(AİHS m. 2, 6, 34, 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 125) (1602 S. K. m. 43) (GOLDER - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (YEŞİLKAYA - TÜRKİYE DAVASI) (EŞİM - TÜRKİYE DAVASI) (YABANSU VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KILINÇ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ABDULLAH YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (MUSTAFA TUNÇ VE FECİRE TUNÇ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No.611/12)
KARAR
STRAZBURG
17 Kasım 2015
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Serfer Yılmaz ve Meryem Yılmaz / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Hakimler
Işıl Karakaş,
Helen Keller,
Ksenija Turkovic,
Egidijus Kuris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 20 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu devletin vatandaşları olan Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmazın (başvuranlar) 21 Kasım 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (611/12 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat C. Koç tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşmenin 2. ve 6. maddelerine ilişkin şikayetler, 21 Mayıs 2014 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KENDİNE ÖZGÜ KOŞULLARI
4.Başvuranlar sırasıyla, 1964 ve 1960 doğumludurlar ve Orduda ikamet etmektedirler.
5. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
A. Başvuranların Oğlunun Ölümü ve Ceza Soruşturması
6.Başvuranlar, zorunlu askeri hizmetini yerine getirdiği sırada, 21 yaşında, hayatını kaybeden Muhammet Yılmazın ebeveynleridir.
7. Başvuranların oğlu, 2008 er celbinde silahaltına alınacaklar arasında yer almıştır.
8.Genç adam, askerlik şubesinde yoklamasını yaptırmış ve askerlik eğitimine başlamadan önce, rutin bir sağlık muayenesinin yanı sıra psikolojik bir muayeneye de tabi tutulmuştur.
9.Doktorlar, Muhammet Yılmazın askerliğe elverişli olduğuna karar vermişlerdir.
10.Muhammet Yılmaz eğitim birliğinin ardından Bitlis Yenice Jandarma Karakol Komutanlığında görevlendirilmiştir.
11.Bir köpek eşliğinde, Muhammet Yılmaz ve K.D.nin 9 Eylül 2008 tarihinde, Doğruyol Jandarma Karakol Komutanlığına ait 5 no.lu açık nöbet mevziinde güvenliği sağlamakla sorumlu oldukları görülmektedir.
12.K.D., 5.00 - 5.30 saatleri arası köpeği kulübesine götürdüğü sırada nöbet mevziinde bir patlama sesi duyulmuştur.
13.Saldırı yapıldığını düşünen K.D. ve diğer askerler, komutanları onlara ateş kes emri verinceye kadar patlamanın olduğu yöne doğru ateş etmişlerdir.
14.Muhammet Yılmaz nöbet mevziinde bulunan el bombasının patlaması ile ağır bir şekilde yaralanmıştır.
15.Muhammet Yılmaz hastaneye götürülmüş ancak götürüldüğü hastanede yaralarına yenik düşmüştür.
16. Van Askeri Savcılığı hemen bilgilendirilmiş ve derhal soruşturma başlatılmıştır.
17.Savcılık er K.D.yi dinlemiştir. K.D., nöbet tuttukları sırasında Muhammet Yılmazın ona, kendisinden sekiz yaş büyük bir kadınla olan evliliğinden ve kendisi askerdeyken eşi ve ebeveynleri arasında çıkan sorunlardan bahsettiğini beyan etmiştir.
18.K.D. ayrıca, ateş kesilip nöbet mevziisine döndükten sonra arkadaşının intihar ettiğini öğrendiğini beyan etmiştir.
19.Aynı birlikte görev yapan Çavuş B.B., Muhammet Yılmazın jandarma karakoluna bir ay önce katıldığını beyan etmiştir. B.B., Muhammet Yılmaz ile yaptığı görüşmelerin birisinde, Muhammetin kendisine, ebeveynleri ve eşi arasında çıkan sorunlardan ve eşinin çektiği ekonomik sıkıntılardan bahsettiğini belirtmiştir.
20.B.B., Muhammet Yılmazı hastaneye götüren araçta M.Y.nin hala nefes aldığını, ancak bir kelime bile söyleyecek durumda olmadığını belirtmiştir.
21.Ardından ise Er, R.E., M.A. ve H.Ö. sorgulanmıştır. Bu askerlerin hepsi de M.Y.nin intihar ettiğini düşünmekteydi.
22.Komutan A.Ö.nün de ifadesi alınmış ve A.Ö. özellikle aşağıdaki konulara değinmiştir:
Yenice Jandarma Karakolu Komutanı, bana Muhammet Yılmazın sorunları olan bir asker olduğunu söylemişti. Komutan ayrıca, erin ailevi sorunlarının olduğunu ve yakından takip edilmesi gerektiğini belirtmişti. Bu durumdan haberdar edildiğim için ilk başlarda Muhammet Yılmaza nöbet tutturmadım. Ondan sadece gün içinde bazı işleri yerine getirmesini istedim. Belli bir zaman geçtikten sonra, Muhammet Yılmaz bana nöbet tutmak istediğini söyledi. Bazı askerler izne ayrıldığı ve nöbet tutacak personele ihtiyaç duyulduğu için bu teklifini kabul ettim ve ona gece nöbet tutmasını emrettim.
23. Genel uygulamaya uygun olarak, olayı aydınlatmak ve benzer olayların yaşanmaması için Jandarma Bölge Komutanlığının emri üzerine idari soruşturma başlatılmıştır.
24.Komutan H.Y.nin olaya ilişkin raporunda şu ifade kaydedilmiştir:
Soruşturma unsurlarından Er Muhammet Yılmazın ailevi sebeplerle bir anlık boşluğa düşmek suretiyle intihar ettiği anlaşılmaktadır.
25.Bitlis Savcılığı gözetiminde yapılan klasik otopsiden, eli neredeyse kopmuş olan Muhammet Yılmazın, patlayıcı maddenin sebebiyet verdiği yaralanma ve birçok kırığın ardından öldüğü anlaşılmaktadır. Öte yandan Malatya Adli Tıp Kurumunun raporuna göre, yapılan incelemelerde herhangi bir alkol ya da uyuşturucu madde izine rastlanmamıştır.
26.Askeri Savcı 15 Aralık 2009 tarihinde, Muhammet Yılmazın ölüm olayının meydana gelmesinde kimsenin kusuru ya da kastının bulunmadığını dikkate alarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcı bu kararında, Muhammet Yılmazın K.D.nin yokluğunu fırsat bilip sağ eline aldığı el bombasının, pimini çekmek suretiyle intihar ettiğini belirtmiştir.
27.Savcı bu karara varmasında özellikle, olay yeri inceleme raporu, olay yerinin krokisi, otopsi raporları ve tanıkların Muhammet Yılmazın ailevi ve maddi çeşitli sıkıntılara bağlı olarak psikolojik sorunlarının olduğuna dair ifadeleri etkili olmuştur.
28.Bu karar belirtilmeyen bir tarihte, avukatları aracılığıyla soruşturmaya müdahil olmak isteyen başvuranlara tebliğ edilmiştir.
29.Başvuranlar, avukatları aracılığıyla 7 Ocak 2010 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair söz konusu karara itiraz etmişlerdir.
30.Başvuranlar soruşturmada ivedi olarak intihar tezinin kabul edildiğini ve diğer aşamaların görmezden gelindiğini savunmuşlardır.
31.Başvuranlara göre, yargılama süreci sonunda intihar olduğuna karar verilse bile, psikolojik sorunlarının olduğu bilindiği halde askeri yetkililer, oğullarına gece nöbet tutturarak, nöbet tuttuğu sırada el bombasının pimini çekerek hayatını kaybeden oğullarının yaşam hakkını korumak için gerekli tedbirleri almamışlardır.
32.Askeri Mahkeme (Ağrı) 5 Mart 2010 tarihinde başvuranların itirazlarını haklı bulmuş ve savcıdan soruşturmayı genişletmesini talep etmiştir. Savcı soruşturmada özellikle şu eksikliklerden bahsetmiştir:
- Er Muhammet Yılmazın sağlık dosyasının incelenmesi. Nitekim bu inceleme, ilgilinin psikolojik sorunları nedeniyle takip ve tedavi edilip edilmediğinin bilinmesi için önemli bir husustur;
- Muhammet Yılmazın annesinin ifadelerinden Kemal isimli askerin kendince Muhammet Yılmazın ölümünün intihar olmadığını söylediği anlaşılmaktadır. Bu konun aydınlatılması ve söz konusu askerin dinlenilmesi gerekmektedir;
- Müteveffanın ve eşinin telefon görüşmelerinin incelenmesi gerekmektedir;
- Olaya doğrudan tanık olan asker K.D.nin bir kez daha dinlenilmesi gerekmektedir;
- Muhammet Yılmazın ailevi ve psikolojik sorunlar yaşayıp yaşamadığını öğrenmek için Muhammet Yılmazla çalışan tüm komutanların ifadelerinin toplanılması gerekmektedir;
- Muhammet Yılmazın vücudunda tespit edilen yaraların el bombası patlaması sonucu mu meydana geldiğini ve olay koşullarını kesin olarak belirlemek için bir bilirkişi incelemesi yapılması gerekmektedir."
33.Savcı belirtilmeyen bir tarihte soruşturmayı tamamlamış ve askeri mahkeme tarafından tespit edilen eksikliklere yönelik alınan tedbirlerin bulunduğu ve bu eksiklere cevap verildiği ek soruşturmayla birlikte dosyayı Askeri Mahkemeye göndermiştir
- Ağrı Askeri Mahkemesinin belirttiği tanıklar dinlenilmiştir;
- Muhammet Yılmazın ailevi ve maddi sorunları olduğu;
- Muhammet Yılmaza silahların kullanımıyla ilgili eğitimler verildiği;
- Muhammet Yılmazın intihar kastıyla bilinçli olarak pimi çekilen el bombasının patlaması sonucu öldüğü tespit edilmiştir.
34.Savcılık tarafından belirtilen hususların giderildiğini göz önünde bulunduran Askeri Mahkeme, 10 Ocak 2011 tarihinde başvuranların itirazını reddetmiştir.
B. İdari Yargıda Açılan Tazminat Davası
35.Başvuranlar, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 43. maddesine ve Anayasanın 125. maddesine dayanarak söz konusu ceza soruşturmasıyla eş zamanlı olarak 27 Ağustos 2010 tarihinde İçişleri Bakanlığına karşı tazminat davası açmışlardır.
36.Başvuranlar maddi tazminat için 100.000 Türk lirası (TL) (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 50.000 EUR) ve manevi tazminat için 50.000 TL (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 25.000 EUR) talep etmişlerdir.
37.Başvuranlar soruşturma dosyasında oğullarının kesin olarak intihar ettiğini kanıtlayacak hiçbir delil bulunmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlara göre, Muhammet Yılmaz arızalı bir el bombasının mağduru olmuştur. Başvuranlar bu bağlamda, nöbet mevziinde el bombası bulundurmanın kanuna uygun olup olmadığını sormuşlardır.
38. Başvuranlar, idareden iki ay boyunca herhangi bir haber alınmamasının üzerine ki bu durum zımni ret olarak kabul edilir, 2 Kasım 2010 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) önünde tam yargı davası açmışlardır. Başvuranlar maddi ve manevi tazminat için toplamda 110.000 TL (55.000 EUR) istemişlerdir.
39.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Genel Sekreterliği 6 Ocak 2011 tarihinde dava dosyasını üç meslek hakimi ve iki subaydan oluşan İkinci Daireye göndermiştir.
40.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmak için ayrılan bir yıllık zaman aşımı süresine riayet etmemeleri nedeniyle 12 Ocak 2011 tarihli karar ile başvuranların talebini reddetmiştir.
41.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi söz konusu sürenin başlangıç tarihi olarak, Muhammet Yılmazın ölüm tarihi olan 9 Eylül 2008 tarihini dikkate almıştır. Dolayısıyla 27 Ağustos 2010 tarihinde yapılan başvuru, süresi içerisinde yapılmamıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gerekçesinde özellikle şunları belirtmiştir:
(...) somut davada yürütülen soruşturma sonucunda, ölüm olayının davacılar yakınının intihar kastıyla, el bombasını patlatması şeklinde gerçekleştiği ve bu durumun davacılar tarafından da önceden bilinen ölüm sebebinde herhangi bir değişiklik yapmadığı kanaatine varılmıştır.
42.Başvuranlar avukatları aracılığıyla, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararlarına karşı tek açık yol olan karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır.
43.Bu talep 25 Mayıs 2011 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
II. İLGİLİ İÇİ HUKUK VE UYGULAMASI
A. 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu
3. 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 43. maddesi uyarınca:
İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.
B. Ordudaki Ölüm Olaylarıyla İlgili Davaların Başlangıç Gününün Belirlenmesine İlişkin Hukuki Unsurlar
45.Davacıların yakının ölümüne ilişkin 3 Aralık 2003 tarihli bir kararda (E.2003/98 - K.2003/897), Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başvuruyu geç yapıldığı gerekçesiyle reddetmiştir. Aslında ilgililer, ölüm koşullarından haberleri olması gerektiği en geç tarih olan savcılık tarafından katillerin itham edildiği tarihten itibaren başlayan bir yıllık süre içerisinde yetkili makamlara başvurmamışlardır.
46.Başka bir asker tarafından davacıların yakına verilen envanterde bulunmayan bir silahın patlamasının ardından davacıların yakınının ölümüne ilişkin 2 Nisan 2003 tarihli kararda (E.2002/190 - K.2003/264), Yüksek Mahkeme, bir yıllık başvuru süresini ölüm tarihi olarak dikkate almıştır.
47.Yüksek Mahkeme, başka bir asker tarafından talimatlara uyulmaması ve bu askerin ihmali sonucu davacıların yakınının ölümüne ilişkin 16 Şubat 2000 tarihli bir kararda (E.2000/114 -K.2000/120), başlangıç günü (dies a quo) olarak ilgililerin ceza davasına müdahil olarak katıldıkları günü dikkate almıştır.
48.Askeri idare, davacının yakının ölümüne ilişkin davada (25 Aralık 1991 tarihli karar (E.1990/249 - K.1990/446)), zorunlu askerlik hizmetini yerine getiren davacının oğlunun 17 Şubat 1986 tarihinde doğal bir ölümle hayatını kaybettiğine dair davacıyı bilgilendirmiştir. Davacı bir astsubay aleyhinde yürütülen ceza yargılaması çerçevesinde 19 Ocak 1990 tarihinde gerçekleştirilen duruşmaya tanık olarak çağırılmasının ardından başka bir askerin oğlunu darp etmesi sonucu oğlunun öldüğünü öğrenmiştir. Dolayısıyla Yüksek Mahkeme, davacının, idareye bağlı görevlinin yaptığı hata nedeniyle oğlunun öldüğünü duruşmada öğrendiği için bir yıllık sürenin bu duruşma tarihinden itibaren başlaması gerektiğine karar vermiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 2. VE 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
49. Başvuranlar Sözleşmenin 2. ve 6. maddelerinin ihlal edildiğinden şikayet etmektedirler.
Sözleşmenin 2. maddesinin somut davayla ilgili bölümü şu şekildedir:
Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur.
Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ilgili kısmı şu şekildedir:
Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
50. Başvuranlar ilk olarak tam yargı davalarının süresinde yapılmadığı gerekçesiyle reddedilmesini adil yargılanma haklarının ihlali olarak görmektedirler. Başvuranlar bu bağlamda orduda meydana gelen ölüm olaylarıyla ilgili davaların başlangıç gününün (dies a quo) belirlenmesine dair Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin içtihadına atıfta bulunmaktadırlar. Başvuranlar söz konusu içtihada göre, buna benzer davalar açmak için öngörülen bir yıllık sürenin davacının zarardan ve bu zararın nedenini öğrendiği tarihten itibaren başladığı kanaatindedirler. Bu bağlamda başvuranlar, intihar olmadığına dair kanıya 2009 Aralık ayının sonlarına doğru tebliğ edilen kavuşturmaya yer olmadığına dair kararı inceledikten sonra ulaştıklarını iddia etmektedirler. Nitekim yaklaşık sekiz ay sonra yapılan tazminat taleplerinin geç yapılmış olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedirler.
51.Başvuranlar ikinci olarak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde bulunan üyelerden ikisinin meslekten olmayan hakimler olduğu gerekçesiyle davalarına bakan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Dairesinin gerekli bağımsızlık ve tarafsızlık güvencelerine sahip olmadığını ileri sürmektedirler.
52.Başvuranlar üçüncü ve son olarak, Savcılığın olayın intihar olduğu değerlendirmesinde bulunmak için eksik ve ivedi bir şekilde yapılan soruşmayı dayanak gösterdiğini iddia etmektedirler. Bu bağlamda olaya doğrudan tanık olan birisi veya intihar tezini destekleyecek somut herhangi bir delil bulunmamasını da eleştirmektedirler: Başvuranlara göre askeri savcının değerlendirmede bulunmak için yararlandığı unsurlar, birkaç askerin olaya dair görüşleri ve ailevi sorunlara ilişkin söylentiler ile sınırlı kalmaktadır. Başvuranlara göre, oğullarının gerçekten intihar etmiş olduğu varsayılmış olsa bile askeri yetkililerin, psikolojik sorunlu olarak gördüğü birisini neden gerektiği gibi koruyamadıklarını ve niçin el bombalarının bulunduğu bir nöbet mevziisini ona teslim ettiklerini açıklamaları gerekmektedir.
53. Hükümet bu tezlere karşı çıkmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
54. Mahkeme, başvurunun Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, bu başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği iddiası hakkında
a) Eylem tarihinin başlangıç günü olarak değerlendirilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası hakkında
55. Başvuranlar, idari itirazlarını yasal süresi içerisinde yapmadıkları gerekçesiyle başvurularının reddedilmesinden şikayet etmektedirler. Söz konusu kararın mahkemeye erişim haklarını ihlal ettiğini düşünmektedirler.
56.Hükümet, tazminat davası açmak için ulusal mahkemeler tarafından yasal sürenin başladığı tarih konusunda yapılan değerlendirmenin hiçbir şekilde başvuranların mahkemeye erişim hakkını ihlal etmediği kanaatindedir.
57.Mahkeme başvuranların iddialarını Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde inceleyecektir.
58.Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının, medeni hakların talep edilmesini sağlayacak etkin adli bir başvuru yolunun varlığını gerekli kılan hukukun üstünlüğü ilkesi ışığında yorumlanması gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. Bele ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, No. 47273/99, § 49, AİHM 2002-IX). Her davalı, medeni hak ve yükümlülüklerine ilişkin olarak her türlü itirazını bir mahkemeye bildirme hakkına sahiptir. Dolayısıyla Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası, mahkemeye erişim hakkının, yani hukuki konuda mahkemeye başvurma hakkının, sadece bir yönünü oluşturduğu mahkeme hakkını korumaktadır (bk. Golder/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975, § 36, A Serisi No. 18 ve Lihtenştayn Prensi II. Hans-Adam/Almanya (BD), No. 42527/98, § 43, AİHM 2001-VIII).
59.Mahkeme ayrıca mahkeme hakkının mutlak bir hak olmadığını ve özellikle bir başvurunun kabul edilebilirlik şartlarına ilişkin sınırlamalar gibi bazı zımni sınırlamalara tabi olduğunu, zira bu hakkın, niteliği gereği, bu alanda belli bir takdir yetkisine sahip olan devletin düzenlemesine tabi olduğunu hatırlatmaktadır (bk. García Manibardo/İspanya, No. 38695/97, § 36, AİHM 2000-II ve Mortier/Fransa, No. 42195/98, § 33, 31 Temmuz 2001). Bununla birlikte, getirilen kısıtlamalar, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememelidir. Öte yandan mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür kısıtlamalar, ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafına uygun olacaktır (bk. Stubbings ve diğerleri/Birleşik Krallık, 22 Ekim 1996, § 50, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996-IV ve Guérin/Fransa, 29 Temmuz 1998, § 37, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-V)
60. Mahkeme diğer taraftan, ulusal mevzuatın yorumlanmasının öncelikle yerel makamların, özellikle mahkemelerin görevi olduğunu hatırlatmak ister. Mahkemenin görevi, bu tür yorumun etkilerinin Sözleşmeyle uyumluluğunu teyit etmekle sınırlı kalmaktadır. Bu görev, başvuruda bulunmak için riayet edilecek süreleri belirleyen kurallar gibi yargılamaya ilişkin kuralların da mahkemeler tarafından yorumlanması açısından son derecede doğrudur (bk. Tejedor García/İspanya, 16 Aralık 1997, § 31, Derleme 1997-VIII ve Mottola ve diğerleri/İtalya, No. 29932/07, § 29, 4 Şubat 2014). Başvuru yapmak için uyulması gereken sürelere ilişkin kurallarda, adaletin doğru biçimde tecelli etmesi hedeflenmektedir. Bu nedenle söz konusu kurallarla yapılan uygulamanın, yargılanacak kişinin geçerli başvuru yolunu kullanmasını engellememesi gerekmektedir. Diğer taraftan Mahkeme, her davada ilgili somut davanın kendine özgü koşulları ışığında ve Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının konusu ve amacını dikkate alarak bir değerlendirme yapmalıdır (bk. Miragall Escolano ve diğerleri/İspanya, No. 38366/97, 38688/97, 40777/98, 40843/98, 41015/98, 41400/98, 41446/98, 41484/98, 41487/98 ve 41509/98, § 36, AİHM 2000-I).
61. Son olarak Mahkeme, dava açma hakkını kullanmak yasal bir takım şartlara bağlansa da, yukarıdaki kurallardan mahkemelerin usul kurallarını uygularken, hem yargılamanın adil olmasına halel getirecek aşırı şekilcilikten ve hem de yasalar tarafından konulan usul kurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmaları gerektiği sonucunun ortaya çıktığını hatırlatmaktadır. (bk. Walchli/Fransa, No. 35787/03, § 29, 26 Temmuz 2007). Aslında yapılan düzenlemeler, hukuk güvenliği ilkesi ve adaletin iyi bir şekilde tecelli etmesi amaçlarına hizmet etmediği ve dava açmak isteyen kişinin önünde davasının esasını yetkili ve görevli mahkeme önünde inceletmek bakımından bir engel oluşturduğu durumlarda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur (bk. Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, No. 36998/02, § 24, 27 Temmuz 2006).
62.Somut davada Mahkeme, başvuranlar, idari başvurunun ön koşulu olan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 43. maddesinde verilen bir yıllık süreye itiraz etmedikleri için zamanaşımı süresinin çok kısa olduğuna veya bu sürenin tek başına başvuranların mahkemeye erişme haklarını ihlal ettiğine dair iddiada bulunulmadığını kaydetmektedir.
63.Mahkeme, sona erdiğinde davanın zamanaşımına uğradığı varsayılan bir yıllık sürenin başlangıç tarihinin (dies a quo) belirlenmesinin dava için çok büyük önem taşıdığını kaydetmektedir.
64.Bu bağlamda Mahkeme içtihatlarından, bir tazminat davası sözde kusur veya ihmale dayandırıldığı hallerde, başvuru sahibinin söz konusu kusur veya ihmali oluşturan olaydan haberi olduğu ya da haberi olması gerektiği tarihten itibaren dava açma ehliyetine sahip olduğu anlaşılmaktadır (bk. Miragall Escolano ve diğerleri, yukarıda, § 37, ve Cañete de Goñi/İspanya, No. 55782/00, § 40, AİHM 2002-VIII).
65.Somut davada Mahkeme, başvuranların oğullarının 9 Eylül 2008 tarihinde hayatını kaybettiğini öğrendiklerini kaydetmektedir. Ancak başvuranlar oğullarının kesin ölüm nedenini bilmiyorlardı. Başvuranlar takipsizlik kararı tebliğ edilinceye kadar söz konusu olayın kaza, cinayet veya intihar olduğunu kesin olarak bilmiyorlardı. Oysa söz konusu hususlar Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvuru yapılması için belirleyici bir etkiye sahiptir.
66.Öte yandan dava koşullarında, uğranılan zarar ile oğulları tarafından yerine getirilen askerlik hizmeti arasında nedensellik bağını ve de idarenin kusur veya ihmali olduğunun kanıtlanması görevi başvuranlara aittir.
67.Nedensellik ilişkisi, sadece iki koşulda kurulabilir: Kazanın hizmet gereği ilgiliye ihtiyaç duyulan bir yerde ve bir zamanda ve ilgilinin göreviyle ilgili bir olay sırasında meydana gelmiş olması gerekir. Mahkeme bu iki kıstasın olayın meydana gelmesiyle somut davada oluştuğunu tespit etmiştir.
68.Buna karşın olay tarihinde, idarenin olası kusur veya ihmaliyle ilgili kıstaslar bulunmamaktaydı. Başvuranların, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın tebliğ edilmesinden önce askeri yetkililerin oğullarına el bombası vererek gece nöbeti görevi verdiğini bilmediğini kabul etmek gerekir. Oysa Askeri yüksek İdare Mahkemesi önünde açılan sorumluluk davası çerçevesinde hukuki dayanak oluşturabilecek söz konusu unsur başvuranlar için önemli bir bilgidir.
69.Nitekim başvuranlar, kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan haberleri olduğu tarihten itibaren tam olarak soruşturma unsurlarına erişebilmiş ve idarenin olası bir hatası veya ihmalinden haberleri olmuş ve idareden davacı olabilmişlerdir.
70.Bu bağlamda Mahkeme, bir başvurunun süresinin yalnızca, başvuruda bulunan kişinin geçerli şekilde hareket edebileceği ngünden, yani haklarını ihlal edebilecek karardan veya işlemden haberdar olduğu ya da olabildiği ve bu duruma karşı hareket etmek istediği andan itibaren işlemeye başlayabileceğini tekrar belirtmektedir (bk. Yeşilkaya/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 47157/10, § 39, 26 Mayıs 2015).
71.Öte yandan, askerde ölüm vakalarıyla ilgili davaların başlangıç süresinin (dies a quo) belirlenmesine ilişkin hukuki unsurlar bakımından Mahkeme (yukarıda 45-48. paragraflar), Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından kabul edilen yaklaşımı hatırlatmaktadır. Aslında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararlarının bazılarında başlangıç tarihi olarak zarara uğranılan tarih dikkate alınmış olsa da bazı kararlarında bu süre zarara sebep olan idarenin kusurundan haberdar olunduğu tarihten itibaren başlatılmıştır.
72. Başvuranlar şikayetlerini, 15 Aralık 1999 - 7 Ocak 2010 tarihleri arasında tebliğ edilen soruşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın üzerinden bir yıl geçmeden, 27 Ağustos 2010 tarihinde idareye (bk. yukarıda 35. paragraf) sundukları için başvuranları bu koşullarda ihmalkar davrandıkları ya da hatalı oldukları yönünde suçlanamaz (bk. yukarıda 26. ve 29. paragraflar).
73. Ayrıca Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, idareye yapılan şikayetin, idarenin olası kusurlu ihmalinden haberdar olunan tarihten itibaren değil de olay tarihinden itibaren başlayan süre içerisinde yapılmadığını ileri sürerek başvuruyu geç yapıldığı gerekçesiyle reddetmiş ve başvuranları mahkemeye erişim haklarından mahrum bırakmıştır (bk. bu bağlamda, Eşim/Türkiye, No. 59601/09, 17 Eylül 2013 ve Yabansu ve diğerleri/Türkiye, No. 43903/09, 12 Kasım 2013).
74.Dolayısıyla Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
b) Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hakimlerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiası hakkında
75. Mahkeme, bir mahkemeye erişim hakkı konusunda vardığı tespiti dikkate alarak, söz konusu şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
76.Nitekim Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin davanın esası hakkında karar vermemesi nedeniyle Mahkeme, somut davada bu şikayetin incelenmesine gerek olamadığı kanaatindedir.
2. Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği iddiaları hakkında
77.Başvuranlar oğullarının yaşam hakkının ve bu bağlamda etkili soruşma haklarının ihlal edildiğinden şikayet etmektedirler.
78.Hükümet olayın hemen ardından soruşturma açıldığını ve ölüm nedenini belirlemek için gerekli tüm soruşturma işlemlerinin gerçekleştirildiğini belirtmektedir. Hükümete göre Muhammet Yılmazın ölüm nedeni kesin olarak belirlenmiştir. Soruşturmadan, maktulün intihar edeceğine dair herhangi bir işaret göstermediğini ve eyleminin askeri otoritelere atfedilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Davayla ilgili bilgi edinmek amacıyla Mahkeme tarafından sorulan soruya Hükümet, yürürlükteki mevzuata göre savunma amacıyla nöbet mevziinde el bombası bulundurulabileceğine dair cevap vermiştir.
Hükümet, sonuç olarak başvuranların soruşturma sürecine dahil olabilme ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edebilme imkanlarının olduğunu belirtmektedir.
79.Başvuranlar, Hükümetin tezine karşı çıkmakta ve kendi iddialarını tekrar belirmektedirler. Başvuranlar özellikle, yetkililerin kaza ihtimalini ciddi olarak değerlendirmediklerini ileri sürmektedirler. Her halükarda, oğulları gerçekten de intihar etmiş olsa da başvuranlar askeri otoritelerin oğullarının yaşama hakkını korumaya dair pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerini düşünmekte ve Sözleşmenin 2. maddesi anlamında önleyici tedbir alma konusunda yetersiz kalmaları nedeniyle suçlu olduklarını düşünmektedirler.
a) Sözleşmenin 2. maddesinin esas yönünden değerlendirilmesi
80.Başkalarının eylemlerine karşı Muhammet Yılmazın hayatının korunmasına ilişkin yükümlülükle ilgili olarak Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin hayatı başkası tarafından tehdit edilen kişiyi korumak veya sorumluluğu devlete ait olan kişiyi kendi davranışlarından korumak amacıyla Devletin gerekli tüm tedbirleri alması için pozitif yükümlülük doğurduğunu hatırlatmaktadır (bk. Osman/Birleşik Krallık (BD), 28 Ekim1998, § 115, Derleme 1998-VIII).
81.Mevcut davada başvuranlar, oğullarının cinayete kurban gittiğini iddia etmemektedirler. Dolayısıyla söz konusu bağlamda hiçbir soru bulunmamaktadır.
82.Muhammet Yılmazın hayatının yetkililerin eylemlerinden korunması yükümlülüğüne ilişkin olarak Mahkeme, bir kişi yetkililerin sorumluluğu altında olduğunda Sözleşmenin 2. maddesinin Devlete, hayatı kendi eylemleriyle tehdit altında olan kişiyi korumak amacıyla gerekli tüm tedbirleri alması yönünde pozitif yükümlülük getirdiğini hatırlatmaktadır (bk. Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, §§ 89-93, AİHM 2001-III).
83.Soruşturma dosyasındaki unsurlar el bombasında herhangi bir arıza olmadığını işaret ettiği ve başvuranların oğullarının silahların kullanımına ilişkin eğitim aldığı için Mahkeme, askeri makamların Muhammet Yılmazın gerçek ve ani intihar riski bulunup bulunulmadığını bildiğini ya da bilmesi gerekir miydi sorunu ve şayet bu durum önceden biliniyorduysa yetkililerin ölüm riskini önlemek için makul olarak beklenebilecek her türlü önlemi alıp almadıklarını incelemesi gerekmektedir. (bk. Tanrıbilir/Türkiye, No. 21422/93, § 72, 16 Kasım 2000, Keenan, yukarıda anılan, § 93 ve Kılınç ve diğerleri/Türkiye, No. 40145/98, § 43, 7 Haziran 2005).
84.Mahkemenin bu bağlamda yapacağı inceleme sırasında, yetkililere atfedilebilir hatanın, basit bir değerlendirme hatasının veya tedbirsizliğin ötesine geçip geçmediğini araştırması gerekmektedir (bk. Abdullah Yılmaz/Türkiye, No. 21899/02, § 57, 17 Haziran 2008).
85. Esasen, benzer davada, insan davranışının öngörülemezliğini göz ardı etmemek ve Devletin pozitif yükümlülüğünü, Devlete aşırı veya dayanılmaz bir yük getirmeyecek şekilde yorumlamak gerekmektedir (bk. yukarıda anılan Keenan kararı, § 90).
86. Mahkeme, somut olayda başvuranların oğlunun orduya katılmadan önce intihar girişiminde bulunabileceğini düşündürebilecek ruhsal bozukluklar yaşadığına dair hiçbir unsur bulunmadığını kaydetmektedir.
87.Mahkeme ayrıca, başvuranlar tarafından Muhammet Yılmazın askerlik hizmetini yerine getirmesine ilişkin olarak psikolojik durumunun hiçbir zaman söz konusu edilmediğini tespit etmektedir.
88.Mahkemeye göre tüm unsurlar, olay anına kadar her şey, başvuranların oğlunun maddi sıkıntı ve ailevi sorunları şikayet etmesi dışında yakın ve gerçek intihar riski olarak kabul edilebilecek anormal bir davranış sergilemediğini düşündürmektedir.
89. Mahkemeye göre, Muhammet Yılmazın ailevi problemleri ve maddi sıkıntılarına bağlı iddia edilen kaygılarının, üstlerinin fark etmesini gerektirecek yakın bir intihar riskinin öncü emareleri olarak değerlendirilemez.
90.Öte yandan, dosyadaki bilgi ve belgelerden erin, sorunlarının kendisini öldürecek boyuta ulaştığını tahmin etmeye yaracak nitelikte davranış bozukluğu sergilemediği ortaya çıkmaktadır. Ayrıca yetkililer, böyle bir risk bulunduğunu anlayacak fırsatları olmamıştır.
91. Mahkeme ayrıca, olayı önleyememiş olmaları nedeniyle askeri yetkilileri suçlamanın, Sözleşmenin 2. maddesinden doğan yükümlülükleri bakımından kendilerine aşırı bir yük dayatmak anlamına geleceği kanısındadır.
92.Dolayısıyla Sözleşmenin 2. maddesi esas yönünden ihlal edilmemiştir.
b) Sözleşmenin 2. maddesinin usul yönünden değerlendirilmesi
93.Sözleşmenin 2. maddesinin usul yönüyle ilgili olarak, Mahkeme mevcut davaya benzer davalarda yaşam hakkının korunması usulünün Devlete, ölüm koşullarını ve konuyla ilgili sorumluları tespit etmek üzere bağımsız bir soruşturma yürütme yükümlülüğü getirdiğini de hatırlatmaktadır (bk. Çiçek/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 67124/01, 18 Ocak 2005). Sözleşmenin 2. maddesi anlamında soruşturmanın etkinliği konusuyla ilgili ilkeler Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye ((BD), No. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015 kararında yer almaktadır.
94.Soruşturmanın öncelikle etkili ve eksiksiz olarak yürütülmesi gerekmektedir (bk. Ramsahai ve diğerleri/Hollanda (BD), No. 52391/99, § 324, AİHM 2007-II). Bu da soruşturmanın, olayların nasıl meydana geldiğinin ortaya çıkarılması ve gerekirse sorumluların kimliklerinin tespit edilmesi ve cezalandırılmalarını sağlama yönünde elverişli olması anlamına gelmektedir.
95.Her durumda, yetkililerin, görgü tanıklarının ifadeleri, bilirkişi incelemeleri veya gerektiğinde yaralanmalar ile ilgili eksiksiz ve detaylı bir rapor hazırlanmasına imkan verecek otopsinin yapılması ve klinik bulguların, özellikle de ölüm sebebinin objektif analizi dahil olmak üzere, söz konusu olaylarla ilgili kanıtların elde edilmesi için imkanları dahilindeki makul tedbirleri almış olmaları gerekmektedir. Ölüm sebebinin veya olası sorumlulukların tespit edilmesini olumsuz yönde etkileyecek nitelikte soruşturmaya ilişkin her türlü eksiklik, bu kurala uygun olması konusunda risk teşkil edecektir (bk. Giuliani ve Gaggio/İtalya (BD), No. 23458/02, § 301, AİHM 2011(özetler)).
96.Özellikle, soruşturma sonuçları, konuyla ilgili tüm unsurların titiz, objektif ve tarafsız bir incelemesine dayanmalıdır. Açıkça yürütülmesi gereken bir soruşturma işleminin reddedilmesi soruşturmanın, davanın koşullarını ve gerektiğinde sorumluların kimliklerini belirleme gücünü tehlikeye atacaktır (bk. Kolevi/Bulgaristan, No. 1108/02, § 201, 5 Kasım 2009).
97.Soruşturmanın beklenen asgari etkinliğe ulaşabilmesi için gerekli incelemelerin niteliği ve kapsamı somut olayın koşullarına bağlıdır. Bu koşullar, davayla ilgili bütün olayların ışığında ve soruşturma işleminin uygulamaya ilişkin gerçeklikleri dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Meydana gelebilecek çok çeşitli durumları, yalnızca soruşturmaya ilişkin işlemler listesine veya diğer basit kıstaslar düzeyine indirgemek mümkün değildir (bk. Velcea ve Mazare/Romanya, No. 64301/01, § 105, 1 Aralık 2009).
98.Ayrıca, soruşturma, mağdurun ailesinin meşru çıkarlarının korunması için gerekli olduğu ölçüde kendilerine erişebilir olmalıdır. Kamunun da, duruma göre değişen bir derecede soruşturmayı inceleme hakkını kullanabilmesi gerekmektedir (bk. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, No. 24746/94, § 109, AİHM 2001-III). Bununla birlikte, kamunun ve mağdurun yakınlarının soruşturmaya erişim izni, yargılamanın başka safhaları için verilebilir. (bk. diğerleri arasında, McKerr/Birleşik Krallık, No. 28883/95, § 129, AİHM 2001-III).
99.Son olarak, Sözleşmenin 2. maddesi, yetkili makamlara, soruşturma esnasında mağdurun bir yakını tarafından yapılabilecek her soruşturma tedbiri talebini yerine getirme zorunluluğu getirmemektedir (bk. yukarıda anılan, Ramsahai ve diğerleri kararı, § 348 ve Velcea ve Mazare/Romanya, No. 64301/01, § 113, 1 Aralık 2009).
100. Somut davada öncelikle, başvuranların Sözleşmenin 2. maddesinin usul yönü çerçevesindeki şikayetlerinin hiç desteklenmediğinin belirtilmesi gerekmektedir. Nitekim ilgililer olayın intihar olmadığını, el bombasının arızalı olmasına bağlı olarak meydana gelmiş bir kaza olabileceğini ileri sürmekle yetinmişlerdir.
101.Mahkeme öncelikle, başvuranların yakınının hayatını kaybetmesine neden olan hadisenin 9 Eylül 2008 tarihinde meydana geldiğini, ilk soruşturma tedbirlerinin aynı gün alındığını ve savcılığın soruşturmaları sona erdirerek 15 Aralık 2009 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini tespit etmektedir. Söz konusu kararın bir örneği başvuranlara gönderilmiş ve başvuranlar, avukatları aracılığıyla Askeri Mahkeme önünde bu karara itiraz etmişlerdir. Askeri Mahkeme, 5 Mart 2010 tarihinde başvuranların itirazını haklı bulmuş ve tahkikattaki eksikliklerin giderilmesi için Savcılığa, ek ceza soruşturması başlatabilmesi amacıyla soruşturmayı genişletmesini ve intihar tezinin doğruluğunu denetlemesini emretmiştir. Askeri savcı mahkeme tarafından istenen ek soruşturma işlemlerini gerçekleştirmiştir. Sonuç olarak mahkeme, söz konusu yeni unsurlara dayanarak, başvuranların itirazını 10 Ocak 2011 tarihinde reddetmiştir. Mahkeme bu koşullar altında, söz konusu soruşturmaların gereken özenle yürütüldüğü ve herhangi bir aşırı gecikmenin soruşturmayı olumsuz yönde etkilemediği kanaatine varmaktadır.
102.Mahkeme ayrıca, yetkililerin söz konusu olay ve olgulara ilişkin delil unsurlarını toplamak ve muhafaza etmek amacıyla uygun tedbirleri aldıklarını kaydetmektedir.
103.Askeri savcı gözetiminde klasik otopsi yapılmıştır. Yapılan klasik otopsi sonucunda, ölüm nedeni ile muhtemel atış mesafesine ilişkin klinik tespitlerin nesnel bir incelemesiyle birlikte yaralanmaya ilişkin bir rapor düzenlenmiştir. Yapılan otopsi ile yaraların nasıl oluştuğuna dair ve de ölüm nedenine ilişkin klinik sonuçlarının objektif bir şekilde değerlendirildiği bir rapor hazırlanmıştır.
104.Bununla beraber, yetkililer, olaylardan hemen sonra çok sayıda kişinin ifadesini almıştır. Hiçbir unsur, yetkililerce kilit tanıkların sorgulanmadıklarına veya ifadelerin usulüne uygun olmayan biçimde alındığına işaret etmemektedir. Mahkeme bununla birlikte, ifadeler arasında çelişkiler görmemekte ve bu ifadelerin birbirleriyle tutarlı olduğunu tespit etmektedir.
105.Dolayısıyla, savcılığın en son kabul ettiği varsayımdan başka bir varsayım üzerinde durmadığı iddia edilemez. Askeri mahkemenin, gerçeklerin gün yüzüne çıkarılması için yapılan tüm gerekli soruşturma işlemlerinin, özellikle tutarlı ifadelere dayanarak yapıldığını ve dava açılmasını haklı gösterecek yeterli unsur bulunmadığı kanaatinde olması hiç bir şekilde etkin bir soruşturma yapılmadığının kanıtı olarak değerlendirilemez.
106.Dosyada bulunan unsurlar dikkate alındığında Mahkeme, soruşturma makamlarının olayları aydınlatma isteklerinden şüphe duymaya yönelik hiçbir unsur bulunmadığı kanaatine varmaktadır. Mahkeme başka bir ifadeyle, yerel yargılama makamları tarafından soruşturmanın uygun biçimde ve ivedilikle yürütülmesi konusunda itiraz etmeye imkan verecek nitelikte herhangi bir eksikliğin bulunmadığını belirtmektedir.
107.Dolayısıyla Sözleşmenin 2. maddesi usul yönünden ihlal edilmemiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
108. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir.
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
109.Başvuranlar, maddi tazminat için 200.000 avro (EUR), manevi tazminat için ise 100.000 EUR talep etmektedirler. Başvuranlar ayrıca masraf ve giderler için 15.000 EUR istemektedirler.
110.Hükümet bu iddialara itiraz etmekte ve Mahkemeyi söz konusu talepleri reddetmeye davet emektedir.
111.Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı görememektedir. Buna karşın manevi tazminat kapsamında başvuranlara müştereken 6.000 EUR ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
112.Masraf ve giderlerle ilgili olarak Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesi bağlamında, masrafların doğruluğu ve gerekliliğinin ispatlanması halinde makul miktarda iade edilebileceğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Nikolova/Bulgaristan (BD), No. 31195/96, § 79, AİHM 1999-II). Bununla birlikte Mahkeme, İçtüzüğün 60. maddesinin 2. fıkrasının, Sözleşmenin 41. maddesi bağlamında sunulan her türlü iddianın rakamla, ayrı ayrı olarak ve gerekli kanıtlayıcı belgelerle birlikte belirtilmesi gerektiğini öngördüğünü hatırlatmaktadır. Aksi takdirde, Mahkeme talebi tamamen ya da kısmen reddedebilmektedir (Zubani/İtalya (adil tazmin) (BD), No. 14025/88, § 23, 16 Haziran 1999). Oysa Mahkeme, masraf ve giderlerin geri ödenmesi talebini destekleyici nitelikte fatura, avukatlık ücret tarifesi, çalışma saati dekontu gibi herhangi bir belge sunulmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranlara bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanısındadır.
113.Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1.Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2.Başvuranlar mahkemeye erişim hakkından yoksun bırakıldıkları gerekçesiyle Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
3.Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsız bir mahkeme olmadığına ilişkin olarak Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının kapsamındaki şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
4.Sözleşmenin 2. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edilmediğine;
5.a)Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince, davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde başvuranlara müştereken, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat için 6.000 EUR (altı bin avro) ödemesi gerektiğine ve ödemenin yapıldığı tarihte geçerli oran esas alınarak bu miktarın davalı devletin para birimine dönüştürülerek ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, bu miktara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddedilmesine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 17 Kasım 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy