(AİHS m. 5, 6, 35) (765 S. K. m. 61, 147) (5271 S. K. m. 91, 100, 101) (ÇETİN DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (CEM AZİZ ÇAKMAK V. - TÜRKİYE DAVASI) (ÖCALAN - TÜRKİYE DAVASI) (YAĞCI VE SARGIN - TÜRKİYE DAVASI) (ADİL SERDAR SAÇAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No: 46203/11)
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjelbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Eylül 2010 tarihli başvuru ile ilgili yapılan müzakereler sonrasında 7 Ekim 2014 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
A. Davanın Koşulları
1. Başvuranın tutuklanması ve hakkında açılan ceza davası
1. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
2. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı 2010 yılında, Balyoz isimli (Fransızca "la masse, İngilizce sledgehammer) suç örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle, Silahlı Kuvvetler bünyesindeki general ve subaylardan oluşan çok sayıda kişiye karşı ceza soruşturması başlatmıştır. Savcılık, söz konusu kişileri, 2002 ve 2003 yıllarında, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan eski Ceza Kanununun 147. maddesi gereğince cezalandırılması gereken bir fiil olan, seçilen hükümeti şiddet kullanarak devirmek amacıyla askeri darbe yapmayı tasarlamakla suçlamıştır (Balyoz davası ile bununla ilgili eylem planlarına dair daha detaylı bilgi için bk. Doğan/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 28484/10, 10 Nisan 2012) ve Çakmak/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 58223/10, 19 Şubat 2013).
3. Başvuran 22 Şubat 2010 tarihinde gözaltına alınmıştır.
4. Başvuranın, 23 Şubat 2010 tarihinde Balyoz harekat planı konusunda İstanbul Cumhuriyet savcısı (Bundan böyle metinde savcı olarak anılacaktır.) tarafından ifadesi alınmıştır.
5. Başvuran, 24 Şubat 2010 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde nöbetçi hakim önüne çıkarılmış ve ifadesi alındıktan sonra tutuklanmıştır.
6. Başvuran 23 Mart 2010 tarihinde tahliye edilmesini sağlamak amacıyla İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur.
7. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 1 Nisan 2010 tarihinde başvuranın tahliye edilmesine karar verilmiştir.
8. Başvuran 6 Nisan 2010 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeniden tutuklanmıştır.
9. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Nisan 2010 tarihinde başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.
10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 6 Temmuz 2010 tarihli iddianame ile, İstanbul 10. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi önünde, Eski Ceza Kanununun 61. maddesiyle birlikte (Bakanlar Kurulunu cebren ıskat teşebbüsünü cezalandıran) aynı kanununun 147. maddesi gereğince aralarında başvuranın da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında kamu davası açmıştır. Savcılık, ilgiliyi askeri darbeyle hükümeti devirmeyi amaçlayan Balyoz harekat planına katılmakla suçlamıştır. Savcılığa göre, ilgili, Ege denizinde bulunan ve aidiyeti Yunanistan ve Türkiye arasında anlaşmazlık konusu olan ada, adacık ve kayalıklarla ilgili olarak, Yunanistanla gerginlik yaratmak için Deniz Kuvvetlerinden yararlanma amacı taşıyan ve nihai hedef olarak sıkıyönetim ilanını kolaylaştırmak amacıyla kısmi seferberlik ilanını kolaylaştırmak amacı taşıyan Suga eylem planı kapsamında, Gölcük bölgesinde öngörülen eylem ve harekatları uygulamaktan sorumlu deniz kuvvetleri subay listesinin hazırlanmasına katılmıştır.
11. Savcılık, suçlamalara dayanak olarak, Ağır Ceza Mahkemesine, diğerlerinin yanı sıra, başvuranın, Gölcük bölgesinde öngörülen eylem ve harekatların icrasında görevli deniz kuvvetleri subaylarının listesini hazırlamakla görevli kişi olarak gösterildiği Çalışma Grupları Arasında Görevlerin Dağılımı isimli bilgi notunu içeren 2002/2003/DZ.K.K./BILGI NOTU/EK-B.doc başlıklı dijital belgeyi sunmuştur.
12. Gölcük Donanma Komutanlığında, 6 Aralık 2010 tarihinde arama yapılmış ve Balyoz harekat planıyla ilgili çok sayıda ek belge ele geçirilmiştir.
13. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 14 Şubat 2011 tarihinde, 6 Aralık 2010 tarihli arama sırasında ele geçirilen ve ilgilinin suçlu olduğuna dair hakkındaki şüpheleri güçlendiren belgelerde yer alan ek bilgileri göz önünde bulundurarak, savcının talebi üzerine başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
14. Başvuran, aynı gün, tutukluluk kararına itiraz etmiştir.
15. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 28 Şubat 2011 tarihinde başvuranın talebini reddetmiştir.
16. Başvuran ceza yargılaması boyunca, üzerine atılı olay ve olguları inkar etmiştir. Bununla birlikte, savcılık tarafından sunulan CDlerin gerçekliğine itiraz etmiştir. Başvuran, esasen, kendisine yöneltilen suçlamalara dayanak oluşturan dijital belgelerin aslında birçok subayı suçlamak ve onların ayağını kaydırmak amacıyla oluşturulan veya değiştirilen dosyalar olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, suçlamalara dayanak olarak, savcılık tarafından sunulan delillerin geçersizliğini kanıtlamak amacıyla Ağır Ceza Mahkemesine karşı bilirkişi raporlarını sunmuştur.
17. Başvuran, Ağır Ceza Mahkemesinde tahliye edilme amacıyla birçok defa başvuruda bulunmuştur. Başvuran özellikle, suç ortaklarıyla birlikte ibraz edilen karşı bilirkişi raporlarına atıfta bulunarak, aleyhte delile hizmet eden dijital belgelerin sahte olduğunu yinelemiştir.
18. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, her defasında savcılığın bu konudaki görüşüne uymuş ve mevcut delil durumuna, başvurana atfedilen suçların niteliğine ve kuvvetli şüphe sebeplerine dayanarak başvurulan reddetmiştir.
19. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Eylül 2012 tarihinde Balyoz davasına ilişkin kararını açıklamış ve diğerleri arasından, başvuranı eski Ceza Kanununun 61. maddesiyle birlikte yine aynı kanunun 147. maddesine dayanarak 16 (on altı) yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına mahkûm etmiştir.
20. Yargıtay 9 Ekim 2013 tarihli kararla, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi kararına karşı temyiz talebini reddetmiştir.
2. Anayasa Mahkemesine başvuru
21. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuştur.
22. Anayasa Mahkemesi 18 Haziran 2014 tarihli kararla, başvuranın ve suç ortaklarının tutuklanmasının 21 Eylül 2012 tarihinde, yani bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girmesinden önce, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararıyla sona erdiği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi bundan dolayı, tutukluluk süresine ilişkin şikayeti ratione temporis görevsizlik nedeniyle reddetmiştir. Buna karşılık Anayasa Mahkemesi, Sözleşmenin 36. maddesiyle öngörülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi bu bağlamda, öncelikle savunma makamı tarafından ibraz edilen karşı bilirkişi raporlarının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığının ve bu duruma gerekçe gösterilmediğinin altını çizmiştir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, davanın iki kilit ismi H.Ö. ve A.Y.nin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tanık olarak dinlenmesi gerektiğini tespit etmiştir.
23. Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Haziran 2014 tarihinde, Anayasa Mahkemesi kararına dayanarak başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, ilgili hakkında başlatılan ceza yargılamasının, yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülmesine karar vermiştir. İlk duruşma 3 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirilecektir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
1. İlgili Ceza Kanunu Hükümleri
24. Olayların olduğu dönemde yürürlükte olan Eski Ceza Kanununun 147. maddesi şunu öngörmektedir:
Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur.
25. Aynı kanunun 61. maddesi, işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçun teşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.
2. İlgili Ceza Muhakemesi Kanunu Hükümleri
26. Ceza Muhakemesi Kanununun 91. maddesinin ikinci fıkrası şunu öngörmektedir:
Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığına bağlıdır.
27. Tutukluluk, Ceza Muhakemesi Kanununun 100. ve devamı maddelerinde ele alınmaktadır. 100. maddeye göre kişi, ancak kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve maddede sayılan bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Şüphelinin kaçma ihtimali, delilleri karartma, yok etme veya gizleme ihtimali veyahut da tanıkları etkileme ihtimali varsa tutuklama nedenleri var sayılmaktadır. Şüphelinin, özellikle Devletin güvenliğine ve Anayasal düzene karşı suçlar gibi çok ciddi suçlan işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi bulunması halinde, 100. maddenin 3. fıkrası tutuklama nedenlerinin var olduğunu varsaymaktadır.
28. Ceza Muhakemesi Kanununun 101. maddesi, tutukluluğa soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısı'nın talebi üzerine sulh ceza hakimi tarafından ve kovuşturma aşamasında savcının talebi üzerine ya da resen yetkili mahkeme tarafından hükmedilebileceğini öngörmektedir.
Tutuklanma ve tutukluluk halinin devamıyla ilgili kararlar itiraz konusu olabilmektedir. Bunlara ilişkin kararlarda tutukluluğa ilişkin hukuki ve fiili nedenlerle gerekçe gösterilmelidir.
Şikayetler
29. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrasını ileri sürerek, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının ne ulusal mevzuata, ne de Sözleşmeye uygun olmadığını; çünkü atılı suçu işlediğine dair inandırıcı nedenler olmadan yakalandığını ve tutuklandığını iddia etmektedir. Başvuran, savcılık tarafından suçlayıcı iddialarını desteklemek için sunulan delillerin geçerli olmadığını ileri sürmekte ve bu bağlamda Ağır Ceza Mahkemesinde savunma makamı tarafından ibraz edilen karşı bilirkişi raporlarında, bu delil unsurlarının sahte olduğunun saptandığını belirtmektedir. Bu hileli değişikliğin, başvuranı ve suç ortaklarını haksız suçlama ve Cumhuriyet ilkelerine sadık ordu subaylarının ayağını kaydırma amacı taşıdığını ifade etmektedir.
30. Sözleşmenin 5. maddesi 3. fıkrasını ileri süren başvuran, tutukluluk süresinden yakınmaktadır. Başvuran ayrıca tutukluluk halinin devam etmesini haklı göstermek için yerel mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçelerin yetersiz olmasından şikayet etmektedir.
31. Başvuran öte yandan, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasını ileri sürerek yerel mahkemeleri serbest bırakılmasına ilişkin taleplerini silahların eşitliği ilkesine riayet edilmeksizin reddetmekle suçlamaktadır.
32. Başvuran ayrıca Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılanma hakkından yararlanamadığını iddia etmektedir. Bu bağlamda, mahkemenin, savunma haklarına fazla riayet etmeyen bir yargılama sürdürdüğünü iddia etmektedir. Başvuran ayrıca tüm delil unsurlarına ulaşmasının mümkün olmaması ve savunmasını hazırlamak için gerekli kolaylıklardan yararlanamaması nedeniyle
Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvuran bununla beraber, duruşma salonunun İstanbulun merkezi yerine Silivride bulunması nedeniyle, duruşmanın açıklığı ilkesinin ihlal edildiğinden şikayet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği iddiası hakkında
33. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesi 1. fıkrasını ileri sürerek, suç işlediğine dair hakkında makul şüphe duyulmasını gerektiren inandırıcı nedenler olmadan, iç hukuk hükümlerine ve Sözleşmeye aykırı olarak yakalanıp tutuklanmış olmasından şikayet etmektedir.
34. Mahkeme, öncelikle başvuranın yakalanması ve tutuklanmasının sadece Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası c) bendi hükümlerine değil, aynı zamanda Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası anlamında öngörülen yasal yollara da aykırı olarak gerçekleştirildiğini iddia ettiğini kaydetmektedir. Başvurana göre, özgürlükten yoksun bırakma konusundaki ulusal mevzuatla öngörülen iç hukuk normları, kişinin suç işlediğine dair inandırıcı nedenlerin varlığını arayan Sözleşme hükümleriyle de benzerlik göstermektedir.
35. Mahkeme, somut olayda, bu durumda şikayeti ilk olarak Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası, c) bendi anlamında inandırıcı nedenlerin varlığı başlığı altında inceleyecektir.
36. Mahkeme öncelikle, Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendinin, bir ceza yargılaması çerçevesinde bir kişinin ancak hakkında suçu işlediğine dair inandırıcı nedenlerin bulunması halinde mahkeme önüne çıkarılması amacıyla tutuklanmasına karar verilebileceğini düzenlediğini hatırlatmaktadır (Wloch/Polonya, No. 27785/95, § 108, AİHM 2000-XI).
Tutukluluk kararının dayandırılması gereken makul şüphe kavramı Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendi tarafından getirilen korumanın temel unsurunu teşkil etmektedir. İnandırıcı nedenler, söz konusu kişinin üzerine atılı suçu işlediğine dair objektif bir gözlemciyi ikna etmeye uygun olguların ve bilgilerin varlığını gerektirmektedir. Bununla birlikte, makul olarak kabul edilebilecek durumlar somut olayın koşullarının tamamına bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A Serisi no.182; Ohara/Birleşik Krallık, No. 37555/97, § 34, AİHM 2001-X; Korkmaz ve diğerleri/Türkiye, No. 35979/97, 21 Mart 2006, § 24; Süleyman Erdem/Türkiye, No. 49574/99, § 37, 19 Eylül 2006).
37. Mahkeme ardından, Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendinin, soruşturmayı yapan görevlilerin, yakalandığı anda kişiyi suçla itham etmek için yeterli delilleri toplamış olması gerekliliğini öngörmediğini hatırlatmaktadır. Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendine göre soruşturmanın konusu, tutukluluk süresince kişinin yakalanmasının temelini oluşturan somut şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak soruşturmayı tamamlamaktır. Dolayısıyla, şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak veya suç isnadına temel teşkil edecek olan olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekmektedir (Murray/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 55, A Serisi no. 300-A ve yukarıda anılan Korkmaz ve diğerleri, § 26).
38. Şüphesiz Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, Sözleşmeye taraf devletlerin güvenlik görevlilerinin organize suçlarla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde uygulanmamalıdır (bk. Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, § 50, 19 Şubat 2013). Mahkemenin görevi, izlenilen meşru amaç da dahil olmak üzere, 5. maddenin 1. fıkrasının c) bendinde belirtilen şartların somut olayda yerine getirilip getirilmediğini belirlemekten ibarettir.
Bu bağlamda, Mahkeme ilke olarak kendilerine sunulan delilleri incelemek ve değerlendirmek için daha iyi bir konumda olan ulusal mahkemelerin değerlendirmesinin yerine kendi değerlendirmesini koyma yetkisine sahip değildir (Murray/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 55, seri A No. 300-A).
39. Mahkeme, somut olayda başvuranın amacı 2002 veya 2003 yılında, seçilmiş hükümeti zorla devirmeyi amaçlayan bir askeri darbeyi başlatmak olan ve silahlı kuvvetler bünyesindeki general ve subaylardan oluşan Balyoz isimli iddia edilen suç örgütüne üye olduğuna dair hakkında şüphelerin bulunması sebebiyle özgürlüğünden mahrum bırakıldığını saptamaktadır. Başvuran özellikle, Suga eylem planı kapsamında Gölcük bölgesinde öngörülen eylem ya da harekatların icrasıyla görevli deniz kuvvetleri amiral ve subaylarının listesinin hazırlanmasına katılmakla suçlamıştır.
40. Mahkeme, soruşturma dosyasında, başvuranın Suga eylem planı kapsamında sorumlu olduğunu gösteren ve subaylara ilişkin listenin hazırlanmasıyla görevli olduğunu belirten dijital belgeler gibi delil unsurlarının bulunduğunu da gözlemlemektedir.
41. Mahkeme ayrıca, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 21 Eylül 2012 tarihli kararla başvuranı on altı (16) yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına mahkûm ettiğini ve Yargıtayın 9 Ekim 2013 tarihli kararla bu kararı onadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi 18 Haziran 2014 tarihli kararla, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ve ilgili hakkında açılan ceza yargılamasının yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görüldüğü (bk. yukarıdaki 23 ve 24. paragraflar) sonucuna varmıştır.
42. Başvuranın, savcılık tarafından aleyhinde sunulan delil unsurlarının geçersiz olduğuna ve sonuç olarak tutuklanmasını haklı gösterecek makul şüphelerin bulunmadığına ilişkin iddiasıyla ilgili olarak, Mahkeme öncelikle ceza soruşturması prosedürünün sonraki aşamasında, başvuranın ileri sürdüğü gibi, delil unsurlarının inandırıcı olup olmadığını veya bunların kendisine iftira atma niteliği taşıyan sahte bir unsur olup olmadığını tespit etme yükümlüğü ulusal yargı organlarına aittir. Şüphelerin bulunduğu aşamada gereken olguları ispat etme seviyesiyle ilgili olarak Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrasının gerekleri dikkate alındığında, Mahkeme, ceza dosyasının, başvuranın kovuşturulmasına neden olan suçu işlemiş olabileceği konusunda objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek bilgiler içerdiği kanaatindedir.
43. Dolayısıyla, başvuranın Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendi uyarınca, bir suç işlemiş olabileceğine dair hakkında makul şüphe oluşturacak inandırıcı nedenlere dayanarak yakalanıp tutuklandığına karar vermek gerekmiştir (bk. yukarıda anılan Murray kararı, § 63, Korkmaz ve diğerleri kararı, § 26 ve Süleyman Erdem kararı, § 37).
44. Ardından, başvuranın tutuklanmasının iç hukuk kurallarına uygunluğu konusuyla ilgili olarak (Bozano/Fransa, A Serisi No. 111, 18 Aralık 1986, § 54; JVassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, A Serisi No. 185-A, § 24; Baranowski/Polonya, No. 28358/95, § 50, AİHM 2000-III; Mooren / Almanya, No. 11364/03, 13 Aralık 2007, § 72 ve Öcalan/Türkiye (BD), No. 46221/99, § 83, AİHM 2005-IV) Mahkeme yukarıda belirtilen tespitlerine gönderme yapmaktadır. Mahkeme, ulusal adli makamların başvuranı, Ceza Muhakemesi Kanununun 91. maddesi, 2. fıkrası ve 100. maddesi anlamında, hakkında şüphe duymaya imkan veren ciddi neden ve emarelerin varlığını da dikkate alarak ve somut delil unsurlarına dayanarak Ceza Kanununca yaptırıma bağlanan suçları işlediği iddiasıyla yakaladıklarını gözlemlemektedir. Bu delil unsurlarının kesin bir mahkûmiyete karar verilmesi için gerçek ve yeterli derecede inandırıcı olup olmadığı bilme sorununu yargılamadan, Mahkeme, somut olayda başvuranın tutuklanmasının keyfi olarak nitelendirilmesi konusunda ulusal otoritelerce ileri sürülen yasal hükümlerin davada uygulanması ve yorumlanmasının keyfi veya mantıksız olduğu sonucunun ortaya çıkmadığı kanısındadır.
45. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği iddiası hakkında
46. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesi, 3. fıkrası anlamında, tutukluluk süresinin uzunluğundan şikayetçi olmaktadır.
47. Mahkeme, tutukluluk süresinin makul olup olmadığı sorununun her durumda davanın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Ardından somut bir olayda sanığın maruz kaldığı tutukluluk süresinin makul süreyi aşmamasını sağlamanın öncelikle ulusal yargı makamlarının görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, ulusal yargı makamları, masumiyet karinesi ilkesini tam olarak göz önünde bulundurarak, 5. maddede belirtilen kurala aykırılık durumunu haklı gösteren kamu menfaatini ortaya koyacak ya da onu ortadan kaldıracak nitelikteki bütün koşullan incelemeli ve salıverilme taleplerine ilişkin kararlarında bu hususu dikkate almalıdırlar. Mahkeme özellikle ilgili tarafından belirtilen ve itiraza konu olmayan olay ve olgulardan yola çıkarak ve bu kararlarda yer alan gerekçeleri göz önünde bulundurarak 5. maddenin 3. fıkrasının ihlal edilip edilmediğini belirlemek durumundadır (bk, örneğin, McKay/Birleşik Krallık (BD), no.543/03, § 43, AİHM 2006-X ve Bykov / Rusya (BD), No.4378/02, § 63, 10 Mart 2009).
48. Mahkeme ayrıca, tutulan kişinin suç işlemiş olduğuna dair duyulan makul şüphenin sürmesinin, o kişinin tutukluluk halinin devamlılığının geçerliliği açısından olmazsa olmaz (sine qua non) bir koşul olduğunu; ancak bu koşulun belli bir süre geçtikten sonra yeterli olmadığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu durumda yargı organları tarafından kabul edilen diğer gerekçelerin özgürlükten mahrum bırakılmayı haklı göstermeye devam edip etmediğini incelemelidir. Bu gerekçeler uygun ve yeterli görüldüğünde, Mahkeme yine yetkili ulusal makamların yargılamanın devamına ilişkin özel bir özenle hareket edip etmediğini araştırmaktadır (bk. diğerleri arasında, Letellier/Fransa, 26 Haziran 1991, § 35, A serisi no.207; Yağcı ve Sargın/Türkiye, 8 Haziran 1995, § 50, A serisi no.319-A).
49. Mahkeme, mevcut davada, başvuranın tutukluluğunun, ilki 22 Şubat 2010 ila 1 Nisan 2010 (yukarıdaki 4-8. paragraflar), ikincisi 6 Nisan 2010 ila 21 Nisan 2010 (yukarıdaki 9-10. paragraflar), ve son olarak, 14 Şubat 2011 ila Ağır Ceza Mahkemesi tarafından suçlu olduğunun açıklandığı 21 Eylül 2012 (yukarıdaki 14 ve 20. paragraflar) tarihleri olmak üzere üç farklı dönemden oluştuğunu gözlemlemektedir.
50. Mahkeme, altı aylık süre kuralı tutukluluğun her dönemine ayrı olarak uygulanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bundan dolayı, Mahkeme ilk iki dönemin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını araştıramaz. Başvuranın Gikayetleri, bu bakımdan, gecikme nedeniyle kabul edilemez olarak açıklanmalıdır (Idalov/Rusya (BD), No. 5826/03, § 135, 22 Mayıs 2012).
51. Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun üçüncü döneminin toplamda yaklaşık bir yıl yedi ay olduğunu saptamaktadır.
52. Mahkeme, öncelikle, özellikle ağır organize suçların ilişkin çok sayıda suç ortağı hakkında yürütülen söz konusu ceza davasının karmaşık ve derin olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, tutukluluk sorunuyla ilgili olarak karar vermeye davet edilen ulusal mahkemelerin, mevcut delil durumu, başvurana atılı suçların niteliği ve hakkında kuvvetli suç şüphesini göz önünde bulundurarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına karar verdiklerini belirtmektedir.
53. Mahkeme, bu koşullar altında, başvuranın tutukluluk süresinin Sözleşmenin 5. maddesi, 3. fıkrasında düzenlenen ivedilik gerekliliğine uygun olduğu kanaatindedir (Bahattin Şahin/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 29874/96, 17 Ekim 2000, Köse ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 50177/99, 2 Mayıs 2006, Türkdoğan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 29742/03, 20 şubat 2007, Saçan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 65387/09, 13 Aralık 2011 ve Doğan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28484/10, 10 Nisan 2012).
54. Dolayısıyla bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası gereğince reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
C. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği iddiası hakkında
55. Başvuran, tutukluluk halinin yasallığına itiraz etmesine imkan veren etkili bir iç hukuk yolu bulunmamasından şikayet etmektedir. Esasen, başvurana göre, yerel mahkemelerin serbest bırakılmasına ilişkin taleplerini silahların eşitliği ilkesiyle bağdaşmayacak bir şekilde reddetmiştir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasını ileri sürmektedir.
56. Mahkeme öncelikle, başvuranın, tutukluluğunun ilk iki döneminin yasallığına gecikme nedeniyle etkili şekilde itiraz edip edemeyeceğini araştıramayacağını kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 51. paragraf). Bu nedenle, bu şikayetleri, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi uygundur.
57. Mahkeme, dosyanın mevcut durumu dikkate alındığında, tutukluluğun üçüncü aşamasıyla ilgili olması nedeniyle bu şikayetin kabul edilebilirliği hususunda henüz karar verebilecek aşamada olmadığını saptamaktadır. Dolayısıyla, İçtüzüğün 54. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi uyarınca başvurunun bu kısmının davalı Hükümete bildirilmesinin gerekli olduğu kanaatindedir.
D. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
58. Başvuran ayrıca, Sözleşmenin 6. maddesinin birçok bağlamda ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvuran öncelikle, hakimlerin bağımsız ve tarafsız olmadıklarından, savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmadığından ve lehteki delilleri sunma imkanından yoksun bırakıldığından yakınmaktadır. Başvuran bununla beraber, duruşma salonunun İstanbulun merkezi yerine Silivride bulunması nedeniyle duruşmanın açıklığı ilkesinin ihlal edildiğinden şikayet etmektedir.
59. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi ile Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi kararlarının akabinde, başvuran hakkında yürütülen ceza davasının bu hususta ilk derece mahkemesi olan Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdest olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, başvuran hakkında açıklanan kesin bir mahkûmiyet kararı bulunmaması nedeniyle, başvuran hakkında açılan yargılamaya ilişkin geniş kapsamlı bir inceleme yapacak aşamada olmadığını belirtmektedir.
60. Dolayısıyla ulusal mahkemeler nezdinde yürütülen davanın mevcut aşamasında başvuranın Sözleşmenin 6. maddesi hükümlerinin olası ihlali konusunda şikayet edemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, başvuran kendisi hakkında yürütülen ceza yargılaması sonunda iddia ettiği ihlallerden dolayı mağdur olduğunu düşündüğü takdirde, yeniden Mahkemeye başvurabilir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının incelenmesi için henüz erkendir (bk. diğerleri arasından, Çakmak/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, § 70, 19 Şubat 2013).
61. Dolayısıyla, Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, başvurunun bu kısmının reddedilmesi uygundur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuranın, tutukluluğun üçüncü aşaması ile ilgili, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki şikayetinin (tutukluluğun yasallığına itiraz etmek için etkili bir iç hukuk yolunun bulunmaması) incelenmesinin ertelenmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy