(AİHS m. 5, 34, 35, 41) (765 S. K. m. 314) (5271 S. K. m. 141, 270) (ALİ KOÇİNTAR - TÜRKİYE DAVASI) (ERGEZEN - TÜRKİYE DAVASI) (CEVİZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 62581/12)
KARAR
STRAZBURG
3 Şubat 2015
İşbu karar kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yayğın / Türkiye davasında,
Başkan
Neboja Vucinic,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 13 Ocak 2015 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından yukarıda belirtilen tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, T.C. vatandaşı olan Hikmet Yayğının (başvuran), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca 5 Temmuz 2012 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde Mahkemeye yapmış olduğu bir başvuru (No. 62581/12) yer almaktadır.
2. Başvuran, İstanbulda görev yapan Avukat İ. Akmeşe ve Faruk Yayğın tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet), kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuru, 18 Mart 2013 tarihinde, Hükümete iletilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1990 doğumlu olup, Şanlıurfada ikamet etmektedir.
5. Başvuran, 20 Mayıs 2010 tarihinde, yasadışı bir örgüt olan PKKya üye olma şüphesiyle yakalanmıştır.
6. Başvuran, 24 Mayıs 2010 tarihinde, hakim önüne çıkarılmış ve tutuklanmasına karar verilmiştir.
7. Cumhuriyet savıcısı, 31 Mayıs 2010 tarihinde, Ceza Kanununun 314. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak başvuranı suçlamıştır. Yargılama, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi önünde başlamıştır.
8. Ağır Ceza Mahkemesi, ilk duruşmasını 23 Şubat 2011 tarihinde gerçekleştirmiştir. Bu duruşmanın sonunda, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Mayıs 2012 tarihinde gerçekleşen duruşmanın sonunda, başvuranın tahliye talebini reddetmiş ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
10. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Mayıs 2012 tarihinde gerçekleşen duruşmanın sonunda verilen tutukluluk halinin devamı kararına karşı başvuranın yapmış olduğu itirazı 18 Haziran 2012 tarihinde reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet savcısının yazılı görüşüne uygun olarak dosya üzerinden karar vermiştir.
11. Başvuran, 16 Nisan 2013 tarihinde, serbest bırakılmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
12. İlgili iç hukuka ve uygulamasına dair açıklama Altınok/Türkiye kararı (No. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011) ve Koçintar/Türkiye kararında (No.77429/12, §§ 9-26, 1 Temmuz 2014) yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 3. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürerek, tutukluluk süresinden şikayet etmektedir. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
"İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin (...) makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
14. Hükümet, başvuranın Anayasa Mahkemesi önünde başvuruda bulunması gerektiğini savunmaktadır. Hükümet, Mahkemeyi, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle bu şikayeti reddetmeye davet etmektedir.
15. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen bireysel başvuru hakkının 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girdiğini tespit etmektedir. Söz konusu tarihte, başvuran halen tutuklu bulunmaktaydı. Bu nedenle, başvuranın, yaklaşık yedi aylık bir dönem boyunca - 23 Eylül 2012 tarihinden serbest bırakıldığı 16 Nisan 2013 tarihine kadar - Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma imkanı bulunmaktaydı.
16. Mahkeme, Koçintar/Türkiye davasında (yukarıda anılan karar, § 44), Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunun, başvuranın Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına ilişkin şikayetini uygun şekilde gidermeye elverişli olmadığını ve makul ölçüde başarı imkanı sunmadığını kanıtlayabilecek herhangi bir unsura sahip olmadığının sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.
17. Mahkeme, yukarıda anılan Koçintar davasında yaptığı değerlendirmeler ışığında, başvuranın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmakla yükümlü olduğu kanısındadır ancak ilgili bu türden bir girişimde bulunduğunu belirtmemektedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin itirazını kabul etmekte ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına ilişkin şikayeti reddetmektedir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, itiraz yargılaması çerçevesinde savcının görüşünün tebliğ edilmemesinden ve bu bağlamda duruşmanın yapamamasından şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasını ileri sürmektedir. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
19. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir. Hükümet, mevcut başvurunun konusu olan itirazın incelendiği sırada başvuranın son defa hakim önüne çıkarılmış olmasının sadece otuz iki gün öncesine dayandığını dikkate sunmaktadır. Bu süre, kendisine göre makul bir süredir. Hükümet, başvuranın savcının görüşünün tebliğ edilmemesinden dolayı zarara uğramadığını eklemektedir. Son olarak Hükümet, 11 Nisan 2013 tarihi itibariyle Ceza Muhakemesi Kanununun 270. maddesinde yapılan değişiklik ile Cumhuriyet savcısının görüşünün avukata ya da tutuklu kişiye tebliğ edildiğini vurgulamaktadır.
A. İtirazın İncelenmesi Sırasında Duruşmanın Yapılmaması
20. Mahkeme, tutukluluk halinin devamı kararına karşı başvuran tarafından yapılan itirazın, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 18 Haziran 2012 tarihinde dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda reddedildiğini tespit etmektedir. Oysa bu tarihin, ilgilinin hakim önüne son kez çıkarılmış olmasının yaklaşık bir ay öncesine dayanmakta olup, 16 Mayıs 2012 tarihli duruşma tarihine uzanmaktadır. Öte yandan Mahkeme, davanın koşullarında, 18 Haziran 2012 tarihli itirazın incelenmesi sırasında bir duruşmanın yapılmasının gerekmediği kanısındadır. Taraflardan herhangi birinin söz konusu itiraz yargılamasına sözlü olarak katılmamış olması nedeniyle bu durumun tek başına, silahların eşitliği ilkesine zarar vermediğini belirtmek gerekir (Altınok/Türkiye, No. 31610/08, § 55, 29 Kasım 2011).
Sonuç olarak, bu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Cumhuriyet Savcısının Görüşünün Tebliğ Edilmemesi
21. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit ederek, söz konusu şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
22. Başvurana veya avukatına Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmesinin imkansızlığı hususunda, Mahkeme, 16 Mayıs 2012 tarihli karara karşı başvuran tarafından yapılan itirazın incelenmesi sırasında Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemesi Kanununun 270. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısını yazılı görüş sunmaya davet ettiğini tespit etmektedir. Savcı, tahliye talebinin reddi konusundaki yazılı görüşlerini bu mahkemeye sunmuştur. Bu görüşler, başvuran veya avukatına tebliğ edilmemiştir. Dolayısıyla ilgililer, bu görüşe cevap verme imkanı bulamamışlardır. Ağır Ceza Mahkemesi, savcının görüşü doğrultusunda karar vermiş ve başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir (yukarıda 10. paragraf).
23. Bu nedenle, Cumhuriyet savcısının görüşünün, başvurana veya avukatına tebliğ edilme ve bu görüşe cevap verme imkanının bulunmadığını değerlendirerek, Mahkeme, iç hukukta öngörülen başvuru yolunun, taraflar arasında silahların eşitliği ilkesine riayet edilmemesi nedeniyle Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının gerekliliklerini karşılamadığı kanısındadır.
24. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanununun 270. maddesinde yapılan değişikliği dikkate almaktadır. Bununla birlikte, söz konusu değişiklikten önceki bir döneme dayanan mevcut şikayetin incelenmesinde bu değişikliğin etkisi yoktur.
25. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin itirazını reddetmekte ve bu hususta Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
III. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 5. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
26. Başvuran, tazminat elde etmek için etkili herhangi bir başvuru yoluna sahip olmamasından dolayı şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.
27. Hükümet, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini dikkate sunmaktadır.
28. Mahkeme, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasında belirtilen tazminat hakkının, bu hükmün diğer fıkralarından birinin ihlalinin ulusal bir makam veya Sözleşmenin kuruluşları tarafından tespit edilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (N.C./İtalya (BD), No. 24952/94, § 49, AİHM 2002-X). Somut olayda, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varan Mahkeme, başvuranın uğradığı zarar nedeniyle tazmin talep etme imkanına sahip olup olmadığını tespit etmek gerektiğini belirtmektedir.
29. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinde, adli tedbire tabi tutulan bir kişi için belirtilen bazı sınırlayıcı durumlarda tazminat talebinde bulunma imkanının öngörüldüğünü tespit etmektedir. Oysa Mahkeme, olayların meydana geldiği sırada yürürlükte olduğu şekliyle bu hükme bakıldığında, sayılan durumlardan hiçbirinin, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası anlamında etkili bir başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle maruz kalınan zararın telafi edilmesini talep etme imkanı öngörmediğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın durumunda bulunan yargılanabilir bir kişiye, söz konusu hükme dayanarak tazminat verilmesi yönünde herhangi bir mahkeme kararı verme konusunda yetersiz kalmıştır (bk. diğer kararlar arasında Ergezen/Türkiye, No. 73359/10, § 57, 8 Nisan 2014).
30. Bu nedenle Mahkeme, Hükümet tarafından belirtilen tazminat yolunun, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrası anlamında etkili bir başvuru yolu oluşturmayacağı kanısındadır. Sonuç olarak Mahkeme, bu konuda Hükümetin itirazını reddetmekte ve Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
IV. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
31. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
32. Başvuran, maruz kalmış olduğu manevi zarar için 15 000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran, maddi tazminat talebinde bulunmamaktadır.
33. Hükümet, bir açıklama getirmemektedir.
34. Mahkeme, Sözleşmenin ihlal edildiğine ilişkin tespitinin manevi zararın tazmini için yeterli olduğu kanısındadır (bk. bu bağlamda, Ceviz/Türkiye, No. 8140/08, § 64, 17 Temmuz 2012).
B. Masraf ve Giderler
35. Ayrıca başvuran, yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 5 472 Türk lirası (Türk lirası - yaklaşık 2 000 avro) talep etmektedir.
36. Hükümet, bu iddialara ilişkin açıklama yapmamaktadır.
37. Elindeki belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, Mahkeme, tüm masraflar dahil 500 avro tutarının ödenmesini makul görmekte olup ve bu meblağın başvurana ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
38. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın hakim önüne çıkarılmamasına ve tazminat talebinde bulunmasına imkan verebilecek etkili bir başvuru yolunun bulunmamasına ilişkin şikayetlerle ilgili olarak başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğine;
4. İşbu kararın tek başına manevi zarar için yeterli adil tazmin oluşturduğuna;
5. a) Davalı Devletin, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Devletin para birimine çevrilmek ve başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere masraf ve giderler için 500 avro ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu miktara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş;
İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 3 Şubat 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy