(AİHS m. 3, 5, 13, 34, 35, 36, 44) (2709 S. K. m. 36, 125) (2577 S. K. m. 2) (ABDOLKHANI VE KARIMNIA - TÜRKİYE DAVASI) (DBOUBA - TÜRKİYE DAVASI) (KURKAEV - TÜRKİYE DAVASI) (X V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 72710/11)
KARAR
STRAZBURG
24 Haziran 2014
İşbu karar AİHSnin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yarashonen/Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos'un katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Haziran 2014 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (72710/11 no'lu) davanın temelinde, Çeçen asıllı bir Rus vatandaşı olan Zalim Yarashonen'in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM veya Mahkeme) 28 Ekim 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran İstanbul'da görev yapan avukatlar S. N. Yılmaz ve A. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ise (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 18 Mart 2013 tarihinde Hükümet'e tebliğ edilmiştir.
4. Hem başvuran hem de Hükümet başvurunun kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin görüşlerini sunmuşlardır. Sözleşme'nin 36. maddesi uyarınca davaya katılma hakkına dair bilgilendirilen Rus Hükümeti söz konusu haktan yararlanmamıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. Başvuranın Yakalanması ve Tutulması
5. Başvuran 1984 doğumlu olup, İstanbul'da ikamet etmektedir.
6. Başvuran, iddiaya göre babasının ve erkek kardeşinin Rus güvenlik güçleri tarafından öldürülmesi üzerine 2000 yılında, belirtilmeyen bir tarihte Rusya'dan kaçmış ve Türkiye'ye gelmiştir.
7. Yapılan kimlik kontrolünün ardından Türkiye'ye yasa dışı olarak girdiği ve pasaportu bulunmadığı gerekçesiyle başvuran 25 Ekim 2010 tarihinde İstanbul Atatürk Uluslararası Havalimanı'nda yakalanmıştır. Başvuran havalimanındaki emniyet şube müdürlüğünde gözaltına alınmıştır.
8. Atatürk Uluslararası Havalimanı emniyet şube müdürlüğünde bir polis memuru tarafından 26 Ekim 2010 tarihinde başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvuran, 2000 yılında nüfus cüzdanını kullanarak Gürcistan ile Türkiye arasındaki Sarp Sınır Kapısı'ndan geçerek Türkiye'ye giriş yaptığını ve hiçbir zaman pasaport sahibi olmadığını belirtmiştir.
9. Başvuran 1 Kasım 2010 tarihinde Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ne nakledilmiştir.
10. Başvuran 17 Şubat 2011 tarihinde, Mahkeme önündeki yargılamalar sırasında da kendisini temsil eden avukatı A. Yılmaz ile görüşmüştür. Dava dosyasında söz konusu görüşmenin kapsamına ilişkin hiçbir bilgi bulunmadığı gibi, bunun başvuranın avukatıyla ilk görüşmesi olup olmadığı da açık değildir.
11. Başvuran 13 Nisan 2011 tarihinde F. Amca isimli başka bir avukatla görüşmüştür. Avukat, görüşme notlarında başvuranın bu aşamada henüz sığınma talebinde bulunmadığını belirtmiştir. Avukat ayrıca başvuranın üç ile dört ay önce gribe yakalandığını; ancak tedavi talebinde bulunmadığını ve halen gripten muzdarip olduğunu kaydetmiştir. Görüşme notlarından, avukatın görüşmenin sonunda başvurana sığınma talebi ve sağlık sorunlarıyla ilgili olarak geri gönderme merkezindeki yetkililerle konuşmasını tavsiye ettiği anlaşılmaktadır.
12. Başvuran 18 Nisan 2011 tarihinde sığınma talebinde bulunmuştur.
13. Başvuranın avukatı A. Yılmaz 21 Nisan 2011 tarihinde standart posta yoluyla, başvuranın hukuka aykırı olarak tutulmasından şikayetçi olduğu ve serbest bırakılmasını talep ettiği bir yazıyı İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'ne göndermiştir. Avukat mektupta ayrıca makamların dikkatini başvuranın sağlık sorunlarına çekmiş ve tıbbi yardım talep etmiştir. Taraflarca verilen bilgilere göre, söz konusu mektup 2 Mayıs 2011 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na ulaşmıştır.
14. Bu arada, 29 Nisan 2011 tarihinde başvuran serbest bırakılmış ve kendisine sığınmacı belgesi verilmiştir. Sığınma talebi karara bağlanana kadar başvuranın Sakarya'da ikamet etmesi talimatı verilmiştir.
15. Başvuran 30 Nisan 2011 tarihinde öksürük ve halsizlik şikayetiyle İstanbul'da özel bir kliniğe gitmiştir. Göğüs röntgen muayenesine dayalı olarak başvurana alt solunum yolu enfeksiyonu tanısı konmuştur. Başvurana on günlük antibiyotik reçete edilmiş ve söz konusu sürenin sonunda kontrol için kliniğe tekrar gelmesi istenmiştir. Başvuranın kontrol için kliniğe tekrar gidip gitmediği açık değildir.
16. Hastalığın belirtileri devam ettiğinden, başvuran 9 Haziran 2011 tarihinde İstanbul Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gitmiştir. Hastanede yapılan başkaca tıbbi testler, başvuranın tüberküloz plöresi hastası olduğunu ortaya koymuştur. Başvuran 15 Haziran 2011 tarihine kadar söz konusu hastanede yatarak tedavi görmüştür. Taburcu edilmesi esnasında başvurana tedavisinin devamı için bir tüberküloz kliniğine başvurması tavsiye edilmiştir. Başvuran, taburcu edildikten sonraki sağlık durumu veya gördüğü tedavi hakkında herhangi bir bilgi vermemiştir.
B. Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde Tutulma Koşulları
1. Başvuranın Anlatımı
17. Başvuran, beş ay yirmi yedi gün süren alıkonması boyunca Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nin ciddi anlamda aşırı kalabalık olduğunu iddia etmiştir. Başvuran 40 metrekarelik bir yatakhaneyi, kendilerine sadece on beş ranza temin edilen yirmi dört ile kırk beş arasında kişiyle paylaşmak zorunda kalmıştır. İlgili zamanda merkezin toplam kapasitesinin 560 kişi olmasına rağmen, 600'e yakın kişi barındırılmaktaydı. Merkezin kalabalık olması hijyen sorunlarına yol açmıştır. Bina böceklenmiş ve sık sık bulaşıcı hastalık salgınları ortaya çıkmıştır; dolayısıyla başvuran ciddi bir bakteriyel enfeksiyon kapmıştır. Temin edilen yemeğin kalitesi ve miktarı da oldukça düşük olmuştur. Ayrıca, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde açık hava egzersizi yapma imkanı bulunmamaktaydı; bu da başvuranın tutulduğu süre boyunca dışarıya çıkamadığı anlamına geliyordu.
2. Hükümetin Anlatımı
18. Hükümet, başvuranın tutulduğu Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nin 300 kişilik kapasiteye sahip olduğunu ileri sürmüştür. Tutulan kişiler üç katta barındırılmaktır. İlk iki kat tutulan erkeklere, üçüncü kat ise kadınlara ayrılmıştır. Her katta sırasıyla 50, 58, 69, 76 ve 84 metrekare büyüklüğünde beş yatakhane bulunmaktadır. Tutulan erkeklere ayrılan on odanın her birinde on beş ile yirmi arasında yatak bulunmaktadır ve tüm odalar yeterince havalandırılmaktadır. Ayrıca her katta beş duş ve altı tuvaletin yanı sıra kahvaltı, öğle ve akşam yemeğinin her gün tüm katlarda servis edildiği 69 metrekarelik bir kafeterya bulunmaktadır. Tutulan kişilerin uygun hava koşullan mevcut olduğunda açık hava egzersizi yapma hakkı bulunmaktadır. Her perşembe günü bir doktor müessesede hazır olmakta ve tutulan kişilerin ayrıca acil durumlarda tıbbi tedaviye erişimi mümkün bulunmaktadır. Tesisteki hijyene gelince, geri gönderme merkezinde tam zamanlı çalışan altı temizlik görevlisi bulunmakta ve bina gerekli olduğu zaman dezenfekte edilmektedir.
19. Hükümet iddialarını desteklemek üzere, diğerlerinin yanı sıra (inter alia) her ikisi de iyi aydınlatılmış ve oldukça temiz olan iki yatakhanenin ve tutulan erkekler için ayrılmış katlardan birindeki koridor ve kafeteryanın fotoğraflarını ibraz etmiştir. Toplam yatak sayısının fotoğraflardan belirlenmesinin mümkün olmamasına rağmen, her iki odanın duvarlarına karşı konumlandırılmış ve odanın ortasında dar bir koridor bırakan iki sıra ranza bulunduğu gözlemlenmiştir. Bazı ranzalar birbiriyle temas halindeyken, diğerleri ise büyük metal dolaplarla ayrılmıştır. Masa ve sandalye gibi başka hiçbir mobilya odalarda mevcut değildir; odalardan sadece bir tanesinde yatakların üstünde battaniyeler vardır ve diğer odada hiçbir yatak takımı bulunmamaktadır. Kafeteryanın her katında bir televizyon mevcuttur. Ayrıca, tutulan erkeklere ayrılmış katlardan birine ait koridorun fotoğrafında metal bir mekik aleti ve bir egzersiz bisikleti görünmektedir.
20. Hükümet ayrıca başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ne ilk geliş tarihi olan 1 Kasım 2010 tarihinde toplam 265 kişinin (163 erkek ve 102 kadın) tutulduğunu belirtmiştir. Hükümet ayrıca 1 Kasım 2010'dan başvuranın serbest bırakıldığı tarih olan 29 Nisan 2011'e kadar tutulan kişi sayısının asla 300'ü geçmediğini iddia etmiş ve çeşitli tarihlerde tutulan erkeklere ilişkin kalma oranlarını aşağıdaki şekilde gösteren kayıtları ibraz etmiştir.
Tarih Tutulan Erkek Sayısı
Birinci kat İkinci kat Toplam
1 Kasım 2010 Ayrı sayım yapılmamıştır Ayrı sayım yapılmamıştır 163
28 Şubat 2011 55 101 156
1 Mart 2011 64 124 188
15 Mart 2011 52 114 166
31 Mart 2011 49 108 157
14 Nisan 2011 42 Bilinmiyor Bilinmiyor
15 Nisan 2011 Bilinmiyor 160 Bilinmiyor
28 Nisan 2011 Bilinmiyor 136 Bilinmiyor
II. İLGİLİ HUKUK VE UYGULAMA
A. İç Hukuk ve Uygulama
1. İlgili Mevzuat ve Uygulama
21. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 36
Herkes, ... yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak ... adil yargılanma hakkına sahiptir...
Madde 125
İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır...
İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir...
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
22. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (2577 sayılı Kanun) 2(l)(b) maddesi, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından idari yargılamaların başlatılabileceğini öngörmektedir.
23. Olayların meydana geldiği tarihteki ilgili diğer iç hukuk ve uygulamaya ilişkin bilgiye Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye (no. 30471/08, §§29-45, 22 Eylül 2009) kararından ulaşılabilinir.
2. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Tarafından Kurulan Alt Komisyonun Raporu
24. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'nu, 8 Aralık 2011 tarihli toplantısında Türkiye'deki mültecilerin, sığınmacıların ve düzensiz göçmenlerin, sınır dışı edilene kadar tutuldukları koşullar dahil olmak üzere, karşılaştıkları sorunları ele almak üzere bir alt komisyon kurmuştur. Bu amaca yönelik olarak iki milletvekili 10 ve 11 Mayıs 2012 tarihlerinde Edirne'deki, Kırklareli'ndeki ve Kumkapı Geri Gönderme Merkezi dahil olmak üzere İstanbul'daki geri gönderme merkezlerini ziyaret etmiştir.
25. Ziyaret raporu Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nin toplam 300 kişiyi (200 erkek ve 100 kadın) barındırma kapasitesi olduğuna işaret etmiştir. Ancak heyetin ziyareti esnasında (11 Mayıs 2012), geri gönderme merkezinde 297 erkek, 97 kadın ve 7 çocuk tutulmaktaydı. Yatak sayıları odalara göre değişmekteydi; tuvalet ve banyolarda hijyen yetersizdi. Geri gönderme merkezinde hem yeterli imkanlara sahip olan hem de yiyecek ve temel erzakın satın alınmasına olanak veren büyük bir kafeterya bulunmaktaydı. Tutulan kişiler, merkez içerisinde hareket serbestisine sahiplerdi ve ayrıca kafeteryalardaki televizyona da erişimleri vardı. Tutulan kişiler ayrıca koridorlarda bulunan spor ekipmanından da faydalanmaktaydılar.
26. Heyet özellikle, tutulan kişilerin haftada sadece bir kez, hava koşulları uygun olduğu takdirde açık havaya çıkmalarına izin verilmesini eleştirmiştir. Heyet, tutulan kişilerin uygun oldukları zamanlarda günlük açık hava egzersizi yapmalarına imkan veren tedbirler alınmasını tavsiye etmiştir.
B. Uluslararası Belgeler
27. Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) yabancı uyruklu kişilerin tutulma koşullarına ilişkin standartlarının (bk. CPT standartları, belge no. CPT/Inf/E (2002) 1- Rev. 2013) ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
29. CPTye göre, yabancıların mevzuat uyarınca kişilerin uzun süre boyunca özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının gerekli görüldüğü durumlarda, bu amaca özel olarak tasarlanmış, yasal durumlarına uygun maddi koşullar, uygun bir sistem sunan ve uygun niteliklere sahip personelin görev aldığı merkezlerde barındırılmaları gerekmektedir.
Bu tür merkezlerin yeterli mobilyaya sahip, temiz, tamire ihtiyacı bulunmayan ve içerdiği kişi sayısına yeterli yaşam alanı sunacak bir barınma yeri sağlaması gerektiği açıktır. Ayrıca, bir cezaevi ortamı izlemini uyandırmayı mümkün olduğunca çok engellemek için binaların tasarımına ve planına dikkat gösterilmesi gerekmektedir. Sistemsel faaliyetler ise açık havada egzersiz, dinlenme odasına ve radyo/televizyon ile gazete/dergilere erişimin yanı sıra diğer uygun boş zaman değerlendirme faaliyetlerini (örneğin masa oyunları, masa tenisi) içermelidir. Kişilerin tutulduğu süre ne kadar uzun olursa, kendilerine sunulan faaliyetlerin de o kadar fazla gelişmiş olması gerekmektedir.
...
79. Düzensiz göçmenlerin tutulma koşulları, özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının niteliğini, sınırlı kısıtlamalar ile ve çeşitli etkinlikleri kapsayan sistemiyle yansıtmalıdır. Örneğin, tutulan düzensiz göçmenlerin
tutuklu yerleşkesi içerisindeki hareket serbestilerinin mümkün olduğunca az kısıtlanması gerekmektedir.
Aynı rapor ayrıca 25 ve 26. sayfalarda, tutulma işleminin maddi koşullarının belirli durumlarda bulaşıcı hastalıkların yayılmasını sağlayacak nitelikte olabileceğine ve Devletlerin bu sorunu, diğerlerinin yanı sıra (inter alia) alıkonma merkezlerinde yeterli hijyenin sağlanması, aşırı kalabalıklığın engellenmesi ve ayrıca gün ışığına ve iyi havalandırmaya erişimin sağlanması aracılığıyla engelleme hususunda özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere karşı bir görevi bulunduğuna işaret etmektedir.
28. CPT, 2009 yılının Haziran ayında Türkiye'nin farklı illerinde, aralarında başvuranın tutulduğu İstanbul Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nin de ("İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezi olarak anılacaktır) bulunduğu, yabancılara yönelik altı geri gönderme merkezini ziyaret etmiştir. CPT'nin 16 Aralık 2009 tarihli ziyaret raporundan ilgili alıntılar şu şekildedir:
2007 yılının Mart ayında açılan İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezi, 560 kişilik (tutulan 360 erkek ve 200 kadın için) resmi kapasiteye sahip olan, Türkiye'de tutulu bulunan göçmenlere yönelik en geniş tutuklu yerleşkesidir. Ziyaret tarihinde merkezde 124 yabancı uyruklu kişi barındırılmaktaydı.
44. Ziyaret edilen gözaltı merkezlerindeki maddi koşullara ilişkin olarak heyet, önceki iki hafta boyunca ziyaret edilen birkaç gözaltı merkezinde (özellikle İstanbul-Kumkapı ve Edirne-Tunça) tutulan kişi sayısında keskin bir düşüş olduğunu, söz konusu merkezlerde tutulan tüm kişilerin neredeyse %50'sinin serbest bırakıldığının anlaşıldığını belirtmiştir. Bunun ziyaret tarihinde, kuruluşlardaki yaşam koşulları üzerinde faydalı bir etkisi olduğu aşikardır.
45. İstanbul-Kumkapı'da, yeni tutuklu yerleşkesindeki maddi koşullar, İstanbul'daki eski tutuklu yerleşkelerindeki koşullara kıyasla genel olarak çok daha iyiydi (dipnot: Ancak bazı iyileştirmeler ziyaretten çok kısa bir süre öncesinde yapılmıştır (örneğin; duvarların boyanması, dışarıdan temizlikçi görevlileriyle sözleşme imzalanması, v.b.)). Özellikle, tutulma odalarının çoğu geniş, iyi ışıklandırılmış (gün ışığına iyi erişim ile) ve çok temizdi.
Bununla birlikte, mevcut yer ve olanaklar göz önünde bulundurulduğunda, merkezin 560 kişilik mevcut resmi kapasitesinin çok yüksek olduğu açıktır. Özellikle, tutulma odalarındaki yaşam alam yetersizdir (örneğin; 30 yatak için 58 m2) ve ortak kullanılan odalar boyut ve ekipman bakımından noksandır (örneğin; zemin katında 120 yatak bulunurken, ortak kullanılan odalarda sekiz masa ve 23 sandalye bulunmaktadır). CPT İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezi'nin resmi kapasitesinin önemli ölçüde azaltılması ve ilerideki doluluk düzeyinin daima yeni kapasitenin sınırları içerisinde tutulmasını sağlamak üzere tedbirler alınmasını tavsiye etmektedir.
...
47. Kırklareli ve çocuklar ile kadınlar açısından İstanbul-Kumkapı istisna olmak üzere (dipnot: Kumkapıda mevcut avlu öncelikle polis araçları için park alanı olarak kullanılmıştır. Kısıtlı alan bulunmasından dolayı, sadece tutulan kadınlar ve çocuklar günlük açık hava egzersizi imkanından faydalanabilmekteyken, tutulan erkekler genellikle haftalar hatta aylar boyunca mütemadiyen açık hava egzersizi imkanından yoksun bırakılmışlardır.), ziyaret edilen gözaltı merkezlerinde tutulan yabancı uyruklu kişilere hiçbir açık hava egzersizi imkanı sunulmamıştır.
Ziyaret sonu konuşmaları esnasında heyet derhal bir tespitte bulunmuş ve Türk makamlarını Ağrı, Edirne-Tunça, İstanbul-Kumkapı, Konya ve Vandaki gözaltı merkezlerinde tutulan tüm göçmenlerin günde en az bir saat boyunca açık hava egzersizi imkanından faydalanabilmelerini sağlamaya yönelik gerekli tedbirleri almaya çağırmıştır.
Türk makamları 23 Eylül 2009 tarihli bir yazı ile İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezinde tutulan yabancı uyruklu kişilerin günde ortalama bir saat boyunca açık havaya çıkmalarına ve açık hava faaliyetlerinden faydalanmalarına izin verildiği hususunda Komiteyi bilgilendirmiştir....
CPT bu zamana kadar atılan adımları memnuniyetle karşılamakta ve Ağrı ve İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezlerinde tutulan tüm yabancı uyruklu kişilerin günde en az bir saat boyunca açık hava egzersizi imkanından faydalandığına ilişkin teyidin kendisine ulaştırılmasını istemektedir.
...
51. Ziyaret edilen birtakım gözaltı merkezlerinde, verilen yemeğin kalitesi ve/veya miktarına ilişkin çok sayıda şikayet alınmıştır. Söz konusu merkezlerden birinin müdürü, kendi deneyimlerine göre günlük kişi başına tahsis edilen bütçe olan 4.60 TRYnin açık bir şekilde yetersiz olduğunu heyete beyan etmiştir. CPT, yabancılara yönelik tüm gözaltı merkezlerinde tutulan göçmenlere temin edilen yemek hizmetinin, hem miktar hem de kalite bakımından yeterli olmasını sağlamak üzere tekrar gözden geçirilmesini tavsiye etmektedir.
29. Türk Hükümeti 11 Haziran 2010 tarihinde yukarıda CPT raporuna yanıt vermiştir. Hükümet'in yanıtının ilgili kısımlarından alıntılar şu şekildedir:
Yasadışı Göçle Mücadele ile ilgili Genelge'nin (632 sayılı, 18 Mart 2010 tarihli) B/4 maddesine göre, Valiliklere gönderilmek üzere Emniyet Genel Müdürlüğünce, bu Genelge ekinde yer alan Geri Gönderme Merkezlerinin Sahip Olması Gereken Fiziksel Koşullar ile Bu Merkezlerdeki Uygulamalara İlişkin Temel Esaslara uygun bir yönerge hazırlanacaktır.
Bu yönergede geri gönderme merkezlerinin kurulması, işletilmesi, kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının merkezlere verdikleri ayni ve nakdi yardımların düzenlenmesi, bu kuruluşlarla ilişkiler, barındırılacak olan yasa dışı göçmenler hakkında tutulacak kayıtlar (tutulması zorunlu defterler, merkezlerde kalan kişilerin kullanamayacakları eşyalar ile kıymetli eşyalarının ne şekilde saklanacağı), buralarda uygulanacak diğer kurallar ile kapasitesi dolu olan illerden kapasitesi uygun olan illere yasa dışı göçmen gönderilmesine ilişkin kurulacak sistemin işleyişi gibi hususlar yer alacaktır.
Yasadışı Göçle Mücadele ile ilgili Genelge'nin B/5 maddesi Yasa dışı göçmenlerin sınır dışı edilmelerine kadar geçen süre zarfında barındırıldıkları geri gönderme merkezlerinin sahip olması gereken fiziksel koşullar ile bu merkezlerdeki uygulamalara ilişkin temel esaslar genelge ekinde gönderilmiş olup, Emniyet Genel Müdürlüğünce çıkarılacak yönerge yürürlüğe girinceye kadar işlemler buna uygun olarak yürütülecektir. ifadesine yer vermektedir.
Genelge'nin Temel Esaslar Bölümü'nün 19. maddesine göre, merkezlere yönelik olarak aşağıdaki usuller uygulanacaktır:
e. Yeterli gün ışığı alınmasını sağlamak için gerekli tedbirler alınacaktır.
f. 24 saat veya daha fazla uzun süreyle tutulan kişilere günlük olarak açık hava egzersizi yapma imkanı sağlanacaktır.
g. Barınan yasadışı göçmenlere daha fazla ve çeşitli faaliyetlerin sunulması için gerekli tedbirler alınacaktır.
h. Yasadışı göçmenlerin erişebilecekleri televizyon vb. bulunması sağlanacaktır.
Yasadışı Göçle Mücadele ile ilgili Genelge'nin Temel Esaslar Bölümü'nün 9, 10, 11, 12. maddelerine göre;
- Günün her saatinde sıcak su imkanı sağlanacaktır.
- Her bir bölümde kadın ve erkek ayrı ayrı olmak üzere yeteri kadar tuvaletin olması sağlanacaktır.
- İhtiyaca cevap verecek kadar çamaşır makinesi olacaktır. Yasadışı göçmenlerin kullandıkları nevresim, battaniye ve çarşaf vb.leri belirli aralıklarla hijyen koşullarına uygun şekilde yıkattırılması sağlanacaktır.
- Şebeke suyu içmeye müsait değilse, yasadışı göçmenlere günlük içebilecekleri içme suyu temin edilecektir.
- Yasadışı göçmenlere verilen hizmetlerin (yemek, temizlik gibi), hizmet satın alması yöntemiyle yapılması esas alınacaktır.
...
30. Birleşmiş Milletler (BM) Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü François Crépeau, Türk Hükümeti'nin daveti üzerine 25-29 Haziran 2012 tarihleri arasında Türkiye'ye resmi bir ziyarette bulunmuştur. François Crépeau diğerlerinin yanı sıra (inter alid) Kumkapı ve Edirne'deki geri gönderme merkezlerini ziyaret etmiş ve 17 Nisan 2013 tarihinde BM Genel Kurulu'na bir rapor (A/HRC/23/46/Add.2) sunmuştur. Söz konusu raporun ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
42. Özel Raportör ziyareti esnasında göçmenlerin idari gözetim altına alınma nedenleri, bu gözetimin süresi, tutulma koşulları ve idari gözetim altına alınan göçmenlere yönelik güvencelere erişim konularında yetersiz bir düzenleme olduğunu kaydetmiştir.
52. Her ne kadar 2010 yılının Eylül ayında Türkiye emniyet makamları tarafından yayınlanan bir genelge ile geri gönderme merkezlerinde tutulan düzensiz göçmenlerin tutulma nedenleri, tutulma süresi, avukata erişim hakkı ve geri gönderme merkezinde tutulma kararına veya sınır dışı kararına karşı itiraz hakkı konularında sistematik bir biçimde bilgilendirilmeleri talimatı verilmiş olsa da, Özel Raportör'ün Edirne ve Kumkapı geri gönderme merkezlerinde tutulan kişilerle yaptığı görüşmeler, söz konusu genelgenin uygulamada sistematik bir biçimde hayata geçirilmediğini ortaya koymaktadır.
54. Özel Raportör ayrıca yukarıda amlan geri gönderme merkezlerindeki koşullardan da rahatsızlık duymuştur. Çocukların da aralarında bulunduğu idari gözetim altında tutulan kişiler çoğunlukla odalarda veya koğuşlarda kilitli tutulmakta ve dış alanlara erişimleri ya oldukça kısıtlıdır veya hiç bulunmamaktadır. Aşırı kalabalıklık, sağlığa elverişsiz koşullar ve yetersiz gıda diğer önemli endişe kaynaklandır.
31. 12 Ekim 2011 tarihinde yayımlanan Avrupa Komisyonu 2011 Türkiye İlerleme Raporu (SEC (2011) 1201), Türkiye'deki geri gönderme merkezlerinin yönetimine ilişkin ayrıntılı hükümlerin bulunmayışıyla ilgili olarak aşağıdaki tespitlerde bulunmuştur (91. sayfa):
4.24 ... Geri gönderme merkezlerinin yönetimi ve işletilmesine ilişkin kapsamlı kurallar/kılavuz ilkeler bulunmamaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), geri gönderme merkezlerinin fiziki durumu, görevlendirilecek personel, merkezlerin güvenliğinin ve merkezlerin içinde güvenliğin sağlanması, yemek ve sağlık hizmetlerinin temini, sosyal bakımdan korunmaya muhtaç gruplara ilişkin uygulamalar ile sivil toplumun bu merkezlerle ilişkilerini kapsayacak şekilde geri gönderme merkezlerinin yönetimine dair düzenlemeler yapacak bir yönerge hazırlamakla görevlendirilmiştir. Bu yönerge henüz onaylanmamıştır.
2012 İlerleme Raporu'nda da (10 Ekim 2012 tarihinde yayımlanmıştır, SWD 2012 (336) 75. sayfa) benzer şekilde Geri gönderme merkezlerindeki asgari yaşam standartları ve bu merkezlerin denetimi, hala düzenlenmemiştir. ifadesi yer almıştır.
32. Son olarak, Uluslararası Af Örgütü, 2009 tarihinde yayımlanan İki Arada Bir Derede: Türkiye'deki Mültecilere Koruma Sağlanmıyor başlıklı raporunda, Türkiye'deki sığınmacı ve mültecilerin keyfi olarak alıkonmasına ilişkin kaygılarını aşağıdaki ifadelerle dile getirmiştir:
Uluslararası Af Örgütü, gözaltında tutulan mülteci ve sığınmacıların yaşadıkları hak ihlallerinin ulusal mevzuatta idari gözetim altındaki kişilere ilişkin yeterli yasal korumanın bulunmamasından kaynaklandığı kaygısını taşımaktadır. Yabancı misafirhanelerinde idari gözaltında tutulan yabancılar gözaltında değil, idari gözetim altında sayılırlar. Bu da uygulamada sığınmacı ve mültecilerin uluslararası hukukun gözaltında tutulan herkese sağladığı yasal korumalardan haksız bir şekilde faydalanamamasına neden olmaktadır. Bu konudaki ulusal mevzuat ne olursa olsun, yukarıda da belirtildiği gibi uluslararası hukuk, herkesin keyfi gözaltına alınmama hakkı ya da gözaltına alındıklarında yasal korumaya sahip olma hakkı olduğunu belirtir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
33. Başvuran Sözleşme'nin 5 §§ 1, 2, 3 ve 4 maddeleri ile 13. maddesine dayanarak, tutulmasının yasaya uygunluğunu sorgulama imkanı bulunmaksızın hukuka aykırı şekilde tutulduğundan ve özgürlüğünden yoksun bırakılma nedenleri hakkında usulüne uygun şekilde bilgilendirilmediğinden şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşme'nin 5 § 5 maddesi kapsamında, söz konusu şikayetler açısından iç hukukta tazminat hakkı bulunmadığını iddia etmiştir.
34. Mahkeme öncelikle, Sözleşme'nin 13. maddesi kapsamındaki şikayetin sadece, 13. maddenin daha genel koşullarıyla ilgili olarak özel hüküm ifade eden (lex specialis) 5 § 4 maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir (bk. Amie ve Diğerleri/Bulgaristan, no. 58149/08, § 63, 12 Şubat 2013).
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
35. Sözleşme'nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikayete ilişkin olarak Mahkeme, başvuranın suç işlediği şüphesiyle kendisine cezai alanda bir suç yöneltilmemesi nedeniyle başvuranın Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. paragrafının c bendi hükümleri uyarınca yakalanmadığını veya tutulmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla söz konusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme'nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir (bk. Soldatenko/Ukrayna, no. 2440/07, § 103, 23 Ekim 2008).
36. Mahkeme, Sözleşme'nin 5 §§ 1, 2, 4 ve 5. maddeleri kapsamındaki diğer şikayetlerin, Sözleşme'nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca söz konusu şikayetlerin başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez bulunamayacağını belirtmektedir. Dolayısıyla söz konusu şikayetlerin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşmenin 5 § 1 Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
37. Hükümet, Sözleşme'nin 5 § 1 (f) maddesinin anlamı dahilinde başvuranın 25 Ekim 2010'dan 29 Nisan 2011'e kadar sınırı dışı edilmek üzere tutulduğunu belirtmiştir.
38. Başvuran, tutulmasının iç hukukta hiçbir yasal dayanağı bulunmadığı iddiasını sürdürmüştür.
39. Mahkeme önceden benzer bir şikayeti, Türk hukukunda kişinin sınır dışı edilmek üzere tutulmasına karar verilmesine yönelik bir usul öngören açık yasal hükümlerin bulunmayışından ötürü, başvuranların tutulmasının Sözleşme'nin 5. maddesi doğrultusunda hukuka aykırı olduğuna karar verdiği Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye (no. 30471/08, §§ 125-135, 22 Eylül 2009) davasında incelemiştir. Mahkemenin söz konusu kararında ulaştığından farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi özel bir koşul mevcut değildir.
40. Dolayısıyla somut olayda Sözleşme'nin 5 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
2. Sözleşme nin 5 § 2 Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
41. Hükümet, yakalandıktan sonra başvuranın polis memurları tarafından 26 Ekim 2010 tarihinde Türkiye'ye yasa dışı girişiyle bağlantılı olarak ifadesinin alındığını ve bu aşamada başvurana tutulmasının nedenleri hakkında bilgi verildiğini ileri sürmüştür.
42. Başvuran şikayetini yinelemiştir.
43. Mahkeme, Sözleşme'nin 5 § 2 maddesinde yer verilen temel güvenceye ilişkin genel ilkelerin Abdolkhani ve Karimnia (yukarıda anılan, § 136) davasında açıklandığını belirtmektedir. Mahkeme bu bağlamda, yakalanan kişiye, uygun gördüğü takdirde Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi uyarınca yakalanmasının hukuka uygunluğunu sorgulamak üzere mahkemeye başvurabilmesine imkan vermek için teknik olmayan, basit ve kolaylıkla anlaşılır bir dilde, yakalanmasının esas yasal ve maddi gerekçelerinin açıklanması gerektiğini vurgulamaktadır.
44. Mahkeme, yukarıda 37. paragrafta belirtilen Hükümet beyanına atıfta bulunarak, başvuranın tutulmaya başladığı tarih olan 25 Ekim 2010'dan itibaren sınır dışı edilmek üzere tutulduğunu gözlemlemektedir. Ancak ne 26 Ekim 2010 tarihli görüşme kaydı, ne de Hükümet tarafından ibraz edilen başka herhangi bir belge, başvuranın hava limanındaki emniyet genel müdürlüğü şubesinde ve ardından Kumkapı Geri GöndermeMerkezi'nde tutulmasının gerekçelerinin kendisine bildirildiğini ortaya koymaktadır (bk. Dbouba/Türkiye, no. 15916/09, § 52, 13 Temmuz 2010).
45. Dolayısıyla Sözleşme'nin 5 § 2 maddesi ihlal edilmiştir.
3. Sözleşmenin 5 §§ 4 ve 5 Maddelerinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
46. Hükümet, başvuranın tutulmasının hukuka uygunluğunu sorgulamak üzere Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36 ve 125. maddeleri uyarınca idare mahkemelerine başvurabileceğini ileri sürmüştür.
47. Başvuran iddialarını sürdürmüş ve Hükümet tarafından belirtilen hukuk yolunun pratikte etkili olmadığını iddia etmiştir.
48. Mahkeme ayrıca, Türk hukuk sisteminin başvuranın konumundaki kişilere Sözleşme'nin 5 § 4 maddesinin anlamı dahilinde tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında adli inceleme yapılmasına imkan veren ve Sözleşme'nin 5 § 5 maddesinin gerektirdiği şekilde hukuka aykırı tutulmalarına ilişkin tazminat elde etmelerine olanak tanıyan bir hukuk yolu sağlamadığı sonucuna vardığı pek çok geçmiş davada, Sözleşme'nin 5 §§ 4 ve 5 maddelerinin ihlal edildiğine karar verdiğini belirtmektedir (bk. yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia, §142; Tehrani ve Diğerleri/Türkiye, no. 32940/08, 41626/08 ve 43616/08, § 79, 13 Nisan 2010; ve yukarıda anılan Dbouba, §§ 53-54). İdare mahkemelerinin, talepleri hızlı bir şekilde inceleyip bir sığınmacının hukuka aykırı olarak tutulduğu gerekçesiyle kendisini serbest bıraktığına ve tazminata hükmettiğine ilişkin herhangi bir örnek Hükümet tarafından sunulmadığından, Mahkeme yukarıda belirtilen kararlarında ulaştığından farklı bir sonuca varmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
49. Ayrıca Mahkeme halihazırda başvuranın, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının gerekçeleri hakkında usulüne uygun şekilde bilgilendirilmediğine karar vermiştir (bk. yukarıda 45. paragraf). Mahkeme bu olgunun, başvuranın Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi uyarınca tutulma işlemine itiraz etmesi hakkının esastan yoksun kalmasına yol açtığını değerlendirmektedir (bk. Shamayev ve Diğerleri/Gürcistan ve Rusya, no. 36378/02, § 432, AİHM 2005-III; yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia, § 141; ve yukarıda anılan Dbouba, §54).
50. Yukarıdakilerin ışığında 5 §§ 4 ve 5 maddelerinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. TEK BAŞINA VEYA SÖZLEŞME'NİN 13. MADDESİYLE BİRLİKTE ELE ALINDIĞINDA BAŞVURANIN TUTULMASIYLA BAĞLANTILI OLARAK SÖZLEŞME'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
51. Başvuran Sözleşme'nin 3. maddesine dayanarak Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki maddi koşullardan şikayet etmiş ve tutulduğu sürenin son üç ile dört ayı esnasında kendisini etkileyen sağlık sorunlarına rağmen tıbbi yardım sağlanmadığını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca, Sözleşme'nin 13. maddesini ileri sürerek, Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamındaki haklarının ihlali hakkında şikayette bulunmak için erişebileceği herhangi bir hukuk yolu bulunmadığından şikayetçi olmuştur.
A. Tutulma İşleminin Maddi Koşulları
1. Kabul Edilebilirlik Hakkında
52. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun bu kısmının Sözleşme'nin 35 § 1 maddesi gereğince reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet bu bağlamda başvuranın idari ve adli makamlara başvurması ve Türkiye Cumhuriyet Anayasası'nın 125. maddesi veya İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2(l)(b) maddesi uyarınca tazminat talep etmesi gerektiğini iddia etmiştir. Hükümet, yabancılar geri gönderme merkezinde tutulma koşullarının özel olarak incelendiği herhangi bir idari veya adli emsal karar ibraz edemediğini; ancak bunun önerdiği idari hukuk yollarının etkili olmadığı anlamına gelmediğini belirtmiştir. Bunun yerine Hükümet, oğlu polis tarafından gözaltında tutulduğu esnada yaşamını kaybeden bir kişiye, ilgili polis memurlarının işkenceden mahkum edilmelerinin ardından bir idare mahkemesi tarafından Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesi uyarınca tazminat ödenmesine hükmedildiği bir emsal dava sunmuştur.
53. Başvuran, şikayetiyle ilgili olarak hiçbir uygun hukuk yolunun bulunmadığını ve bu durumun Hükümet'in söz konusu yasal hükümlerin pratikte nasıl etkili tazmin sağlayacağına ilişkin somut ve ilgili örnekler gösterememesini de açıkladığını belirterek, Hükümet'in savına itiraz etmiştir. Başvuran kendi adına, İstanbul Valiliği'nin Kumkapı'daki de dahil olmak üzere iki farklı geri gönderme merkezindeki tutulma koşullarına ilişkin iki yabancının şikayetleri hakkında ceza yargılamalarını başlatmayı reddettiği iki farklı örnek sunmuştur. İstanbul Valiliği'nin her iki kararı da İstanbul Bölge İdare Mahkemesi tarafından onanmıştır. Kumkapı'da tutulan davacı açık bir şekilde aşırı kalabalıklıktan şikayetçi olmuş; ancak ne Valilik ne de İstanbul Bölge İdare Mahkemesi kararlarında söz konusu iddiaya yanıt vermiştir. Bu koşullar altında başvuran, tutulduğu olumsuz koşullara ilişkin olarak herhangi bir hukuk yoluna başvurmanın hiçbir anlamı olmadığı kanaatine varmıştır.
54. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi konusunun, başvuranın tutulduğu insanlık dışı ve aşağılayıcı koşullar hakkında şikayette bulunmak üzere başvurabileceği etkili bir hukuk yolunun bulunmadığına ilişkin şikayetinin esasıyla yakından bağlantılı olduğu kanısındadır. Dolayısıyla Mahkeme Hükümet'in itirazını, Sözleşme'nin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayetin esasıyla birleştirmeyi gerekli görmektedir (bk. diğerlerinin yanı sıra, Sergey Babushkin/Rusya, no. 5993/08, § 34, 28 Kasım 2013).
55. Mahkeme ayrıca başvuranın Sözleşme'nin 3 ve 13. maddeleri kapsamındaki, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde tutulduğu koşullar ve bu bakımdan etkili bir hukuk yolu bulunmadığına ilişkin şikayetlerinin Sözleşme'nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığına karar vermiştir. Söz konusu şikayetler başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez değildir. Dolayısıyla Mahkeme bu şikayetlerin kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.
2. Esas Hakkında
(a) Sözleşmenin 13. Maddesi
56. Yukarıda 52. paragrafta belirtildiği üzere Hükümet, başvuranın tutulduğu koşullar hakkındaki şikayetleri bakımından etkili hukuk yolları bulunduğunu ileri sürmüştür.
57. Başvuran yukarıda 53. paragrafta belirtilen şikayetlerini ve savlarını yinelemiştir.
58. Mahkeme, yerel yasal düzende ne şekilde teminat altına alınıyor olursa olsun, Sözleşme'den doğan hak ve özgürlüklerden esaslı bir şekilde faydalanılmasına imkan veren, ulusal düzeyde bir hukuk yolunun mevcut olmasının Sözleşme'nin 13. maddesi ile güvence altına alındığına dikkat çekmektedir. Böylelikle Sözleşme'nin 13. maddesi, somut davada olduğu gibi Sözleşme kapsamında tartışmaya açık bir şikayetin özünün ele alınması (bk. aşağıda 74-81. paragraflar) ve uygun telafinin sağlanması için bir iç hukuk yolu sunulmasını gerektirmektedir (bk. diğer pek çok makamın yanı sıra, Kuala/Polonya (BD), no.30210/96, §157, AİHM 2000-XI).
59. Sözleşme'nin 13. maddesi kapsamındaki yükümlülüğün kapsamı, başvuranın Sözleşme'ye dayanarak yaptığı şikayetin niteliğine göre değişmektedir. Ancak, Sözleşme'nin 13. maddesinin gerektirdiği hukuk yolunun, itham olunan ihlali önleme veya söz konusu ihlalin devam etmesinin önüne geçme veya meydana gelen tüm ihlaller için uygun telafi temin etme anlamında, hem pratikte hem teoride etkili olması gerekmektedir (bk. Ananyev ve Diğerleri/Rusya, no. 42525/07 ve 60800/08, § 96, 10 Ocak
2012). Bilhassa sadece teoride değil, uygulamada da söz konusu hukuk yollarının varlığının yeterince kesin olması gerekmektedir. Aksi takdirde erişilebilirlik ve etkililik koşullan karşılanmamış olacaktır (bk. yukarıda anılan Ananyev ve Diğerleri, § 94). Sözleşme'nin 13. maddesinde atıf yapılan makamın muhakkak bir adli makam olması gerekmemektedir; ancak eğer söz konusu makam adli bir makam değil ise yetkileri ve sunduğu güvenceler, önündeki hukuk yolunun etkili olup olmadığına karar verilirken ilgili olmaktadır.
60. İnsanlık dışı veya aşağılayıcı tutulma koşullan hakkındaki şikayetler alanında Mahkeme halihazırda iki tür telafinin mümkün olduğunu gözlemlemiştir: (i) tutulma işleminin maddi koşullarının iyileştirilmesi ve (ii) bu tür tutulma işlemleri nedeniyle uğranan zarar veya kayıp için tazminat. Bir başvuranın Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı koşullar altında tutulması halinde, başvuranın insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz bırakılmama hakkının süregelen ihlalinin sonlandırılmasını sağlayacak bir iç hukuk yolu en üst düzeyde öneme sahiptir. Ancak uygunsuz şartlara maruz kaldığı yerleşkeyi terk ettikten sonra başvuran meydana gelmiş olan ihlal için tazminat talep etme konusunda uygulanabilir bir hakka sahip olmalıdır (bk. yukarıda anılan Sergey Babushkin, § 40).
61. Mahkeme işkenceye, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleden korunma hususundaki temel hakkın söz konusu olduğu durumlarda, önleyici ve tazmin edici hukuk yollarının etkili olarak değerlendirilmesi için birbirini tamamlayıcı olması gerektiğini vurgulamaktadır. Mahkeme'nin ilke olarak tazmin edici bir hukuk yolunun yeterli olabileceğini kabul ettiği, adli yargılamaların uzunluğuna ve kararların icra edilmemesine ilişkin davaların aksine (bk. Scordino/İtalya (no. 1) (BD), no. 36813/97, § 187, AİHM 2006-V ve Burdov/Rusya (no. 2), no. 33509/04, § 99, AİHM 2009 -...), Sözleşme'nin 3. maddesi ile yasaklanan türden muameleye karşı bireylerin etkin bir şekilde korunması için önleyici bir hukuk yolunun mevcudiyeti elzemdir. Gerçekten de Mahkeme, Sözleşme tarafından söz konusu hükme atfedilen özel önemin, Devlet tarafından tazmin edici bir hukuk yoluna ilaveten, bu tür muamelelerin tamamını süratle sona erdirecek etkili bir mekanizma kurulmasını gerektirdiği görüşündedir. Aksi takdirde, ilerde tazminat alma imkanı, Sözleşmenin bu esas hükmüne aykırı olarak, özellikle ciddi ıstırabın yasallaşmasına yol açacak ve Devletin, standartlarını Sözleşme gereklilikleriyle aynı hizaya getirme konusundaki yasal yükümlülüğünü kabul edilemez şekilde zayıflatacaktır (bk. yukarıda anılan Ananyev ve Diğerleri, § 98).
62. Mevcut davadaki olaylara dönülecek olduğunda Mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125. maddesi ve İdari Yargılamalar Usulü Kanununun 2(1)(b) maddesinde öngörüldüğü üzere başvuranın yerel makamlara şikayette bulunma ve genel adli inceleme işlemlerinde, idare mahkemeleri önünde tazminat davası açma yolunun açık olduğunun Hükümet tarafından geniş ifadelerle belirtildiğini gözlemlemektedir. Hükümet, yabancılara yönelik geri gönderme merkezlerindeki uygunsuz tutulma koşullarını tazmin etmek üzere, özel olarak tasarlanmış başka herhangi bir hukuk yoluna atıfta bulunmamıştır.
63. Mahkeme bu bakımdan davalı Hükümetin, önerdiği hukuk yolunun söz konusu özel koşullar içerisinde pratikteki etkililiğini, ilgili yerel mahkemelerin içtihatlarından veya idari makamların kararlarından örnekler ile ortaya koyma yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatmaktadır (bk. yukarıda anılan Ananyev ve Diğerleri, § 110; ve Stanev/Bulgaristan (BD), no. 36760/06, § 219, AİHM 2012). Ancak Türk Hükümeti, tutulan bir göçmenin önerilen hukuk yollarından faydalanarak haklarını savunabildiğini; yani idare mahkemesine veya idari makama yapılan başvurunun tutulma koşullarının iyileşmesiyle ve/veya olumsuz maddi koşullar nedeniyle yaşanan ıstırap için tazminata hükmedilmesiyle sonuçlandığını gösteren herhangi bir adli veya idari karar ibraz etmemiştir (Mahkemenin Sözleşmenin 35 § 1 maddesi kapsamında benzer kararları için bk. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye (no. 2), no. 50213/08, § 25, 27 Temmuz 2010; ve Kurkaev/Türkiye, no. 10424/05, §§26-27, 19 Ekim 2010). Benzer şekilde Hükümet, neden bu tür örnekler ibraz edemediğine ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır.
64. Mahkeme, Türk Hükümetinin bu kapsamda etkili iç hukuk yollarının mevcut olduğunu ispatlama yükümlülüğünün iki gerekçeden ötürü özellikle yerine getirilmesinin zorunlu olduğu kanısındadır. İlk olarak Mahkeme, olayların meydana geldiği tarihte göç kontrolü kapsamında yabancı uyruklu vatandaşların tutulmasına ilişkin Türk hukukunda bir kanun boşluğu bulunduğunu ve bu boşluk vasıtasıyla tutulma işleminin, özgürlükten yoksun bırakma olarak değil; ancak yabancıların sınır dışı edilene kadar geri gönderme merkezlerinde veya misafirhanelerde barındırılmaları veya korunmaları olarak kabul edildiğini hatırlatmaktadır (örneğin bk. yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia, § 120; ve ayrıca yukarıda 32. paragrafta anılan Uluslararası Af Örgütü raporunun ilgili alıntısı). Tutulan göçmenlerin özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarına ilişkin tamamen keyfi uygulama, tanınmamış tutulma işleminin koşullarını sorgularken söz konusu bireylerin haklarının ne derecede savunulacağı hakkında meşru bir endişe uyandırmaktadır. İkinci olarak, BM Özel Raportörü ve Avrupa Komisyonu tarafından kaydedildiği üzere, olayların meydana geldiği tarihte Türkiyede düzensiz göçmenlerin tutulmaları gereken koşulları düzenleyen kapsamlı bir yönetmelik mevcut değildi (bk. yukarıda 30 ve 31. paragraflar). Hükümet, 16 Aralık 2009 tarihli CPT raporuna yanıtında, Emniyet Genel Müdürlüğünün, diğerlerinin yanı sıra (inter alia), yabancılar geri gönderme merkezlerindeki maddi koşullara ve aradaki zamanda geçerli olacak olan 632 sayılı Genelgede öngörülen temel esaslara ilişkin bir yönerge hazırlamakla
görevlendirildiğini belirtmiştir (bk. yukarıda 29. paragraf). Mahkeme Hükümetin temel esasların icra edilip edilmediğine ilişkin hiçbir bilgi vermediğini kaydetmektedir. Hükümet yukarıda belirtilen yönergenin yürürlüğe girip girmediğini de belirtmemiştir. Bu koşullar altında, Hükümet tarafından belirtildiği gibi yabancılar geri gönderme merkezlerinde tutulma koşullarının incelemeye tabi olduğu varsayılsa dahi, bu tür koşulların hangi standartlara göre değerlendirileceği açık değildir.
65. Sınır dışı edilmek üzere tutma işleminin tüm yönlerine ilişkin bu belirsizlikten ötürü Mahkeme, Hükümet tarafından önerilen hukuk yollarının pratikte etkililiğine dair daha fazla somut delile ihtiyaç duymaktadır. Bu türden delillerin yokluğunda Mahkeme, Hükümet tarafından belirtilen genel hukuk yollarının bu bağlamda önleyici ve/veya tazmin edici etkili bir telafi sağlama kapasitesinin yeterli derecede kesin bir şekilde kanıtlanmadığı sonucuna varmak zorundadır.
66. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet'in iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazını reddetmiş ve somut olayın kendine özgü olaylarında, tutulma koşulları hakkında şikayette bulunmak için etkili bir hukuk yolunun bulunmayışı nedeniyle Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
(b) Sözleşmenin 3. Maddesi
(i) Tarafların Beyanları
67. Hükümet, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki tutulma koşullarına ilişkin anlatımını yinelemiş (bk. yukarıda 18-20. paragraflar) ve söz konusu koşulların Sözleşme'nin 3. maddesinin gerekliliklerine uygun olduğunu belirtmiştir. Hükümet, uyuma alanları ve ortak kullanılan alanlardan bazılarının fotoğraflarının yanı sıra başvuranın tutulduğu süre boyunca farklı tarihlerde geri gönderme merkezinde tutulan erkek sayılarının kaydedildiği kütüklerin nüshalarını ibraz etmiştir.
68. Başvuran, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde tutulduğu dönem boyunca merkezin aşırı kalabalık olduğunu ve Hükümet tarafından verilen bilgilerin aksine, yaklaşık olarak 600 kişi barındırdığını iddia etmiştir. Başvuran geri gönderme merkezinde tutulan erkeklere ayrılmış yatakhanelerin ve diğer mekanların boyutuna ve sayısına ilişkin olarak iki doktor tarafından düzenlenen ve Hükümet tarafından verilen rakamlarla kısmen çelişen bir raporu delil olarak sunmuştur. Söz konusu rapora göre, ilk katta sadece, alanları sırasıyla 76, 50, 58 ve 40 m2 olan dört oda ve ikinci katta ise, alanları sırasıyla 69, 76, 50, 58 ve 84 m2 olan beş oda bulunmaktadır. Her katta ayrıca beş duş, altı tuvalet ve 69 m2'lik bir kafeterya bulunmaktadır. Başvuran, aralarında kullanmak üzere kendilerine sadece on beş ranza verilen otuz beş ile kırk beş arasında kişiyle paylaştığı bir odanın yaklaşık olarak 40 m2olduğunu (kişi başı 1.14 ile 0.89 m2) iddia etmiştir. Tutulan kişilerin bazıları yerde battaniyeler üzerinde veya ibadet alanında verilen halı üzerinde uyumaya zorlanmıştır. Hükümet tarafından gönderilen ve mobilyalar arasında hareket edilebilecek fazla boşluk olmadığını gösteren fotoğraflardan da odaların sıkışık vaziyeti anlatabilmektedir. Bazı ranzalar birbiriyle temas ediyordu ve iki kişi oda içerisinde yan yana güçlükle yürüyebiliyordu. Başvuran ayrıca Hükümet'in kat başına tutulan kişi sayısını belirtmesine rağmen, altı aydan fazla süre boyunca kaldığı odanın yüzey alanına ve doluluk oranına ilişkin özel bilgi vermediğini iddia etmiştir.
69. Başvuran, Hükümet'in iddialarının aksine, tutulduğu yaklaşık altı aylık süre zarfının tamamı boyunca kendisinin bir kez bile açık havaya çıkmasına izin verilmediğini eklemiştir. Ayrıca, Hükümet'in atıfta bulunduğu, her katta bulunan kafeteryalar sadece yemek saatlerinde erişilebiliyordu; başvuran zamanının geri kalanını yeterince havalandırılmayan, sigara dumanıyla kaplanmış, kirli ve aşırı kalabalık odasında geçirmek zorunda kalmıştır. Hükümet tarafından ibraz edilen fotoğraflarda odalar yanıltıcı şekilde daha temiz ve daha düzenli görünüyordu; odaların fotoğraflar çekilmeden hemen önce temizlendikleri açıktı. Gerçekte ise, tüm yerleşke tahtakurusu dahil olmak üzere böceklerle kaplıydı. Başvuran delil olarak, tahtakuruları tarafından kötü şekilde ışınlan bir tutulan kişinin fotoğrafını ibraz etmiştir. Odadaki ışığın sürekli açık olması, tutulan çok sayıda kişinin genel hareketliliği ve gürültüsü nedeniyle uyuma koşullan daha da ağırlaşmıştır. Başvuran son olarak, geri gönderme merkezinde temin edilen yemeğin düşük kalitede olduğundan şikayet etmiştir.
(ii) Mahkemenin Değerlendirmesi
(a) Genel İlkeler
70. Mahkeme, içtihadına göre, kötü muamelenin Sözleşme'nin 3. maddesinin kapsamına girmesi için asgari ciddiyet seviyesine ulaşması gerektiğini vurgulamaktadır. Asgari ciddiyet seviyesinin değerlendirilmesi göreceli olup; muamelenin süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ve bazı vakalarda mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi davanın tüm koşullarına bağlıdır. Ayrıca Mahkeme, muamelenin Sözleşme'nin 3. maddesinin anlamı dahilinde aşağılayıcı olup olmadığını değerlendirirken, söz konusu müdahalenin amacının ilgili kişiyi rencide etmek ve küçük düşürmek olup olmadığını ve sonuçlar bakımından müdahalenin bireyin kişiliğini 3. maddeye aykırı bir biçimde olumsuz etkileyip etkilemediğini dikkate almaktadır. Ancak, bu tür bir amaç bulunmayışı Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi ihtimalini kesin olarak ortadan kaldırmamaktadır (bk. Riad ve Idiab/Belçika, no. 29787/03 ve 29810/03, §§ 95-96, 24 Ocak 2008).
71. Sözleşme'nin 3. maddesi uyarınca, Devlet, kişinin insanlık onuruna saygıyla tutarlı koşullar altında tutulmasını sağlamalı ve tedbirin uygulanma biçimi ile yönteminin, tutulmanın kendiliğinde kaçınılmaz olarak varolan ısdırap düzeyini aşan derecede sıkıntı ve güçlüğe bireyi maruz bırakmadığından emin olmalıdır (bk. yukarıda anılan Riad ve Idiab, § 99; S.D./Yunanistan, no. 53541/07, §47, 11 Haziran 2009; ve A.A./Yunanistan, no. 12186/08, § 55, 22 Temmuz 2010). Tutulma işleminin koşullan değerlendirilirken, hem söz konusu koşulların toplam etkilerinin hem de başvuranın belirli iddialarının dikkate alınması gerekmektedir (bk. Dougoz/Yunanistan, no. 40907/98, § 46, AİHM 2001-II). Kişinin belirli koşullar altında tutulduğu sürenin uzunluğu da değerlendirilmelidir (bk. diğer makamların yanı sıra, Alver/Estonya, no. 64812/01, § 50, 8 Kasım 2005; ve Aden Ahmed/Malta, no. 55352/12, § 86, 23 Temmuz 2013).
72. Tutulma işleminin gerçekleştirildiği bölgelerde yeterli kişisel alanın hiçbir şekilde bulunmaması, ihtilaflı tutulma işleminin koşullarının Sözleşme'nin 3. maddesi açısından aşağılayıcı olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla göz önünde bulundurulması gereken bir yön olarak ağır basmaktadır (bk. Karalevicius/Litvanya, no. 53254/99, § 36, 7 Nisan 2005, ve aşırı kalabalıktık meselesine ilişkin ilkelerin detaylı analizi için bk. yukarıda anılan Ananyev ve Diğerleri, §§ 143-48). Dört metrekarelik yaşam alanının sağlanmasının, çoklu kullanılan barınma yerlerine ilişkin kabul edilebilir asgari standart olmasına rağmen (bk. Hagyö/Macaristan, no. 52624/10, §45, 23 Nisan 2013), Mahkeme bir başvuranın üç metrekareden küçük bir zemin alanına sahip olması halinde, aşırı kalabalıklığın Sözleşme'nin 3. maddesine ilişkin ihlal kararı verilmesini tek başına haklı kılacak derecede ciddi olduğunun değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir (bk. Tunis/Estonya, no. 429/12, § 44, 19 Aralık 2013, ve bu kararda anılan davalar). Mahkeme aşırı kalabalıklığa ilişkin şikayetleri incelerken yaşam alanındaki mobilyaların kapladığı yeri de dikkate almaktadır (bk. Petrenko/Rusya, no. 30112/04, § 39, 20 Ocak 2011; ve Yevgeniy Alekseyenko/Rusya, no.41833/04, §87, 27 Ocak 2011).
73. Mahkeme ayrıca, Sözleşme'nin 3. maddesine uygunluğa ilişkin değerlendirmede, yeterli kişisel alana sahip olma zorunluluğu haricinde, tutulma işleminin fiziksel koşullarının diğer yönlerinin de önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bu esaslar arasında açık hava egzersizi, gün ışığı veya havaya erişim, havalandırmanın mevcut olması ve temel sağlık ve hijyen gereksinimleri bulunmaktadır (daha fazla ayrıntı için bk. yukarıda anılan Ananyev ve Diğerleri, § 149 ve devamındaki paragraflar, ve M.S.S./Belçika ve Yunanistan (BD), no. 30696/09, §222, AIHM 2011). Mahkeme özellikle, İşkencenin Önlenmesi Komitesi tarafından geliştirilen Cezaevi Standartlarında açık hava egzersizinin özel olarak belirtildiğini ve tüm tutulu bulunan kişilerin, istisnasız olarak, tercihen daha geniş kapsamlı bir hücre dışı programın bir parçası olarak, her gün en az bir saat boyunca açık havada egzersiz yapmalarına izin verilmesinin, tutulu bulunan kişilerin refahı için temel bir tedbir olduğunun değerlendirildiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan Ananyev ve Diğerleri, § 150).
(b) Yukarıdaki İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması
74. Mahkeme, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nin toplam kapasitesi, tutulan erkeklere ayrılan yatahkaneler, söz konusu odaların büyüklüğü, açık hava egzersizi, boş zaman değerlendirme faaliyetleri imkanları, verilen yemeğin kalitesi ve yerleşkenin hijyeni dahil olmak üzere başvuranın merkezde tutulma koşullarının pek çok yönüne taraflarca itiraz edildiğini kaydetmektedir. Ancak Mahkeme, davalı Hükümet tarafından sunulan ve ihtilaf edilmeyen geçerli olgular temelinde, Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit edebildiğinden, tarafların çelişen beyanlarını çözümlemeyi gerekli görmemektedir.
75. Mahkeme bu bağlamda, Hükümetin başvuranın tutulduğu odanın büyüklüğüne veya söz konusu odada barındırılan kişi sayısına ilişkin herhangi bir bilgi vermediğini kaydetmektedir. Hükümet sadece tutulan erkeklere tahsis edilen oda sayısına, oda başına düşen ve on beş ile yirmi arasında değiştiği anlaşılan yatak sayısına, söz konusu odaların her birinin büyüklüğüne ve başvuranın hangi katta kaldığını belirtmeksizin başvuranın tutulduğu dönem boyunca çeşitli tarihlerde kat başına kalan kişi sayısına ilişkin genel bilgiler vermiştir (Hükümet'in beyanları için bk. yukarıda 18-20. paragraflar).
76. Hükümet tarafından verilen bilgilerin sınırlı nitelikte olması nedeniyle, başvuranın odada sahip olduğu kişisel alanın kesin bir şekilde tespit edilmesi mümkün değildir. Bu koşullar altında Mahkeme'nin, tutulan erkeklere tahsis edilen odaların toplam alanını (674 m2), tutulan erkeklerin toplam sayısına bölerek tutulan kişi başına düşen zemin alanına ilişkin yaklaşık bir değerlendirme yapmaktan başka seçeneği bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Hükümet tarafından verilen rakamlar dikkate alındığında, tutulan erkek nüfusunun en düşük seviyede olduğu (yukarıda 20. paragrafta belirtildiği üzere toplam 156 kişi) 28 Şubat 2011 tarihinde dahi, tutulan erkek başına düşen kişisel alan 4.32 m2 olup, tavsiye edilen asgari alan olan 4 m2'den çok az büyüktür. Mahkeme, Hükümet tarafından kaydedildiği üzere tutulan erkek sayısının 188'e yükseldiği 1 Mart 2011 tarihinde tutulan kişi başına düşen zemin alanının 3.58 m2'ye kadar azaldığını kaydetmektedir. Aslında odalardaki demirbaşlar nedeniyle çok daha düşük olması gereken bu rakamlar ışığında, Hükümet tarafından verilen daha olumlu veriler temelinde dahi, başvuranın yatakhanesinde yeterli kişisel alana sahip olmadığının değerlendirilmesi makuldür.
77. Bu bulgu ayrıca CPT'nin Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki aşırı kalabalıktık sorununa ilişkin önceki görüşleriyle tutarlı olup, söz konusu görüşler Mahkeme'nin değerlendirmesine güvenilir bir zemin oluşturmaktadır (bk. Kehayov/Bulgaristan, no. 41035/98, § 66, 18 Ocak 2005). CPT'nin 2009 yılının Haziran ayındaki ziyareti ile başvuranın 2010 yılının Kasım ayından 2011 yılının Nisan ayına kadar tutulduğu dönem arasında, merkezin resmi kapasitesinin düşmesi gibi iyileştirmelerin yapıldığı ihtimali Mahkeme tarafından reddedilmemekle birlikte, akabinde Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü'nün sırasıyla 2012 yılının Mayıs ve Haziran aylarında yaptıkları ziyaretler de, söz konusu geri gönderme merkezinde aşırı kalabalıktık sorunu bulunduğuna ilişkin ek delil teşkil etmektedir (bk. yukarıda 25 ve 30. paragraflar). Özellikle, milletvekilleri tarafından bildirilen ve planlanan ziyaret tarihinde 297 olan tutulan erkek sayısı, söz konusu tarihte tutulan erkek başına düşen kişisel alanın, kendiliğinden Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlaline yol açabilecek düzeyde olan, 2.27 m2 olduğunu göstermektedir.
78. Ayrıca, göreceli veriler ışığında sınırlı alanın, bazı koşullar altında, yatakhanelerden uzakta zaman geçirme özgürlüğüyle telafi edilebilir olmasına rağmen (bk. Valainas/Litvanya, no. 44558/98, § 103 ve 107, AİHM 2001-VIII; ve Nurmagomedov/Rusya (k. k.), no. 30138/02, 16 Eylül 2004), Mahkeme başvuranın yeterli hareket serbestisine de sahip olmadığını değerlendirmektedir. Mahkeme başvuranın yaklaşık olarak altı ay süren toplam tutulma dönemi boyunca binanın dışına çıkmasına bir kez dahi izin verilmediği iddiasını öncelikli olarak ve ciddi endişe ile kaydetmektedir. Hükümet'in cevap olarak, tutulan kişilerin uygun hava koşullan mevcut olduğunda açık havaya çıkmalarına izin verildiğini belirtmesine rağmen, Hükümet başvuranın söz konusu haktan yararlanıp yararlanmadığını veya bu iznin ne sıklıkla verildiğini dile getirmemiştir. Her halükarda, açık hava egzersizine erişimin, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilere Sözleşme'nin 3. maddesinde tanınan korumanın temel bir unsuru olması ve dolayısıyla makamların takdirine bırakılamaz olması nedeniyle, CPT'ye göre tutulan her kişinin, hatta ceza olarak hücrelerine hapsedilen kişilerin bile, hücrelerindeki maddi koşullar ne kadar iyi olursa olsun her gün en az bir saat boyunca açık hava egzersizi yapma hakkına sahip olması gerekmektedir (bk. CPT standartları, belge no. CPT/Inf/E (2002) 1-Rev. 2013, § 48). Ancak bu durum, CPT, BM Özel Raportörü ve Türk milletvekilleri heyeti tarafından da bildirildiği üzere, ilgili tarihte Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde geçerli olmamıştır (bk. yukarıda sırasıyla 28, 30 ve 26. paragraflar). Mahkeme ayrıca, sınır dışı edilmek üzere kişilerin tutulmasının amacını dikkate alarak, başvuranın tutulduğu koşulların belirli yönlerinin, müebbet hapis cezalan infaz edilen mahkumlara yönelik Türk cezaevi rejiminden bile katı olduğunu kaydetmektedir (Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkında ilgili iç hukuk hükümleri için bk. X/Türkiye, no. 24626/09, §§ 25 ve 26, 9 Ekim 2012).
79. Ayrıca başvuranın hareket serbestisinden veya bina içerisinde boş zaman değerlendirme faaliyetlerinden yararlanmadığı anlaşılmaktadır. Bu hususa ilişkin olarak başvuran, söz konusu tarihte tutulan kişiler için mevcut olan tek ortak kullanım alanı olan, her kattaki kafeteryaların sadece yemek saatlerinde erişilebilir olduğunu ve yemek saatlerinde dahi boyutlarının küçük olması nedeniyle (69 m2), her katta tutulu bulunan kişileri barındırmaya kesinlikle yeterli olmadığını iddia etmiş ve Hükümet başvuranın bu iddiasına itiraz etmemiştir. Bu koşullar altında, başvuran yatak ve dolaplardan başka hiçbir mobilya bulunmayan, aşırı kalabalık bir yatakhanede aylarca alıkonmuştur. Ayrıca başvuran, Hükümet tarafından ibraz edilen fotoğraflarda görülen sınırlı spor ekipmanının, tutulduğu esnada mevcut olmadığını iddia etmiş ve Hükümet başvuranın bu iddiasına itiraz etmemiştir.
80. Mahkeme, yukarıdaki bulguların yanı sıra başvuranın hukuka aykırı olarak tutulduğu sürenin uzunluğunun ve tutulma süresinin belirsiz olduğu sırada yaşanmış olması muhtemel olan endişenin, başvuranın tutulduğu koşullar nedeniyle, tutulma işleminin kendisinde mevcut olan önlenemez ıstırap seviyesini aşan ve Sözleşme'nin 3. maddesinde yasaklanan aşağılayıcı muamele seviyesine ulaşan derecede bir sıkıntıya maruz kaldığına karar verilmesi için yeterli olduğunu değerlendirmektedir. Dolayısıyla başvuranın tutulduğu koşullara ilişkin iddialarının geri kalanının incelenmesi gerekli değildir. Mahkeme yine de, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde tüberküloza yakalandığına dair delil bulunmamasına rağmen, gözaltı merkezlerinde düzenli egzersiz imkanının ve hijyenin bulunmamasının yanı sıra aşırı kalabalıklığın, CPT'nin defalarca ifade ettiği üzere ulusal makamların önlemekle görevli oldukları bulaşıcı hastalıkların yayılmasına yol açabileceğinin altını çizmek istemektedir (örneğin bk. yukarıda 27. paragraf).
81. Yukarıdakilerin ışığında, başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde tutulduğu maddi koşullar nedeniyle Sözleşme'nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
B. Tıbbi Yardım
82. Hükümet, başvuranın avukatının 21 Nisan 2011 tarihli yazısı ellerine ulaşana kadar yetkililerin başvuranın sağlık sorunları hakkında bilgilendirilmemesinden ötürü, başvuranın tıbbi yardıma ilişkin şikayetiyle bağlantılı olarak mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca söz konusu yazı, başvurana derhal tıbbi tedavi sağlayacak konumda olan geri gönderme merkezi yetkililerine veya İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü'ne doğrudan gönderilmek yerine, faks ile değil; ancak posta ile İçişleri Bakanlığı'na gönderilmiştir. Hükümet ayrıca, geri gönderme merkezinde hafta bazında bir doktorun mevcut olduğunu dile getirmiştir.
83. Başvuran şikayetlerini sürdürmüş ve hem kendisinin hem de avukatının defalarca tıbbi yardım talebinde bulunduğunu ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, yerleşkede düzenli olarak bir doktor bulunduğu hakkında bilgilendirilmediğini iddia etmiştir.
84. Mahkeme, Sözleşme'nin 3. maddesinin, tutulan kişilerin sağlığının ve refahının, diğer unsurların yanı sıra, zorunlu tıbbi yardımı sağlamak suretiyle güvence altına alınmasını gerektirdiğini vurgulamaktadır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Kudla, § 94). Ancak Mahkeme, geri gönderme merkezinde bulaşıcı hastalıkların yayılmasını kolaylaştırmış olması muhtemel olan tutulma koşullarına ilişkin yukarıda 80 ve 81. paragraflarda belirtilen bulgularına halel getirmeksizin, başvuranın bu şikayetiyle bağlantılı olarak mevcut hukuk yollarını tükettiğine ikna olmamıştır.
85. Mahkeme öncelikle, başvuranın tutulduğu son üç ile dört hafta esnasında grip benzeri belirtilerden muzdarip olduğunu, söz konusu belirtilerin sonuçlarını belirtmeksizin genel ifadelerle dile getirdiğini gözlemlemektedir. Ancak Mahkeme, başvuranın serbest bırakılmasından bir gün sonra özel bir klinik tarafından düzenlenen tıbbi rapordan, ilgili tarihte belirtilerin halsizlik ve öksürme olarak ortaya çıktığını ve söz konusu belirtilerin özellikle endişelendirici olmadığı sonucunu çıkarmıştır. Dolayısıyla, başvuranın sağlık durumunun yetkililere kendi insiyatifleriyle tıbbi tedavi sağlamasını gerektirecek derecede ciddi olduğuna ilişkin herhangi bir delil bulunmayışından ötürü, yetkili makamların dikkatini sağlık sorunlarına çekmek ve tıbbi yardım talep etme yükümlülüğü başvurana aitti. Ancak, iddiaların aksine, geri gönderme merkezi yetkililerinin, başvuranın hasta olduğu iddia edilen zaman zarfı olan üç aylık tutulması boyunca en az iki sefer görüştüğü (17 Şubat ve 13 Nisan 2011) yasal temsilcileri veya başvuranın kendisi tarafından, başvuranın şikayetleri hakkında usulüne uygun bir şekilde haberdar edildiğini ortaya koyan hiçbir delil dava dosyasında bulunmamaktadır.
86. Mahkeme bu bağlamda, başvuranın yasal temsilcisiyle 17 Şubat 2011 tarihinde ilk kez görüştüğüne ilişkin hiçbir kayıt bulunmamasına rağmen, bir sonraki görüşme tarihi olan 13 Nisan 2011'de yasal temsilcisini son birkaç aydır grip olduğunu düşündüğü bir hastalıktan muzdarip olduğu hakkında bilgilendirdiği açıktır. Ancak, avukatın görüşme notlarına göre, başvuran sağlık sorunlarını geri gönderme merkezinin yetkilileriyle gerçekten görüştüğünü belirtmemiş; hatta üstü kapalı olarak bile dile getirmemiş olup, taleplerine rağmen yetkililerin tıbbi yardım sağlamadıkları şeklinde bir iddiada da bulunmamıştır.
87. 13 Nisan 2011 tarihli görüşmelerinin sonunda avukatın başvurana sadece, geri gönderme merkezi yetkilileriyle sağlık sorunları hakkında konuşmasını tavsiye etmiş olması, başvuranın eylemsiz kaldığına ilişkin şüpheleri güçlendirmiştir. Mahkeme, iddia edildiği gibi başvuranın tıbbi tedavi talepleri defalarca göz ardı edilmiş olsaydı veya durumu gözle görülür şekilde derhal tıbbi yardım gerektiriyor olsaydı, görüşmelerinin hemen ardından başvuranın avukatının geri gönderme merkezi yetkililerine daha fazla gecikmeksizin tıbbi yardım sunulmasını sağlamak üzere resmi bir talepte bulunmasının makul bir şekilde beklenebileceğini değerlendirmektedir.
88. Mahkeme, bunun yerine başvuranın avukatının konuya ilişkin herhangi bir girişimde bulunmadan önce 21 Nisan 2011 tarihine kadar beklediğini kaydetmektedir. Başvuranın avukatı söz konusu tarihte İçişleri Bakanlığı'na, başlıca olarak başvuranın hukuka aykırı bir şekilde tutulmasının sona erdirilmesini ve kısa bir cümle ile başvuranın geçmeyen grip hastalığının tedavi edilmesini talep ettiği bir yazıyı göndermiştir. İçişleri Bakanlığı'na başvuranın serbest bırakıldığı tarihten üç gün sonra ulaşan söz konusu yazının, makamların dikkatinin başvuranın şikayetlerine çekildiği ilk ve tek sefer olduğu ve bu durumun derhal müdahalede bulunulması ihtimali sunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, Mahkeme başvuranın tıbbi yardım talebinde bulunmaya yönelik önceki girişimlerinin dikkate alınmadığını ortaya koyan hiçbir şeyin yazıda bulunmadığı gerçeğini göz ardı etmemektedir.
89. Yukarıda belirtilenleri dikkate alarak Mahkeme, başvuranın tutulduğu süre boyunca sağlık sorunları hakkında yetkili makamları harekete geçirmeye yönelik gerekli adımları atmadığı sonucuna varmıştır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Ildani/Gürcistan, no. 65391/09, § 29, 23 Nisan 2013). Ayrıca başvuran, serbest bırakılmasının ardından veya kendisine sonradan konulan tüberküloz tanısının akabinde bu konuyu ilgili makamlar ve/veya mahkemeler önünde takip etmemiştir.
90. Bu koşullar altında Mahkeme, başvurana konulan tanının ciddiyetini kabul etmekle birlikte, başvuranın tıbbi ihtiyaçlarına ilişkin erişebileceği tüm yolları tükettiğini ispat etmediği kanaatindedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme'nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
91. Mahkeme halihazırda, mevcut içeriğe ilişkin olarak başvuranın tüketmesi beklenen hukuk yollarının mevcut olduğuna karar verdiğinden, başvuranın 13. madde kapsamında ileri sürdüğü şikayeti de benzer şekilde kabul edilemez bulmuştur. Dolayısıyla söz konusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme'nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
92. Başvuran maddi tazminat talebinde bulunmamıştır. Başvuran Sözleşme'den doğan haklarının ihlalinden ötürü manevi tazminat olarak 40.000 avro (EUR) talep etmiştir.
93. Hükümet bu talebin aşırı olduğunu belirterek itiraz etmiştir.
94. Mahkeme, başvuranın sadece ihlal kararı verilmesiyle tazmin edilemeyecek manevi zarara uğradığını değerlendirmektedir. Söz konusu ihlallerin ciddiyetini ve hakkaniyet temelinde değerlendirmelerini dikkate alarak Mahkeme, bu başlık altında başvurana 10.000 avro (EUR) ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraflar ve Giderler
95. Başvuran ayrıca avukatlık ücretine karşılık olarak 3.422 avro (EUR) ve seyahat giderleri, kırtasiye malzemeleri, fotokopi, tercüme ve posta gibi Mahkeme önünde gerçekleşen diğer masraf ve giderlere karşılık olarak 575 avro (EUR) talep etmiştir. Başvuran bu bağlamda yasal temsilcilerinin yirmi dokuz saatlik yasal çalışma yaptığını gösteren bir zaman çizelgesini, temsilcileriyle yaptığı yasal hizmet anlaşmasını ve geri kalan masraf ve giderlere ilişkin makbuzları ibraz etmiştir.
96. Hükümet, söz konusu taleplerin ispatlanmadığını değerlendirerek taleplere itiraz etmiştir.
97. Mahkeme'nin içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme mevcut davada, elindeki belgelerin ve yukarıda belirtilen kriterin ışığında, başvuranın tüm başlıklar altındaki masraflara karşılık olarak talep ettiği meblağın tamamının (3.997 avro (EUR)) başvurana ödenmesine hükmetmenin makul olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
98. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümet'in, Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'ndeki olumsuz maddi koşullarıyla ilgili olarak iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazını Sözleşme'nin 13. maddesi kapsamındaki şikayetin esasıyla birleştirmiş ve itirazı reddetmiştir.
2. Sözleşme'nin 5 §§ 1, 2, 4 ve 5 maddeleri kapsamındaki (başvuranın özgürlük hakkına ilişkin) şikayetlerin ve Sözleşme'nin 3 ve 13. maddeleri kapsamındaki (Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde tutulmanın maddi koşulların yanı sıra söz konusu koşullara ilişkin iddialarını ileri sürmek üzere etkili hukuk yollarının bulunmamasına ilişkin) şikayetlerin kabul edilebilir olduğunu beyan etmiş ve başvurunun geri kalanını kabul edilemez olarak nitelendirmiştir.
3. Sözleşme'nin 5 §§ 1, 2, 4 ve 5 maddelerinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
4. Başvuranın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde tutulması işleminin maddi koşullan nedeniyle Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
5. Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nde tutulma işleminin maddi koşulları hakkında şikayette bulunulabilecek etkili hukuk yollarının mevcut olmayışı nedeniyle, Sözleşme'nin 3. maddesiyle birlikte ele alındığında Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
6. (a) Davalı devlet tarafından başvurana, Sözleşme'nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi muaf olmak üzere 10.000 avro (EUR) (on bin avro);
(ii) Masraf ve giderlere karşılık olarak, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf olmak üzere 3.997 avro (EUR) (üç bin dokuz yüz doksan yedi avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
7. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.
İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme iç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 24 Haziran 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy