(AİHS m. 6, 35) (1602 S. K. m. 43) (GOLDER - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
(Başvuru No. 74704/11)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjelbro, ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla 1 Temmuz 2014 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 14 Kasım 2011 tarihli başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuranların isim listesi ekte yer almaktadır.
A. Davanın Koşulları
1. Başvurunun koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
2. Başvuranların yakını olan 1987 doğumlu Refik Eyilmez (« Refik »), belirtilmeyen bir tarihte, zorunlu askerlik hizmetine Ankarada Genelkurmay Başkanlığı karargahında şoför olarak başlamıştır.
3. Refik, 16 Temmuz 2009 tarihinde, saat 5.50de, komutanını almak üzere arabayla kışladan ayrılmıştır.
4. Refik, yaklaşık beş dakika sonra, aracının hakimiyetini kaybederek bir ağaca çarpmıştır.
5. Refik, aynı gün, saat 14.55de, kazada aldığı yaralardan dolayı hastanede hayatını kaybetmiştir.
6. Resen ceza soruşturması açılmıştır.
7. Soruşturmada, olayın meydana geldiği tarihte yağmur yağdığı, zeminin kaygan olduğu ve Refikin hızını hava koşullarına ayarlayamadığı belirtilerek, kazanın tek sorumlusunun genç adam olduğu sonucuna varılmıştır.
8. Herhangi bir ihmalin askeri makamlara veya üçüncü bir şahsa isnat edilemeyeceği kanaatine varan Askeri savcı, 29 Aralık 2009 tarihinde başvuranların avukatına Ocak 2010 tarihinde tebliğ edilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararını vermiştir.
9. Başvuranlar, 13 Ekim 2010 tarihinde, yakınlarının hayatını kaybetmesinden dolayı tazminat elde etmek amacıyla, ön koşul olarak Savunma Bakanlığı nezdinde idari başvuruda bulunmuşlardır.
10. İki aya aşkın bir süre idareden yanıt gelmemesini taleplerinin dolaylı yoldan reddedildiği şeklinde değerlendiren başvuranlar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine tam yargı davası başvurusunda bulunmuşlardır.
11. Başvuranlar, ölümcül kazanın, yakınlarının zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada meydana gelmesi nedeniyle, idarenin, kusursuz sorumluluk ilkesine dayanarak kendilerine tazminat ödemeye mahkûm edilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.
12. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 9 Mart 2011 tarihinde, değerlendirilmesi gereken sürenin başlangıcının (dies a quo), Refikin hayatını kaybettiği tarih olduğunu değerlendirerek, ön koşul olarak zorunlu tutulan idari başvuruda bulunulması amacıyla tanınan bir yıllık süreye riayet edilmemesi nedeniyle, tam yargı davası başvurusunu reddetmiştir.
13. Başvuranlar, karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır.
14. Bu talep, 1 Haziran 2011 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
B. İlgili İç Hukuk
15. Askeri Bölge İdare Mahkemesine ilişkin 1602 sayılı Kanunun 43. maddesinin somut olaydaki ilgili kısımlar aşağıdaki gibidir:
«İdari eylemlerden haklan ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.
(...)
Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. »
ŞİKAYETLER
16. Başvuranlar öncelikle askeri savcı tarafından yürütülen ceza soruşturmasının, adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini savunmaktadırlar.
17. Başvuranlar ayrıca, verilen süreye riayet etmemeleri nedeniyle idari başvurularının reddedilmesinden şikayet etmektedirler. Başvuranlar, bu kararın, Sözleşmenin 6. maddesi anlamında hakkaniyete uygun olmadığı. zira kendilerine göre, 1602 sayılı Kanunun 43. maddesi gereğince, somut olaydaki sürenin kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başladığı kanaatindedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
18. Mahkeme, ceza soruşturmasıyla ilgili olarak, itiraz edilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, başvuranların avukatına Ocak 2010 tarihinde tebliğ edildiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 8. paragraf). Halbuki ilgililer, Mahkemeye 14 Kasım 2011 tarihinde başvurmuşlardır. Dolayısıyla ilgililerin şikayeti, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık süre kuralına riayet edilmemesiyle örtüşmektedir.
19. Başvuranlar, tam yargı davasıyla ilgili olarak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin tazminat taleplerini reddetmesini yani başvurunun geç yapıldığına dair gerekçeyi dava konusu yaparak, adil yargılanma haklarından yoksun bırakıldıklarından şikayet etmektedirler.
20. Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasınca güvence altına alınan adil yargılanma hakkının, medeni hakların talep edilmesini sağlayacak etkin hukuki bir başvuru yolunun varlığını gerekli kılan hukukun üstünlüğü ilkesi ışığında yorumlanması gerektiğini hatırlatmaktadır (Beleş ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, No. 47273/99, § 49, AİHM 2002-IX). Her davalı medeni hak ve yükümlülüklerine ilişkin olarak her türlü itirazını bir mahkemeye bildirme hakkına sahiptir. Dolayısıyla Sözleşme nin 6. maddesinin 1. fıkrası, mahkemeye erişim hakkının -yani hukuki konuda bir mahkemeye başvurma hakkının- sadece bir yönünü oluşturduğu mahkeme hakkını korumaktadır. Yine Mahkeme, 6. maddenin 1. fıkrasının, medeni hak ve yükümlülüklerine ilişkin her türlü ihtilafı bir mahkeme önüne taşıma hakkını herkese tanıdığını ve bu şekilde de, erişimin yani hukuk davası açabilmenin bir unsuru olan mahkeme hakkını koruma altına aldığını hatırlatmaktadır (Golder/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975, § 36, Seri A No. 18, Liechtenstein Prensi II. Hans-Adam/Almanya (BD), No. 42527/98, § 43, AİHM 2001-VIII).
21. Mahkeme ardından mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak olmadığını ve özellikle bir başvurunun kabul edilebilirlik şartlarına ilişkin sınırlamalar gibi bazı zımni sınırlamalara tabi olduğunu, zira bu hakkın, niteliği gereği, bu alanda belli bir takdir yetkisine sahip olan devletin düzenlemesine tabi olduğunu hatırlatmaktadır (García Manibardo/İspanya, No. 38695/97, § 36, AİHM 2000-II, et Mortier Fransa, No. 42195/98, § 33, 31 Temmuz 2001). Bununla birlikte sınırlamaların kişiye tanınan başvuru hakkının özünü etkileyecek şekilde veya etkilenmesi sonucunu doğuracak şekilde uygulanmaması gerektiğini tekrar ifade etmek ister. Öte yandan, söz konusu sınırlamalar, Sözleşmenin 6. maddenin 1. fıkrası ile ancak meşru bir amaç güttükleri ve ulaşılmak istenen amaç ile kullanılan araçlar arasında makul bir orantı olduğu sürece bağdaşacaktır (Guérin/Fransa, 29 Temmuz 1998, § 37, Karar ver Hükümler Der1998-V, et Stubbings ve diğerleri/Birleşik Krallık, 22 Ekim 1996, § 50, Derleme 1996-IV).
22. Mahkeme diğer taraftan, ulusal mevzuatın yorumlanmasının öncelikle yerel makamların, özellikle mahkemelerin görevi olduğunu hatırlatmak ister. Mahkemenin görevi, bu tür yorumun etkilerinin Sözleşmeyle uyumluluğunu teyit etmekle sınırlı kalmaktadır. Bu görev, başvuruda bulunmak için riayet edilecek süreleri belirleyen kurallar gibi yargılamaya ilişkin kuralların da mahkemeler tarafından yorumlanması açısından son derecede doğrudur (Mottola ve diğerleri /İtalya, No. 29932/07, § 29, 4 Şubat 2014; Tejedor García/İspanya, 16 Aralık 1997, § 31, Derleme 1997-VIII). Başvuru yapmak için uyulması gereken sürelere ilişkin kurallarda, adaletin doğru biçimde tecelli etmesi hedeflenmektedir. Bu nedenle söz konusu düzenlemenin veya yapılan uygulamanın, geçerli başvuru yolunun kullanılmasında yargılanabilir kişiyi engellememesi gerekmektedir. Diğer taraftan Mahkeme, her durumda Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının amacı, konusu ve mevcut yargılamanın özellikleri ışığında, bir değerlendirme yapmalıdır (bkz, mutatis mutandis, Miragall Escolano ve diğerleri/İspanya, No. 38366/97, 38688/97, 40777/98, 40843/98, 41015/98, 41400/98, 41446/98, 41484/98, 41487/98 et 41509/98, § 36, AİHM 2000-I).
23. Son olarak Mahkeme, bu ilkelerin, başvuru yolunu kullanma hakkı yasal koşullara bağlanırsa, mahkemelerin usuli kuralları uygulayarak bir yandan yargılamanın hakkaniyetine ihlal teşkil edecek aşırı şekilciliği ve yasalarla düzenlenen usuli koşullan kaldırmakla sonuçlanan aşırı esneklikten kaçınılmasının sonucu olduğunu hatırlatmaktadır (Walchli/Fransa, No. 35787/03, § 29, 26 Temmuz 2007). Aslında yapılan düzenlemeler, hukuk güvenliği ilkesi ve adaletin doğru bir şekilde tecelli etmesi amaçlarına hizmet etmekten çıktığı ve dava açmak isteyen kişinin, fiilen yetkili mahkeme tarafından karara bağlanan uyuşmazlığının incelenmesini engelleyen bir tür bariyer oluşturduğu durumda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur. (Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, No. 36998/02, § 24, 27 Temmuz 2006).
24. Somut olayda Mahkeme, başvuranların ön koşul olarak idari başvuruda bulunmak için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hakkında
Kanunun 43. maddesinde verilen bir yıllık süreye itiraz etmediklerini dikkate almaktadır. Dolayısıyla ilgililer, zamanaşımı süresinin çok kısa olduğunu veya bir mahkemeye erişme haklarının kendi başına ihlal teşkil ettiğini iddia etmemektedirler.
25. Mahkeme, sona erdiğinde davanın zamanaşımına uğradığı varsayılan bir yıllık sürenin başlangıç tarihinin (dies a quo) belirlenmesinin dava için çok büyük önem taşıdığını kaydetmektedir.
26. Mahkeme öncelikle, 1602 sayılı Kanunun 43. maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvuru yapmak için gerekli olan bir yıllık sürenin, zararla ilgili yapılan idari başvurunun sonucunun tebliği tarihinden ya da başvuranların bu sonucu başka bir suretle öğrendikleri tarihten itibaren başladığı görüşündedir.
27. Mahkeme ardından, başvuranların tam yargı davası başlatarak, idarenin kusursuz sorumluluğunu kullanmayı amaçladıklarını belirlemektedir (yukarıdaki 11. paragraf). Bu sorumluluğun, idari bir olgu, zarar ve maruz kalınan zarar ile olgu arasındaki illiyet bağından oluşan üç unsurun bileşeni olduğu varsayılır.
28. Mahkeme, idari olgu ve kusursuz sorumluluğa ilişkin davanın esasının, başvuranların yakınının komutanını almaya gitmekle görevlendirildiği zorunlu askerlik hizmeti olduğunu dikkate almaktadır. Zarar ise başvuranların yakınının ölümüyle oluşmuştur.
29. Dolayısıyla, maruz kalınan zarar ile askerlik hizmeti arasındaki nedensellik bağına delil sağlamak yalnızca başvuranlara aittir. Somut olayın koşullarında, bu nedensellik bağı, yalnızca iki şartla kurulabilir: Kazanın, hizmet gereği askere ihtiyaç olduğu bir yerde ve askerin göreviyle bağlantılı olay mahallinde ve bir anda meydana gelmesi gerekli olmaktadır.
30. Mahkeme, bu iki kıstasın da olayın meydana gelmesiyle somut olayda oluştuğunu tespit etmektedir. Başvuranlar, kusursuz sorumluluk hakkında idari mahkemeye başvurmak için takipsizlik kararından haberdar olmaya ihtiyaç duymamışlardır. Aslında başvuranlar, idarenin olası ağır ihmalini kanıtlamayı amaçlamamışlardır. ilgililerin giderilmesini talep ettikleri zarar, doğrudan yakınlarının askeri yükümlülüklerini yerine getirmesine mal edilebilir. (yukarıdaki 2-5. paragraflar).
31. Dolayısıyla başvuranlar tarafından kusursuz sorumluluk esaslı tazminat davası açmak için idarenin olası kusurundan bilgi sahibi olmaya ihtiyaç duyulmasa bile, süre, ölüm tarihinde yani 16 Temmuz 2009 tarihinde makul olarak işlemeye başlayabilmektedir.
32. Bu nedenle, bir yıllık sürenin başlangıç tarihinin (dies a quo)Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından belirlenmesi, başvuru süresinin; yalnızca, başvuru sahibinin geçerli bir dava açma ehliyetine sahip olduğu, yani haklarının ihlal edildiğiyle ilgili belge ya da karardan haberdar olduğu tarihten itibaren işleyebileceği yönündeki ilkeye uymuştur. (anılan, Miragall Escolano ve diğerleri, § 37; Cañete de Goñi/İspanya, No. 55782/00, § 40, AİHM 2002-VIII).
33. Mahkeme sonuç olarak, somut olayın koşullarında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, idari yöndeki şikayetin takipsizlik kararından bilgi sahibi olunduğu tarihten itibaren değil, olay tarihinden başlayarak devam eden bir sürede yapılmadığı gerekçesiyle, geç sunulan başvuruyu reddederek başvuranları, Sözleşmenin 6. maddesi anlamında mahkemeye erişim haklarından yoksun bırakmadığını değerlendirmektedir.
34. Mahkeme sonuç olarak, iç hukuk kanununun bu şekilde yorumlanmasının, hakkaniyetsizlik olarak ya da kendi özünde başvuranların mahkemeye erişim haklarına zarar verecek nitelikte görülmediği kanaatindedir.
35. Sonuç olarak başvuru, Sözleşmenin 35. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy