(AHİM m. 3, 35) (MITLIK ÖLMEZ VE YILDIZ ÖLMEZ - TÜRKİYE DAVASI) (SABRİ GÜNEŞ - TÜRKİYE DAVASI) (SEYİTHAN ALPAR - TÜRKİYE DAVASI) (SARUHAN VE ÇELİK - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 12923/12)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
Robert Spano
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla, 8 Temmuz 2014 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 9 Ocak 2012 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Davalı Hükümetin görüşlerini ve başvuranın karşı görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran Ali Keskin, 1969 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Erzurumda ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İstanbulda görev yapan avukat B. Bedirhanoğlu tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, 21 Ağustos 2006 tarihinde, yedi yaşındaki oğlu A.K.yi yaralı halde bulmuştur.
4. Oltu Cumhuriyet Savcısı, 14 Ağustos 2008 tarihinde, Oltu Ağır Ceza Mahkemesine, başvuranın eski eşi N.K. hakkında bir iddianame sunmuştur. Söz konusu iddianame kapsamında, N.K., A.K.ye saldırmakla ve çiftin ilk çocukları olan M.K.yi öldürmekle itham edilmiştir. Başvuran, N.K. hakkındaki ceza davasına müdahil taraf olarak katılmıştır.
5. Oltu Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Mart 2010 tarihinde, sağlık raporlarını, tanık ifadelerini ve Cumhuriyet savcısının yazılı mütalaasını inceledikten sonra, N.K.nin üzerine atılı suçlardan beraatine hükmetmiştir.
6. Yargıtay, 25 Mayıs 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır. Söz konusu karar, 21 Haziran 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğüne tebliğ edilmiştir. Mahkeme başkanı, kararda, müdahil tarafa bildirim yapılması gerektiği şeklinde bir şerh düşmüştür. Dava dosyasındaki bilgilere göre, söz konusu karar, başvurana tebliğ edilmemiştir. Başvuran, 6 Ocak 2012 tarihinde, ilk derece mahkemesi yazı işleri müdürlüğünden kararın bir suretini almıştır.
ŞİKÂYETLER
7. Başvuran, olayların yaşandığı sırada yedi yaşında olan oğlunun, annesi yüzünden ağır şekilde yaralandığı iddialarıyla ilgili olarak ulusal makamlar tarafından etkin bir soruşturma yürütülmediğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, bu bağlamda, Oltu Cumhuriyet Savcısının, çocuğun sağlık muayenesiyle ilgili düzenlemelerin yapılması konusunda derhal harekete geçmediğini, çocuğun annesi hakkındaki ceza yargılamalarının çok uzun sürdüğünü ve delillerin ulusal mahkeme tarafından dikkatli bir şekilde incelenmediğini ileri sürmüştür. Başvuru, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında tebliğ edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
8. Başvuran, ceza hukuku mekanizmalarının ulusal makamlar tarafından somut davadaki uygulanış biçiminin, Sözleşmenin 3. maddesine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüştür.
9. Hükümet, başvurunun altı aylık süre kuralına uyulmamış olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, Yargıtayın nihai kararının Oltu Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğüne 21 Haziran 2011 tarihinde tebliğ edildiğini, somut başvurunun ise 9 Ocak 2012 tarihinde yapıldığını beyan etmiştir. Bu hususta, Rafiye Karaman ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 8415/09, 2 Kasım 2010) ve Ölmez/Türkiye ((k.k.), no. 39464/98, 1 Şubat 2005) kararlarında belirtilen Mahkeme içtihadına atıfta bulunmuştur.
10. Başvuran, Hükümetin ilk itirazına karşı itirazda bulunmuştur. Bu bağlamda, nihai karar, ilk derece mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne 21 Haziran 2011 tarihinde tebliğ edilmiş olsa da, yetkililer tarafından herhangi bir resmi bildirimin yapılmadığını ve kendisinin, söz konusu karardan, 6 Ocak 2012 tarihinde, davası hakkında bilgi almak amacıyla mahkemeye uğradığı sırada haberdar olduğunu belirtmiştir.
11. Mahkeme, Sözleşmenin 35/1 maddesinde belirtilen altı aylık süre sınırının bazı amaçlarla öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Öncelikli amaç, Sözleşmenin ihlalinden doğan sorunların gündeme getirildiği davaların, makul bir sürede incelenmesi suretiyle, hukuki kesinliğin sağlanması ve ilgili makamların ve kişilerin uzun süre belirsizlik içinde kalmalarının önlenmesidir. Bu tür bir süre sınırının getirilmesi, Yüksek Sözleşmeci Tarafların geçmiş kararların sürekli olarak gündeme getirilmesini önleme isteklerinden kaynaklanmakta ve düzen, istikrar ve huzurun sağlanması konusundaki haklı bir kaygıyı ortaya koymaktadır (bk. Sabri Güneş/Türkiye (BD), no. 27396/06, par. 39-40, 29 Haziran 2012).
12. Mahkeme, nihai mahkeme kararının yazılı bir suretinin başvurana otomatik olarak tebliğ edilmesinin öngörüldüğü durumlarda, altı aylık sürenin yazılı kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren başlatılması suretiyle, Sözleşmenin 35/1 maddesinin hedef ve amacına en iyi şekilde hizmet edileceği yönündeki uygulamasını hatırlatmaktadır (bk. 29 Ağustos 1997 tarihli Worm/Avusturya kararı, par. 33, Derlemeler 1997-V). Ancak, Mahkeme, iç hukukta kararın tebliğinin öngörülmediği hallerde, altı aylık sürenin başlangıcı olarak, kararın kesinleştiği tarihin, yani tarafların kararın içeriği hakkında tam olarak bilgi sahibi olabilecekleri tarihin esas alınmasının uygun olacağı kanaatindedir (bk. diğer kararlar arasında, İpek/Türkiye (k.k.), no. 39706/98, 7 Kasım 2000 ve Karatepe/Türkiye (k.k.), no. 43924/98, 3 Nisan 2003).
13. Somut davada, Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının, Yargıtayın kararında, müdahil tarafa da bildirim yapılması gerektiği şeklinde bir şerh düştüğünü gözlemlemektedir. Ancak, Mahkeme, bu şerhe rağmen, Ceza Muhakemeleri Usul Kanununun 33. maddesinde hükümlerin ve mahkeme kararlarının davaya taraf olan kişilere tebliğinin öngörülmüş olmasına karşın, Yargıtay Ceza Dairelerinde, kararların sanıklara tebliğ edilmesi gibi bir uygulamanın bulunmadığını hatırlatmaktadır (bk. yukarıda anılan İpek; Alpar/Türkiye (k.k.), no. 5684/02, 27 Mayıs 2008). Bununla birlikte, Mahkeme tarafından belirtildiği üzere, sanık, müdahil taraflar ve/veya avukatları, Yargıtay ilamının ilk derece mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne tebliğ edildiği andan itibaren, nihai kararın bir suretini almayı talep edebilmektedirler. Mahkeme, ayrıca, bir ceza davasının taraflarının, davalarının durumunu, herkesin erişimine açık olan Yargıtayın internet sitesinden takip edebileceklerine de dikkat çekmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Saruhan ve Çelik/Türkiye, no. 5298/06, par. 11, 22 Eylül 2009).
14. Somut davada, nihai karar, Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğüne 21 Haziran 2011 tarihinde tebliğ edilmiş; ancak başvuran, 9 Ocak 2012 tarihinde, yani tebliğ tarihinin üzerinden altı aydan uzun bir süre geçtikten sonra Mahkemeye başvurmuştur. Ayrıca, başvuran, Sözleşmenin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralına uymamasına yol açmış olabilecek herhangi özel bir durumun mevcut olduğunu da ispat edememiştir.
15. Mahkeme, somut davanın koşullarında, yukarıda belirtilen yerleşik içtihadından farklı yönde bir tespitte bulunmaya gerek duymamış ve başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesi uyarınca, altı aylık süre kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, çoğunluk oyuyla, Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy