(AİHS m. 3, 13, 34, 35, 41, 44) (LABITA - İTALYA DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 5405/12)
KARAR
STRAZBURG
14 Ekim 2014
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Peyam/Türkiye Davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıç,
Işıl Karakaş,
Andras Sajo,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos'un katılmasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü) Daire olarak, 23 Eylül 2014 tarihinde gerçekleştirilen müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No. 5405/12) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Mehmet Şehmus Peyam'ın (başvuran) 16 Ocak 2012 tarihinde İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul'da görev yapan Avukat A. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, gözaltına alındığı sırada kötü muameleye maruz kalmaktan şikayet etmektedir. Ayrıca başvuran, suçlanan polisler hakkında yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını iddia etmektedir. Başvuran, Sözleşme'nin 3. ile 13. maddelerini ileri sürmektedir.
4. Başvuru, 4 Ekim 2012 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY
5. Başvuran, 1984 doğumludur ve İstanbul'da ikamet etmektedir
6. Başvuran, 21 Ocak 2010 tarihinde, sahte kimlik bulundurma nedeniyle yakalanmış ve Kartal (İstanbul) Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltına alınmıştır.
7. Başvuran, aynı gün, Kartal Yavuz Selim Devlet Hastanesi'nde sağlık muayenesinden geçmiştir. Bu muayenede, başvuranın bedeninde herhangi bir yara izi teşhis edilmemiştir.
8. Başvuran gözaltı sonunda, 22 Ocak 2010 tarihinde, saat 10.34 sularında adli tabip tarafından tekrar muayene edilmiştir. Adli tabip başvuranda herhangi bir yara izi mevcut bulunmadığını tespit etmiştir.
9. Başvuran, aynı gün, saat 13.00 sularında, gözaltında bulunduğu sırada maruz kaldığı kötü muamele nedeniyle polis memurları hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran özellikle, polislerin kendisine hakaret ettiklerini, kendisini tehdit ettiklerini, üzerini soyduklarını, arkasından kelepçe taktıklarını ve sırtına tekmeler attıklarını beyan etmiştir. Ayrıca başvuran, çırılçıplak kaldığını ve sorgulama esnasında altı saat boyunca kelepçeli olduğunu dile getirmiştir. Başvuran, aynı gün, adli tıp kurumunda sağlık muayenesinden geçmeyi ve gözaltına alındığı sırada bulunan kamera kayıtlarının korunmasını talep etmiştir.
10. Cumhuriyet savcısı, aynı gün başvuranın açıklamalarını kayda geçirmiş ve sağlık muayenesi yapılmasına karar vermiştir.
11. Yine 22 Ocak 2010 tarihinde, saat 14.34 sularında, adli tıp kurumunda görev yapan bir adli tabip başvuranı muayene etmiştir. Adli tabip raporunda, iki omuz arasındaki sırt bölgesinde 4 x 6 cm'lik ödemle birlikle hiperemi bulunduğunu teşhis etmiştir. Adli tabip, teşhis edilen sekellerin başvuranın maruz kaldığını belirttiği tekmelere ait olduğu sonucuna varmıştır.
12. Cumhuriyet savcısı, 10 Mart ve 30 Aralık 2010 tarihlerinde, suçlanan polis memurlarının ifadesini almıştır. Polisler, başvurana kötü muamele yaptıkları iddiasını reddetmişlerdir.
13. Kartal Cumhuriyet savcılığı, 7 Şubat 2011 tarihinde, delil yetersizliği nedeniyle başvuranın suç duyurusuyla ilgili olarak takipsizlik kararı vermiştir. Savcılık buna gerekçe olarak özellikle dosyada yer alan sağlık raporlarında ilgilinin bedeninde herhangi bir darp izi bulunmadığını göstermiştir.
14. Başvuran, 26 Nisan 2011 tarihinde, Adli Tıp Kurumu tarafından 22 Ocak 2010 tarihinde düzenlenen sağlık raporunun sonuçlarına atıfta bulunarak takipsizlik kararına itirazda bulunmuştur. Diğer taraftan başvuran, gözaltında bulunduğu sırada alınan kamera kayıtlarının korunması amacıyla tedbirlerin alınmamasından da şikayet etmektedir.
15. Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Haziran 2011 tarihli bir kararla - ki bu karar 19 Temmuz 2011 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir - ilgili tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
16. Hükümete göre, polis memurları hakkında disiplin soruşturması açılmıştır. Bu soruşturma, 2013 yılı itibarıyla ulusal makamlar önünde halen devam etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME'NİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
17. Başvuran, gözaltına alındığı sırada polisler tarafından kendisine uygulanan şiddetten şikayet etmektedir. Ayrıca başvuran, ilgililer hakkında yürütülen cezai soruşturmanın etkin olmamasından şikayet etmektedir.
Başvuran, Sözleşme'nin 3. maddesinin tek başına ve 13. maddesiyle birlikte ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
18. Mahkeme, başvuranın şikayetlerinin dile getirme şeklini dikkate alarak, uğranıldığı iddia edilen kötü muameleler hakkında etkin bir soruşturma yürütülmemesine ilişkin şikayetin Sözleşmenin 3. maddesinin usulü bakımından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir (bk, birçok karar arasında, Karaman ve diğerleri/Türkiye, No. 60272/08, § 37, 31 Ocak 2012). Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."
19. Hükümet, başvuranın iddiasını kabul etmemektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
20. Mahkeme, başvurunun Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve diğer taraftan herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
21. Başvuran, gözaltına alındığı sırada polisler tarafından kendisine uygulanan şiddetten şikayet etmektedir. Başvuran, gözaltındayken polislerin kendisine hakaret ettiklerini, kendisini tehdit ettiklerini, arkasından kelepçe taktıklarını ve sırtına tekmeler attıklarını iddia etmektedir.
Ayrıca başvuran, polis memurları hakkında yürütülen soruşturmanın etkin olmamasından şikayet etmektedir. Bu bağlamda başvuran, soruşturmayı yürütmekle görevli olan savcılığın dosyadaki bütün delilleri, özellikle sağlık raporunu dikkate almadığını belirtmektedir.
22. Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönüyle ilgili olarak Hükümet, sırasıyla başvuran gözaltına alındığı sırada ve gözaltı sonunda düzenlenen iki sağlık raporunun sonuçlarına atıfta bulunmakta ve bu sağlık raporlarında ilgilinin bedende herhangi bir yara izi bulunmadığını gösterdiğini beyan etmektedir. Başvuranın Adli Tıp Kurumunda görevli doktor tarafından yapılan muayenesinde birkaç yara izi bulunduğunun belirtildiğini kabul edilmektedir.
23. Sözleşmenin 3. maddesinin usulü yönüyle ilgili olarak Hükümet, savcılık tarafından derhal bir cezai soruşturma açıldığını ve savcının başvuranın gözaltına alındığı sırada görevde olan polislerin ifadesini aldığını ve ilgilinin Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edilmesine karar verdiğini belirtmektedir. Hükümet, Cumhuriyet savcısının başvuranın gözaltına alındığı sırada ve sonunda düzenlenen sağlık raporlarını dikkate alarak, Kartal Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanan takipsizlik kararı verdiğini beyan etmektedir.
24. Diğer taraftan Hükümet görüşlerinde, esas ve usulü yönlerle ilgili olarak Sözleşmenin 3. maddesi alanında Mahkeme İçtihadının farkında olduğunu ifade etmektedir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
a. Kötü Muamele İddiaları Hakkında
25. Mahkeme, yerleşik içtihadına göre, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı kötü muamele iddialarının, uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Martinez Sala ve diğerleri/İspanya, No. 58438/00, § 122, 2 Kasım 2004). Mahkeme, iddia edilen olayların değerlendirilmesi için, her türlü makul şüphenin ötesinde delil kıstasından yararlanmaktadır. Bununla birlikte bu tür bir delil yeterince güçlü, açık ve tutarlı veya çürütülmemiş olan bir dizi karineden kaynaklanabilinmektedir. (Labita/İtalya (BD), No. 26772/95, § 121, AİHM 2000-IV).
26. Bu son noktayla ilgili olarak Mahkeme, bir kimse gözaltında ve dolayısıyla tamamen polis memurlarının denetimi altında bulunuyorsa, bu süreç boyunca o kimse ile ilgili meydana gelen her türlü yaralanma durumunun kuvvetli olgusal karine oluşturduğunu belirtmektedir. (Salman/Türkiye (BD), No. 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII). Dolayısıyla, böyle bir durumda tespit edilen yaraların kökeni hakkında, özellikle mağdurun ifadesi tıbbi delillerle desteklendiğinde, mağdurun ifadesinde şüphe uyandıran olayları değerlendiren deliller sunarak makul bir açıklama yapmak Hükümete aittir (bk. birçok karar arasında, Berktay/Türkiye, No. 22493/93, § 167, 1 Mart 2001).
27. Somut olayda, Mahkeme başvuranın 21 Ocak 2010 tarihinde yakalandığını gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın gözaltına alındığı sırada ve gözaltı sonunda düzenlenen sağlık raporlarında bedeninde darp veya cebir izi bulunmadığını gösterdiklerini kaydetmektedir. Ancak Mahkeme, adli tıp kurumunda başvuranın muayenesi sonunda düzenlenen 22 Ocak 2010 tarihli sağlık raporunda, ilgilide omuzlar arasında sırt bölgesinde 4 x 6 cmlik bir ödemle birlikte hiperemi bulunduğunu ve özellikle teşhis edilen sekellerin başvuranın maruz kaldığını belirttiği tekmelere uygun olduğunun belirtildiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 11. paragraf). Dolayısıyla bu yaraların kökeni ilgili olarak, makul bir açıklama sunmak hükümetin sorumluluğundadır.
28. Üstelik Mahkeme, Hükümetin bu konudaki Mahkeme içtihadının farkında olduğunu belirtmekle yetindiğini ve bu son raporun içeriğine itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca Mahkeme, Hükümetin bu son raporda başvuranın bedeninde teşhis edilen yara izlerinin söz konusu gözaltından daha önce veya daha sonraki döneme ait olabileceğini ileri sürmediğini dikkate almaktadır. Mahkeme, 22 Ocak 2010 tarihli sağlık raporunun başvuranın serbest bırakılmasından kısa bir süre sonra düzenlendiğini (yukarıdaki 8. ve 11. paragraflar) ve bu duruma Hükümetin itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, dosyadaki delilleri dikkate alarak, somut olayda yukarıda belirtilen sağlık raporunda başvuranda teşhis edilen sekellerin davalı Devletin sorumlu tutulduğu bir muamele ile meydana geldiğinin sabit olduğu kanaatindedir.
29. Dolayısıyla Mahkeme, esas yönden Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
b. Soruşturmanın Etkin Niteliği Hakkında
30. Mahkeme, bir kişinin, savunulabilir bir şekilde polis ya da devletin benzer teşkilatları tarafından kendisine 3. maddeye aykırı bir muamele yapıldığını ileri sürmesi durumunda ve bu maddenin Sözleşmenin 1. maddesinin devlete yüklediği kendi yetki alan(ı) içinde bulunan herkese bu Sözleşme(de) (...) açıklanan hak ve özgürlükleri tanıyacaklarına ilişkin genel ödev ile birlikte yorumlandığında, bu maddenin devlete zorunlu olarak, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılmasını sağlayacak etkili ve resmi bir soruşturma yapma sorumluluğunu yüklediğini hatırlatmaktadır (Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 102, Karar ve Hüküm Derlemesi, 1998-VIII ve El Masri/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti (BD), No 39630/09, § 182, AİHM 2012). Mahkeme, soruşturmanın etkinliğiyle ilgili olarak, içtihadından doğan ilkelere atıfta bulunmaktadır (bk. özellikle, anılan, El Masri, §§ 183-185).
31. Somut olayda, Mahkeme başvuran tarafından yapılan suç duyurusunun ardından, yetkili savcılık tarafından cezai soruşturma yürütüldüğünü ve bunun takipsizlik kararıyla sonuçlandığını tespit etmektedir. Ancak bu takipsizlik kararından Cumhuriyet savcısının soruşturmayı derinleştirmek için herhangi girişimde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öncelikle cumhuriyet savcısı, 22 Ocak 2010 tarihinde, saat 14.34 sularında düzenlenen sağlık raporunda varılan sonuçları, bunların başvuranın iddialarının desteklenmesine rağmen dikkate almamıştır. Diğer taraftan Cumhuriyet savcısı ilgilinin gözaltına alındığı sırada çekilen kamera kayıtlarının korunmasının sağlanmasına yönelik talebine de itibar etmemiştir (yukarıdaki 9. paragraf).
32. Mahkemeye göre, bu koşullar olayların değerlendirilmesinde adli soruşturmanın etkinliğini zedelemiştir. Dolayısıyla adli makamlar, başvuranın kötü muamele iddiaları hakkında etkin bir soruşturma yürütülmesi yönündeki pozitif yükümlülüklerine aykırı davranmışlardır (bk, mutatis mutandis, Söylemez/Türkiye, No. 46661/99, § 106, 21 Eylül 2006).
33. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, usul yönünden de Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
34. Sözleşme'nin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
35. Başvuran, maruz kalmış olduğunu belirttiği manevi zararın tazmin edilmesini Mahkeme'nin takdirine bırakmaktır. Başvuran, ayrı ayrı hesaplanan avukatlık ücretinin masraf ve giderlerle ilgili olarak, çeviri masrafları, posta ve ulaşım masrafları için 2.686 avro talep etmektedir. Başvuran, kanıt olarak harcanan mesainin dökümünü, avukatlık ücreti sözleşmesini, çeviri masrafları için makbuz ve ulaşım ile diğer masrafları için fatura sunmuştur
36. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
37. Mahkeme, hakkaniyetle karar vererek başvurana manevi tazminat olarak 16.000 avro ödenmesinin uygun olacağını değerlendirmektedir.
38. Masraf ve giderlerle ilgili olarak, Mahkeme İçtihadına göre, masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, Mahkeme, kendi içtihadını ve sahip olduğu belgeleri dikkate alarak, tüm masraflar dahil 2.000 avro tutarının makul olduğu kanaatindedir ve başvurana ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
39. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Esas yönünden Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Usul yönünden Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) Sözleşme'nin 44 § 2 maddesine uygun olarak; davalı Devletin kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere başvurana aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i. her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak başvurana 16.000 avro (onaltıbin avro)
ii. başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için başvurana 2.000 avro (ikibin avro)
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 14 Ekim 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy