(AİHS m. 5, 8, 34, 35, 41, 44) (5271 S. K. m. 135, 137, 141, 142, 250, 251) (ŞEFİK DEMİR V. - TÜRKİYE DAVASI) (ALİ HIDIR POLAT - TÜRKİYE DAVASI) (ÖNER AKTAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (ÇATAL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 60225/11)
KARAR
STRAZBURG
15 Nisan 2014
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Murat Özdemir / Türkiye Davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Peer Lorenzen,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), 25 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, yukarıda belirtilen tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (60225/11 No.lu) davanın temelinde, T.C. vatandaşı olan Murat Özdemirin (başvuran) 25 Temmuz 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbulda görev yapan Avukat S. Türkdoğru tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşmenin 5. ve 8. maddelerinin ihlal edilmesinden şikayet etmektedir.
4. Başvuru, 31 Ağustos 2012 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1975 doğumludur ve Gaziantepte ikamet etmektedir.
6. Yapılan bir suç duyurusunun ardından, organize suçlarla mücadele ekipleri, organize bir çete tarafından tehditle para gasp edilmesi ve suç örgütü oluşturma olaylarıyla ilgili olarak soruşturma başlatmıştır.
7. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, 3 Ekim 2006 tarihinde, aynı bölgenin Sulh Ceza Mahkemesinde görev yapan Hakim, suç örgütü bulunduğu gerekçesiyle açılan soruşturma çerçevesinde dört cep telefonunun üç ay boyunca dinlenmesine izin vermiştir.
8. Aynı mahkemede görevli bir hakim, 9 Ekim 2006 tarihinde, aynı soruşturma çerçevesinde altı cep telefonunun dinlenmesine izin vermiştir.
9. Yapılan dinlemeler, özellikle polis memuru olan başvuran ile zanlılar arasında geçen konuşmaların kaydedilmesine imkan vermiştir.
10. Aynı mahkemeden bir hakim, 16 Ekim 2006 tarihinde, birçok zanlı tarafından ziyaret edilen kamuya açık yerlerin ve iş yerlerinin dört haftayla sınırlı bir süre boyunca, ses ve video kaydı altına alınmasına ve teknik denetime tabi tutulmasına karar vermiştir.
II. Başvuranın da aralarında bulunduğu birçok kişi, aynı tarihte, yakalanarak gözaltına alınmışlardır. Polis raporlarına göre, ilgililer tehditle para gasp ederken ve kaçırırken suçüstü yakalanmışlardır.
12. Başvuran, gözaltına alındıktan sonra, 19 Ekim 2006 tarihinde, mahkeme tarafından verilen bir kararla tutuklanmıştır.
13. İstanbul Cumhuriyet Savcılığının Ceza Muhakemesi Kanununun 250. maddesinde öngörülen suçların kovuşturmasında uzman olan Dairesi, 25 Ocak 2007 tarihinde, aralarında birçok polis memurunun da bulunduğu diğer on kişi ile birlikte başvuranı da, organize çete oluşturarak suç örgütü oluşturmak, adam kaçırmak ve alıkoymak ile tehditle para gasp etmekle suçlamıştır. Dava dosyası, İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinin bir dairesine tahsis edilmiştir.
14. Başvuran, 28 Aralık 2010 tarihli duruşma sırasında, tahliye edilmesini istemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, ilgilinin atılı suçları işlediğine dair makul nedenlerin devam etmesi sebebiyle, daha önce düzenlediği duruşmalar sırasında aldığı kararlarda olduğu gibi, bu talebi reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bir sonraki duruşma tarihini, 19 Nisan 2011 olarak belirlemiştir.
15. Başvuran, 3 Ocak 2011 tarihinde, tahliye talebinin reddedilmesi kararına karşı itirazda bulunmuştur. Başvuranın yaptığı bu itiraz, dava dosyası inceledikten sonra 3 Şubat 2011 tarihli bir kararla Ağır Ceza Mahkemesinin diğer bir dairesi tarafından reddedilmiştir.
16. Hakimler, 19 Nisan ile 21 Haziran 2011 tarihlerinde düzenlenen duruşmalar sonunda, yeniden başvuran hakkında makul şüphelerin devam etmesine dayanarak, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermişlerdir.
17. Hakimler, 17 Ekim 2011 tarihinde, ilgilinin tahliye edilmesine karar vermişlerdir.
18. Dava, Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdesttir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. Telefon Dinlemeleri
19. Telefon dinlemeleri konusundaki düzenleme, Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 135. maddesi ve ardından gelen hükümlerde yer almaktadır.
20. CMKnın 135. maddesi aşağıdaki gibidir:
1. Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, hakim veya geç kalınmasında sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı, kararını derhal hakimin onayına sunar ve hakim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır.
2. Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halinde, alınan kayıtlar derhal yok edilir.
3. Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası (
) , tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. Ancak, (suç) örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde hakim, bir aydan fazla olmamak üzere sürenin, (bununla birlikte) müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
21. Bu maddenin 6. fıkrası, - arasında suç örgütü kurma suçunun da bulunduğu- dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin tedbirlerin uygulanabileceği suçların listesini belirtmektedir.
22. CMKnın 137. maddesi aşağıdaki gibidir:
1. 135 inci maddeye göre verilecek karar gereğince Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği adlî kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların yetkililerinden (
), telefonun dinlenmesi (
) işlemlerinin yapılmasını istediğinde (
), bu istem derhal yerine getirilir; (
). İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır.
2. 135 inci maddeye göre verilen karar gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığınca görevlendirilen kişiler tarafından çözülerek metin haline getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar, tercüman aracılığı ile Türkçe'ye çevrilir.
3. 135 inci maddeye göre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da aynı maddenin birinci fıkrasına göre hakim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı tarafından derhal son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir.
4. Tespit ve dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin bitiminden itibaren, en geç on beş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir.
B. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri
23. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan CMKnın 250. maddesinde, organize suç çetesi oluşturma ile terörizmin de içinde bulunduğu bazı suçların, genellikle Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri olarak anılan Ağır Ceza Mahkemelerinin konu hakkında uzman dairelerinin yetkisinde olduğu öngörülmektedir. CMKnın 251. maddesinde, bu suçların soruşturulmasının özel yetkili bir daire tarafından yürütülmesi gerektiği belirtilmektedir. Soruşturma işleminde adli bir yetki gerektiğinde, bu yetki, özel yetkili ağır ceza mahkemesi hakimi nezdinde talep edilmelidir. Ancak, bu tür mahkemelerin kurulmadığı bölgelerde, soruşturma işlemlerine ilişkin talepler normal olarak yetkili bir hakime yani sulh ceza mahkemesi hakimine sunulmalıdır.
C. Tutukluluk Süresinin Aşırı Uzun Olduğu Durumlarda Ödenen Tazminat
24. Tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğu durumlarda ödenen tazminata ilişkin hüküm, Demir / Türkiye Davasında ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 51770/07, 16 Ekim 2012) belirtilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 3. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
1. Başvuran tutukluluk süresinden şikayet etmektedir ve şikayetine dayanak olarak Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürmektedir:
" Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç (
) önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir."
26. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
27. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Somut olayda olduğu gibi, ihtilaflı tutukluluğun sonlanmış olması dolayısıyla, tazminat elde edilmesinin uygun bir telafi yolu teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Hükümet, bu konuyla ilgili olarak, Demir / Türkiye Kararına ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 51770/07, 16 Ekim 2012) atıfta bulunmaktadır.
28. Hükümet, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinin d) bendine dayanarak, tazminat talebinde bulunmanın mümkün olduğunu ancak, söz konusu talepte bulunulmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, Yargıtayın bu maddeyi ve aynı kanunun 142. maddesini, aşırı uzun tutukluluk süresi gerekçesiyle, tutuklu bulunan veya bulunmuş olan herkes için tazminat talebinde bulunmaya imkan verecek şekilde yorumladığını belirtmektedir. Hükümet, bu bağlamda iddiasını Yargıtayın 4 Nisan 2012 ve 15 Mayıs 2012 tarihli iki kararında yer alan şu ifadeye dayandırmaktadır: "Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinin tazminat ödenmesine imkan verdiği bazı koşullarda, davanın esası hakkında nihai bir karar verilmesini beklemek gerekli değildir. Söz konusu talep, davanın sonucuna bağlı olmadığında ve verilecek karar üzerinde etkisi olmadığında, nihai bir karar verilmeden önce sunulabilmektedir."
29. Mahkeme, ihtilaflı tutukluluğun sona erdiği andan itibaren tazminat elde edilmesinin, etkin olarak uygun bir telafi yolu teşkil ettiğini hatırlatmaktadır.
30. Başvuranın tutukluluk halinin sona ermiş olması dolayısıyla, Hükümet tarafından belirtilen yola başvurmasının, kendisine tazminat elde etme imkanı verip vermeyeceği hususunun incelenmesi gerekmektedir.
31. Bu bağlamda Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu metnine göre, söz konusu yola, ancak davanın esası hakkında nihai bir karar verildikten sonra başvurulabileceğini gözlemlemektedir. Halbuki somut olayda, dava yerel mahkemeler önünde halen derdesttir. Bu husus, mevcut somut olayı Demir /Türkiye Davasından ayırmaktadır.
32. Mahkeme, Yargıtayın, aynı durumda bulunan başka bir somut olayda, davanın sonlanmış olması koşulunu zorunlu tutmadığı iddiasına ilişkin olarak, söz konusu iddianın yargı kararlarıyla desteklenmediği kanaatine varmaktadır. Şayet Hükümet, Yargıtayın iki kararında ortaya konulan ilkeden bir beklenti içerisinde olduğunu belirtmekteyse, aşırı uzun niteliğe sahip bir tutuklamanın, Yüksek Mahkemenin belirttiği "koşullar" arasına girdiğini gösteren herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Hükümet tarafından sunulan 4 Nisan ve 15 Mayıs 2012 tarihli kararlar, tutuklamanın ardından en kısa zaman zarfında hakim karşısına çıkarılmama gerekçesiyle tazminat talep edilmesine ve halen derdest olan bir dava çerçevesinde maruz kalınan tutukluluk süresinin aşırı niteliği için tazminat ödenmemesine ilişkindirler.
33. Hükümetin, somut olayda olduğu gibi henüz davanın esası hakkında nihai bir karar bulunmadığında, söz konusu başvuru yolunun etkin olup olmadığını gösteren herhangi bir karar sunmaması sebebiyle, Mahkeme, öne sürülen kabul edilemezlik itirazını reddetmiştir.
34. Mahkeme, bu şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
35. Başvuran, tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğu kanaatindedir.
36. Hükümet, Mahkemenin konu hakkındaki yerleşik içtihadının "bilincinde" olduğunu belirtmektedir.
2. Mahkeme, ihtilaflı tutukluluğun beş yıl sürdüğünü gözlemlemektedir.
3. Yerel mahkemelerin, kuvvetli suç şüphelerinin varlığına ve devam etmesine dayanarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına karar verdiği dava dosyasında bulunan unsurlardan anlaşılmaktadır. Genelde bu koşul, doğru bir etken teşkil edebilmekteyse, sadece söz konusu durumda, başvuranın bu kadar uzun bir zaman boyunca tutuklu bulundurulmasını somut olayda haklı gösterebilir. (McKay / Birleşik Krallık (BD), No. 543/03, § 44, AİHM 2006-X, Idalov / Rusya (BD), No. 5826/03, § 140, 22 Mayıs 2012 ve Ali Hıdır Polat / Türkiye, No. 61446/00, § 28, 5 Nisan 2005).
4. Mahkemeye göre, somut olayda davanın esasına bakan hakim tarafından kabul edilen gerekçeler, "ilgili" ve "yeterli" olarak değerlendirilemezler; bu durumda, başvuranın davasının ivedilikle yürütülmesi gerektiği konusunun ayrıca incelenmesi gerekmemektedir.
5. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
6. Başvuran tutukluluk halinin yasal olmadığını ileri sürebileceği etkin bir başvuru yolunun bulunmadığını iddia etmektedir. Başvuran, tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara karşı itirazının incelenmesinin sonucunda, bir duruşma gerçekleştirilmediğini eklemektedir (şikayetin ilk kısmı). Hükümet görüşlerine cevaben sunduğu görüşlerde başvuran, adli makamların, kendisine göre ulusal mevzuatın adli makamları zorunlu tuttuğu gibi, tutukluluk halinin devamının gerekli olup olmadığını otuz gün içerisinde resen incelemediklerini ileri sürmüştür (şikayetin ikinci kısmı). Başvuran şikayetini desteklemek için, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasını ileri sürmektedir, bu hüküm aşağıdaki gibidir:
"Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir."
7. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
8. Mahkeme, şikayetin birinci kısmına yani, duruşma yapılmadığına dair iddiaya ilişkin olarak, ilgilinin tutukluluk haline karşı itiraz etmek için bir hakim tarafından etkin olarak dinlenme hakkı bulunmasının, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasından doğan ilk güvence olduğunu hatırlatmaktadır. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinde belirtilen koşullarda tutuklanan kişiler için, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası, bir duruşma gerçekleştirilmesini zorunlu kılmaktadır (Nikolova / Bulgaristan (BD), No. 31195/96, § 58, AİHM 1999-II, Svipsta / Letonya, No. 66820/01, § 129, AİHM 2006-III, daha önce anılan Idalov, § 161 ve Wloch / Polonya, No.27785/95, § 126, AİHM 2000-XI).
9. Mahkeme ayrıca, belirli koşullarda, özellikle ilgilinin, tahliye talebini bir mahkeme karşısında bir defa dile getirebildiğinde, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasından ayrılamayacak usuli gereklere riayetin, ilgilinin yeniden bir mahkeme karşına çıkarılmasını zorunlu kılmadığını hatırlatmaktadır (Rahbar-Pagard / Bulgaristan, No. 45466/99 ve 29903/02, § 67, 6 Nisan 2006, Depa / Polonya, No. 62324/00, §§ 48-49, 12 Aralık 2006 ve Saghinadze ve diğerleri / Gürcistan, No. 18768/05, § 150, 27 Mayıs 2010). Mahkeme, Türkiyedeki gibi bir hukuk sisteminde, tutuklu kişinin, davanın ya da soruşturmanın her aşamasında bir tahliye talebinde bulunabildiğini ve belli bir sürenin geçmesini beklemeksizin talebini yineleyebildiğini, her itirazın incelenmesi sırasında bir duruşma gerçekleştirme zorunluluğunun, ceza muhakemesini bazı durumlarda geciktirebileceğini daha önceki kararlarında da tespit ettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasından doğan davanın kendine özgü niteliğini ve özellikle ivedilik gerekliliğini göz önünde bulundurularak, bir duruşmanın yapılmasının, her türlü itiraz başvurusu için zorunlu olmadığı kanaatindedir (Altınok / Türkiye, No. 31610/08, §§ 53-54, 29 Kasım 2011).
10. Mahkeme, somut olayda, başvuranın tahliye talebinin, dava dosyası incelendikten sonra 3 Şubat 2011 tarihinde reddedildiğini tespit etmektedir. Başvuran, bu tarihe kadar bir ay, altı gün boyunca bir hakim karşısına çıkarılmamıştır. Dolayısıyla, başvuranın bu kadar uzun süren bir zaman dilimi boyunca hakim karşısına çıkarılmamasının, bir duruşma gerçekleştirilmesini gerekli kılıp kılmayacağı hususunun incelenmesi gerekmektedir.
11. Mahkeme, bu konuyla ilgili olarak, Öner Aktaş / Türkiye Davasında (No. 59860/10, §§ 45 à 49, 29 Ekim 2013) benzer bir şikayetin kabul edilemez olduğuna karar verdiğini gözlemlemektedir. Söz konusu kararın somut olayla ilgili olan kısımları aşağıdaki gibidir:
"46. Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin 28 Aralık 2010 ve 19 Nisan 2011 tarihli duruşmalar sonunda başvuranın tutukluluk halinin devamına karar verildiğini saptamaktadır. Başvuran tarafından bu kararlara karşı yapılan itiraz başvuruları, 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dosya üzerinden incelenmiş ve sırasıyla 3 Şubat 2011 ile 23 Mayıs 2011 tarihlerinde reddedilmiştir. Başvuran, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yukarıda anılan kararların verilmesinden, sırasıyla bir ay, altı gün ve bir ay, dört gün önce hakim huzuruna çıkarılmıştır.
47. Bu sürelerin, Mahkemenin daha önce incelenen davalar çerçevesinde (bk., diğerleri arasında, Çatal / Türkiye, No. 26808/08, § 41, 17 Nisan 2012 - yirmi dokuz günlük süre -, ve Koçhan / Türkiye, (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 3512/11, § 26, 11 Eylül 2012 - üç haftalık süre -) gözlemlediği sürelerden daha uzun olmasına rağmen, Mahkeme, somut olayda kendisini farklı bir sonuca götürecek herhangi bir neden görmemektedir. Mahkeme, esasen itiraz başvurularına konu olan tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların, ilgilinin davanın esası hakkında karar vermeye yetkili hakimlerin huzuruna düzenli aralıklarla çıkarıldığı yargılama aşamasında verildiğini tespit etmektedir. Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin, birinci derece mahkemesi olarak tahliye talepleri hakkında karar verdiği duruşmalarda, başvuranın hazır bulunduğunu ve tutukluluk halinin devamını haklı gösteren delil unsurlarına uygun şekilde itiraz etme imkanına sahip olduğunu kaydetmektedir (bk., bu anlamda, Altınok / Türkiye (No. 31610/08, §§ 54, 29 Kasım 2011). Ayrıca başvuranın durumuna ilişkin olarak, itiraz başvurularının incelenmesi sırasında, duruşmaların yapılmasını gerekli kılan bir niteliğin bulunduğu, iddia edilmemiş ya da saptanmamıştır.
48. Aynı zamanda davanın koşulları dikkate alındığında, AİHM, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, 3 Şubat ve 23 Mayıs 2011 tarihlerinde itiraz başvurularının incelenmesi sırasında, duruşma yapılmasının gerekli olmadığı kanısındadır. Taraflardan hiçbirinin bu başvurulara ilişkin yargılamalara sözlü olarak katılmaması nedeniyle yalnızca duruşmaların yapılmaması dolayısıyla silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilmediğini belirtmek gerekmektedir."
12. Mahkeme somut olayda farklı bir sonuca varmak için herhangi bir sebep bulunmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, şikayetin bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
13. Mahkeme, şikayetin ikinci kısmında belirtilen tutukluluk halinin devamının gerekliliğinin resen incelenmesiyle ilgili olarak, bu şikayetin, ilk olarak 29 Nisan 2013 tarihli görüşlerde, yani başvuranın tahliye edilmesinden altı ay sonra ileri sürüldüğünü gözlemlemektedir. Dolayısıyla, şikayetin bu kısmının da, sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkrası uyarınca, kabul edilemez olduğuna karar vermek gerekmektedir.
III. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
49. Başvuran, savcılığın mahkûmiyetini talep etmesi için esas aldığı telefon dinlemelerinin yasadışı olduğunu ve bu durumun Sözleşmenin 8. maddesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.
50. Hükümetin görüşlerine cevaben sunduğu görüşlerinde başvuran, mevzuata uygun olması için söz konusu dinlemelerin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yetkili dairesi tarafından talep edilmesi ve dinlemelere Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesince karar verilmesi gerektiğini belirterek ilk şikayetini açıklamaktadır.
51. Hükümet, başvuranın iddialarını kabul etmemektedir.
52. Öncelikle Mahkeme, başvuranın kullandığı telefonun hiçbir şekilde dinlenmediğini gözlemlemektedir. Aslında, bu telefon görüşmelerinin bazılarının ele geçirilmiş olması, diğer kişiler tarafından kullanılan telefonların dinlenmesinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın başlangıçta sanıklar arasında bulunmamasına ilişkin koşulun, gerçekleştirilen dinlemelerin Sözleşmeye uygunluğu üzerinde, kendi içinde, etkisi olmadığı kanaatindedir (Bk., mutatis mutandis, Cariello ve diğerleri / İtalya, No. 14064/07, 30 Nisan 2013).
53. Ardından Mahkeme, başvuranın şikayetinin, bu dinlemelerin yasallığı konusuyla sınırlı kaldığını dikkate almaktadır. Başka bir deyişle, başvuranın şikayeti, söz konusu dinlemeleri teşkil eden müdahalenin, Sözleşmenin 8. maddesi bağlamında kanun ile öngörülmediği iddiasına dayanmaktadır.
54. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşmenin 8. maddesinin 2. paragrafında yer alan kanun ile öngörülen ifadesinin, ihtilaf konusu tedbirin, iç hukukta bir temele dayanması gerektiğini ve ayrıca kanunun niteliğine göre uygulanması yükümlülüğü getirdiğini hatırlatmaktadır: bu ifadeler, ilgili kişinin, söz konusu tedbire erişimini gerektirmektedir, üstelik bu tedbirin kendisi için sonuçlarını ve hukukun üstünlüğüne uygunluğunu öngörebilmesini gerektirmektedir (Bykov / Rusya (BD), No. 4378/02, §§ 76. ile 78., 10 Mart 2009 ve Lambert / Fransa, 24 Ağustos 1998, § 23, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-V). Kamu makamları tarafından uygulanan gizli denetim bağlamında, Sözleşmenin 8. maddesi bakımından, iç hukuk, bir kişinin hakkının icrasına karşı keyfi müdahaleden korunması için imkan tanımalıdır. Bu bağlamda yerel mevzuat, hukuk sisteminin, endişe edilen çeşitli kötüye kullanımlara karşı uygun koruma yöntemleri sunabilmesini güvence altına almak için, bu türden bir yetkinin icra yöntemlerini ve alanının genişliğini yeterli bir açıklık getirerek belirlemelidir. Örneğin yerel mevzuat, ses kayıtlarının, - orjinal manyetik bantların sayısını ve uzunluğunu tespit etmek için olay yerine gitmesi pek de mümkün olmayan -hakim ve savunma tarafından denetime tabi tutulabilmesi amacıyla, adli dinlemeye tabi tutulması muhtemel kişilerin kategorisini belirlemelidir ve hakimi bu türden bir tedbir almaya, tedbirin uygulandığı süreyi belirlemeye zorunlu kılan suçların niteliğini, ele geçirilen konuşmaları kaydeden tutanakların düzenlendiği koşulları, alınan kayıtları bütünüyle ve el değmemiş bir şekilde iletmek için alınacak önlemleri belirlemelidir. Ayrıca, söz konusu mevzuat, özellikle takipsizlik veya tahliye kararları sonrasında kayıt dayanaklarının silinebileceği veya yok edilebileceği ya da silinmesi veya yok edilmesi gerektiği koşulları belirtmelidir. Bu tür bir inceleme, durumlar gereği, belirli ölçüde soyutluğun bulunmasını gerektirmektedir; bununla birlikte, bu durum, somut davada başvuran için geçerli iç hukuk kurallarıyla ilgilidir/alakalıdır. (Bk., diğerleri arasında, Huvig / Fransa, 24 Nisan 1990, §§ 27-29, 31 ile 34, Seri A No. 176-B, Weber ve Saravia / Almanya (kabul edilebilirlik kararı), No. 54934/00, § 95, AİHM 2006-XI, Valenzuela Contreras / İspanya, 30 Temmuz 1998, § 46, Derleme 1998 - V, Kenndy / Birleşik-Krallık, No. 26839/05, § 152, 18 Mayıs 2010, ve Uzun / Almanya, No. 35623/05, § 65, AİHM 2010 (özet)).
55. Somut olayda Mahkeme, ihtilaflı telefon dinlemelerine, Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi tarafından CMKnın 135. maddesine dayanarak karar verildiğini tespit etmektedir. Dolayısıyla, ihtilaflı müdahalelerin Türk Hukukunda yasal bir dayanağı bulunmaktadır.
56. Ayrıca Mahkeme, CMKda konuyla ilgili açık ve ayrıntılı kurallar konulduğunu ve makamların takdir yetkilerinin icrasında koşulların ve bu yetkinin sınırlarının yeterince açık bir şekilde belirtildiğini değerlendirmektedir. Aslında, metinde denetim tedbirlerinin süresi, koşulları, kayıtların imhası ve korunması öngörülmektedir; kanun metninde bu tür tedbirlerin alınmasına sebep olacak suçlar ve telefon görüşmeleri ele geçmesi muhtemel olan kişiler için suçlar kapsamlı bir şekilde belirlenmektedir. Diğer taraftan, metinde acil bir durumda dahi, telefon dinlemelerinin uygulanmasının, hakim onayının gerektirdiği belirtilmektedir ve bu durum keyfiliğe karşı uygun bir güvence teşkil etmektedir (Duran ve diğerleri / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), No. 39254/07, No. 39604/07, No. 40161/07, No. 40164/07, No. 40178/07, No. 40179/07, No. 40181/07, No. 40182/07, No. 40796/07 ve No. 40802/07, 11 Ocak 2011).
57. Mahkeme, dinlemelerin yasadışı olduğu ve bu dinlemelerin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının Özel Yetkili Dairesi tarafından talep edilmesi ve dinleme yapılmasına Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karar verilmesi gerektiği iddiasının doğru olmadığı kanısındadır.
58. Mahkeme, eski CMKnın 250. maddesinde organize suç çetesinin işlediği suçların, ağır ceza mahkemeleri ile Cumhuriyet başsavcılığı özel yetkili dairelerinin yetkisine bağlı olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, telefon dinlemelerinde olduğu gibi soruşturma işlemlerine ilişkin adli izinlerin, Ağır Ceza Mahkemesine bağlı aynı daireler tarafından talep edilmeleri gerektiğini kaydetmektedir.
59. Bununla birlikte Mahkeme, CMKya göre, bu tür mahkemelerin bulunmadığı bölgelerde, soruşturma işlemlerine ilişkin taleplerin diğer suçlar için olduğu gibi, sulh ceza mahkemesi hakimine sunulması gerektiğini tespit etmektedir.
60. Somut olayda Mahkeme, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde özel yetkili dairelerin bulunmaması halinde, soruşturmayı olağan savcıların yürütmesi gerektiğini dikkate almaktadır. Telefon dinlemeleriyle ilgili olarak, söz konusu bölgede ağır ceza mahkemesi bulunmaması nedeniyle, bu dinleme kararı, yürürlükte olan mevzuat uyarınca aynı bölgenin sulh ceza mahkemesi hakimi tarafından verilmiştir. Ardından dava dosyası, özel yetkili dairesi bulunan en yakın Başsavcılığa gönderilmiştir ve savcı, İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi önünde sanıkları suçlamıştır.
61. Mahkeme, bu durumda iç hukuka aykırılık teşkil edebilecek ve dolayısıyla Sözleşmenin 8. maddesinde öngörülen gerekliliklerle ters düşebilecek herhangi bir unsur görmemektedir.
62. Sonuç olarak, bu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
63. Başvuran, maddi tazminat olarak 18 000 avro (EUR) ve manevi tazminat olarak 105 000 avro (EUR) talep etmektedir.
64. Hükümet, bu talebin aşırı olduğu kanaatindedir ve Sözleşmenin 41. maddesi bağlamında, Mahkemeyi belirtilen bütün talepleri reddetmeye davet etmektedir.
65. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında herhangi bir nedensellik bağı görmemektedir ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme manevi tazminat olarak başvurana 5 000 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir.
66. Diğer taraftan Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, tutukluluk süresine ilişkin şikayetle ilgili olarak kabul edilebilir ancak geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine,
3. a) Sözleşme'nin 44 § 2 maddesine uygun olarak; davalı Devletin kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak başvurana 5 000 avro (beş bin avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 15 Nisan 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy