(AİHS m. 5, 34, 35) (Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşma m. 9, 14) (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m. 9, 10, 11) (2709 S. K. m. 36) (765 S. K. m. 61, 147) (ÇETİN DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (CEM AZİZ ÇAKMAK V. - TÜRKİYE DAVASI) (RAMAZAN CEM GÜRDENİZ - TÜRKİYE DAVASI)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
(Başvuru No. 62276/11)
13 Kasım 2014 tarihinde,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjelbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan ve Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 4 Ekim 2011 tarihinde yapılan başvuruya ilişkin anılan tarihte gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Eski bir Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Amirali olan başvuran Mehmet Fatih İlğar, T.C. vatandaşı olup, 1961 doğumludur ve İzmirde ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmirde görev yapan Avukat M. Ergün tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın Koşulları
1. Başvuranın Tutuklanması ve Aleyhinde Açılan Ceza Davası
2. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2010 yılında, tümü Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay ve memurlardan oluşan Balyoz (Fransızcası "la masse" veya İngilizcesi "sledgehammer") olarak adlandırılan bir suç örgütünün birçok sözde üyesine karşı ceza soruşturma başlatmıştır. Savcılık, söz konusu üyeleri, 2002 ve 2003 yıllarında seçilmiş hükümeti zorla devirmeyi amaçlayan askeri bir darbe planına katılmakla suçlamıştır ki bu eylem, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan Eski Ceza Kanununun 147. maddesi tarafından öngörülen bir suçtur (Balyoz Davasının detayları ve bu davaya ilişkin eylem planları için bk. Doğan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28484/10, 10 Nisan 2012 ve Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, 19 Şubat 2013).
3. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 6 Temmuz 2010 tarihli bir iddianameyle, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi önünde, Eski Türk Ceza Kanununun (Bakanlar Kurulunu zorla devirme teşebbüsünü önleyen) 61. maddesiyle birlikte 147. maddesine dayanarak, başvuranların da aralarında bulundu birçok kişi aleyhinde ceza davası açmıştır.
4. Gölcük Donanma Komutalığında, 6 Aralık 2010 tarihinde bir arama gerçekleştirilmiştir. Söz konusu arama, Balyoz Harekat Planlarına ilişkin birçok belgenin ele geçirilmesine imkan sunmuştur.
5. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Şubat 2011 tarihli duruşmada, 6 Aralık 2010 tarihli arama sırasında ele geçirilen belgelerin içerdiği ek bilgileri dikkate alarak ve ilgilinin suçlu olduğuna dair şüpheleri güçlendirerek, savcının talebi üzerine başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
6. Başvuran, serbest bırakılmak için birçok defa Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvuruda bulunmuştur. Başvuran, esasen kendisi aleyhinde ileri sürülen suçlamaları destekleyen dijital belgelerin, birçok ordu mensubunu suçlamak ve ihraç etmek amacıyla, aslında bütün belgelerden uydurulmuş veya sahte olduklarını ileri sürmüştür. Başvuran, suç ortaklarıyla birlikte, iddianameye dayanak olarak savcılık tarafından sunulan delil unsurlarının geçerli olmadığını göstermek amacıyla, Ağır Ceza Mahkemesi'ne karşı-bilirkişi raporları sunmuştur.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, savcı görüşünü dikkate alarak ve delillerin durumuna, başvurana atılı suçların niteliğine ve hakkındaki kuvvetli şüphelere dayanarak yapılan başvuruları reddetmiştir.
8. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2012 tarihinde, Balyoz Davası ile ilgili kararını vermiş ve Eski Ceza Kanununun 61. maddesi ile birlikte 147. maddesi gereğince, diğer sanıklar arasında başvuranı, on sekiz yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırmıştır.
9. Yargıtay, 9 Ekim 2013 tarihli kararıyla İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
2. Anayasa Mahkemesi'ne Sunulan Başvuru
10. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Anayasa Mahkemesi, 18 Haziran 2014 tarihli kararıyla, başvuranın ve suç ortaklarının tutukluluk halinin, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararıyla birlikte 21 Eylül 2012 tarihinde, yani bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girdiği tarihten önce sona erdiği kanısına varmıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, kendisinin zaman yönünden (ratione temporis) yetkisiz olduğu gerekçesiyle tutukluluk süresine ilişkin şikayeti reddetmiştir. Buna karşılık olarak, Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 36. maddesi tarafından öngörülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda, öncelikle savunma tarafından sunulan karşı bilirkişi raporlarının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığının ve bu hususta gerekçe gösterilmediğinin altını çizmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, söz konusu davanın anahtar ismi olan iki kişinin, H.Ö. ve A.Y.nin, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tanık olarak dinlenmiş olması gerektiğini tespit etmiştir.
12. Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin kararına dayanarak, 19 Haziran 2014 tarihinde başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. Ayrıca Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2012 ve 9 Akim 2013 tarihli kararların etkilerini ortadan kaldırarak, ilgili aleyhinde açılan ceza davasının yenilenmesine, bu yargılamaya ilişkin ilk duruşmanın 3 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirilmesine karar vermiştir.
3. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu'na Yapılan Başvuru
13. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutuklamalar Grubu ("Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu"), 1 Mayıs 2013 tarihinde,
Balyoz Davası kapsamında tutuklanan - başvuranın da aralarında bulunduğu - 250 kişi hakkında 6/2013 sayılı kararını vermiştir (bk, bu görüşlerin özeti için Gürdeniz/Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), No. 59715/10, § 14, 18 Mart 2014).
B. İlgili İç Hukuk ve Uluslararası Hukuk
14. İlgili iç hukuk ve uluslararası hukuk, Gürdeniz/Türkiye Kararında açıklanmaktadır ((yukarıda anılan §§ 15-28).
ŞİKAYETLER
15. Öncelikle başvuran, Sözleşme'nin 5. maddesini ileri sürerek, Sözleşme'ye ve yerel mevzuata aykırı olarak yakalanarak tutuklanmasından şikayet etmektedir.
16. Başvuran, yine Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrası açısından, tutukluluk süresini ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, yerel mahkemeler tarafından verilen tutukluluk halinin devamı kararını haklı gösteren gerekçelerin yetersizliğinden şikayet etmektedir.
17. Sonuç olarak başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasını ileri sürerek, tutukluluk halinin devamına itiraz etmek için etkin bir başvuru yolunun bulunmamasından şikayet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Sözleşmenin 5. Maddesinin 1., 3. ve 4. Fıkralarının İhlal Edildiği İddiası Hakkında
18. Başvuran, yakalandığı ve tutuklandığı sırada, ceza gerektiren bir suç işlediği gerekçesiyle suçlanması için makul nedenler olduğuna dair hiçbir delil unsurunun bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, kendisine göre hakkaniyete uygun olmayan bir ceza davası çerçevesinde tutuklu bulundurulmasının, özgürlük ve güvenlik haklarına ihlal teşkil ettiğini eklemektedir. Başvuran ayrıca, tutukluluk süresinden ve yerel mahkemelerin ileri sürdüğü, tutuklu bulundurulmasını haklı gösteren gerekçelerin yetersizliğinden şikayetçidir. Başvuran son olarak, tutukluluk haline itiraz edebileceği etkin bir başvuru yolu bulunmadığından da şikayet etmektedir.
Mahkeme, davanın olay olgularının hukuki değerlendirmesinde yetkili bir merci olması dolayısıyla (Glor/İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009), bu şikayetlerin Sözleşme'nin 5. maddesinin 1., 3. ve 4. fıkraları açısından incelenmeleri gerektiği kanısındadır.
19. Bu bağlamda, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendine ilişkin içtihat tarafından geliştirilen kriterleri hatırlatmak gerekmektedir. Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
« 2. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvuruları aşağıda sayılı hallerde ele almaz:
(...)
b) Başvuru, Mahkemece daha önce incelenmiş ya da uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine daha önceden sunulmuş bir başka başvuruyla esasen aynı olup yeni olgular içermiyorsa."
20. Bu hükümden, aynı davaya ilişkin uluslararası yargılamaların artmasını engellemeyi amaçlayan Sözleşmenin, uluslararası bir mahkemenin daha önceden inceleme konusu olmuş bir başvuruyu Mahkemenin yeniden ele alabileceğini göz ardı ettiği anlaşılmaktadır. (Celniku/Yunanistan, No. 21449/04, § 39, 5 Temmuz 2007). Söz konusu kural, Mahkemenin davayı incelediği tarihte, esas hakkında önceden verilmiş bir kararın bulunduğu dikkate alınarak, başvuruların sunuldukları tarihlerden bağımsız olarak uygulanmaktadır.
21. Bu bağlamda Sözleşme organlarının verdiği kararlar, bir başvurunun daha önceden başka bir uluslararası mahkeme önüne sunulmuş olmasının, Mahkemenin yetkisini bertaraf etmek için kendi içerisinde yeterli bir sebep olmadığını ve denetim organının niteliği, bu organ tarafından izlenen yöntem ve verdiği kararların sonucu, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi bakımından olması gerektiği gibiyse, Mahkemenin yetkisinin bertaraf edildiğini göstermiştir (Loukanov/Bulgaristan, No. 21915/93, 12 Ocak 1995 tarihli Komisyon Kararı, Karar ve Raporlar (KR) 80-B, s. 108 ve Varnava ve diğerleri/Türkiye, No. 16064-16066/90 ve 16068-16073/90, 14 Nisan 1998 tarihli Komisyon Kararı, KR 93-B, s. 5, Jelicic/Bosna Hersek (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 41183/02, 15 Kasım 2005 ve Karoussiotis/Portekiz, No. 23205/08, § 62, AİHM 2011 (karar özetleri)).
22. Mahkeme, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu önünde yürütülen yargılamayı kendisinin daha önce de incelediğini ve bu Çalışma Grubunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi anlamında, "uluslararası bir soruşturma ve çözüm makamı" olduğunu hatırlatmaktadır (Peraldi/Fransa ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 2096/05, 7 Nisan 2009 ve Savda/Türkiye, No. 42730/05, § 68, 12 Haziran 2012).
23. Dolayısıyla somut olayda, Mahkemenin, başvuranların Sözleşmenin 5. maddesinin 1., 3. ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetlerinin, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubuna sunulan şikayetlerle "esasen aynı" olup olmadığını belirlemesi gerekmektedir.
24. Mahkeme, daha önce vermiş olduğu Gürdeniz/Türkiye Kararında ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59715/10, §§ 15-28, 18 Mart2014), söz konusu davada Çalışma Grubunun, başvuranların da aralarında bulunduğu Balyoz Davasından tutuklu bulundurulan 250 sanığın özgürlükten yoksun bırakılmasının, keyfi olduğuna ve bu durumun, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 9. ve 14. maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 9., 10. ve 11. maddelerine aykırı olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Çalışma Grubuna yapılan başvuru, başvuranların Mahkemeye de sunduğu, Sözleşmenin 5. maddesine ilişkin şikayetleri kapsamaktadır. Bu sebeple Mahkeme, somut olayın koşullarını dikkate alarak, olguların, tarafların ve şikayetlerin benzer oldukları kanaatindedir.
25. Mahkeme, somut olayda bu içtihadı göz ardı etmek için herhangi bir sebep görmemektedir.
26. Dolayısıyla, Mahkemeye sunulan başvurunun, yukarıda belirtilen, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun sunduğu görüşün kaynağında yer alan başvuru ile esasen aynıdır ve Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca, bu başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi uygundur.
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy