(AİHS m. 2, 3, 5, 6, 34, 35) (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m. 7, 13, 14, 18, 19, 20, 21) (Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşma m. 12, 14, 18, 19, 21, 22, 25, 26, 27) (2709 S. K. m. 36) (765 S. K. m. 61, 147) (ÇETİN DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (CEM AZİZ ÇAKMAK V. - TÜRKİYE DAVASI) (RAMAZAN CEM GÜRDENİZ - TÜRKİYE DAVASI) (ÖCALAN - TÜRKİYE DAVASI) (MOUISEL - FRANSA DAVASI)
(Başvuru No: 6755/12)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik KJ0İbro
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla, 16 Eylül 2014 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 24 Nisan 2011 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Eski bir Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Amirali olan başvuran Hüseyin Hoşgit, T.C. vatandaşı olup, 1950 doğumludur ve İzmir'de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Kocaeli'nde görev yapan Avukat K. N. Güleşen tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşullan, dosyadan anlaşıldığı şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuranın Tutuklanması ve Hakkında Açılan Ceza Davası
3. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2010 yılında, tümü Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay ve memurlardan oluşan, Balyoz (Fransızcası "la masse" veya İngilizcesi "sledgehammer") olarak adlandırılan bir suç örgütünün birçok sözde üyesine karşı ceza soruşturması başlatmıştır. Savcılık, söz konusu üyeleri, 2002 ve 2003 yıllarında seçilmiş hükümeti zorla devirmeyi amaçlayan askeri bir darbe planına katılmakla suçlamıştır ki bu eylem, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan Eski Ceza Kanununun 147. maddesi tarafından öngörülen bir suçtur (Balyoz Davasının detayları ve bu davaya ilişkin eylem planları için bk. Doğan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28484/10, 10 Nisan 2012 ve Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, 19 Şubat 2013).
4. Başvuran, 27 Mayıs 2010 tarihinde gözaltına alınmıştır. Balyoz operasyonları çerçevesinde İzmir Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınan başvuran, aynı gün serbest bırakılmıştır.
5. İstanbul Savcılığı, 6 Temmuz 2010 tarihli iddianameyle, Eski Ceza Kanunu'nun (Bakanlar Kurulunu zorla devirme teşebbüsünü önleyen) 61. maddesiyle birlikte aynı kanunun 147. maddesine dayanarak, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi önünde birçok kişi hakkında ceza davası açmıştır.
6. Gölcük Donanma Komutanlığında, 6 Aralık 2010 tarihinde bir arama gerçekleştirilmiştir. Söz konusu arama, Balyoz operasyonlarıyla ilgili birçok ek belge ele geçirilmesine imkan vermiştir.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Şubat 2011 tarihli duruşmada, 6 Aralık 2010 tarihli arama sırasında ele geçirilen belgelerin içerdiği ek bilgileri dikkate alarak ve ilgilinin suçlu olduğuna dair şüpheleri güçlendirerek, savcının talebi üzerine başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
8. Başvuran, serbest bırakılmak için birçok defa Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvuruda bulunmuştur. Başvuran, esasen kendisi aleyhinde ileri sürülen suçlamaları destekleyen dijital belgelerin, birçok ordu mensubunu suçlamak ve ihraç etmek amacıyla, aslında bütün belgelerden uydurulmuş veya sahte olduklarını ileri sürmüştür. Başvuran, suç ortaklarıyla birlikte, iddianameye dayanak olarak savcılık tarafından sunulan delil unsurlarının geçerli olmadığını göstermek amacıyla, Ağır Ceza Mahkemesi'ne karşı-bilirkişi raporları sunmuştur.
9. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, savcı görüşünü dikkate alarak ve delillerin durumuna, başvurana atılı suçların niteliğine ve hakkındaki kuvvetli şüphelere dayanarak yapılan başvurulan reddetmiştir.
10. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2012 tarihinde, Balyoz Davası ile ilgili kararını vermiş ve Eski Ceza Kanununun 61. maddesi ile birlikte 147. maddesi gereğince, diğer sanıklar arasında başvuranı, on sekiz yıl ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırmıştır.
11. Yargıtay, 9 Ekim 2013 tarihli kararıyla İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
2. Anayasa Mahkemesi'ne Sunulan Başvuru
12. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
13. Anayasa Mahkemesi, 18 Haziran 2014 tarihli kararıyla, başvuranın ve suç ortaklarının tutukluluk halinin, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet kararıyla birlikte 21 Eylül 2012 tarihinde, yani bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girdiği tarihten önce sona erdiği kanısına varmıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, kendisinin zaman yönünden (ratione temporis) yetkisiz olduğu gerekçesiyle tutukluluk süresine ilişkin şikayeti reddetmiştir. Buna karşılık olarak, Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 36. maddesi tarafından öngörülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda, öncelikle savunma tarafından sunulan karşı-bilirkişi raporlarının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığının ve bu hususta gerekçe gösterilmediğinin altını çizmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, söz konusu davanın anahtar ismi olan iki kişinin, H.Ö. ve A.Y.nin, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tanık olarak dinlenmiş olması gerektiğini tespit etmiştir.
14. Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin kararına dayanarak, 19 Haziran 2014 tarihinde başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. Ayrıca Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, ilgili aleyhinde açılan ceza davasının yenilenmesine, bu yargılamaya ilişkin ilk duruşmanın 3 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirilmesine karar vermiştir.
3. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu'na Yapılan Başvuru
15. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutuklamalar Grubu ("Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu"), 1 Mayıs 2013 tarihinde, Balyoz Davası kapsamında tutuklanan - başvuranın da aralarında bulunduğu - 250 kişi hakkında 6/2013 sayılı kararını vermiştir. Söz konusu kararda özellikle aşağıdaki hususlar belirtilmektedir:
"2- Çalışma Grubu, keyfi olarak özgürlüklerden yoksun bırakmanın aşağıda bahsedilen durumlarda keyfi olduğunu düşünmektedir.
(a) Keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakmak için herhangi bir yasal dayanağın olmadığı aleni ise ( 1. Kategori)
(b) Özgürlükten yoksun bırakma İnsan Haklar Evrensel Bildirgesi'nin 7., 13., 14., 18., 19., 20. ve 21. maddeleri ve taraf devletler bağlamında Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 12., 18., 19., 21., 22., 25., 26. ve 27. maddeleri ile güvence altına alınan hakların ve özgürlerin kullanılması sonucunda ortaya çıkmışsa (2. Kategori)
(c) Söz konusu devletler tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde ve diğer ilgili uluslararası belgelerde ortaya konan adil yargılama hakkına ilişkin uluslararası normların tamamen veya kısmen ihlal edilmesi durumunun özgürlükten yoksun bırakmaya keyfilik kazandıracak kadar ağır olması halinde ( 3. Kategori)
(d) İltica hakkı talep edenler, göçmenler veya mülteciler idari ve yargısal bir değerlendirme yapma veya çözüm yolu bulma ihtimali yok iken uzun süreli idari gözaltı uygulamasına maruz bırakıldıklarında (4. Kategori)
(e) Özgürlükten yoksun bırakma, doğuştan gelen özellikler, milliyet, etnik ve sosyal köken, dil, din, ekonomik durum, siyasi veya diğer görüşler, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik hali veya diğer özel durumlardan ötürü ayrımcılık yapılması nedeni ile uluslararası hukuku ihlal ediyor ise (5. Kategori) (...)
72- Belgeleri inceleyen ve değerlendiren Çalışma Grubu, 250 kişi ile ilgili tek bir görüş oluşturacaktır. Zira bu kişilere isnat edilen suç, hükümeti devirmek amacıyla yapılacağı iddia edilen Balyoz darbesine dahil olmalıdır. Kaynağın iddiaları da bu bireylerin bir grup olduğu yönündedir.
73- Hükümet, kaynağın ortaya attığı yargı sürecinde usul ihlalleri olduğu da ilişkin iddia da dahil birtakım iddialara cevap vermemiştir. Hükümet kendisine kaynak tarafından yapıldığı belirtilen bu ihlallerin kabul etme veya bu iddiaları çürütme yahut bunlara itiraz etme fırsatını değerlendirmemiştir. Hükümetten gelen bilgiler yukarıda atıfta bulunulanlar ile sınırlı olduğundan, Çalışma Grubu, kaynağın sunduğu bilgiler temelinde dava ile ilgili görüş oluşturacaktır. Çalışma Grubu, yeniden gözden geçirilmiş çalışma yöntemleri uyarınca, dava ile ilgili kendisine sunulan bilgiler temelinde görüş oluşturabilecek pozisyondadır.
74- Kaynak, hükümetin sanıkların fazla gecikmeden yargılanma haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, Çalışma Grubu, adil yargılama hakkı, adaletin gecikmeden tecelli etmesini ifade ederken, makul sürenin ne kadar olduğunu her bir davadaki koşullar ve davanın karmaşıklığı ile sanığın devam eden tutukluluk haline periyodik olarak itiraz etme hakkının uygulanabilirliğine göre değiştiğine işaret etmektedir. Çalışma Grubu kararlarını dava bazında verir. Hükümet, sanıklara, tutulmalarının (tutuklanmalarının) yasaya uygunluğu ile ilgili itirazda bulunabilmeleri için ve kefaleten serbest bırakılma hususunda etkin bir yol sağlandığını göstermemiştir. Hükümet, mahkemelerin, sanıkların tutukluluk hallerin devamını gerekçelendiren yasal ve fiili dayanakları ortaya koyan kararlar ile sanıkları kefaleten serbest bırakmak yerine tutukluluk hallerinin devamına hükmeden kararların orantılılığını gözden geçiren periyodik değerlendirme yazılarını göstermemiştir. Çalışma Grubu, bunun, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. maddesinin 3. fıkrası ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 9. maddesinin ihlal edildiği sonucunun çıkarılması için yeterli dayanak sağladığı görüşündedir.
75- Kaynak, yargılama sırasında sanıkların adil yargılama haklarının defalarca ve ciddi bir biçimde ihlal edildiğini iddia etmektedir. Çalışma Grubu kaynak tarafından sunulan tüm belgeleri ve hükümetten gelen yanıtı incelemiştir. Hükümet verdiği yanıtta, kaynağın, Türk hukukunda davanın delillerin doğruluğunun değerlendirildiği ilk aşamasında, usule aykırılıklar yaşandığına ilişkin iddialarını tartışmamış veya mahkemenin, savunma makamınca sunulan, dijital verilerin doğruluğunu çürüten 3 bilirkişi raporunu değerlendirmeye almayı reddettiği iddiasına karşı çıkmamıştır. Ayrıca, Hükümet, verdiği yanıtta, mahkemenin, savunmanın iki kilit tanığı dinletme taleplerini reddetmesi hususuna da karşı çıkmamıştır ki bu tanıklardan yapılacağı iddia edilen darbeyi engellediğini iddia etmektedir.
76- Hükümet, sanıkların soruşturma dosyasındaki gizli belgelere (materyallere) erişiminin kısıtlanmasının uluslararası insan Hakları belgeleri uyarınca meşru olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Çalışma Grubu, böylesi kısıtlamaların, eğer erişimi kısıtlanan belgeler daha sonra yargılamada sanığın aleyhine kullanılmıyor ise ve bunlar aleyhe bir nitelik taşımıyor ise, kısıtlanmasının meşru olduğuna işaret etmektedir. Ancak bu davada Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 14. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendini ihlal eder şekilde, milli güvenlik gerekçe gösterilerek, sanığın, iddia makamı tarafından kullanılan birinci derece delillere ve aleyhe olması mümkün delillere erişmeleri engellenmiştir.
77- Hükümet, mahkeme salonuna yerleştirilen mikrofonlar sayesinde hükümeti duruşma sırasında avukat- müvekkil arasındaki gizli konuşmaları dinlediğini reddetmemiştir. Bu yolla, 14. maddenin 3. fıkrasının (b) bendini ihlal edilmiş, sanıklar, mahkeme salonunda duruşma sırasında müdafileri ile özel olarak konuşma haklarından yoksun bırakılmışlardır.
78- Çalışma Grubu, dava ile ilgili belirtilen durumlar ışığında, yukarıda ifade edilen yargılama sırasındaki kanuni usule ilişkin ihlallerin Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. maddesi ve 14. maddesinin 3. fıkrası ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 9., 10. ve 11. maddelerini ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Bu nedenle, 250 dilekçe sahibinin özgürlüklerinden yoksun bırakılması, Çalışma Grubu'nun kendisine iletilen davaları değerlendirirken atıfta bulunduğu kategorilerden 3. Kategori'nin kapsamına girmektedir.
Görüş ve Tavsiyeler
79- Yukarıdakiler ışığında, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu aşağıdaki görüşe varmıştır;
Balyoz davasında tutuklu yargılanan 250 sanığın özgürlüklerinden yoksun bırakılması keyfidir ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. ve 14. maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 9., 10. ve 11. maddelerini ihlal etmektedir. Söz konusu özgürlüklerden yoksun bırakma durumu, Çalışma Grubu'nun kendisine iletilen davaları değerlendirirken atıfta bulunduğu kategorilerden 3. Kategori'nin kapsamına girmektedir. 80- Çalışma Grubu oluşturduğu görüş neticesinde, Türkiye Hükümeti'nden bu 250 kişinin durumunun Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi uyarınca düzeltilmesini talep etmektedir. Çalışma Grubu, dava ile ilgili tüm durumlar dikkate alındığında, yeterli bir durum düzeltmesinin Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 9. maddesinin 5. fıkrası uyarınca icrası zorunlu tazminat hakkı vermekle olacağı kanaatindedir.
(
) "
3. Başvuranın Sağlık Durumu
16. Başvuran, diyabet hastası olduğunu ve ne olduğunu açıklamadığı dermatolojik bir hastalığı bulunduğunu belirtmektedir. Ancak başvuran, bu bağlamda herhangi bir belge sunmamıştır.
B. İlgili İç Hukuk ve Uluslararası Hukuk
17. İlgili iç hukuk ve uluslararası hukuk, Gürdeniz/Türkiye Kararında açıklanmaktadır ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59715/10, §§ 15-28, 18 Mart 2014).
ŞİKAYETLER
18. Başvuran, Sözleşme'nin 5. maddesini ileri sürerek, kendisine göre cezai bir suç işlediğine dair suçlanması için makul nedenler bulunmaksızın Sözleşme'ye ve yerel mevzuata aykırı olarak yakalanarak tutuklanmasından şikayet etmektedir. Başvuran, savcılık tarafından suçlamalara dayanak göstermek için sunulan delil unsurlarının, geçerli olmadığını savunmaktadır: başvurana göre, savunma makamı tarafından Ağır Ceza Mahkemesine sunulan karşı-bilirkişi raporları, söz konusu delil unsurlarının tahrif edildiğini açığa çıkarmaktadır. Başvuran, bu hileli tahrifatın, Cumhuriyet ilkelerine sadık ordu mensuplarının ordudan ihraç edilmesi için, aynı suç ortakları gibi kendisini de suçlama amacı güttüğünü belirtmektedir.
19. Başvuran, yine Sözleşme'nin 5. maddesi açısından, tutukluluk süresini ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, yerel mahkemeler tarafından verilen tutukluluk halinin devamı kararını haklı gösteren gerekçelerin yetersizliğinden şikayet etmektedir.
20. Başvuran, aynı madde alanında, adli makamları, silahların eşitliği ilkesine riayet etmeyerek tahliye taleplerini reddetmekle suçlamaktadır.
21. Başvuran, Sözleşme'nin 2. maddesini ileri sürerek, sağlık durumunun, düzenli olarak tıbbi kontrol altında tutulması ve bazen acil tıbbi müdahalede bulunulması gerektiği sebebiyle, cezaevi koşullarına elverişli olmadığını iddia etmektedir.
22. Başvuran, Sözleşme'nin 5. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürerek, yakalandıktan sonra veya savcılıkta ifadesinin alındığı sırada yakalanma sebepleri hakkında bilgilendirilmediğini savunmaktadır.
23. Başvuran, Sözleşme'nin 6. maddesini ileri sürerek, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılanma hakkını kullanamadığını iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, mahkemeyi, savunma haklarına riayet etmeksizin davayı yürütmekle suçlamaktadır. Başvuran diğer taraftan, aleyhinde sunulan delil unsurlarına erişim sağlayamamış ve savunmasını hazırlaması için gerekli olan kolaylıklardan faydalanamamış olması sebebiyle, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 5. Maddesinin 1., 3. ve 4. Fıkralarının İhlal Edildiği İddiası Hakkında
24. Başvuran, yakalandığı ve tutuklandığı sırada, ceza gerektiren bir suç işlediği gerekçesiyle suçlanması için makul nedenler olduğuna dair hiçbir delil unsurunun bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, kendisine göre hakkaniyete uygun olmayan bir ceza davası çerçevesinde tutuklu bulundurulmasının, özgürlük ve güvenlik haklarına ihlal teşkil ettiğini eklemektedir. Başvuran ayrıca, tutukluluk süresinden ve yerel mahkemelerin ileri sürdüğü, tutuklu bulundurulmasını haklı gösteren gerekçelerin yetersizliğinden şikayetçidir. Başvuran son olarak, tutukluluk haline itiraz edebileceği etkin bir başvuru yolu bulunmadığından da şikayet etmektedir.
Mahkeme, davanın olay olgularının hukuki değerlendirmesinde yetkili bir merci olması dolayısıyla (Glor/İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009), bu şikayetlerin Sözleşme'nin 5. maddesinin 1 3 ve 4. fıkraları açısından incelenmeleri gerektiği kanısındadır.
25. Bu bağlamda, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendine ilişkin içtihat tarafından geliştirilen kriterleri hatırlatmak gerekmektedir. Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
"2. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvuruları aşağıda sayılı hallerde ele almaz:
(...)
b) Başvuru, Mahkemece daha önce incelenmiş ya da uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine daha önceden sunulmuş bir başka başvuruyla esasen aynı olup yeni olgular içermiyorsa."
26. Bu hükümden, aynı davaya ilişkin uluslararası yargılamaların artmasını engellemeyi amaçlayan Sözleşmenin, uluslararası bir mahkemenin daha önceden inceleme konusu olmuş bir başvuruyu Mahkemenin yeniden ele alabileceğini göz ardı ettiği anlaşılmaktadır. (Celniku/Yunanistan, No. 21449/04, § 39, 5 Temmuz 2007). Söz konusu kural, Mahkemenin davayı incelediği tarihte, esas hakkında önceden verilmiş bir kararın bulunduğu dikkate alınarak, başvuruların sunuldukları tarihlerden bağımsız olarak uygulanmaktadır.
27. Bu bağlamda Sözleşme organlarının verdiği kararlar, bir başvurunun daha önceden başka bir uluslararası mahkeme önüne sunulmuş olmasının, Mahkemenin yetkisini bertaraf etmek için kendi içerisinde yeterli bir sebep olmadığını ve denetim organının niteliği, bu organ tarafından izlenen yöntem ve verdiği kararların sonucu, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi bakımından olması gerektiği gibiyse, Mahkemenin yetkisinin bertaraf edildiğini göstermiştir (Loukanov/Bulgaristan, No. 21915/93, 12 Ocak 1995 tarihli Komisyon Kararı, Karar ve Raporlar (KR) 80-B, s. 108 ve Varnava ve diğerleri/Türkiye, No. 16064-16066/90 ve 16068-16073/90, 14 Nisan 1998 tarihli Komisyon Kararı, KR 93-B, s. 5, Jelicic/Bosna Hersek (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 41183/02, 15 Kasım 2005 ve Karoussiotis/Portekiz, No. 23205/08, § 62, AİHM 2011 (karar özetleri)).
28. Mahkeme, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu önünde yürütülen yargılamayı kendisinin daha önce de incelediğini ve bu Çalışma Grubunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi anlamında, "uluslararası bir soruşturma ve çözüm makamı" olduğunu hatırlatmaktadır (Peraldi/Fransa ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 2096/05, 7 Nisan 2009 ve Savda/Türkiye, No. 42730/05, § 68, 12 Haziran 2012).
29. Dolayısıyla somut olayda, Mahkemenin, başvuranların Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetlerinin, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubuna sunulan şikayetlerle "esasen aynı" olup olmadığını belirlemesi gerekmektedir.
30. Mahkeme, daha önce vermiş olduğu Gürdeniz/Türkiye Kararında ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59715/10, §§ 15-28, 18 Mart2014), söz konusu davada Çalışma Grubunun, başvuranların da aralarında bulunduğu Balyoz Davasından tutuklu bulundurulan 250 sanığın özgürlükten yoksun bırakılmasının, keyfi olduğuna ve bu durumun, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 9. ve 14. maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 9, 10 ve 11. maddelerine aykırı olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun, başvuranların davasını, bu sonuca ulaşmak için hakkaniyete uygun yargılanma hakkının genel bir inceleme kapsamında değerlendirdiği kanısındadır. Dolayısıyla Çalışma Grubuna yapılan başvuru, başvuranların Mahkemeye de sunduğu, Sözleşmenin 5. maddesine ilişkin şikayetleri kapsamaktadır. Bu sebeple Mahkeme, somut olayın koşullarını dikkate alarak, olguların, tarafların ve şikayetlerin benzer oldukları kanaatindedir.
31. Mahkeme, somut olayda bu içtihadı göz ardı etmek için herhangi bir sebep görmemektedir.
32. Dolayısıyla, Mahkemeye sunulan Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetler, yukarıda belirtilen, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun sunduğu görüşün kaynağında yer alan şikayetlerle esasen aynıdır ve Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca, bu şikayetlerin kabul edilemez olduklarına karar verilmesi uygundur.
B. Sözleşme'nin 3. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
33. Başvuran, Sözleşme'nin 2. maddesini ileri sürerek, sağlık durumunun cezaevi koşullarına elverişsiz olduğunu iddia etmektedir.
Mahkeme, bu şikayetin Sözleşme'nin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.
34. Mahkeme öncelikle, bir muamelenin Sözleşme'nin 3. maddesinin alanına girebilmesi için, asgari vahamet düzeyine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari düzeyin değerlendirilmesi; dava verilerinin tümüne, özellikle muamelenin içeriğinin niteliğine, meydana gelme şekillerine, süresine, fiziki ve zihinsel etkilerine ve bazı durumlarda, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi dava koşullarına bağlıdır (diğerleri arasında bk., Assenov ve diğerleri/Bulgarie, 28 Ekim 1998, § 94, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-VIII ve Öcalan/Türkiye (BD), No. 46221/99, § 180, AİHM 2005-IV).
35. Mahkeme daha sonra, özgürlüğünden mahrum bırakılan kişilerle ilgili olarak, Sözleşme'nin 3. maddesinin, genel olarak, sağlık durumu sebebiyle veya özel nitelikte tıbbi bir tedavi uygulanabilmesi için devlet hastanesine yatırma gerekçesiyle bir tutukluyu serbest bırakma yükümlülüğü getiren bir madde olarak yorumlanamayacağını hatırlatmaktadır (Kudla/Polonya (BD), No. 30210/96, § 93, AİHM 2000-XI, ve Kalachnikov/Rusya, No. 47095/99, § 95, AİHM 2002-VI). Bununla birlikte, Sözleşme'nin 3. maddesi, Devlete, tüm tutukluların insan onuruna saygı duyulan, tedbirin uygulanma şekillerinin ilgiliyi, tutukluluğa bağlı acının kaçınılmaz seviyesini aşan bir sıkıntıya veya şiddete sevk etmeyen koşullarda ve tutukluluğun uygulanma gereklilikleri bakımından tutuklunun sağlığının, fiziki bütünlüğünün ve refahının, özellikle de gerekli tıbbi müdahaleleri yerine getirerek uygun bir şekilde sağlanarak tutuklu bulundurma yükümlülüğü getirmektedir (daha önce anılan Kudla, § 94, Mouisel/France, No. 67263/01, § 40, AİHM 2002-IX, Matencio/Fransa, No. 58749/00, § 78, 15 Ocak 2004 ve Kızıklar/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 21838/02, 10 Temmuz 2007).
36. Mahkeme son olarak, tutukluluk halinin bir süre daha uzatılmasına karar verilen, yaşı ilerlemiş, üstelik hasta bir kişinin, Sözleşme'nin 3. maddesinin koruma alanına girebileceğini hatırlatmaktadır (Papon/Fransa (No. 1) (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 64666/01, AİHM 2001-VI).
37. Mahkeme, somut olayda, başvuranın diyabet hastası olduğunu ve dermatolojik bir rahatsızlığı bulunduğunu kanıtlamadan ileri sürmekle yetindiğini gözlemlemektedir. Başvuran, cezaevinde kaldığı süre boyunca yaşadığı koşullara ilişkin özel bir şikayet ileri sürmemektedir. Başvuran, özellikle bu bağlamda, idareye atfedilebilir bir ivedilik eksikliğinden şikayetçi değildir. Daha dayanaklı şikayet ve bilgilerin bulunmaması sebebiyle, davanın bu yönü daha derin bir inceleme gerektirmemektedir.
38. Sonuç olarak Mahkeme, yukarıda belirtilen tespitlerin ışığında, yerel makamların, başvuranın sağlığını koruma yükümlülüklerini yerine getirdikleri ve başvuranın, tutuklu bulundurulduğu sırada uygun bir tıbbi müdahaleden mahrum kalmadığı, dolayısıyla Sözleşme'nin 3. maddesinin uygulama alanına girmek için yeterli derecede bir vahamete maruz kalmadığı kanaatine varmaktadır (Gelfmann/Fransa, No. 25875/03, § 59, 14 Aralık 2004, daha önce anılan Matencio, § 89, Prencipe/Monako, No. 43376/06, § 108, 16 Temmuz 2009 ve Sigla/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 2122/06, 27 Mayıs 2008).
39. Dolayısıyla mevcut şikayet, açıkça dayanaktan yoksundur ve dolayısıyla bu şikayetin, Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
C. Sözleşme'nin 5. Maddesinin 2. Fıkrasının İhlal edildiği İddiası Hakkında
40. Başvuran ayrıca, Sözleşme'nin 5. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürerek, tutuklanma sebeplerinin kendisine bildirilmediğinden şikayet etmektedir.
41. Mahkeme, Sözleşme'nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık sürenin, ilke olarak davanın tamamlandığı gün işlemeye başlaması sebebiyle, dava açma amacıyla ileri sürülecek şikayet için iç hukuk yollarının bulunmadığını hatırlatmaktadır.
42. Mahkeme, somut olayda, tutuklanma sebepleri hakkında başvuranın bilgi sahibi olmamasıyla ilgili olarak, ilgilinin gözaltına alındığı sürenin, serbest bırakıldığı 27 Mayıs 2010 tarihinde sonlandığını dikkate almaktadır. Dolayısıyla altı aylık süre bu tarihte başlamıştır. Bu sebeple, Sözleşme'nin 5. maddesinin 2. fıkrasına ilişkin şikayet gecikmeli olarak sunulmuş olup, Sözleşme'nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
D. Sözleşmenin 6. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
43. Diğer taraftan başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin de birçok bağlamda ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran öncelikle, hakimlerin bağımsız ve tarafsız olduklarını ispatlamadıklarından, savunmasını hazırlaması için gerekli olan zamanın ve kolaylıkların kendisine verilmediğinden ve lehinde delil unsuru sunma olanağından mahrum edildiğinden şikayet etmektedir.
44. Mahkeme, başvurana karşı açılan ceza davasının, Anayasa Mahkemesi ve Anadolu Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararların ardından, ilk derece mahkemesi önünde yeniden derdest olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, başvuran hakkında verilmiş nihai bir mahkûmiyet kararı bulunmadığından, başvurana karşı açılan davayı tamamıyla inceleyecek durumda değildir.
45. Dolayısıyla, başvuran, yerel mahkemeler önünde sürdürülen davanın güncel durumunda Sözleşmenin 6. maddesinin hükümlerinin ihlal edildiğinden şikayetçi olamaz. Bununla birlikte, şayet başvuran, kendisine karşı açılan ceza davası sonucunda halen iddia ettiği ihlallerden mağdur olduğu kanısındaysa, Mahkemeye yeniden başvurması mümkündür. Zira başvurunun bu kısmı, olması gerekenden erken sunulmuştur (diğerleri arasında bk., Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, § 70, 19 Şubat 2013).
46. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının da, Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oyçokluğuyla,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy