(AİHS. m. 3, 6, 35) (5275 S. K. m. 50) (Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği m. 76) (Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük m. 155)
(Başvuru no: 19139/12)
Başkan,
Andras Sajö,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan ve 10 Mart 2015 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümü (metinde Mahkeme olarak anılacaktır),
Yukarıda anılan 23 Aralık 2011 tarihli başvuruyu dikkate alarak, Davalı Hükümetin görüşlerini ve başvuranın cevaben bildirdiği görüşlerini dikkate alarak,
Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran, Bay Tahir Canan, 1953 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve hapis cezası halihazırda Bandırmada infaz edilmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbulda görev yapmakta olan avukat Bayan Y. İmrek tarafından temsil edilmektedir
A. Davanın koşulları
2. Dava konusu olaylar, başvuran ve Türk Hükümeti tarafından ibraz edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran adam öldürme, ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya bulundurma suçundan Adana F tipi yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumunda bulunmaktaydı.
4. Başvuran 12 Ağustos 2009 tarihinde, söz konusu tarihe kadar tutulduğu Adana Cezaevinden, yaklaşık 1000 km uzakta bulunan Bandırma Cezaevine sevk edilmiştir. Adana ilinden değişik illere sevk olan toplam on iki hükümlü ve tutukluyu taşıyan ring aracının, Ankara Sincan kapalı ceza infaz kurumunda mola vermesi planlanmıştır.
5. Seyahatin neredeyse ortasında, söz konusu araç mola vermek için Ankara Jandarma Komutanlığında durmuştur ve başvuran tuvalet ihtiyacını karşılamak istediğini belirtmiştir.
6. Tutuklu ve hükümlüler, devriye komutan yardımcısının gözetiminde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasını müteakip üçerli gruplar halinde ihtiyaçlarını gidermeye başlamışlardır. Başvuran tuvalet ihtiyacını giderirken güvenliği sağlayan jandarmalardan, vücudunun önünde duran kelepçelerin açılmasını talep etmiştir (bk. aşağıda 29. paragraf). Ancak, hükümlülerin grubundan sorumlu Jandarma Üstteğmen Ü.G. söz konusu isteği geri çevirmiştir.
7. Başvuran, kelepçelerinin çıkarılması talebini tekrarlamasına rağmen elleri kelepçeli halde tuvalete gitmek zorunda kaldığı gerekçesiyle, Ü.G. tarafından aşağılayıcı muameleye maruz bırakıldığını ileri sürerek 17 Ağustos 2009 tarihinde Bandırma Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, jandarma görevlileri tarafından korunan Jandarma Komutanlığının tuvaletlerini kullanmış olması sebebiyle, bu türden bir muamelenin güvenliğe ilişkin kaygılar ile gerekçelendirilemeyeceğini iddia etmiştir.
8. Bandırma Cumhuriyet savcısı 5 Şubat 2010 tarihinde, başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran, daha önce vermiş olduğu ifadesini yineleyerek, otobüsteki diğer hükümlülerin de kendisine yapılan bu aşağılayıcı muameleye tanık olduklarını, çünkü kendilerinin de aynı koşullar altında tuvaletleri kullanmak zorunda kaldıklarını ileri sürmüştür.
9. Adana İl Jandarma Komutanlığındaki bir albay 6 Eylül 2010 tarihinde, başvuranı, J. Ütğm. Ü.G.nin Adana Cumhuriyet savcısı huzurunda ifade vermiş olduğu ve ilgili emirlere uygun hareket ettiği gerekçesiyle Jandarma Üsteğmene karşı başka herhangi bir disiplin işlemi ya da idari tedbir alınmamış olduğu hususlarında bilgilendirmiştir.
10. Sonrasında, Adana İl Jandarma Komutanlığı 27 Ekim 2010 tarihinde, başvurana hükümlülerin sevk edilmesi esnasındaki güvenlik tedbirlerinin belirli bir zamandaki güvenlik gereklilikleri göz önünde bulundurularak alındığını ifade eden ikinci bir mektup göndermiştir. Mektupta, başvuranla ilgili durumda kelepçe kullanılması gibi, bir durumun herhangi bir güvenlik tedbiri alınmasını gerektirip gerektirmediğini belirleme konusunda yetkili yegane kişinin sevk edilen gruptan sorumlu devriye komutanı olduğu belirtilmiştir.
11. Dava dosyasının ve İl Jandarma Komutanlığının hazırlamış olduğu soruşturma raporunun incelenmesinin ardından, Adana Valisi 8 Aralık 2010
tarihinde 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca Ü.G. hakkında ceza soruşturması başlatılmasına izin vermeme kararı almıştır. Vali, Jandarmanın, kaçmalarını önlemek için tutuklu ve hükümlülere kelepçe takma yetkisine sahip olduğunu belirten, Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevlerinin Diş Koruması ile Sevk ve Nakil Hizmetleri Yönergesinin 456. bölümüne atıfta bulunmuştur. Valinin kararı ayrıca, Jandarma Talimnamesinin, jandarma görevlilerinin refakatinde olmaları halinde tutuklu ve hükümlülerin tuvalete gitmelerine izin verileceğini ve bu esnada tutuklu ve hükümlülerin kelepçelerinin çıkarılmaması gerektiğini ifade eden 27. bölümüne da dayandırılmıştır. Vali, bu doğrultuda, Jandarma Üsteğmen Ü.G.nin başvuranın kelepçeleri çıkarılarak tuvalete gitmesine izin vermeme hususunda, ilgili mevzuata uygun şekilde hareket etmiş olduğunu belirtmiştir.
12. Valinin vermiş olduğu kararın ardından, Ankara Cumhuriyet savcısı 4 Nisan 2011 tarihinde, davanın kayıttan düşürülmesi yönünde karar vermiştir.
13. Başvuran, Cumhuriyet savcısının bu kararına itiraz etmiştir. Ancak, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi 30 Eylül 2011 tarihinde bu itirazı reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk
14. Hükümlü ve tutukluların sevk edildikleri sırada vücut hareketlerini kısıtlayan araç ve kelepçe kullanımı düzenleyen ulusal düzenlemeler aşağıdaki gibidir.
15. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun Zorlayıcı Araçların Kullanılması başlıklı 50. Maddesi şu şekildedir:
Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar; yetkili makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydı ile sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için kullanılabilir.
16. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün (2006/10218) Zorlayıcı Araçların Kullanılması başlıklı 155. maddesi aşağıdaki gibidir:
Çocuk hükümlüler hariç olmak üzere yetkili makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydı ile sevk ve nakil sırasında kaçmalarını önlemek için sağlığa zarar vermeyecek gerekli bütün önlemler alınır.
17. Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkiler Yönetmeliğinin Sevk ve Nakil Sırasında Alınacak Önlemler başlıklı 76. Maddesinin ilgili kısmında Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakil sırasında kaçmalarını önlemek için sağlığa zarar vermeyecek gerekli bütün önlemler alınır... denmektedir.
18. Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevlerinin Diş Koruması ile Sevk ve Nakil Hizmetleri Yönergesinin 4/B fıkrasının Sevk Eden Cezaevi Birliği, İl Merkez veya İlçe Jandarma Komutanlıklarınca Sevk ve Nakillerde Riayet Edilecek Genel Kurallar başlığı altındaki ilgili hükümler aşağıdaki gibidir:
Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakil sırasında kaçmalarını önlemek için kelepçe takmak, sevk edilenin koluna girmek, yeteri kadar personel ile etrafına çember oluşturmak gibi sağlığa zarar vermeyecek bütün önlemler alınır. Alınacak emniyet tedbirlerinin derecesinin tayininde belirleyici olan tek husus güvenlik ihtiyacıdır. Güvenlik ihtiyacını değerlendirerek kelepçe takılmasına karar verme yetkisi devriye komutanındadır.
Tutuklu ve hükümlülerin kelepçelerinin anahtarları devriye komutanında bulunur. Kelepçeler ölüm, yaralanma, kalp krizi, ağır hastalık gibi zaruri haller dışında kesinlikle açılmaz. Kelepçenin açılması durumunda emniyet tedbirleri arttırılır ve daha dikkatli davranılır.
Nakil sırasında hükümlünün iaşe ve bedensel ihtiyaçları giderilir.
19. Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkiler Yönetmeliği: 27-3 Nolu Devriye Yönergesinin 8-5 sayfasının Kelepçe Kullanılması başlığında Hükümlü ve tutukluların sevk ve nakil sırasında veya ceza infaz kurumu dışında kaçmasını önlemek ve kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz etmesini engellemek için kelepçe takılır. denmektedir.
20. Jandarma Talimnamesinin ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir. Sevk ve Nakillerde Alınacak Tedbirler başlıklı maddesinin (b) fıkrası Mahkûmlar araca bindirilmeden önce üzerleri ve eşyaları dikkatli bir şekilde aranır, saldırı veya firar amacı ile kullanılabilecek he türlü aletlerden arındırılır. Mahkûmların kelepçelerinin anahtarları devriye komutanında bulundurulur. Zaruri haller dışında kesinlikle kelepçe açılmaz.
21. Söz konusu Jandarma Talimnamesinin, Sevk Esnasında Muhtemel Durumlara Karşı Uygulanacak Hareket Tarzları başlıklı maddesi aşağıdaki gibidir:
Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakli sırasında kaçmalarını önlemek için sağlığa zarar vermeyecek şekilde bütün önlemler alınır. Yola çıkmadan önce arama yapılır. Tuvalet ve benzeri ihtiyaçlar giderilir. Tuvalete girildiğinde kapı açık tutulur ve kelepçe çıkarılmaz"
ŞİKAYETLER
22. Başvuran, elleri kelepçeli olduğu halde tuvalete gitmek zorunda bırakılmasının ve yolculuğuna hijyenik olmayan bir halde devam etmek durumunda kalmasının Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca aşağılayıcı muamele teşkil ettiğini iddia etmektedir.
23. Başvuran ayrıca, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak, konuya ilişkin yürütülen soruşturmanın sonucu ve soruşturmanın yürütülme biçimi hakkında şikayette bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
24. Başvuran cezaevine sevk edildiği sırada aşağılayıcı muameleye maruz kaldığı konusunda ve bu duruma ilişkin yürütülen soruşturma hakkında şikayetçi olmuştur. Başvuran, Sözleşmenin 3. ve 6. maddelerine dayanmıştır.
25. Mahkeme, başvuranın şikayetlerinin yalnızca Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği görüşündedir.
26. Mahkeme, kötü muamelenin, Sözleşmenin 3. maddesinin alanına girmesi için, asgari bir ciddiyet seviyesine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Asgari seviye hakkında yapılacak değerlendirme özü itibariyle görecelidir; bu değerlendirme muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, bazı hallerde cinsiyet, yaş, mağdurun sağlık durumu gibi davaya özgü koşulların tümüne bağlıdır (bk, diğerleri arasında, Ireland / Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 162, A Serisi no. 25, Peers / Yunanistan, no. 28524/95, § 67, AİHM 2001-III ve Svinarenko ve Slyadnev / Rusya (BD), no. 32541/08 ve 43441/08, § 114, 17 Temmuz 2014).
27. Mevcut davada söz konusu muameleye ilişkin olarak, kelepçeleme işlemi, hukuka uygun bir tutma kararıyla ilgili olarak uygulanması ve makul ölçüde gerekli olandan fazla güç kullanmayı içermemesi veya kişinin kelepçeli halini kamuya ifşa etme amacı taşımaması halinde, Sözleşmenin 3. maddesi bakımından bir sorun doğurmayacaktır. Bu işlemin uygulanmasında kişinin kaçma, yaralamaya veya bir zarara sebebiyet verme riski bulunup bulunmadığının yanı sıra tıbbi tedavi için hastaneye nakil halinde ortaya çıkan koşulları da dikkate almak gerekir (bk, diğerleri arasında ve gerekli değişikliklerle, yukarıda anılan, Raninen / Finlandiya, § 56, Mathew / Hollanda, no. 24919/03, § 180, AİHM 2005-IX, Kuzmenko / Rusya, no. 18541/04, § 45, 21 Aralık 2010 and Svinarenko ve Slyadnev / Rusya (BD), no. 32541/08 ve 43441/08, § 117, 17 Temmuz 2014).
28. Mevcut davada, Mahkeme, başvuranın yeni cezaevine sevk edildiği sırada seyahatin ortasında elleri kelepçeli halde tuvalet ihtiyacını karşılamak zorunda kaldığını belirtmektedir. Başvuran, Mahkemenin bu durumun kendisinde fiziksel veya ruhsal etkilerinin olduğu sonucuna varmasına yol açacak herhangi bir belge sunmamış veya iddiada bulunmamıştır. Mahkeme, ayrıca, meydana geldiği iddia edilen olayın kamusal nitelik taşımadığını gözlemlemektedir.
29. Hükümet, tutuklu ve hükümlülerin sevk edildikleri sırada Manoset tipi kelepçe kullanıldığını ve ellerin vücudun ön kısmında bulunacak şekilde kelepçelendiğini belirtmiştir. Hükümet, ayrıca, Masonet tipi kelepçe kullanıldığından tutuklu ve hükümlünün iki eli arasındaki mesafe 10 cm olduğunu; bilek ve kelepçe arasında da en az 1 cm boşluk bırakıldığını eklemiştir. Hükümet, kelepçe başlıkları arasındaki mesafe dikkate alındığında, hükümlünün tuvalet ihtiyacı sonrasında ellerinin temizlik ihtiyacını giderme konusunda hareket kabiliyetinin yeterli olduğunu belirtmiştir.
30. Mahkeme, başvuranın şikayetçi olduğu muamelenin küçük düşürme veya aşağılama amacı taşımadığı ve tutukluların sevk edildiği sırada Jandarma Üstteğmenin sadece alınması gereken güvenlik tedbirlerini düzenleyen ilgili yönetmeliği uygulamasından kaynaklandığı görüşündedir (bk. gerekli değişikliklerle, yukarıda anılan, Raninen / Finlandiya, § 58).
31. Başvuranın olay günü herhangi bir sağlık problem olduğunu belirtmediğini göz önüne alarak, Mahkeme, bu koşullar altında söz konusu güvenlik tedbirinin uygulanmasının makul olduğuna hükmetmiştir.
32. Yukarıdaki bilgiler ışığında, Mahkeme, söz konusu muamelenin Sözleşmenin 3. maddesinin gerektirdiği asgari ciddiyet seviyesinde olmadığı sonucuna varmıştır.
33. Sonuç olarak, başvuran, 3. madde kapsamında aşağılayıcı muameleye maruz kaldığına ilişkin tartışmaya açık şikayetini destekleyememiştir ve bu nedenle ulusal düzeyde yürütülen soruşturmanın etkililiğine itiraz edebilecek konumda değildir (bk. Igars / Letonya (k.k. no. 11682/03, § 72, 5 Şubat 2013).
34. Buna göre, Mahkeme, başvuranın Sözleşmenin 3. maddesinin usul ve esası yönlerinden dile getirdiği şikayetini, Sözleşmenin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmektedir.
İşbu gerekçelerle Mahkeme oybirliğiyle, Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verir.
İşbu karar İngilizce dilinde hazırlanmış olup, 2 Nisan 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy