörülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda, öncelikle savunma tarafından sunulan karşı-bilirkişi raporlarının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığının ve bu hususta gerekçe gösterilmediğinin altını çizmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, söz konusu davanın anahtar ismi olan iki kişinin, H.Ö. ve A.Y.nin, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tanık olarak dinlenmiş olması gerektiğini tespit etmiştir.
14. Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin kararına dayanarak, 19 Haziran 2014 tarihinde başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. Ayrıca Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2012 ve 9 Ekim 2013 tarihli kararların sonuçlarını ortadan kaldırarak ilgili aleyhinde açılan ceza davasının yenilenmesine, bu yargılamaya ilişkin ilk duruşmanın 3 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirilmesine karar vermiştir.
3. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu'na Yapılan Başvuru
15. Birleşmiş Milletler İnsan Haklan Konseyi Keyfi Tutuklamalar Grubu ("Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu"), 1 Mayıs 2013 tarihinde, Balyoz Davası kapsamında tutuklanan - başvuranın da aralarında bulunduğu - 250 kişi hakkında 6/2013 sayılı kararını vermiştir. (bk. bu görüşe ilişkin karar özetleri için, Gürdeniz/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59715/10, §14, 18 Mart 2014).
B. İlgili İç Hukuk ve Uluslararası Hukuk
16. İlgili iç hukuk ve uluslararası hukuk, Gürdeniz/Türkiye Kararında açıklanmaktadır (anılan, §§ 15-28).
ŞİKAYETLER
17. Başvuran, Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, kendisine göre cezai bir suç işlediğine dair suçlanması için makul nedenler bulunmaksızın Sözleşme'ye ve yerel mevzuata aykırı olarak yakalanarak tutuklanmasından şikayet etmektedir.
18. Başvuran, Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrası açısından, tutukluluk süresinden şikayet etmektedir. Başvuran ayrıca, yerel mahkemeler tarafından verilen tutukluluk halinin devamı kararını haklı gösteren gerekçelerin yetersizliğinden şikayet etmektedir.
19. Başvuran, Sözleşme'nin 5. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürerek, yakalandıktan sonra veya savcılıkta ifadesinin alındığı sırada yakalanma sebepleri hakkında bilgilendirilmediğini savunmaktadır.
20. Başvuran, Sözleşme'nin 6. maddesini ileri sürerek, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılanma hakkını kullanamadığını iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesini, savunma haklarına riayet etmeksizin davayı yürütmekle suçlamaktadır.
Başvuran diğer taraftan, aleyhinde sunulan delil unsurlarına erişim sağlayamamış ve savunmasını hazırlaması için gerekli olan kolaylıklardan faydalanamamış olduğunu iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 5. Maddesinin 1, 3 ve 4. Fıkralarının İhlal Edildiği İddiası Hakkında
21. Başvuran, yakalandığı ve tutuklandığı sırada, ceza gerektiren bir suç işlediği gerekçesiyle suçlanması için makul nedenler olduğuna dair hiçbir delil unsurunun bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, kendisine göre hakkaniyete uygun olmayan bir ceza davası çerçevesinde tutuklu bulundurulmasının, özgürlük ve güvenlik haklarına ihlal teşkil ettiğini eklemektedir. Başvuran ayrıca, tutukluluk süresinden ve yerel mahkemelerin ileri sürdüğü, tutuklu bulundurulmasını haklı gösteren gerekçelerin yetersizliğinden şikayetçidir.
22. Bu bağlamda, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendine ilişkin içtihat tarafından geliştirilen kıstasları hatırlatmak gerekmektedir. Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
"2. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvurulan aşağıda sayılı hallerde ele almaz:
(...)
b) Başvuru, Mahkemece daha önce incelenmiş ya da uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine daha önceden sunulmuş bir başka başvuruyla esasen aym olup yeni olgular içermiyorsa."
23. Bu hükümden, aynı davaya ilişkin uluslararası yargılamaların artmasını engellemeyi amaçlayan Sözleşmenin, uluslararası bir mahkemenin daha önceden inceleme konusu olmuş bir başvuruyu Mahkemenin yeniden ele alabileceğini göz ardı ettiği anlaşılmaktadır. (Celniku/Yunanistan, No. 21449/04, § 39, 5 Temmuz 2007). Söz konusu kural, Mahkemenin davayı incelediği tarihte, esas hakkında önceden verilmiş bir kararın bulunduğu dikkate alınarak, başvuruların sunuldukları tarihlerden bağımsız olarak uygulanmaktadır.
24. Bu bağlamda Sözleşme organlarının içtihatlarına göre, bir başvurunun daha önceden başka bir uluslararası mahkeme önüne sunulmuş olmasının, Mahkemenin yetkisini bertaraf etmek için kendi içerisinde yeterli bir sebep olmadığını ve denetim organının niteliği, bu organ tarafından izlenen yöntem ve verdiği kararların sonucu, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi bakımından olması gerektiği gibiyse, Mahkemenin yetkisinin bertaraf edilmiştir (Loukanov/Bulgaristan, No. 21915/93, 12 Ocak 1995 tarihli Komisyon Kararı, Karar ve Raporlar (KR) 80-B, s. 108 ve Varnava ve diğerleri/Türkiye, No. 16064-16066/90 ve 16068-16073/90, 14 Nisan 1998 tarihli Komisyon Kararı, KR 93-B, s. 5, Jelicic/Bosna Hersek (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 41183/02, 15 Kasım 2005 ve Karoussiotis/Portekiz, No. 23205/08, § 62, AİHM 2011 (karar özetleri)).
25. Mahkeme, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu önünde yürütülen yargılamayı kendisinin daha önce de incelediğini ve bu Çalışma Grubunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi anlamında, "uluslararası bir soruşturma ve çözüm makamı" olduğunu hatırlatmaktadır (Peraldi/Fransa ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 2096/05, 7 Nisan 2009 ve Savda/Türkiye, No. 42730/05, § 68, 12 Haziran 2012).
26. Dolayısıyla somut olayda, Mahkemenin, başvuranların Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetlerinin, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubuna sunulan şikayetlerle "esasen aynı" olup olmadığını belirlemesi gerekmektedir.
27. Mahkeme, daha önce vermiş olduğu Gürdeniz/Türkiye Kararında ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59715/10, §§ 15-28, 18 Mart2014), söz konusu davada Çalışma Grubunun, başvuranların da aralarında bulunduğu Balyoz Davasından tutuklu bulundurulan 250 sanığın özgürlükten yoksun bırakılmasının, keyfi olduğuna ve bu durumun, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 9. ve 14. maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 9, 10 ve 11. maddelerine aykırı olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun, başvuranların davasını, bu sonuca ulaşmak için hakkaniyete uygun yargılanma hakkının genel bir inceleme kapsamında değerlendirdiği kanısındadır. Dolayısıyla Çalışma Grubuna yapılan başvuru, başvuranların Sözleşmenin beşinci maddesi kapsamında Mahkemeye yeni olarak sunduğu şikayetleri zaten kapsamaktadır. Bu sebeple Mahkeme, somut olayın koşullarını dikkate alarak, olguların, tarafların ve şikayetlerin benzer oldukları kanaatindedir.
28. Mahkeme, somut olayda bu içtihadı göz ardı etmek için herhangi bir sebep görmemektedir.
29. Dolayısıyla, Mahkemeye sunulan Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetler, yukarıda belirtilen, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun sunduğu görüşün kaynağında yer alan şikayetlerle esasen aynıdır ve Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca, bu şikayetlerin kabul edilemez olduklarına karar verilmesi uygundur.
B. Sözleşme'nin 5. Maddesinin 2. Fıkrasının İhlal edildiği İddiası Hakkında
30. Başvuran, Sözleşme'nin 5. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürerek, ayrıca tutuklanma sebeplerinin kendisine bildirilmediğinden şikayet etmektedir.
31. Mahkeme, Sözleşme'nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık sürenin, ilke olarak davanın tamamlandığı gün işlemeye başlaması sebebiyle, dava açma amacıyla ileri sürülecek şikayet için iç hukuk yollarının bulunmadığını hatırlatmaktadır.
32. Mahkeme, somut olayda, tutuklanma sebepleri hakkında başvuranın bilgi sahibi olmamasıyla ilgili olarak, ilgilinin gözaltına alındığı sürenin, serbest bırakıldığı 18 Mayıs 2010 tarihinde sonlandığını dikkate almaktadır. Dolayısıyla altı aylık süre bu tarihte başlamıştır. Bu sebeple, Sözleşme'nin 5. maddesinin 2. fıkrasına ilişkin şikayet gecikmeli olarak sunulmuş olup, Sözleşme'nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
C. Sözleşmenin 6. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
33. Diğer taraftan başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin de birçok bağlamda ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran öncelikle, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin bağımsız ve tarafsız olduklarını ispatlamadıklarından, şikayet etmektedir. Ardından ise başvuran, savunmasını hazırlaması için gerekli olan zamanın ve kolaylıkların kendisine tanınmadığını ve lehinde delil unsuru sunma olanağından mahrum edildiğinden şikayet etmektedir. Son olarak ise başvuran, duruşma salonunun İstanbulun merkezinde değil de Silivride bulunması durumunun duruşmanın açıklığı ilkesinin ihlali olarak görmesi nedeniyle şikayet etmektedir.
34. Mahkeme, başvurana karşı açılan ceza davasının, Anayasa Mahkemesi ve Anadolu Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararların ardından, ilk derece mahkemesi önünde yeniden derdest olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, başvuran hakkında verilmiş nihai bir mahkûmiyet kararı bulunmadığından, başvurana karşı açılan davayı tamamıyla inceleyecek durumda değildir.
35. Dolayısıyla, başvuran, yerel mahkemeler önünde sürdürülen davanın güncel durumunda Sözleşmenin 6. maddesinin hükümlerinin ihlal edildiğinden şikayetçi olamaz. Bununla birlikte, şayet başvuran, kendisine karşı açılan ceza davası sonucunda halen iddia ettiği ihlallerden mağdur olduğu kanısındaysa, Mahkemeye yeniden başvurması mümkündür. Zira başvurunun bu kısmı, olması gerekenden erken sunulmuştur (diğerleri arasında bk. Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, § 70, 19 Şubat 2013).
36. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının da, Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme,
Oyçokluğuyla, Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetlerin kabul edilemez olduklarına;
Oybirliğiyle, başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy