(AİHS. m. 2, 4, 6, 8, 13, 35) (CALVELLİ VE CİGLİO - İTALYA DAVASI)
(Başvuru no. 46156/11)
KARAR
Başkan
Guido Raimondi
Yargıçlar
Danute Jociene
Peer Lorenzen
Dragoljub Popovic
Işıl Karakaş
Neboja Vucinic
Paulo Pinto de Albuquerque ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith katılımıyla oluşturulan ve 21 Mayıs 2013 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi (metinde Mahkeme olarak anılacaktır),
28 Haziran 2011 tarihli başvuruyu dikkate alarak,
Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuranlar, Bayan İclal Karakoca (1. başvuran) ve eşi Bay Hüseyin Karakoca (2. Başvuran), Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1966 ve 1971 doğumludur ve Diyarbakırda ikamet etmektedirler. Mahkeme önünde, Diyarbakırda görev yapan avukat Bay E. Bulut tarafından temsil edilmişlerdir.
Dava konusu olaylar, başvuran tarafından ibraz edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, 31 Ekim 2006 tarihinde Özel Dünya Hastanesinde bazı sağlık kontrollerinden geçmiştir. Doktora danıştıktan sonra, 4 Kasım 2006 tarihinde, rahim fibroidinin kesilmesi olarak adlandırılan önerilen tedaviyi kabul etmiştir.
5 Kasım 2006 tarihinde, doktor hastayı ameliyat etmiştir fakat histerektomi uygulamıştır (rahmin ameliyatla alınması). 7 Kasım 2006 tarihinde, başvuran hastaneden taburcu edilmiştir.
9 Kasım 2006 tarihinde, başvuran, hastaneye ağrı ve şişlik şikayeti ile gitmiştir. Doktor mide gazına karşı iğne vermiş ve eve göndermiştir.
11 Kasım 2006 tarihinde, başvuran hastaneye kaldırılmış ve siroz şüphesiyle Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine nakledilmiştir. Yapılan sağlık kontrollerinin ardından, hastanın idrar kesesi rüptüründen muzdarip olduğu ortaya çıkmıştır ve hemen ameliyata alınmıştır.
Başvuran, daha sonra, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde idrar kesesi ve vajinal rüptürü için başka bir cerrahi operasyona alınmak zorunda kalmıştır.
Başvuranlar, Özel Dünya Hastanesinde ilk ameliyatı gerçekleştiren doktor hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır.
21 Ocak 2009 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen ve komplikasyonların başvuranın hastalığından kaynaklandığını ve doktorun tıbbi ihmalden sorumlu tutulamayacağını belirten rapora dayanarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
2 Kasım 2010 tarihinde Siverek Ağır Ceza Mahkemesi, Yüksek Sağlık Şurasının görüşüne dayanarak, bu karara karşı yapılan itirazı reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, kararında, muhtemelen yanlışlıkla, söz konusu burun ameliyatının, tıbbi standartlara uygun olarak gerçekleştirildiğini belirtmiştir. 29 Aralık 2010 tarihinde, nihai karar, başvuranlara tebliğ edilmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuranlar, Sözleşmenin 2. 6. ve 13. maddelerine dayanmıştır.
Başvuranlar, tıbbi uygulama hatasının ve doktorun cerrahi operasyon sırasında ve daha sonrasındaki ihmallerinin sonucunda, telafi edilemez zarara ve aşırı zorluğa maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca, kabul ettikleri tedavinin rahim fibroidinin kesilmesi ile sınırlı olduğunu ve doktorun olası tedavileri, özellikle de histerektomiyi, açıklama görevini ihlal ettiğini belirterek şikayet etmişlerdir.
Başvuranlar, bilirkişi raporunu düzenleyen uzman kurulun oluşumunu, tespitlerini ve mantığını sorgulamışlardır. Bununla bağlantılı olarak, başvuranlar, yürütülen soruşturmanın etkisiz ve yetersiz olduğunu ve çok önemli sorunların ele alınmadığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca, Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin, iddiaların uygun bir şekilde incelenmediğini belirten kararını delil olarak göstermişlerdir. Başvuranlar, özellikle, Sağlık Bakanlığının sağlık servislerini denetlemekte ve düzenleyici işlevini yerine getirmekte başarısız olduğunu öne sürmüşlerdir. Başvuranlar, söz konusu doktorun, aynı gün içinde yedi cerrahi operasyon yapmış olduğunu iddia etmişlerdir.
Başvuranlar, yetkili mercilerin, doktorun mesuliyetini saptamak için herhangi bir adım atmamasından dolayı, hukuk yollarının makul bir başarı ihtimalinin bulunmadığını iddia etmişlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mahkeme, dava konusu olaylar açısından hukuki yetkiye haiz merci olarak, başvuranların şikayetlerinin, Sözleşmenin yalnızca 8. maddesi uyarınca incelenmesi gerektiğini düşünmektedir. 6. ve 13. madde uyarınca yapılan şikayetler, söz konusu madde kapsamında incelenecektir.
Mahkeme, kişilerin fiziksel ve psikolojik bütünlükleriyle ilgili konuların, onlara sağlanan tıbbi tedavi seçimindeki katılımları ve bu tedavilere olan rızaları ile ilgili hususların, Sözleşmenin 8. maddesinin sınırları içerisinde yer aldığını vurgulamaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, 2. maddeye ilişkin içtihatla saptanan esasların, ayrıca, Sözleşmenin 8. maddesinin sınırlarına giren kişi dokunulmazlığı hakkına ciddi müdahalelere de uygulanabilir olduğuna işaret etmektedir (bkz. Trocellier v. Fransa (k.k.) no. 75725/01, AIHM 2006-XIV).
Tıbbi ihmalin özel alanında, etkili bir yargı sistemi oluşturmak için 2. maddede yer alan pozitif yükümlülük, her davada, ceza hukuku yolunun sağlanmasını zorunlu kılmaz. Örnek olarak, hukuk sistemi, ilgili doktorların herhangi bir mesuliyetinin saptanmasına ve uygun bir telafinin yapılmasına olanak sağlayan, tek başına veya ceza mahkemelerinde bir hukuk yoluyla bağlantılı olarak, asliye hukuk/idare mahkemelerinde ve/veya disiplin cezalarıyla mağdurlara bir hukuk yolu sağlarsa, yükümlülük yerine getirilmiş olur (bkz. Calvelli ve Ciglio v. İtalya (BD), no. 32967/96, §§ 51 ve 54, AIHM 2002-I, ve Vo v. Fransa (BD), no. 53924/00, § 90, AIHM 2004-VIII).
Mahkeme içtihadı, tıbbi ihmal bağlamında, ceza hukuku yolunun sağlanmasını kapsam dışında bırakmaz. Ancak, Mahkeme, ilke olarak, Türk hukuk sisteminde, tıbbi ihmalden şikayetçi olan başvuranlar için kullanılacak uygun hukuk yolunun hukuk ve/veya idari dava açma olduğuna kanaat getirmiştir.
Söz konusu davanın koşulları göz önüne alındığında, Mahkeme, başvuranların, Türk hukuk sisteminde mevcut bir hukuk yolu olan ve hem doktorun mesuliyetini saptayabilecek hem de zararın ödenmesini sağlayacak olan, tazminat davası açma imkanını kullanmadıklarını gözlemlemiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranların iddialarının aksine, dava dosyasında, tazminat davasının makul bir başarı düzeyinin olmadığı ve başarısızlığa mahkum olduğu sonucunu çıkarmaya olanak sağlayan herhangi bir hususun bulunmadığını belirtmektedir.
Başvurunun, Sözleşmenin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olmaması sebebiyle reddedilmesine karar verilmiştir.
Bu nedenlerden dolayı, Mahkeme oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy